Ablam gittikten sonra 1-2 gün annemle yalnız takıldık evde, sonrasında zarif eşim A.ciğim ile evimizin küçümeni E.ciğim teşrif ettiler ve bu öğlene dek beraber bizim yazlıkta kaldık. Bu bir ilk bizim tarihimizde, zira yaz günlerinde E.bey ya Bademli'de annesiyle beraber anneannesinin yazlığında olur, ya da babası (ve genelde benimle) Kabakum'da babannesinin evinde ama bu hafta, annesinin de izniyle, bizimle Salihleraltı'ndaydı. Böylece hem ben ablam tatildeyken ben annemi yalnız bırakmamış oldum hem de hep birlikte olabildik. Denize gittik, misafir ağırladık, mangal keyfi yaptık, ki daha ne olsun :)
Onlar baba-oğul, sabah kahvesi ertesi babaanne evine gittikten sonra ben evi temizlemeye adadım kendimi. Çamaşırlar yıkandı, kurudu ve ütülendi bile, alışveriş yapıldı, ev pırıl pırıl oldu. Ablamın gelişine hazırız :) O da Datça'dan dönüş yolunda ve muhtemelen baya yaklaştı.
Bu hafta, annem, A. gibi iyi bir dinleyici bulduğundan yine bolca eskilere daldı, evvelce anlattığı anıları tekrar anlattı (İyi bir damat olarak, ilk kez dinliyormuş gibi ilgiyle dinledi A., sağ olsun). İyice çocuk gibi oldu bu yaz sanki, tekrarlar arttı, algı düştü...Bir yanım endişeleniyor, diğer yanım, "doğal bir süreç bu, yine de yaşına göre iyi" diyor ama her zamanki anne-kız ilişkimiz başka bir şeye evrildi bu yaz, hissediyorum.
Tam da bu hissin üzerine sevgili Funda Şenol hocanın "Annemin karnıyarık tenceresi" adlı yazısını okudum. Ben kendi hikayemden yola çıkarak yazsam nasıl olurdu diye düşündüm. Farklı olurdu, orası net ama bıraktığı hüzün, benzer olurdu sanırım..
Çocukluğumdaki annem, dünyanın en eğlenceli annesiydi. Evde birlikte patates baskısından, hamur karmaya, mozaik pasta yapmaktan, kitap okumaya, yapmadığımız iş yoktu, ki bunu çalışan bir anne olarak yapmasını, yapabilmesini, hep taktirle ve şükranla anarım. İlkokul'da sadece annem değil öğretmenim de olduğunda, o çok zor dengeyi nasıl kurabildi bilmiyorum ama okul sınırları içindeki resmi öğretmen-öğrenci ilişkimiz evdeki anne-kız ilişkimize hiç zarar vermedi, onu biliyorum. Sonra büyüdüm, çocukluğumun eğlenceli annesi, ilkokul yaşlarımın disiplinli öğretmeni, gençliğimin en iyi arkadaşlarından birine evrildi. Her şeyi konuşabildiğim, evimizi arkadaşlarım için bir misafirhane gibi kullanmama ses çıkarmayan, hatta destekleyen ("yatılı arkadaşlarını çağır da ev yemeklerini özlemişlerdir, hafta sonu bizde kalsınlar" demeyi ihmal etmeyen), E.cığımla evde ders çalışırken bize pastalar yapan, sadece bana değil E.'ya da çorap, terlik alan (evin 3.kızının ayakları mı üşüsün yani?), arkadaşlarımın hangi yemekleri sevip sevmediğini aklında tutup akşam menüsünü ona göre hazırlayan (ilk sevgilimin kıymalı değil peynirli pide sevdiğini hâlâ unutmayan) bir anne...Minnettarım...20'li yaşlarımın sonlarına doğru evlenirken ben, kendi evliliğinin ilk zamanlarında neyin eksikliğini hissettiyse onu bana "çeyiz" olarak alan (ve bu konuda kesinlikle abartan!), evlendiğim adamı damat değil de "oğul" olarak benimseyen, sonrasında çocuğumuza gönüllü bakan bir anne çıktı içinden bu sefer. En çok O.'ı şiirlerle, şarkılarla , türlü etkinliklerle ve sevgisiyle büyüttüğü için şükran duydum, duyuyorum ona sanırım.
Sonra...Sonra babam öldü, ben boşandım, benden kısa süre sonra ablam evlenip boşandı ve annemi tanıyamaz olduk biz. Çoğunlukla mutsuz, sürekli ilgi bekleyen, hayatının bir daha düzelemeyecek şekilde yara aldığına inan, mükemmelliyetçiliği nedeniyle yaşadıklarıyla baş edemeyen bir anne..."Neden mutsuzsun bu kadar annem" dediğimde , "Sen beni anlayamazsın, sadece kocamı değil, oğlumu da kaybettim ben" diyecek kadar kendine odaklanan, kocasının benim babam, oğlu dediğinin ise kocam olduğunu unutan biri. Sonra ben bir de şehirler arası bir evliliğe adım atıp annemin "mükemmelliyetçiliğinin" bir yara almasına daha neden oldum! Beklentileri hiç bitmedi, beni zorlaması da...(Hayatımda iki defa psikologa gittim, ilkinde boşanıyordum, ikincisinde yeniden evleniyordum ve annemle hiç olmadığımız kadar gergindik)...Ama işte artık farklı. Hem A.ciğim sabırlı, ilgili ve sevgi dolu bir damat olarak onun gönlünü fethetmeyi başardı çoktan, hem de bu yaz, annem artık annem değil de benim çocuğummuş gibi...
Bunları yazmak benim için ne zor, bilseniz...Yazmaktan daha zoru yayınlamak belki..
Anne-kız ilişkileri hep zor. Hayatın farklı zamanlarında farklı boyutlara evrilen, ama her halinin kendine has dinamiği olan, bu dinamiğin insanı şekillendirdiği ve bazen de çok zorladığı bir ilişki...Bir tür deneme-yanılma çalışması aynı zamanda. Annemde beğendiklerimi yapıp, beni zorladığı noktaları oğluma yaşatmamaya çalışırken ben, nasıl bir anne oldum acaba? Ben onu ne zaman, nasıl, hangi konularda zorladım? O ileride beni ve yaşadıklarımızı düşünürken neler diyecek hakkımda acaba? Sorular, sorular...Bu da böyle bir yazı olsun o halde...





.jpeg)



.jpeg)

