Canım C.ciğim "Yaşamın Tortusu" adlı blogunda "Aralık Alfabesi" başlıklı şahane bir yazı yazmış. Çok imrendim ama ben her aya özel, böyle bir şey yapamam tabii. Fakat kendimle ilgili bir "Şule alfabesi" yapabilim diye düşündüm. Ve okumam gereken bir makale dururken, tuttum bu alfabeyi yazdım :)
A harfi ile
başlıyor zarif eşimin adı, daha ne olsun 😊 “herkesin bir mucizesi vardır,
benimki de o" cümlesine hayatımda en çok yakışan kişi kendisi. Onunla
gezmek, film izlemek, mutfakta yemek yapmak, uzun yürüyüşlere çıkmak,
uzaktayken (ki genelde uzaktayız birbirimizden) yazışmak en sevdiklerimin
başında gelenler…
“Ba”...Birhan
Keskin’in en sevdiğim şiir kitaplarından birinin adı. İlk sayfasındaki: “dilimde
yarım bir hece gibi kalan babamın güzel hatırası için” cümlesi ise hep kalbimde...
Ceviz önemli! Her
gün hem oğluş hem de kendim için 2 tane temizliyorum. Evimizde yatılı kalan
misafirler de bu hizmetten nasiplerini alıyorlar elbet 😊
Çikolata şu hayattaki
en vazgeçemediğim tutkularımdan biri. Eğer beni elimde bir çikolata kavanozu
ile görürseniz, koşup gelin sarılın lütfen! Belli ki yine hayatla mücadelede
zorlandığım için o kavanoza sarılmışım demektir :P
Dedem, beni ben
yapan, hayata bakış açımı şekillendiren en önemli insanlardan biridir. Roberto
Benigni'nin "Hayat Güzeldir"ini seyrederken "aaa işte
dedem" dedirten, çocukluğumun en müthiş rengi...Nurlarda yatsın...
“Elim kalem de tutar,
kadeh de” son aylarda en severek dinlediğim podcast serilerinden biri. Deniz
Yüce Başarır sunuyor. En son Aylin Balboa’yı dinledim mesela, çok iyiydi gerçekten, öneririm.
Frezya,
çiçeklerin en güzeli değil mi sizce de? Zarif eşimle evlenirken üzerimde
gelinlik yoktu belki ama elimde frezya vardı tabii ki 😊
Gülpembe ne güzel
bir Barış Manço şarkısıdır. Bana hep anneannemi anımsatır. Onu şurada uzun uzun
anlattığımdan başkaca bir şey yazmayacağım. Nurlarda yatsın canım benim.
Hayat bu ara
zorluyor beni. Ama geçecek bu günler de, biliyorum. “En güzel günlerimiz henüz
yaşamadıklarımız” dizesine inanıyorum hep. Malum, umutsuz yaşanmıyor...
Ilgın ağaçlarının serinliği altında oturup deniz kokusunu içime çekmek istiyorum arada. Ama işte,
hayaller Bodrum, hayatlar Marmaray’la Erenköy-Küçükçekmece hattı :P
İstanbul’la enteresan bir ilişkim var benim. Nefret ve aşk üzerine kurulu. Trafiği ve
kalabalıklığı ile beni çok bunaltıyor evet, ama onca yıldan sonra hâlâ beni
kendine hayran bırakmayı da biliyor 😊
Jehan Barbur’dan
gelsin o halde “Selvi boylum al yazmalım” 😊 Kitabı/filmi
hepimize “Sevgi neydi? Sevgi emekti” cümlesini belletmedi mi daha küçücükken biz?
Küçükçekmece
gölünün manzarası, okul yolumu çekilir kılan şeylerin en başında geliyor. Özellikle
gece vardiyasına gider gibi hissettiğim koyu karanlık kış sabahlarında ne kadar
iyi geliyor Mimar Sinan’ın eseri olan o köprü ve ışıltısı...
Leyla ile Mecnun’u
arada açıp rastgele bir bölümünü izlemeyi seviyorum hâlâ. Ve evet, hâlâ en
güldüğüm bölümlerinden biri Behzat Ç ile ortak olan bölüm sanırım 😊
Mücevher, Cem Adrian'ın son albümü, döne döne dinlediklerimden. En sevdiğim şarkı konusunda kararsızım
ama sanırım ilk üçe: Ceylan Ertem yorumuyla “Sen yağmurları sevdiğinde”; Aylin
Aslım yorumuyla “Sen hep böyle kal” ve Eda Baba yorumuyla “O kirpik hâlâ bende sevgilim”i koyarım.
Nazım, benim için
sadece Türk dilini çok iyi kullanan ve hayran olduğum bir şair değil, ondan çok daha ötesidir: aşktır, umuttur, direnmektir, iyiliktir, zor
zamanların, güzel zamanların, acı zamanların yani aslında tüm zamanların
şairidir. İyi ki yazdığı dilde okuma şansım olmuş onu, ne mutlu bana!
Oğlum...İçine tüm
sevgimi, mutluluğumu, korkularımı ve endişelerimi koyabileceğim kadar büyük bir
kelime. Hep var olsun hayatımda canım oğlum, ayağına taş değmesin.
Öğrencilerim,
çocuklarım gibi artık. İlk başladığım, asistanlık zamanlarımda arkadaş
gibiydik. Sonraları, uzunca bir süre, kendimi ablaları gibi hissettim. Son yıllarda
ise net bir şekilde “anne”leri gibiyim. En azından ben öyle hissediyorum, onlar
ne hissediyorlar bilmiyorum tabii!
Pamuk şeker,
görünce dayanamam, yerim 😊 Tatlıya düşkün bir insan olduğumu biliyorsunuz
zaten, şaşırmamışsınızdır bu bilgi karşısında sanırım :P
Rakı haftası
nedeniyle yapay zeka yardımı ile yapılan reklam filmini çok sevdim ben. Rakı
içmeyi de severim. Hele sevdiklerim yanımdaysa, hele bol kahkahalı büyük bir masanın
etrafındaysak...
Sıklemenler şu
dönemin en sevdiğim çiçekleri. Mutfak penceremin önünü şenlendiriyorlar. Soğuğa
dirençleri, en sevdiğim özellikleri sanırım.
Şule, Farsça
biliyorsunuz. Lizbon’da katıldığım bir kongrede, yıllar önce, İranlı bir
akademisyenden ismimin anlamı ile ilişkilendirilmiş müthiş bir iltifat
almışlığım var, halâ unutamadığım. :)
Trabzon, kalbimin
kuzey kapısı...Sevgi dolu, sevdiklerine kanat olmayı bilen, koruyan, kollayan, merhametli, adaletten yana olan güzel bir adamın, babamın memleketi.
Unutma beni çiçeğini iliştirmek isterim şuracığa. “Ne sevdiklerimiz bizi unutsun, ne de biz
onları. Hiçbir zaman...”diye dileyerek...
Üniversiteye
girerken mühendis olmak istemiyordum aslında. Oğuz Atay’ın Selim’inin dediği gibi
“lisede iyi bir öğrenci olduğumdan mühendis olmaya mecburdum” : P (En azından
benim lise yıllarımda böyleydi. Şimdi ibre tıp, psikoloji ya da hukuk alanlarını gösteriyor sanırım). Mühendis
olmakla kalmayıp, öğrencilerime mühendisliği sevdirmeye çalışan biri olmam bu
hayattaki en büyük “dönüş”lerimden biridir 😊
“Var bunlar” son
haftalarda severek izlediğim dizinin adı. Oğlumla çok keyifle izlediğimiz “prens”
dizisinin ekibinin diğer işi. İzleyin, seveceksiniz siz de!
Yeni yılın
gelişine büyük anlamlar yüklemeyeyim diyorum ama olmuyor, yine içim kıpır kıpır
olmaya başladı 😊 Evde de minik minik süslemeler yaptım tabii
dayanamayarak 😊
Z raporu, günün
sonunda alınsa da, yılın sonunda da alınmalı bence! En güzel yıl kapanışını ise
bence Murathan Mungan yaptığına göre, bu maddede onun şiirine sığınmak en iyisi
sanırım:
“Kırdım mı incittin mi birilerini
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler?
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
Giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hâlâ sevebiliyor muyum insanları?”