Nasıl geçtiğini anlamadığım haftalardan biriydi. Pazartesi başlayan ve beni oldukça sarsan mide-bağırsak bozukluğu, 3-4 güne damgasını vurdu. Neyse ki artık iyiyim.
Sonra dersler başladı. Ve tabii o yüzden, derslerin yanısıra saçma bürokratik dönem başı işleri ile de ilgilenmem gerekti. Ama ilk derste, lisans öğrencilerimin beni özlediklerini görmek ve cıvıl cıvıl halleri ile döneme başlamak çok hoşuma gitti, doğruya doğru :)
Bunun dışında eşim beyle her fırsat bulduğumuzda "Young Sheldon"ı izledik bu hafta. Ülkenin abuk gündeminden kopmak için birebirdi:)
Ülke gündemi abuk derken, dünya gündeminin korkunçluğunu, hele bugün başlayan savaşı unuttum sanmayın. Sadece bahsetmezsem sinirlerimiz daha da bozulmaz diye umut ediyorum...
Bir de yoğun ders ve toplantılarla dolu çarşamba gününün gecesinde "sinema gitsek mi" deyip ne zamandır görmek istediğim Hamnet'e gittik. Çok etkilendik ikimiz de. İyi ki gitmişiz. Yas süreci, Nilay Örnek-Şengül Hablemitoğlu söyleşisini dinlediğimden beri daha çok düşündüğüm bir konu zaten. Film bu yüzden de etkiledi beni sanırım, herkesin yasla başa çıkışı farklı, evet.
Perşembe gecesi ise oğluş beyin bana yaş günü hediyesi olarak bilet aldığı Sinematek'teki Hitchcock filmi Rebecca'yı izlemeye gittik. Film 1941 en iyi film Oscar'ını almış ama benim içimi baydı biraz, söylemeden geçemeyeceğim. Yine de Sinematek'te oğlumun hediye ettiği biletlerle film izlemek paha biçilmezdi :)
Dün gece ise zarif eşimin adaşı olan dostumuz ve ağabeyi ile bizim evde yemekteydik. Yedik, içtik, şarkılar söyledik, anılara daldık. Sonra ağabeyi kızına gitmek için uğurlayıp, biz biraz daha devam ettik geceye. Sabah da erkenden kalkıp iki A.'i Bergama'ya uğurlayıp işe güce başladım hemen. Ben de yarın Ankara'ya gidiyorum zira. Bir devlet üniversitesine akreditasyon ziyaretimiz var. Ve artık siz de biliyorsunuz, bu, 3 gün boyunca yine bir deli yoğunluk içinde olacağım demek :o





