29 Ağustos 2026, Cumartesi

 Ablam yemek yaparken ben de evi temizleyip çamaşır yıkadım. 2 gündür süren çalışkanlığımı 3.günde de sürdürdüm yani, tebrikleri bilahare kabul edeceğim şekerler :P

İki gündür ne yaptın derseniz, toplamda 65 kg domatesten kışlık domates yaptım(k) :) Şöyle ki: Perşembe günü önce ablamla pazara gidip geldik, sonra da eve gelip aldığımız 20 kg domatesi yıkadık, kestik, önce rondodan sonra süzgeçten geçirip fazla suyunu domates çorbası yapmak üzere ayırdık ve kalanı büyük tencerede kaynatıp kavanozlara doldurup bir köşeye dizdik. Toplam 23 kavanoz domatesleri oldu artık annemlerin, bu sene kullanmak üzere. Sonra zarif eşim gelip beni aldı ve onların yazlığa gittik. Aldığı 45 kg domatesin yarısını yine benzer bir süreçten geçirip kavanozladık. Toplam 30 kavanoz domates de benim oldu böylece :) Dün de kalan 20 kg için aynı işlemleri yaptık, yârimin de 28 kavanoz domatesi var artık. Bir süre domates görmek /yıkamak /kesmek istemiyorum sanırım! 

Yok ya, domates candır, getirin bir 20 kg daha, yaparım, öyle bir deli enerji var üzerimde :P

Bu arada ev ahalisi ne alemde derseniz, annem bildiğiniz gibi...Çok uyuyor, kalan zamanlarda bazen çok neşeli bazen çok kaprisli. Ablamla arada denize gidip fazla oyalanmadan geliyoruz. Yârim de 6 km ötede, annesi ile kalıyor, ona destek oluyor, yalnız bırakmıyor. Biz onlara, onlar bize gidip geliyoruz bir tür evcilik oyunu gibi :) Bazen çay keyfinde (çarşamba günü bizde çay-kısır partisi yaptık mesela), bazen yemekte (dün akşam yemekte onlardaydık misal), bazen de dışarda bir yerlerde (geçen hafta Ayvalıkta yaptığımız gibi) birlikte oluyoruz. Sağlığımız yerinde olsun, ne yapalım bu yaz da böyle olsun diyerek ilerliyoruz :) Ne diyelim, hayırlısı :) 

25 Ağustos 2026, Salı

İstanbullu Gelin'de en sevdiğim oyunculardan biriydi Salih Bademci. Sonra Kulüp'te hayran olmuştum kendisine. Ne zamandır "Sesler" adlı gösterisi aklımdaydı ama gitmemiştim. 2-3 gün önce zarif eşim Ayvalık amfi tiyatrodaki gösterisine bilet aldığını söyleyince pek sevindim bu yüzden.

Dün akşamüstü gelip aldı beni A.ciğim, önce Ayvalık'ta yeni açılan Küçük Han diye bir mekana gittik, pek severim böyle avlusu olan yerleri zaten, burası da çok güzeldi. Hanın avlusunda 3-4 tane dükkan var, biri de bir İtalyan restoranı. Oturup "lezzetten ağlamak istiyorum" kıvamında, pizza paylaştık yârimle, ardından Macaron sokağındaki şirin cafelerden birinde de tatlı yiyip kahve içtik. Sohbetimizin iki ana konusundan biri annelerimiz, diğeri de bu ara bir ayrılık acısını atlatmaya çalışan arkadaşımız A.Ç.'dı. 

                                              

Küçük Han'ın avlusu

Bu romantik buluşmamızı (:P) açık havada, amfi tiyatroda, Salih Bademci'yi izleyerek sonlandırdık (Bu arada konudan bağımsız bir gözlemimi aktarayım: her zaman olduğu gibi izleyicilerin %80'i kadındı. Geçenlerde Mahir Ünsal Eriş'in bir paylaşımı düşmüştü önüme, "Türk okuyucusu dediğimiz Türk kadınları" diyordu söyleşinin bir yerinde. Buradan hareketle, Türk izleyicisi dediğimiz de çoğunlukla Türk kadınları diyebilirim sanırım :P)

Oyun, Bademci'nin canlandırdığı kişinin seslerle kurduğu ilişki üzerine. Ben çok beğendim doğrusu. Bir iki yerinde de gözlerim doldu, itiraf etmeliyim. Ama enteresan olan şuydu, daha dün sabah, kahvaltıda annemlere, Turgutlu'da geçen çocukluğumun yaz günlerini bana çağrıştıran kumru sesine yazlıkta tekrar kavuşmanın beni ne kadar mutlu ettiğinden bahsetmiş ve bir sabah erken kalktığımda bu sesi telefona kaydetme isteğimden bahsetmiştim. Sanırım bu hayattaki en büyük şansım çok sevildiğinden emin olan bir kız çocuğu olarak büyümemdir. Annem, babam ve ablam tarafından sevilmekten bahsetmiyorum sadece. Geniş ailede dedemin, anneannemin, teyzemin, dayımın, kuzenlerimin sevgisini de çokça yaşadım ne mutlu bana ki ve tabii ki o kumru sesi, bu sevgiyi doyasıya hissettiğim Turgutlu günlerimin en belirgin sesi belleğimde. O yüzden bu kadar özel benim için...Oyun, tam da bunun üzerine geldi, seslerin insan hayatındaki rolü, bir mekanı ya da zamanı seslerle betimlememizle ilgiliydi...İstanbul'a dönmeden mutlaka yazlık kumrularının sesini kaydedeceğim :)

Güzelim Ayvalık sokaklarından biri...
Üzerine giydirdiğim de youtube'dan bulduğum kumru sesleri :) 


22.Ağustos.2026, Cumartesi

Günler birbirine benzer bir şekilde geçiyor ama dün dünya için küçük ama kendim için büyük bir şey deneyimledim: Kinesiyoloji kavrama bandı! Bu bandın varlığından bir süredir haberdardım, sosyal medyada diz ve topuk dikeni için kullanımları da önüme düşüyordu sürekli. Dün gidip bizim buradaki eczacıdan alıp, denedim. Topuk dikenimi ciddi anlamda rahatlattı. Tedavi etmiyor tabii ama oraya binen yükü hafifletip acıyı azaltıyor anladığım kadarıyla. Öyle olunca dizime de yapıştırdım. Rengarenk geziyorum dünden beri :) 

Salı günü gittiğimiz koydan zarif eşim taş toplamıştı ablam için, resim yapar üzerine diye. Ablam başta "ne yapacağım ben bunlarla" dese de, ısmarladığım akrilik boyalar dün gelince, türlü çeşitli boyamalar yapıp kendi de itiraf etti, "bu kadar taşla ne yapayım demiştim ama şimdi bitecekler diye üzülüyorum" diyerek :)

Dün akşam da Ayvalık'a gittik maaile. E.bey 2 aydan sonra bugün annesine kavuşup anneannesinin yazlığına göç edeceğinden son akşamı Ayvalık tostu yiyerek ve güneşi birlikte batırarak değerlendirmeyi uygun bulduk. Deniz her zamanki gibi şahaneydi.

20 Ağustos 2026, Perşembe

"Bir sonraki paylaşımım Salihleraltı'ndan olacak muhtemelen" diye bitirmiştim bir önceki yazımı malum, sözümü tuttum ve bu yazıyı Salihleraltı dolaylarından yazıyorum sevgili blog :)

Pazartesi sabahtan beri yazlıktayım yine. Kumru sesiyle uyanıyor, şansıma hoş bir esinti ile beni karşılayan verandamızın ve tabii ki salıncağın keyfini çıkarıyorum. Annemin ruh hali çok değişken. Bazen neşeli, bazen çok durgun, bazen de sinirli. Onun ruh hali bizi de doğrudan etkiliyor tabii ama yapılabilecek bir şey yok ne yazık ki. 

Dün sabah yârim, ben ve E.bey, A.Ç.'cığımızın kayıktan hallice teknesine bindik ve bakir bir koya gidip demir attık, denize girdik, taş topladık, kahvemizi içip sandviçlerimizi yedik, bu 2-3 saatlik mola bana çok iyi geldi doğrusu. Deniz hep güzel, hep iyileştirici zaten :)

Dün ben teknede, diğer iki A.'ler kıyıdan taş kaydırma yarışındayken :)
Giydirdiğim şarkı ise kalbimin kuzey kapısından: Ha böyle :)

  

16 Ağustos 2026, Pazar

Bu hafta nasıl geçti anlamadım. O yüzden şöyle madde madde yazayım haftanın satırbaşlarını:

Sıcaklar çok fenaydı, özellikle de akşamları basan nem yüzünden bir ara solungaçlarım çıkacak zannettim. Neyse ki son iki gündür daha normale döndü hava sıcaklığı. 

Küçücük bir evde 5 kişi yaşamak benim gibi düzeni seven biri için biraz zor oldu doğrusu :) 

Prensesimiz E.hanımcığımla dertleştik bol bol, bu ara hayat zorladı biraz onu ama perşembe öğlen Ankara'ya yolcu ederken kendini daha hissettiğini söyledi kuzu, şükürler olsun :)

Pazartesi akşam hep birlikte Heybeliada'ya gidip akşam yemeğimizi orada yedik. Adalar hep güzel malum, hepimize iyi geldi bu deniz yolculuğu.

Salı akşam ağabeylerle birlikte Terminal Kadıköy'deydik. Çok yedik, çok içtik. Kuzenler de görüşmüş oldu, e daha ne olsun :)

Çarşamba günü O.bey mercimekli köfte, E.hanım peynirli börek istediklerini söylemişlerdi. Ben bir de yanına brownie yaparak olayı mini bir altın gününe çevirdim. Herkes pek mutlu kalktı masadan :)  

Perşembe günü en sakin günümüzdü. Akşam evde, film izledik.

Cuma sabahtan yârimle A. teyzemize kahve içmeye gittik. Sevgisini göstermeye bu kadar açık biri daha yok hayatımda. Çok seviyorum onu. Annemin komşusu değil de teyzemmiş gibi...Akşam da BAL kızlarla etli ekmek partisi yaptık. Özleşmiştik çok, hepimize iyi geldi 2-3 saat birlikte olmak. Çoluk çombalak buluştuğumuz için kız kıza konuşabilecek bazı şeyleri konuşamadık tabii ama olsun :)

Cumartesi sabahtan evimizin en büyük oğlu Ö.cığımızın sevgili eşi C.hanım kahvaltıda bizdeydi. Canım Ö., anne-babasının yanında Antalya'da olduğundan katılamadı ama aklı bizdeydi tabii :) Çan çan çene yaptık, dertleştik..C.ciğim gittikten sonra tüm gün evde O.bey için yemek yapıp dolaba zulaladım. İçim rahat etti. 

Tüm bu hafta içinde gündüzleri zarif eşim ve E.bey İstanbul'u raylı sistemle tavaf ettiler. Halkalı-İstanbul Havalimanı-Pendik- Üsküdar-Dudullu hatlarında yolculuk ettiği için hep çok mutlu döndü eve ailemizin küçümeni ve babası ile ertesi günün planının peşine düştü :)

Bugün de genel toparlanma, çiçek sulama, kalan mutfak işlerini yapma, çamaşır yıkayıp ütüleme işleri ile iştigal ettim, edeceğim. Sonrası gece otobüs yolculuğu ve sabah da annelerin yanına, yazlıklara dağılma şeklinde ilerler.  Bir sonraki paylaşımım Salihleraltı'ndan olacak yani muhtemelen. Beni bekleyin şekerler :)

Heybeliada'daki pozumuza son günlerin en güzel şarkısını ekliyorum. Neşemizi çalamayacaklar demek isterdim ama çaldılar, çalıyorlar ne yazık ki. Yine de buna karşı durmaya çalışanları seviyorum :)  


10 Ağustos 2026, Pazartesi

Bir yazlık haftasını geride bırakıp şehrimize dün akşamüstü itibariyle giriş yaptım(k). Tek başıma, otobüse biner gelirim diye düşünürken zarif eşim ve ailemizin küçük prensi de bana eşlik etmeye karar verdiler. Cumartesi de ailemizin prensesi Ankara'dan bunalıp kendini İstanbul'a atmıştı zira, böylece O.cığımın yanında toplaşmış olduk hepimiz, pek güzel oldu :) Hem İstanbul da bizi yağmur atıştırarak ve serin bir şekilde karşıladı ki daha ne isteriz :)

Yazlık nasıl geçti derseniz, evi açtık, yerleştik, mutfak alışverişini yapıp eksikleri tamamladık. Üstüne ben veranda demirleri ile taşlarını boyadım, ki hiç tevazu gösteremeyeceğim, çok güzel oldu gerçekten. Bir gün de ablamla minnak bahçemizdeki ortancalarını falan budayıp, derleyip toparladık. Çimler kurumaya yüz tutmuş, ona üzüldük ama bol su ve şeker gübresi ile yoluna gireceğine inanıyoruz, bakalım, göreceğiz. 

Annem tahminimden daha iyi adapte oldu yazlığa, ki endişeliydim rahatsızlığı nedeniyle. Biz ablamla bahçeyi düzenlerken "hadi annem sen de kahveleri yap" talebime, "ben burada kahve nasıl yapıyorduk unuttum" diye yanıt vermesi beni benden aldı, ama yapacak yok, bu da böyle bir süreç diyerek devam ettik yolumuza.   

Bu arada, yârim annesiyle, ben annem ve ablamla kaldığımdan flörtöz halimiz sürdü :) İki gün birlikte denize girdik. Bir akşam hep birlikte onlarda mangal keyfi yaptık (mezeler ve tatlı benden, etler yârimden olmak üzere), bir başka akşam da arkadaşımız Ç.'ları ziyaret ettik. Ama ennnn güzelini son akşam yaptık: Önce Bergama'da yeni açılan bir mekanda yemek yedik birlikte. Sonra da Bergama Tiyatro Festivali kapsamında Asklepion'da Cimri'yi seyrettik. Gerçekten muhteşemdi. Özellikle Serkan Keskin ve Canan Ergüder döktürdüler, doğaçlama yaptıkları yerlerde gülmekten iki büklüm oldum diyebilirim :) Bir de 2500 yıl önce atalarımızın oturduğu yerlere oturup, onlar gibi oyun izlemek çok ayrıcalıklı hissettiren bir şey bence. 



2 Ağustos 2026, Pazar

Bu sene yazlığa gidişi olabildiğince geciktirdim. Ablamın annemle 7 gün 24 saat yalnız başına kalacağı süreyi azaltmaktı amacım, sanırım başardım da :) Bugüne dek hemen her gün ben uğradım yanına annemin, bazen 2-3 saat, bazen de tüm gün birlikte zaman geçirdik. Böylece hem ablam kendine ve arkadaşlarına biraz daha zaman ayırabildi hem de annem de komşularıyla bahçe keyfi yapıp sosyalleşip oyalandı. Ama artık yolculuk vakti :) 

Yarın Dikili'ye doğru yola çıkıyoruz altın kızlar olarak. Oğluş burada kalacak, yaz okulunda ders alıyor malum. Hem de yazlık onu pek sarmıyor bir süredir, ben de üstelemiyorum. Ama tabii onun burada kalması demek, buzdolabını onun sevdiği yemeklerle doldurmak gerekliliği demek, bir-iki gündür bu işle de iştigal ettim. Bu gidişimde 1 hafta kalıp döneceğim gerçi, ama olsun, yine de aklım onda (ne yedi, ne içti) kalmasın. Bu adam kaç sene Ankara'da kaldı, yalnız başına yaşadı aslında ama işte gözümün önündeyken farklı oluyor. Annelik bir tür delilik hali, biliyorsunuz :)

Bugün sabah O.bey yüksek lisans yapmak için zorunlu olan merkezi sınava gittiğinde ben de sevgili H.ciğim ile kahve keyfi yaptım. H., aslında zarif eşimin ortaokul-lise arkadaşı ama tanıştığım günden beri benim de sohbetinden çok keyif aldığım sevgili dostum. İzmir'e taşındığında onun için sevinip, kendim için üzülmüştüm, o derece. Ama yine de bazen Ankara'da, bazen Dikili'de bazen de bugün olduğu gibi İstanbul'da buluşup sohbetimize kaldığımız yerden devam edebiliyoruz. Zeki insanlara özgü ince bir mizah anlayışı vardır kendisinin, bugün beni yine çok güldürdü sağ olsun :)


Ardından oğluş beyle, onun fotoğrafçılık ödevi için turladık yine. Ben şoför olarak katkıda bulundum bu tura genelde ama en son durağımız olan Müze Gazhane'de eşlik de ettim. "Barı-n/m-ak" adlı sergide hem bir önceki üniversitemden arkadaşım Seydi Murat'ın eserlerini hem de sosyal medyada beğenerek takip ettiğim Çağdaş Erçelik'in heykellerini görmek ise güzel birer sürpriz oldu bana.

Seydi geyiklerle oynamayı seviyor genelde :)

Çağdaş Erçelik'i ilk Burgazada'daki Sait Faik heykeli ile tanımıştım. Figürleri hep çok etkileyici geliyor bana...