30 Aralık Cumartesi
26 Aralık Salı
"Dilimde yarım bir hece gibi kalan babamın güzel hatırası için"* ...
20 yıl önce bu saatlerde görmüştüm babamı en son. Oturuş şekli bile aklımda, ne garip. Hem çok uzun yıllar geçmiş gibi üstünden, hem de hiç geçmemiş gibi.
Güzellikler Defterine hüzünlü bir şeyler yazma niyetinde değilim. Aksine babamın kızı olmanın hayatıma kattığı güzellikleri yazmak istedim.
Ailenin ikinci çocuğu olarak doğduğumda, babam ağlamış hastanede. Etraftakiler "yine kız oldu diye ağlıyor Erşen Bey" diye dedikodu çıkarmışlar. "Şaşkınlar, ben ikinci kez kız babası oldum diye sevinçten ağlıyordum" diye anlatırdı. Ablama da bana da, hep bizim babamız olduğu için kendini ne kadar şanslı hissettiğini bir şekilde belli etti, dile getirdi. Türkiye gibi bir ülkede bir kız için ne büyük bir şans böyle bir babayla büyümek.
Birlikte çizgi film izlemeyi çok severdik biz. Hem televizyonda hem de Akbank'ın çocuklar için düzenlediği sabah sinema matinelerinde. 101 Dalmaçyalı dahil bir çok çizgi filmi birlikte izlemiştik. Hani son yıllarda moda ya "çocuklarla kaliteli zaman geçirme" tanımı, bundan güzel kaliteli zaman mı olur?
Akşamları yerde oturup sırtını koltuğa dayayıp ayaklarını uzatarak oturmayı severdi. Ben de gidip göğsüne yatardım. Daha güvenli bir yer düşünemiyorum. Baba güveni, babama her şeyi anlatabilirim, bir çözüm bulur duygusu ne şahane bir histi...
Otururken gidip kelinden öpmeyi çok severdim. Onunla uğraşmayı da. Anneme dönüp" deli bu kız ya" derdi gülerek. Gülmek yakışırdı babama.
Sadece dolu dolu gülmezdi ama! Duyguları hep uçtaydı. Ölmeden bir iki gün önce rahmetli dayımla ilgili bir anıyı konuşurken "çok özledim ben o çocuğu" diye katıla katıla ağlaması hâlâ gözümün önünde. Erkekler ağlamaz saçmalığına inanmaması ne kıymetli bir özellikti.
Duygularını uçlarda yaşardı dedim ya, adaletsizliklere çok sinirlenirdi. Çalıştığı fabrikada, işçilerin hakkını vermeyen genel müdürle ettiği kavga ve sonunda işçilerin lehine gelinen nokta, yıllarca konuşuldu. Yıllar sonra, ben o fabrikada staj yaparken, işçilerin beni bu yüzden el üstünde tutması, efsane gibi anlatılan, işçilerin hakkı için verdiği mücadele, şahane bir şey ve gurur verici bir anıydı.
Sonra, çok güzel şiir okurdu benim babam. Elektirikler kesildiğinde ezberinden okuduğu şiirlerle günümüzü şenlendirirdi. Şiir tutkumun temelinde babam vardır.
Özetle, sevgi dolu, sevdiklerine kanat olmayı bilen, koruyan, kollayan, merhametli, adaletten yana olan güzel bir adamdı babam. Cennet varsa, eminim ordadır.
Nurlarda yat canımın içi... Bu hayatta en büyük şansım sensin...
*Birhan Keskin'in "Ba" adlı kitabındaki ithaf...
25 Aralık Pazartesi
Hafta içi iş-güçle, hafta sonu ise gezmekle doluydu benim için, hâlimden memnunum :) Hemen hızlı bir özet geçip, gidip yatayım artık, gözümden uyku akıyor resmen!
- Cuma günü sabahtan bitirme öğrencilerimin ara raporlarını okuyup, geri bildirimlerini gönderdikten sonra koşarak Bostancı'ya gittim ve yârimi karşıladım. Hava serin ve yağmurluydu ama bu bizim, Heybeliada'ya gidip mini bir tur sonrası gündüz rakısı ziyafeti çekmemize engel olmadı tabii ki :)
- Cumartesi sabah, erkenden kalktık ve 9.30'da Arkeoloji müzesi önündeydik. A.ciğimin bana aldığı yılbaşı hediyesinin ilk parçası, rehber eşliğinde müze gezisiydi zira :) 4 saate yakın gezdik. Çok yorulduk ama bir o kadar keyif aldık. Daha önce en az 3-4 sefer gezdiğim müzenin yeni halini, üstelik arkeoloji doktoralı bir rehberden dinlemek şahaneydi.
- Akşam ise bizim "büyük aile" ekibi olarak Anadolu yakasında bir kebapçıda, yılbaşı yemeği için buluştuk. 1 eksikle 12 kişi toplanabildik. Yine çok güldük, S.ve İ.'i ne zaman evlenecekleri konusunda sıkıştırdık, çocuklardan, üniversite dedikodularından, eski anılardan konuştuk ve tahmin edilebileceği üzere, gecenin sonunda yine o malum karikatürdeki gibi "ne yedik, iyi yedik" moduna geldik :) Hepsini ayrı ayrı o kadar özlüyorum ki...Aynı ortamda birlikte çalışmayı da...Yine de, 6 farklı üniversiteye dağılmış olsak da, şükürler olsun, kopmadık birbirimizden diyerek teselli buluyoruz...
- Pazar sabahı kahvaltı sonrası annemde kahve içip onun gönlünü eyledikten sonra, karşıya geçtik ve öğleden sonrayı A.'in ağabeylerini (ve 3 haftadır orada olan annemizi) ziyaret ederek geçirdik. Akşam ise yılbaşı hediyemin 2.kısmını idrak etmek için "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"ne, Serkan Keskin'in inanılmaz performansını izlemeye gittik. Hayran kaldık ikimiz de. Ne zamandır izlemek istiyordum, A.cim sürpriz yapıp bilet almış sağ olsun. Çok keyifli bir hediyeydi doğrusu :)
- Bugün ise yoğun ama güzel bir gündü. Öğlen, bölümde yılbaşı kutlaması yaptık. Bölümün gençleri şahane şeyler hazırlamışlardı, kendimizden geçtik yerken. Sonraki derste ise en sevdiğim konuyu (ulaştırma modelleri) anlattım ve tabir yerindeyse "şov yaptım" vallahi, kendi performansımdan kendim de çok memnun kaldım :)
- Geçen hafta Haluk Şahin'in bir yazısını okuyup çok beğenmiş, ("Şiir girmeyen eve nörolog girer") ve anneme yüksek sesle okurken "nörologlar son yıllarda çok yaygınlaşan bellek zayıflaması ve kaybına karşı insanlara şiir ezberlemesini tavsiye ediyorlar" cümlesinden sonra kendisine,"ister misin sana her hafta kısa bir şiir göndereyim, onu ezberle" demiştim. Annem de hem bir şiir sever hem de bir hırs küpü olarak "tamam" demişti. Geçen haftanın şiiri, Cemal Süreya'dandı, hemen ezberledi bizimki; bu haftanın şiiri de Orhan Veli'den. Bakalım ne zamana dek sürdüreceğiz bu oyunu annemle...
21 Aralık Perşembe
Ne zamandır üzerimde bir sıkıntılı hâl var. Nasıl anlatsam bilemiyorum. A.Kadir, pek sevdiğim şiirinde der ya, hani:
"Bu akşam içimdeDünyada sanki bir ben kalmışım.
Sanki herkes nerde keder varsa bırakmış
Ben nerde bulduysam toplamış almışım" diye, tam öyle...
Neyse efendim, biz akademisyenler "amme hizmeti" şeklindeki faaliyetlere bayılırız, malum. Ben de yine bir arkadaşımı kıramayıp, doktora öğrencisinin tez izleme jüri üyeliğini kabul etmiştim ve iki yıldır, belirli aralıklarla toplanıp zoom üzerinden "tez izleme" komitesi olarak öğrencimizi dinliyor, önerilerde bulunuyorduk. Bugün tez sınavına girecekti adayımız ve artık bu son sunum, yüz yüze olmalıydı. Ben de bu yüzden, sabahın köründe kalkıp Marmarayla Üsküdar, motorla Beşiktaş sonrası Galatasaray Üniversitesine vardım. Tez güzel, sunum akıcı, sorulara yanıtlar doyurucuydu. Nur topu gibi bir doktorumuz daha oldu. Sonrasında, aynı güzergahla Üsküdar'a geçmiştim ki, birden şarkı mırıldandığımı ve üzerimdeki hafifliği fark ettim! Anaaaaam, e gitmiş ya, o sıkıntı :) Bendeki sevinci görmeliydiniz :) Nasıl bir hafifleme...Ne oldu derseniz, sanırım olan şu: ben denizi özlemişim :)
Dönüşte mini bir pazar alışverişi yaptım. Eve gelirken önce çiçekçiden 2-3 demet nergis alıp kendimi, sonra sevdiği böreği yapıp, okuldan dönen oğluşu, son olarak da kapıdan anama uğrayıp, onu da aldığım tatlı ile şımarttım :) Aydınlığın karanlığı yeneceği gece, içimdeki karanlığı yendim işte! Ne mutlu bana :)
18 Aralık Pazartesi
Ayrı şehirlerde evlilik yürütmek sürekli bir şekilde mobil olmak demek, malum :) Bizim düzenimiz, sıra dışı bir şey olmazsa (hafta sonuna denk gelen bir ders ya da bir sağlık problemi) bir hafta sonu İstanbul'da diğer hafta sonu Ankara'da olmak şeklinde. Geçtiğimiz hafta sonu, Ankara'daydı sıra ve bu sefer bana sevgili Y.hemşirem de eşlik etti. Şansına, Ankara'da hava, hem de Aralık ayının ortasında, şurup gibiydi :)
Cuma günü trenden inince A.ciğim bizi karşıladı ve hızlı bir yemek sonrası Y.'nın özel isteği üzerine Anıtkabir'e götürdü. Kaçıncı defa ziyaret ediyorum burayı, bilmiyorum ama yine etkilendim tabii...
Cumartesi günü ise Cumhuriyetin 100.yılı şerefine, Cumhuriyetin kurulduğu mekanlarda dolaşmayı tercih ettik. İş Bankası müzesinden başlayıp, 1.Meclis ve 2.Meclis'i gezdik. Kale civarındaki cafelerden birinde bir şeyler atıştırıp Resim Heykel Müzesine yollandık ve müze kapanana dek de oradan ayrılmadık. Y'm keyiften dört köşe oldu, biz de Ankara'nın en sevdiğimiz mekanlarında mutlu mesut dolanmış olduk.
Cumartesi akşam canım A. ve S. da katıldılar bize. Ne zamandır gitmek istediğimiz meyhanede, "lezzetten ağlamak istiyorum" modunda yedik, içtik, güldük, uzaklarda olan diğer BAL'lı dostlarla görüntülü konuştuk ve gece hiç bitmesin istedik :) Dostlarla geçirilen zaman, hele de bizimki gibi yıllanmış dostluklarda söz konusu olan, daha bir leziz oluyor vallahi, kesin bilgi :)
11 Aralık Pazartesi
Bir pazartesi akşamından daha merhaba sevgili blog:)
Sabahın köründe okul yollarına düşüp, toplantı-ders-toplantı-ders şeklinde bir örüntüyle günü kapadıktan sonra eve döndüm hayırlısı ile. Ameliyatlı iken sırt çantası ile yollarda telef olmayayım diye arabayla gidip geldim, ama doğrusu ya, İstanbul'un iyice zıvanadan çıkan trafiği sayesinde araba kullanırken daha çok yoruldum sanırım. Neyse...
Geçen haftanın özetine gelecek olursam:
Raporluydum, evdeydim dolayısıyla. Derslerimi çevrim içi yaptım, toplantılara çevrim içi katıldım, sınav okudum, yani baya yoğun çalıştım ama yine de evden dışarı çıkmamak iyi geldi :)
Bu yoğunluk içinde bir akşam Mubi'de "İnşallah erkek olur"u seyredip çok etkilendim. Bir de A.ciğimle "Love actually"yi seyrettik, yine beğendik, "ah mirim, artık nerede böyle güzel noel filmleri" dedik :P
Cumartesi günü dikişlerimi aldırdıktan sonra F.ve B.hocalara başsağlığı ziyaretine gittik. Dönerken de güzel bir Moda'dan Kadıköy'e yürüdük, ve tabii ki Kadıköy'e inmişken bir Baylan molası verdik. Bazı mekanlar hep çok özel, hep :)
Pazar günü ise yeni evimizin ilk "ağır" misafirleri geldi: A.'in annesi, ağabeyi, eşi ve kayınvaldesi. Güzel bir pazar günü oldu sayelerinde.
Akşam onlar gittikten sonra gelen Ö.beyle ise geleneğimizi bozmadık ve Behzat Ç'nin yeni sezon/ bölümünü izledik.
Son 10 günün en güzel tarafı ise, yârimin bana destek amaçlı, iki gün hariç, hep yanı başımda olmasıydı. Emeklilik günlerinin demo versiyonunu yaşadık birlikte böylece :)
4 Aralık Pazartesi
Her gün yazma rutinini, hafta başı yazma rutinine çevirmişken bundan da taviz vermek istemedim ve oturdum bilgisayarımın başına. Televizyonda Cem Adrian ve Hande Mehan "Sen benim şarkılarımsın"ı söylüyorlar (ki yârimi 10 dakika önce geçirmişken Ankara'ya, ruh halime çok uygun bir şarkı bu); elimin altında bilgisayarım; önümde, hayatımdaki güzel insanlardan gelmiş güzel çiçeklerim; yanımda az önce içtiğim hasta çorbamın boş kasesi ile karşınızdayım :)
Geçen hafta iki lisans dersimin ara sınavlarını yapıp, birini de okuduktan sonra, cuma günü evimizin yakınındaki hastanede safra kesesi ameliyatı oldum. A.ciğim ve ablam her daim başımdaydılar; gelenler, gidenler, merak edip arayıp soranlarla bir ordu vardı arkamda, öyle hissettim :) Nazar değmesin, her şey yolunda ve olması gerektiği gibi gerçekleşti. Sadece damar yolu açmaya çalışan hemşireler damarlarımı bulmakta her zamanki gibi zorlandılar ve sol kolum 5 yerinden deşildi, ama olacak o kadar :) Cumartesi öğlen olmadan taburcu oldum ve o andan beri de evdeyim. Bolca dizi izleyip, ziyarete gelenlerle çene çalmaktayım...yazmıştım ki G.cuğum geldi. Çay ve sütlü tatlı eşliğinde bol dertleşmeli, ağlamalı bir hasret giderme seansı gerçekleştirdik kendisiyle, iyi geldi ikimize de :)
Bu hafta raporluyum, yani evdeyim :) Yine online toplantılara katılacağım, bir doktora, bir de lisans dersimi de uzaktan yapacağım (yoksa konular yetişmeyecek), tabii bir de okumam gereken 90 adet sınav kağıdı var ama olsun, evin dışına burnumu uzatmadan, çalışmayı da çok abartmadan dinleneceğim vallahi. Bu molaya ihtiyacım vardı :)






.jpeg)