Şu anda bu yazıyı dalga sesleri kulağımdayken, hafif bir esinti ve çok güzel bir manzara eşliğinde yazıyorum, keyfim çok yerinde :)
Çarşamba sabah annem ve ablamla birlikte yola çıktık ve Deli Dumrul köprüsü yerine yılların tatil eşlikçisi arabalı vapuru seçtik Yalova'ya geçmek için. Yol kısa olunca, sabah erken çıkmadığımız halde, öğlen olmadan Mudanya'daki otelimize varmıştık. Yerleşip, odamızın balkonunda yorgunluk kahvelerimizi içtikten sonra (bir anne-kız ritüeli olarak "kahvesiz olmaz" diyerek yanımıza Türk kahvesi yapma makinası ile kahve ve fincanlarımızı tabii ki almıştık!) arabaya atlayıp Tirilye'ye gittik. Sakin ve huzurlu bir sahil kasabasıymış, çok beğendik. Bu bir deniz tatili değil de daha çok gezip, görme ve yeme-içme tatili olduğundan sahilde yürüdük, kendimizi çok yormadan ara sokaklarını keşfettik, zeytinlerimizi aldık (pancarlı zeytin özellikle çok güzeldi) ve öğle yemeğinde mezgit yedik. Yemek üstü dondurma keyfini de (ablamın hastalığı nedeniyle şeker yememesi gerek, ben de bir süredir, kilo vermek için tatlı ve hamur işini çıkardım hayatımdan ama haftada bir dondurma izni verdik kendimize) Çamlı Kahve'de yaptık, çok sakin, çok huzurlu, çok güzeldi...Akşam yemeğini otelimizin restoranında güzel bir gün batımı manzarası ile yedik. Her sene Ayvalık Şeytan Sofrasında en az bir kez batırırız güneşi, bu yıl da böyle olsun dedik :)
Bugünse kahvaltı sonrası Bursa'ya gittik. Ben ki "Şoför Nebahat" lakabıma uygun olarak her yerde, her şartta gülüş ahenk araba kullanabilen bir insanımdır (Selanik'e araba ile gidip gelmişliğim de vardır, yağmur kar demeden Türkiye'nin çeşitli yerlerinde dağ dere tepe gezmişliğim de) ama navigasyonun kısa rotaları önermek için beni soktuğu daracık sokaklarda bezdim vallahi, yalan yok! Yine de azmettim ve annem sultanımı en az yürütmek/yormak misyonumu yerine getirebildim :) Sırasıyla Yeşil Türbe'yi, Yeşil Camii'yi, Koza Han'ı, Irgandı köprüsünü ve İnkaya Çınarını ziyaret ettik; Yeşil Türbe'nin çinilerine ve akustiğine bayıldık, Yeşil Camii'nin bahçesinde oturmayı sevdik, Koza Han'dan tabii ki kendimize şallar aldık, Irgandı köprüsünün güzelliğine vurulup, üzerindeki dükkanların çoğunun kapalı oluşuna hayıflandık, ve son olarak İnkaya çınarının yanından ayrılmak istemedik. Ve tabii ki bu gezme-tozma arasında bolca çay-kahve içtik ve "Bursa'ya gelmişiz, yemezsek olmaz" deyip kendimizi İskender'e vurduk :)
Bu iki gün üçümüze de iyi geldi doğrusu. Özellikle ablam gözümün önünde şarj oldu sanki, çok mutluyum :) Darısı önümüzdeki iki günün başına :)
