29 Aralık Pazar, 2024

Bir yıl daha bitiyor. Zor bir yıldı, doğruya doğru..."Yıkılmadım ama ayakta da değilim" şeklinde özetleyebilirim geçen günleri sanırım :)  Geçenlerde "32-33 yaşlarım çok zorlamıştı beni, 20 yıl sonra farklı alanlarda ama yine benzer bir zorluk seviyesi ile sınanıyorum" diye düşündüm. İlkini atlatmıştım, bunu da atlatacağım, evet :) 

Yarın dönemin son dersini yapacağım. Sonrasında zarif eşim gelmiş olacak, birlikte yılbaşı sofrası hazırlıklarına girişiriz. Yeni yıla annem, ablam, oğlum, yârim ve kayınvalidem ile gireceğiz. Daha iyisi Şam'da kayısı :) 

Sonrasında yine bir dizi sağlık sorunları ile iştigal edeceğiz (bu sefer özne, kayınvalidem) ama şimdilik bu konuyu düşünmek istemiyorum. Hayatın akışı ne gösterecekse, yaşayacağız birlikte. 

Gelelim yeni yıl dileklerine:

2025 için önce sağlık diliyorum, oğlum ve tüm sevdiklerim için. Tüm yıl boyunca dostlarımız, sevdiklerimiz yanımızda olsun, vicdanlı, merhametli insanlarla çevrelensin hayatımız. Güzel kitaplar, etkileyici filmler, dilimize dolanan ezgiler eşlik etsin bize. Daha çok gezelim, daha çok "şükür" diyelim, daha çok gülelim istiyorum bir de. Tabii ki "gülmek, bir halk gülebiliyorsa gülmektir" dizesinin hakkını vererek :) 


26 Aralık 2024, Perşembe

21 yıl önce bu saatlerde onu son kez görmüştüm, son kez olduğunu bilmeden. Babamdı. Çok sevdiğim, çok güvendiğim, çok gülmeyi, çok ağlamayı, kısacası her duyguyu "çok" yaşamayı öğrendiğimdi. Göğsüne yatıp sigarayla karışık kokusunu duyumsamayı sevdiğim, taburenin üzerine çıkıp kelinden öptüğüm, bana da ablama da kız çocuğu olduğu için ne kadar mutlu olduğunu dolu dolu hissettirendi. Birlikte çizgi film izlemeyi çok sevdiğim arkadaşım, elektrikler kesildiğinde ezberinden okuduğu şiirlerle şiir tutkumun temelini atandı.  

Bu yüzden belki, yıllar önce, Haydar Ergülen'in şiir kitabını okurken karşıma çıkan dizeleri "ben yazmış olabilseydim keşke" diyecek kadar içselleştirmeme neden olan adamdı, kahramanımdı...Nurlarda yatsın...

"bu topraklar da, bu can da senin mülkünmüş madem
öyleyse biraz daha kalsın bu dünyada babam
sonra da bu şiire bakıp, bu ne çok mavi desin
çok çocuk, çok ekmek, çok rakı, çok merhamet,
isterim ki herkes babasını sevsin şu hayatta derinden
ben babamı sevdim en çok kelinden

ve bildim ki mavi ustasıymış hayatın babam"

25 Aralık 2024 / Çarşamba

Dönemin bitmesine yakın, işler çok yoğunlaştı. Son ödevler, mazeret sınavları, yazılması gereken raporlar falan...Bu yoğunluğa rağmen mutlu olmamın nedeni, yoğunluğun nedeninin içinde saklı aslında: dönem bitiyor :)

Bu ara, doktor kontrollerine gidiyorum. Genel rutin kontroller, birtakım çekimler falan. Her şey yolunda gibi, nazar değmesin. Sadece ve her zamanki gibi kolesterolüm (ilaç başlama seviyesinin çok az altında olduğu için ilaç verilmese de), oldukça yüksek seyrediyor! Bana düzenli olarak "kilo verin" diyen doktoruma, "5600gr doğmuşum doktorcuğum. Zayıflık konusunda fazla beklentiye girmesek mi acaba" dedim. Adamcağızın gözleri pörtledi sanırım :) 

Şu fotoğraftaki de MR çekimi için sıra beklerken bana sırnaşan güzellik :)

Bugün okul dönüşü ise kendime şu güzelim nergisleri aldım. Bilgisayar başındayken mis gibi kokuları burnuma geliyor. Başlı başına mutluluk nedeni :)

Nergislerimi almış, Marmaray durağından eve yürürken, lise arkadaşım canım E.ciğim, "ben buralardayım" diye yazdı whatsapp'tan. Kendisi başkentimizden, şehrimize gelmiş, bu fırsat kaçmazdı tabii ki. Hemencecik bir buluşma ayarladık. Kahve-çay eşliğinde uzun uzun dertleştik. Ve tabii ki fotoğraf çektirip lise grubumuzu kıskandırdık :) 2 saatlik bu buluşmaya ne çok sığdırdık, iyi geldi ikimize de.

Sonracığıma, bu hafta sevgili Leylak Dalı öğretmenimden gelen yeni yıl kartı, ve canım lise matematik öğretmenim N.hocamdan gelen Arife çantası yeni yılın güzellikler getireceğine dair inancımı yeşertti, buraya da not düşmek isterim :) 

                                        


Ankara’dan dönüş yolunda, trendeyim an itibariyle. Elimde kahvem, önümde cuma günü gelirken başlayıp yarıladığım kitabım…

Önümüzdeki hafta yoğun geçecek ama şu anda yapabileceğim hiç bir şey yok diyerek işleri düşünmemeye çalışıyorum :-) Bir nevi şu guru gibi düşünmeye çalışıyorum :-) Why worry :-)

Cuma günü A.ciğim beni gardan karşıladıktan sonra eve gelip, kahve keyfi yaptık biraz. Sonra o bölümdeki toplantısına gitti, ben de servise binip canım E. ile buluştum. 3 saat çan çan çene yaptık, dertleştik, söyleştik, gülüştük. Özlemişim arkadaşımı. Ne iyi oldu. 

Cumartesi kampüs içinde yaptığımız yarım saatlik yürüyüşü saymazsak evdeydik genelde. Yılbaşı ağacını kurup süsledik yârimle, sonra da akşam gelecek arkadaşlarımız için soframızı hazırladık. Erken yılbaşı yemeğimiz huzurlu ve eğlenceli geçti. Spotify’ın 70ler şarkıları eşliğinde şarkılardan fal tuttuk, mide fesadı geçirecek kadar çok yiyip anılara daldık. Her bir şarkı bir şeyler çağrıştırdı. Dostlarla geçirilen sakin, huzurlu ve bol kahkahalı bir geceden daha güzel az şey var bence hayatta!

Bugün de evdeydik yine. Arada çıkıp yürüdük biraz, onun dışında bol bol dizi izledik. Netflix’deki “Man on the inside”ı bitirdik. Biraz hüzünlü, çokça eğlenceliydi. Beğendik.

Yarın yine okul için sabahın köründe yollara düşeceğim. Aklımda, bu hafta hep aklımda olan soru olacak yine:  Başka başka konular etrafında dolanmak yerine özür dilemek ve gönlümü almak bu kadar mı zor? 



17 Aralık 2024; Salı

Mim'e davet etmiş canım C.ciğim, aldım kabul ettim tabii ki  ve blog listemdeki blogların orada olmalarının nedenlerini ilk aklıma gelenlerle yazıverdim :)

"Bunu ben de denemeliyim" dedirterek bu blogu açmam için bana ilham veren, güzelliklere odaklanmamı kolaylaştıran ennnn canım blog: Her Güne 3 Güzel Şey

Çevresindeki herkese ve her şeye karşı olan sevgisi, ilgisi, hayata bakış açısı ve çocuklarına olan bağlılığı ile "küçük kızkardeşim gibi" hissettiğim blog: Yaşamın Tortusu ve Günün Tortusu;

Hayatı ve kendimi en çok sorgulatan blog: Yılın Tortusu

Eski blog kardeşim, sık sık "iyi ki yıllar önce blog yazmaya başlamışım da seni tanımışım" dediğim, en canımın içi blog: Ekmekçikız

Farklı mekanlarda buluşmayı başardığım (Ankara'da, İstanbul'da, Dikili'de), eski blog zamanlarından beri çok sevdiğim, uzun zamandır sadece blog arkadaşım değil, dostum da olan canımın içi blog: Köşe 

Ennnn sevdiği kadına olan aşkına bayıldığım, film, müzik zevkini takip etmekten keyif duyduğum ve bir gün bir masada karşılıklı kadeh kaldıracağımıza inancımı yitirmediğim blog: La Paragas;

En ciddi yazılarında bile satır aralarına yerleştirdiği mizahi dokunuşlara kıkırdadığım, okumak/dinlemek için bir kitap, izlemek için film/dizi aradığımda ilk başvurduğum blog: Leylak Dalı;

En güzel müzikleri dinlediğim, hayata bakış açısını çok sevdiğim, yazarı gibi sakin, huzurlu blog: Radyo Z;

Gazete yazılarını okumaktan keyif alırken bir de blogu olduğunu keşfettiğim için mutlu olduğum Yenal Bilgici'nin blogu: Eski Usul

Ortak mekan, kişi, olay paydasında eşleştiğimi görüp şaşırdığım, enerjisine hayran kalıp, hayata bakış açısını kendiminkine  en yakın bulduğum blog: Bir

Öğretmenliklerini en çok sevdiğim bloglar: Uçun Kuşlar; Kuyruksuz Kedi

En becerikli, nazarlıklarına bayıldığım, şiir ve roman zevkimin uyuştuğu blog: Esen Aktaş;

En sevdiğim çizimlerin sahibi, merakına ve ilgi alanlarının genişliğine hayran olduğum blog: Arpi'nin seyir defteri ve İyi Geceler Küçük Joe

En güzel mektupları yazan, kendisine yazdığı mektupları ayrı, başkalarına yazdığı mektupları ayrı sevdiğim: Prensesten Mektuplar

En güzel gezen, fuarların, sergilerin haberlerini kendisinden almayı pek sevdiğim blog: Sezer Eser Perker

En ikiz eşim, paralel evrendeki diğer halim, keşke eskisi gibi yazsa dediğim: Şaşkın'ın Göçebe Günlüğü,

En neşeli, güleryüzlü, şen şakrak ama artık ne yazık ki buralara çok uğramayan: Oytunla Hayat

En küçük zarif kızkardeş ama bizi çok uzun süredir boşlamış blog: Geçmiş Bahar Mimozası

En eski blog arkadaşlarımdan, varlığı bana hep güç veren, iyiliğine kefil olabileceğim sayılı insanlardan birinin blogu: Zamansızlık yazıları 

En öğretmen, en komik, en dost, en eski zamanlardan blog: Elektra


16 Aralık 2024, Pazartesi

Neyi, nasıl anlatacağımı bilmediğim zamanlarda yaptığım gibi, yine şiire sığınıyorum izninizle. Birhan Keskin'den:

size,
nasılsın diyerek başlayan telefonlarınıza
(garip, tuhaf aslında)
beyaz bembeyaz tabiatımla
"iyiyim" diyorum.
yani aslında korkuyorum
bütün bunlar kıyamet
bütün bunlar cinnet
bütün bunlar cinayet demeye
bir daha düzeltilemeyecek sözler söylemeye korkuyorum.
telefonla birlikte ışığı da kapatıp
bol şanslar deyişiniz, şanslar deyişiniz, deyişiniz
çınlarken içimde,
bunun beni ne kadar kırdığından
hiç bahsetmedim.
size,
bu odanın alacakaranlığından,
okyanusundan, beni boğan dalgalarından,
tenimde kalan tuzundan ve
yastıklarda kuruyan gözyaşından
hiç bahsetmedim.
bahsetmediğim çok şey var daha
yaz çiçekleri, cam çiçekleri ölüyor
akşamın altını, gümüşe dönüyor
bunlar da önemli elbette
en az,
bana ihaneti öğrettiğiniz
bana kanatlarımı bıraktırdığınız kadar.

Yine mi aynı manzara demeyiniz :) 
Evet aynı göl, aynı, köprü ama dolunay ve gecenin, (daha doğrusu sabahın) karanlığındaki görüntü şahane değil mi?

15 Aralık 2024, Pazar

Dün akşam bizim "büyük aile grubu"nun fertlerinden İ.ciğimin (ki kendisi 11 yaşımdan beri arkadaşım, üniversite 1'den beri dostum, asistanlık günlerimden beri kardeşim, 2000 yılından beri de oğlumun dayısıdır :P) sevgili S.ile evlenmesini kutlamak ve geleneksel yılbaşı kutlamamızı gerçekleştirmek için S.&İ.'in evindeki davetteydik.

Masa şahane, her şey çok özenli ve S.cığımın elinin değdiğini belli edecek derecede zarifti.

Hediyelerimizi verdik, bol bol yedik, bol bol içtik, çok güldük, çok söyleştik. 

Gecenin sonunda da S.'nın hepimiz için hazırladığı yılbaşı hediye paketlerimizi alıp ayrıldık. Hayat dostlarla güzel. Buna bir kez daha inandım. 

(Büyük aile de kimdir derseniz, eski blogumda onlarla ilgili yazdığım daha uzun yazının bir kısmını buraya kopyalamak isterim:

Önce 3 kişiydik: İ. ve ben, F.'un çömez asistanlarıydık. Çok şanslıydık çünkü bir insan aynı zamanda nasıl bu kadar iyi bir öğretim üyesi, bir danışman ve bir dost olur, ondan öğrendik. Bizi diğer herkese karşı sonuna kadar korur, kollardı. Ama aynı zamanda sadece biz bizeyken en acımasız eleştirileri yapmaktan çekinmez; herkesin önünde, sınavlarda en zor soruları o sorardı. "Neden bu kadar zorladınız?" dediğimizde "Ben size bu kadar güvenmesem sizinle işim ne" diye cevap verirdi. Sonra büyüdük. Ekibe yeni "çömez"ler katıldı: önce E. ve Ö., sonra Ö., en son da B.'yla P. 

Gece yarılarına kadar çalıştığımız zamanlar oldu. Ama hep bir mutluluk ve neşe vardı ortamda. Keyif aldık birlikte çalışmaktan, gülme krizlerine girdik. Makale yazarken dedikodu yaptık. Kongre hazırlıkları yaparken çok bunalıp Ağva'ya kaçtık. Gece yarıları okula pizzalar ısmarladık. Düğünleri, kongreleri fırsat bilip birlikte tatillere çıktık. İyi bir akademik grup olmanın yanı sıra ve ondan daha önemlisi, kocaman, geniş bir aile olduk. Hep çok büyük bir ailem olsun istemiştim, Tanrı bana bu şekilde yaşattı büyük aile olmanın keyfini...)

14 Aralık 2024, Cumartesi

Perşembe akşamı Fethiye'den İstanbul'a kesin dönüş yapan alt kat komşumuzu görmeden önce kedisi teşrif etti evimize. Evi dikkatlice tavaf edip çıktı daha sonra. 5 dakikalık da olsa varlığı şenlendirdi oğlumla beni :)

Dün Ankara'dan gelen yârimle tren istasyonunda buluşup birlikte Üsküdar-Beşiktaş-Teşvikiye hattını kullanarak (tren-vapur-otobüs) ağabeyimizin sergisine gittik. Çoğunun yapım aşamasını bilsek, gözlemlesek de yine de tabloların duvarda asılı hallerini görmek güzel ve gurur vericiydi :)

Bugün kahvaltı sonrası çaylarımızı içerken kapı çalındı. "Bir çiçekçi geldi az önce apartmana" dedi A.ciğim ama anlam da veremedim, kim, neden göndersin ki durduk yerde? Özel bir gün değil, kutlanacak bir şey yok...Gelen çiçek kokinalarla (bu sene almayacağım demiştim ama elime geldi resmen) minik güllerden oluşuyor. Heyecanla açtım göndericinin notunu. Ve yaşlar aktı istemsiz. Eve temizliğe yardıma gelen canım S.ciğim göndermiş. Hem de kendisi yılbaşı kutlanmasına karşı olsa da, güzel bir yeni yıl temennisiyle. S.ciğim, perşembe günleri öğle saatlerinde geliyor bize, önce karşılıklı birer fincan kahve içiyoruz birlikte, sonra da 3-4 saatte evi toparlayıp, silip gidiyor. Kahve seansımız aynı zamanda dertleşme seansı da. Ve bu hafta, kahve sonrası "Kendimi kesinlikle daha iyi hissediyorum sizle konuştuktan sonra" diyerek beni mutlu etmişti. Yetmemiş, çiçek yollamış bir de. İnsan, insanın yurdu gerçekten. Sığınağı, iyileştirici gücü... 

  




12 Aralık 2024, Perşembe

Hayat bu ara hep bir koşturmaca. Okula gittiğimde aklım evde ve annemde, annemdeyken evde ve okul işlerinde, evdeyken de annemde ve okul işlerinde kalıyor :) Üçün ikili kombinasyonu diyoruz buna matematikte, hepsini yaşatıyor hayat, sağ olsun :P Bu arada Ankara'da yaşayan yârim, tüm kombinasyonların içindeki sabit eleman, onu düşünmediğimi düşünmeniz beni üzer :)

Yine de arada kendime soluk alacak ortamlar yaratıyorum tabii. Mesela Salı akşamı E.cığımla görüntülü araştık. Oradan, buradan, çocuklardan ve eşlerden, birbirimizden uzak yaşamlar kurma salaklığımızdan bahsederek biraz ağlaşıp biraz gülüştük ama neticede daha iyi hissettik kendimizi ikimiz de.

Dün akşam için sevgili Ekmekçikız'a yaş günü hediyesi olarak çok önceden, Küçük Joe ile İDOB'den Don Giovanni operasına bilet almıştık ama son anda sağlık sorunları baş gösterince yaş günü çocuğu ne yazık ki gelemedi. Biz de "keşke S.ciğimiz de olabilseydi ve bu müthiş gösteriyi izleyebilseydi" diye hayıflanarak izledik, dinledik ve mest olduk. Sadece müziğe, oyunculuklara değil kostümlere, dekora da bayıldık ve çıkışta evlere dağılana dek, konuşup durduk "ne güzeldi" diye diye :) Orkestra şefinin, benim hayran olduğum, İbrahim Yazıcı olması ayrıca güzeldi tabii, yazmadan geçemeyeceğim :) 

Bu arada A.ciğimi beklerken Andy Warhol sergisini de gezdim tabii. Eserlerini çok anlayamadığım biridir kendisi ama ayağımıza gelen sergiyi de gezmemek olmazdı tabii :)
Canım Lennon. Her daim, kalbimdeki yeri ayrıdır. O yüzden Andy Warhol sergisinde de onun ön planda olduğu eseri çekmemem olmazdı :)

Fotoğrafa giydirdiğim şarkı için ise "ne alaka bu şimdi" demeyiniz. Yazı ile alakası şu: E.cığımla kendimizi daha iyi hissetmek için sabahları evde aynaya bakarak kahkaha atalım kararı aldıktan sonra aklıma gelen şarkı buydu. Siz de nasiplenin istedim :) 

9 Aralık 2024, Pazartesi

Yoğun geçen bir Ankara hafta sonundan sonra, daha da yoğun geçen bir iş günü akşamından merhaba :) (gün daha bitmedi gerçi, birazdan bir öğrencimin tezi ile ilgili görüşeceğim kendisi ile zoom üzerinden) 

Bu 4 güne neler sığdırdım peki?

Y.cığımın verdiği "Pala Hayriye"yi okudum, bitirdim. Su gibi aktı gitti zaten. Güzeldi.

Bizim (zarif eşimle benim yani :)) İstanbul'daki ve Ankara'daki hafta sonlarımız sosyal kelebek şeklinde geçiyor genelde. Yine öyle oldu. Arkadaşlarımızla buluştuk, söyleştik, gülüştük, dertleştik, yedik ve tabii ki içtik. A.ciğimin yaşgününü kutlamayı da ihmal etmedik mesela. Dosttan öte, BAL'lı kız kardeşlerimdendir kendisi. Nice yaşları olsun inşallah...Doğum günü tartı da muhteşemdi bu arada :) 

Yârimle "Cem Karaca"yı izledik sonra. İsmail Hacıoğlu, sesiyle, haliyle, tavrıyla, muhteşem bir Cem Karaca olmuş. Eksikleri yok mu filmin, var tabii ama ben beğendim doğrusu. Filmden sonra sürekli eskilere dönüp Cem Karaca dinler oldum tekrar tekrar. Özlemişim.

Bugünse, ders sonrası, öğrencimin tez savunması vardı, başarıyla atlattı şükür. Zarif bir şekilde  bana da teşekkür çiçeği almış A.ciğim. Üzerine de "Bilginiz, rehberliğiniz ve desteklerinizle yolumu aydınlattığınız için size sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Bu süreçteki başarımı, özverili katkılarınız olmadan gerçekleştirmek mümkün olmazdı" diye not yazmış. Sağ olsun. 

Bu 4 günün en güzel olayı ise (aslında son ayların en güzel olayı diyebilirim rahatlıkla) blogumun gizli takipçilerinden, üniversite arkadaşım, canımın içi E.cığımdan gelen whatsapp mesajıydı: "Dün akşam oturup bizim alfabemizi yaptım 🥰🥰." diye yazmış gözümün nuru dostum. O kadar güzel bir alfabe çıkmış ki elinden ikimize dair. Gözlerim dolu dolu bir şekilde, kaç kez okudum bilmiyorum. Bazı harflerde güldüm, bazılarında ağladım, bazılarını okurken ise "bunu nasıl hatırladın yahu E.'m" dedim kendi kendime. Muhteşemdi tek kelimeyle. 

"Bu E.hanım da kim" demeyin diye, eski blogumda onun için yazdığım bir paragrafı buraya kopyalıyorum :) Ve bininci kez şükrediyorum kan bağı olmayan kardeşimin varlığına. 

E. deyince bir sürü fotoğraf karesi canlanıyor gözümde, bir sürü anı üşüşüyor belleğime ve istisnasız hepsi bir gülümseme oluşturuyor yüzümde. Üniversite yaşamımızın ikinci günü tanıştık. Yaşamım aydınlandı. Onsuz nasıl geçerdi o kocaman pencereli soğuk okulda 4 yıl bilmiyorum. Birlikte yapmadığımız, paylaşmadığımız, konuşmadığımız şey kalmadı galiba. Halkoyunları çalıştık; teslim gününden bir gün önce süper projeler hazırladık; iyi geceler dileyip birbirimize, üstüne 2 saat daha konuştuk; aynı yerde okumakla yetinmedik, aynı yerlerde çalıştık. 4 yıl boyunca ellerimi avuçlarının içinde ısıttı. O kadar yoğun yaşadık, herşeyi o kadar derin paylaştık, iki ayrı kişi olmaktan çıkıp o kadar "biz" olduk ki hatta, zaman oldu, bayram ziyaretine gidip de evde bulamayınca “geldik yoksunuz” notunun altına “Ş.-E.” diye yazdım alışkanlıkla...Şule’nin yanındaki isim E.dır çünkü...Hep öyle olmuştur yani...Bakmayın şimdi ayrı olduğumuza...O benim içimde hep. Belki hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir düş birbirimizin kapısını elimizde çaydanlık, üstümüzde sabahlıklarımızla çalmak...Ama olsun, hayali bile güzel...Benimki öylece bir çiçek düşlemesi işte...

**Fotoğraflara ilk aklıma gelen Cem Karaca şarkılarını giydirdim. Nurlarda yatsın o da... 

5 Aralık 2024, Perşembe

Canım C.ciğim "Yaşamın Tortusu" adlı blogunda "Aralık Alfabesi" başlıklı şahane bir yazı yazmış. Çok imrendim ama ben her aya özel, böyle bir şey yapamam tabii. Fakat kendimle ilgili bir "Şule alfabesi" yapabilim diye düşündüm. Ve okumam gereken bir makale dururken, tuttum bu alfabeyi yazdım :)

A harfi ile başlıyor zarif eşimin adı, daha ne olsun 😊 “herkesin bir mucizesi vardır, benimki de o" cümlesine hayatımda en çok yakışan kişi kendisi. Onunla gezmek, film izlemek, mutfakta yemek yapmak, uzun yürüyüşlere çıkmak, uzaktayken (ki genelde uzaktayız birbirimizden) yazışmak en sevdiklerimin başında gelenler…

“Ba”...Birhan Keskin’in en sevdiğim şiir kitaplarından birinin adı. İlk sayfasındaki: “dilimde yarım bir hece gibi kalan babamın güzel hatırası için” cümlesi ise hep kalbimde...

Ceviz önemli! Her gün hem oğluş hem de kendim için 2 tane temizliyorum. Evimizde yatılı kalan misafirler de bu hizmetten nasiplerini alıyorlar elbet 😊

Çikolata şu hayattaki en vazgeçemediğim tutkularımdan biri. Eğer beni elimde bir çikolata kavanozu ile görürseniz, koşup gelin sarılın lütfen! Belli ki yine hayatla mücadelede zorlandığım için o kavanoza sarılmışım demektir :P

Dedem, beni ben yapan, hayata bakış açımı şekillendiren en önemli insanlardan biridir. Roberto Benigni'nin "Hayat Güzeldir"ini seyrederken "aaa işte dedem" dedirten, çocukluğumun en müthiş rengi...Nurlarda yatsın...

“Elim kalem de tutar, kadeh de” son aylarda en severek dinlediğim podcast serilerinden biri. Deniz Yüce Başarır sunuyor. En son Aylin Balboa’yı dinledim mesela, çok iyiydi gerçekten, öneririm. 

Frezya, çiçeklerin en güzeli değil mi sizce de? Zarif eşimle evlenirken üzerimde gelinlik yoktu belki ama elimde frezya vardı tabii ki 😊

Gülpembe ne güzel bir Barış Manço şarkısıdır. Bana hep anneannemi anımsatır. Onu şurada uzun uzun anlattığımdan başkaca bir şey yazmayacağım. Nurlarda yatsın canım benim.

Hayat bu ara zorluyor beni. Ama geçecek bu günler de, biliyorum. “En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız” dizesine inanıyorum hep. Malum, umutsuz yaşanmıyor...

Ilgın ağaçlarının serinliği altında oturup deniz kokusunu içime çekmek istiyorum arada. Ama işte, hayaller Bodrum, hayatlar Marmaray’la Erenköy-Küçükçekmece hattı :P

İstanbul’la enteresan bir ilişkim var benim. Nefret ve aşk üzerine kurulu. Trafiği ve kalabalıklığı ile beni çok bunaltıyor evet, ama onca yıldan sonra hâlâ beni kendine hayran bırakmayı da biliyor 😊

Jehan Barbur’dan gelsin o halde “Selvi boylum al yazmalım” 😊 Kitabı/filmi hepimize “Sevgi neydi? Sevgi emekti” cümlesini belletmedi mi daha küçücükken biz?

Küçükçekmece gölünün manzarası, okul yolumu çekilir kılan şeylerin en başında geliyor. Özellikle gece vardiyasına gider gibi hissettiğim koyu karanlık kış sabahlarında ne kadar iyi geliyor Mimar Sinan’ın eseri olan o köprü ve ışıltısı...

Leyla ile Mecnun’u arada açıp rastgele bir bölümünü izlemeyi seviyorum hâlâ. Ve evet, hâlâ en güldüğüm bölümlerinden biri Behzat Ç ile ortak olan bölüm sanırım 😊

Mücevher, Cem Adrian'ın son albümü, döne döne dinlediklerimden. En sevdiğim şarkı konusunda kararsızım ama sanırım ilk üçe: Ceylan Ertem yorumuyla “Sen yağmurları sevdiğinde”; Aylin Aslım yorumuyla “Sen hep böyle kal” ve Eda Baba yorumuyla “O kirpik hâlâ bende sevgilim”i koyarım.

Nazım, benim için sadece Türk dilini çok iyi kullanan ve hayran olduğum bir şair değil, ondan çok daha  ötesidir: aşktır, umuttur, direnmektir, iyiliktir, zor zamanların, güzel zamanların, acı zamanların yani aslında tüm zamanların şairidir. İyi ki yazdığı dilde okuma şansım olmuş onu, ne mutlu bana!

Oğlum...İçine tüm sevgimi, mutluluğumu, korkularımı ve endişelerimi koyabileceğim kadar büyük bir kelime. Hep var olsun hayatımda canım oğlum, ayağına taş değmesin.

Öğrencilerim, çocuklarım gibi artık. İlk başladığım, asistanlık zamanlarımda arkadaş gibiydik. Sonraları, uzunca bir süre, kendimi ablaları gibi hissettim. Son yıllarda ise net bir şekilde “anne”leri gibiyim. En azından ben öyle hissediyorum, onlar ne hissediyorlar bilmiyorum tabii!

Pamuk şeker, görünce dayanamam, yerim 😊 Tatlıya düşkün bir insan olduğumu biliyorsunuz zaten, şaşırmamışsınızdır bu bilgi karşısında sanırım :P

Rakı haftası nedeniyle yapay zeka yardımı ile yapılan reklam filmini çok sevdim ben. Rakı içmeyi de severim. Hele sevdiklerim yanımdaysa, hele bol kahkahalı büyük bir masanın etrafındaysak...

Sıklemenler şu dönemin en sevdiğim çiçekleri. Mutfak penceremin önünü şenlendiriyorlar. Soğuğa dirençleri, en sevdiğim özellikleri sanırım.

Şule, Farsça biliyorsunuz. Lizbon’da katıldığım bir kongrede, yıllar önce, İranlı bir akademisyenden ismimin anlamı ile ilişkilendirilmiş müthiş bir iltifat almışlığım var, halâ unutamadığım. :)

Trabzon, kalbimin kuzey kapısı...Sevgi dolu, sevdiklerine kanat olmayı bilen, koruyan, kollayan, merhametli, adaletten yana olan güzel bir adamın, babamın memleketi.

Unutma beni çiçeğini iliştirmek isterim şuracığa. “Ne sevdiklerimiz bizi unutsun, ne de biz onları. Hiçbir zaman...”diye dileyerek...

Üniversiteye girerken mühendis olmak istemiyordum aslında. Oğuz Atay’ın Selim’inin dediği gibi “lisede iyi bir öğrenci olduğumdan mühendis olmaya mecburdum” : P (En azından benim lise yıllarımda böyleydi. Şimdi ibre tıp, psikoloji ya da  hukuk alanlarını gösteriyor sanırım). Mühendis olmakla kalmayıp, öğrencilerime mühendisliği sevdirmeye çalışan biri olmam bu hayattaki en büyük “dönüş”lerimden biridir 😊

“Var bunlar” son haftalarda severek izlediğim dizinin adı. Oğlumla çok keyifle izlediğimiz “prens” dizisinin ekibinin diğer işi. İzleyin, seveceksiniz siz de!

Yeni yılın gelişine büyük anlamlar yüklemeyeyim diyorum ama olmuyor, yine içim kıpır kıpır olmaya başladı 😊 Evde de minik minik süslemeler yaptım tabii dayanamayarak 😊

Z raporu, günün sonunda alınsa da, yılın sonunda da alınmalı bence! En güzel yıl kapanışını ise bence Murathan Mungan yaptığına göre, bu maddede onun şiirine sığınmak en iyisi sanırım:

“Kırdım mı incittin mi birilerini
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler?
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
Giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hâlâ sevebiliyor muyum insanları?”

4 Aralık 2024, Çarşamba

Ailemizin küçümeni bile 20 yaşına girdi geçtiğimiz hafta, pazartesi günü. Sınav haftası olduğundan sadece telefonda kutlayıp, "bu hafta sonu İstanbul'a geldiğinizde pastalı kutlama yaparız" diye konuşmuştuk. Ben de cuma akşamından mozaik pastasını hazırlayıp, (ki E.beyin sevdiği ve yediği tek pasta budur), üstünü süslemiştim. Cumartesi de onlar, baba-oğul, gelmeden klasik sofra ve ev süslemelerimizi de tamamlamayı ihmal etmemiştim tabii. Geldiklerinde hazırlıkları, hele bir de pastayı görünce o kadar çok ve güzel sevindi ki kuzu, keşke videosunu çekseydim diye hayıflandım doğrusu. 

Cumartesi akşamki kutlamalar annemlerleydi. Pazar sabah da sahilde babaanneli-amcalı kahvaltı ile bir kez daha kutlama yaptık. Böylece salı günkü yarışlara yüksek moralle girdi E.bey, ve kendi kategorisinde de Türkiye 3.lüğünü de kaptı :) Pek çok sevindik. 

Yarışlar sırasında çevremi inceleme olanağım da oldu tabii, bizimkinin sırasını beklerken. Otizmli, down sendromlu, mental problemli çocuklarının peşinde koşan anne-babaların (daha çok annelerin) olduğu bir ortam...Hepsini sarıp sarmalamak istedim. Ne zor bir şey yarabbim... Anne-baba olmak yeterince güçken, bir farklılığı olan çocuğun anne-babası olmak bin kat zor bir şey. "Benden sonra ne olacak" endişesi hep akıllarda...Bizim E.beyciğimiz otizm yelpazesinin hafif tarafında olmasına rağmen anne-babasının da benim de aklımızın bir tarafı hep onda. Farklılıkları daha uçlarda olanların, okul, aile, çevre konularında E.ciğimiz kadar  şanslı olmayanların anne-babaları ne halde sorusunun cevabı ise hep yürek yakıcı...