28 Şubat 2026, Cumartesi

Nasıl geçtiğini anlamadığım haftalardan biriydi. Pazartesi başlayan ve beni oldukça sarsan mide-bağırsak bozukluğu, 3-4 güne damgasını vurdu. Neyse ki artık iyiyim. 

Sonra dersler başladı. Ve tabii o yüzden, derslerin yanısıra saçma bürokratik dönem başı işleri ile de ilgilenmem gerekti. Ama ilk derste, lisans öğrencilerimin beni özlediklerini görmek ve cıvıl cıvıl halleri ile döneme başlamak çok hoşuma gitti, doğruya doğru :)

Bunun dışında eşim beyle her fırsat bulduğumuzda "Young Sheldon"ı izledik bu hafta. Ülkenin abuk gündeminden kopmak için birebirdi:) 

Ülke gündemi abuk derken, dünya gündeminin korkunçluğunu, hele bugün başlayan savaşı unuttum sanmayın. Sadece bahsetmezsem sinirlerimiz daha da bozulmaz diye umut ediyorum...

Bir de yoğun ders ve toplantılarla dolu çarşamba gününün gecesinde "sinema gitsek mi" deyip ne zamandır görmek istediğim Hamnet'e gittik. Çok etkilendik ikimiz de. İyi ki gitmişiz. Yas süreci, Nilay Örnek-Şengül Hablemitoğlu söyleşisini dinlediğimden beri daha çok düşündüğüm bir konu zaten. Film bu yüzden de etkiledi beni sanırım, herkesin yasla başa çıkışı farklı, evet. 

Perşembe gecesi ise oğluş beyin bana yaş günü hediyesi olarak bilet aldığı Sinematek'teki Hitchcock filmi Rebecca'yı izlemeye gittik. Film 1941 en iyi film Oscar'ını almış ama benim içimi baydı biraz, söylemeden geçemeyeceğim. Yine de Sinematek'te oğlumun hediye ettiği biletlerle film izlemek paha biçilmezdi :) 

Dün gece ise zarif eşimin adaşı olan dostumuz ve ağabeyi ile bizim evde yemekteydik. Yedik, içtik, şarkılar söyledik, anılara daldık. Sonra ağabeyi kızına gitmek için uğurlayıp, biz biraz daha devam ettik geceye. Sabah da erkenden kalkıp iki A.'i Bergama'ya uğurlayıp işe güce başladım hemen. Ben de yarın Ankara'ya gidiyorum zira. Bir devlet üniversitesine akreditasyon ziyaretimiz var. Ve artık siz de biliyorsunuz, bu, 3 gün boyunca yine bir deli yoğunluk içinde olacağım demek :o

Sinematek     

22 Şubat 2026, Pazar

BAL kızların en kendine has üyelerinden olan Y. hanım yakın zamanda profesörlüğe atanınca, bunu yakın arkadaşlarından oluşan bir grupla kutlamak istedi. Bu nedenle cuma akşamı Firuze adında bir mekanda yaklaşık 20 kişi bir araya geldik. Yedik, içtik, dans ettik. Pek güzeldi. 4 kişilik BAL kızlar ekibini Londra'dan gelerek şereflendiren Bonus kafamız sevgili B.bey de tesadüf eseri geçtiğimiz hafta İstanbulda'ydı ve tabii ki o da katıldı geceye. Biz ikimiz eski zamanlardaymış gibi Erenköy'de buluşup birlikte gittik, geldik. Böylece yolda da hasbıhal etme olanağımız oldu. Salı akşamüstü de sahilde buluşup söyleşmiştik gerçi ama ben "lise zamanlarımın" B'ına cuma akşamı kavuşmuş gibi hissettim kendimi, bu yüzden de ayrıca güzel bir geceydi benim için. Arkadaşımı özlemiştim ne zamandır...

Dün sabah ise farklı bir deneyim yaşadık oğluş bey ve zarif eşimle birlikte. Teyzesi O.cığıma 14 martta olan yaş günü için Muzeverse'den bilet hediye etmişti. Ona doğum günü hediyesi olarak bu deneyimi hediye ederken, bana da doğurma günü hediyesi olarak bir bilet almış sağ olsun :) Cuma akşamı A.ciğim de Ankara'dan gelince, onu da kattık aramıza ve cumartesi sabah "Son Kale: Orta Çağ'ın keşfi" deneyimine gittik. VR gözleri taktık ve 1300'lerdeki bir Fransız kale şehrinde olmayı deneyimledik. Pek severim böyle teknolojik şeyleri zaten. Hepimiz çok beğendik ama en çok ben sanırım. Tez zamanda Mısır piramitlerine de gitmek istiyorum. 

Bugün evdeydik sabahtan itibaren. Az önce biricik marangozumuz yatak odasına istediğim ince uzun raf sistemini gelip taktı, böylece atıl olan 20 cm eninde 20 cm derinliğinde olan köşeyi de değerlendirmiş olduk, mesudum :) 

                                    

Ortadaki güzel, taze profesörümüz. Bendeniz, en soldaki, gözleri nadir olarak açık olan şahsiyet:P
 Bonus kafamız gayet net :) A.ve G.hanımlar her zamanki zarafetleriyle aramızdalar. 
Arkadaki güzel ise İstanbul Hanım :)

19 Şubat 2026, Perşembe

Ankara'dan döndüğümden beri çeşitli bölüm toplantılarına katılma, bütünleme sınavına ait kağıtları okuma, makale revizyonlarını yapma derken, günler geçiverdi. Ama yanlış anlaşılmak istemem, arkadaşlarımla da buluştum, canım kuzenim E.cuğumla da. Salonda uzun oturup dizi de izledim. Oğluş için alışveriş de yaptım. "Kitap da okudum" demek isterdim ama yalan yok, okumadım, okuyamadım. 

Bu hafta içinde Özlem Gürses-İclal Aydın sohbetini severek dinledim. İclal Aydın'ın "-ama- insanı değil de -rağmen- insanı olmak" üzerine söylediklerine kalbimi bıraktım. Bir de Özlem Gürses'in "her zorlu dönemden sonra başka bir Özlem'e göç ettim" demesi içimde bir yerlere fena dokundu. Hayatımdaki zorluklardan sonra başka, daha mutlu, daha huzurlu Şule'lere göç eden halime de şükrettim :)

Ekmekçimin haber verdiği Attila İlhan şiir dinletisi de şahaneydi bu arada. Kimine eşlik ederek kimini türlü anıları düşünerek dinledim şiirleri. Çok güzeldi.

4 gün sonra yeni dönem başlayacak. Kendimi hiç hazır hissetmiyorum doğrusu ve evet, artık emekli olmak istiyorum ama bir müddet daha mümkün değil bu hayal, biliyorum. Ne yapalım, hayat...Sağlık olsun :) 

Salı akşamüstü hafif bir yağmurdan sonra İstanbul Hanım şov yaptı yine:)

11 Şubat 2026, Çarşamba

Zarif eşimle bu sene birbirimize aldığımız yaş günü hediyemiz, bir gecelik Ağva kaçamağıydı. Çarşamba günü erkenden gidip, Şile'de ve Ağva'da zaman geçirdik birlikte. Dere kenarında sakin bir otelde kaldık, bol bol yürüdük, sohbet ettik, yedik, içtik (ben bir süredir, "sarhoş olmak istiyorum" diyordum, muradıma erdim :P). Keyifliydi.

Cuma günü ise oğluş beyi de alıp, arabamıza atladık ve Ankara'ya gittik. Arabayı üçümüz dönüşümlü kullandık, eğlenceli ve daha az yorucu oldu böylece, ki zaten İstanbul-Ankara yolu, araba kullanmayı en sevdiğim güzergahlardan biri. Biz vardıktan çok kısa bir süre sonra E.bey ve E.hanım da hemen eve koşunca, beş kişilik ailemiz uzun bir aradan sonra bir araya gelebilmiş oldu, şükürler olsun :) 

Sonrasındaki 5 gün boyunca misafirlerimizi ağırladık, ev sahibemize misafirliğe gidip bizim için açtığı mantıya gömüldük, eşim beyin doktor kontrollerini yaptırdık ve son gece de yârimin yaş gününü kutladık arkadaşlarımızla birlikte. 

Bir de ben pazar akşamı ev ahalisini bıraktım, zira üç kuzenimle birlikte "kızlar gecesi" yaptık. Birimiz (ben) yıllar önce boşanmış ve hatta yeniden evlenmiş, birimiz (en küçüğümüz) yeni boşanmış ve diğeri (ortancamız) uzun bir süreçten sonra boşanma aşamasına gelen 3 kadın, "kadın kadının yurdudur" sözünün hakkını vererek, konuştuk  konuştuk, konuştuk, hatta 8 mart için sloganlar bile belirledik :) Arada içip, F.cığımın yaptığı damak çatlatan lezzetteki yemeklerden de yedik tabii, güzel bir geceydi:)

Bu sabah ise oğluşla birlikte şehrimize geri geldik. Ben hemen kirlileri makinaya atıp, bir duş aldım ve doktora gittim. Zira ne zamandır sağ kolumdaki tenisçi dirseği problemim geçmiyor, hatta hafiflemiyordu. Üstelik son zamanlarda sol topuğum da ağrıyordu. Röntgen çekilince nur topu gibi bir topuk dikenim olduğunu anladık, pof :( Böylece hem sağ dirseğimden, hem sol topuğumdan kortizonlu iğne yedim ve eve geldim. Dilerim işe yarar her ikisi de, bakalım...

Yarın yine tüm gün okulda bir dizi toplantıya katılacağım. Sonra da eve gelip, bütünleme sınavımı (70 kağıt) okuyacağım. Ne diyelim, hayırlısı :P 

3 Şubat 2026, Salı

Çok şımartıldım ben bugün yine. Telefonlar, hediyeler, çiçekler, mesajlar...

55 olmuşum, ne gam, ben bu gazla 85 de olurum, 95 de!

1 Şubat 2026, Pazar

Buzzz gibi soğuk bir İstanbul gününden merhaba sevgili blog :)

BAL kızlarımla bizim evde yemekteydik bu gece. Benim yaptıklarım, onların getirdikleri derken şahane bir masamız oldu, 5 kişilik masada 3 kova burcu olması nedeniyle ortak bir pasta kesmeden de geceyi bitirmemiz beklenemezdi tabii :) Varlıklarına her daim şükrettiğim kız kardeşlerim onlar benim. İyi ki varlar...

Dün de İ.ciğim ve zarif eşi S.hanımcığımla sevgili hocamız F.ların yeni taşındıkları eve "hayırlı olsun" gezmesine gittik, kahve ve pasta keyfi yaparken ben sürekli "ay vapur geçiyor", "ay deniz şahane" dedim durdum. Eski evleri de güzeldi ama bu şahane olmuş gerçekten. Hele balkona bayıldım :)

F.hocamlardan sonra oğluşla Kadıköy'ü tavaf ettik biraz, özlemişiz. Bir Kadıköy klasiği olarak köfte yedik ve anneme badem ezmesi aldık. Kahve yanında yeterince tatlı yediğimiz için Kup Griye'ye yüz vermedik bu sefer, aklımız kalsa da :) 

Bu arada Timuçin Esen ve Bergüzar Korel'in başrolde olduğu "İlk ve Son" adlı dizinin 2.sezonunun ilk bölümünü seyredip çok beğendim. Bence kesinlikle çok yakışmışlar birbirlerine. Hikaye de güzel başladı, bakalım...