26 Şubat 2024, Pazartesi

Geçen hafta bahar döneminin ilk derslerini yaptım, özlemişim kuzucuklarımı :) Lisanslara verdiğim yöneylem araştırması dersini gerçekten çok sevdiğim için, anlatırken o kadar keyif alıyorum ki, sanırım bu his öğrencilere de geçiyor, aslında zor bir ders olmasına ve yoklama almamama rağmen hem derse geliyor hem de derse istekle katılıyorlar.

Perşembe akşamı canım F.hocamcığım ile B.cığım beni geçmiş doğum günümü kutlamak için yemeğe davet etmişlerdi. Moda'daki her zamanki mekanımızdaydık ve İstanbul bizi kendine hayran bırakmak için şov yaptı o gece sanki. Sohbetin ortasında durup durup, "yahu ne güzel bir manzara bu" dedik :) 

Cuma günü ise, "yollar bize memleket" teması gereği trenle Ankara'ya gittim hafta sonu için. Annemin cumartesi sabah kusma ve ishalle başlayan hastalığı aklımın İstanbul'da kalmasına neden oldu gerçi. Gurbet zor iş gerçekten. Benim içinse, İstanbul'dayken aklımın Ankara'da, oradayken de aklımın hep  burada kalması demek...Şubat ayında olsak da Ankara'ya bahar gelmiş gibiydi. Kampüste yürüyüşler yaptık yârimle. Bir de onun üniversitedeki yeni odasını düzenleyip yazın Helsinki'de yapılacak kongreye gönderdiğimiz bildirinin kabul alması üzerine, otel ve uçak organizasyonlarını yaptık. 

Bugün sabahtan itibaren annemin yanındayım, o da daha iyi neyse ki. Hepimiz için sağlık istiyorum artık. Gerisi bir şekilde halloluyor. 


 Moda iskelesi size de bir masal diyarındanmış gibi gelmiyor mu ?

19 Şubat 2024, Pazartesi

Bugün itibariyle yeni dönemimiz başlıyor üniversitede. Yani, bizim için hiç bitmemişti zaten de, öğrenciler için dersler başlıyor diyelim. Bu dönem ders yüküm daha az neyse ki, bir lisans 2 doktora dersim var ki; geçen dönemki 3 lisans 1 doktora dersinin yanında çerez sayılır, hatta doktora derslerinden birinin kapanma olasılığı var ki, gerçekleşirse zevkten dört köşe olacağım :)

Bu cuma-cumartesi 2015'den beri yılda bir kez şubat ayında üst düzey yöneticilere verdiğim dersi yaptım yine. Aldığım ücret gerçekten dişe dokunur olmasa, bu iki günlük çileyi çekmeyeceğim ama ne yapalım, hayat pahalı, geçim zor, ayağıma kadar gelmiş bu eğitimi vermesem olmaz! 2 gün sabahtan akşama çan çan anlattım yine, çok yoruldum ama geçti gitti neyse ki:) Sonunda da katılımcıların "Uzaktan yapmış olsak da çok zevkli geçti" dediklerini duyunca, yorgunluğum geçti! 

Dün de BAL hemşirelerim G. ve A. ile A.in oğlu B.cığım bizdeydi, akşamüstü-akşam oturması yaptık. Buluşma, whatsapp grubunda "akşam yemeğini kahvaltı olarak yemenin güzelliği" temalı yazışmalarımız sonucu, benim "hadi bize gelin o halde, kahvaltılı bir akşam yemeği hazırlayayım size" dememle gerçekleşti, çok da iyi oldu. Kadınların birbirini iyileştiren bir tarafı var bence, net :)

Mubi'den "Hakkari'de Bir Mevsim restore edildi" haberi gelmişti bir iki hafta önce. Dün kızlar gidince oturup seyrettim. Ferit Edgü'nün "O" (Hakkari'de Bir Mevsim) romanı, hayatımı çok etkilemiş, beni üniversite 1'deki bunalımımdan kurtarmış bir romandır, bu yüzden de çok özel bir yeri vardır kişisel tarihimde. Filmini de seyretmiştim ama unutmuşum tamamen. Genco Erkal, Şerif Sezer ve daha pek çok oyuncunun gençlik halleri ile müthiş görüntüler eşliğinde izlerken, kitabı okuduğum üniversite yıllarına döndüm sanki yine. Bir de büyük harflerle yazıp odamın duvarına astığım 10 emiri tekrar hatırladım:

1) HER ŞEYDEN ÖNCE OLDUĞUN YERİ İYİ BELLE. HARİTA ÜZERİNDE İŞARETLE.

2) KİMSİN, BUNU BİL. NEYİN SAHİBİSİN BUNU BİL.

3) DÜŞLERİ BIRAK, GERÇEĞE BAK.

4) YANLIZLIK YASAK.

5) KENDİNE BAŞKA BİR YURT ARAMA.

6) YENİ BİR DİL ÖĞREN, YENİ BİR DİL YARAT KENDİNE.

7) BURASINI BİL ÖĞREN.

8) BAŞINA NE GELİRSE, NERDE OLURSAN OL YAŞAMINI SÜRDÜRMEYİ BİL.

9) TANRI’YA OLAN İNANCINI KAYBETTİYSEN, İNSANLARA İNAN.

10) GEREKSİZ SORU SORMA

Filmdeki köy devlet eliyle boşaltılanlardanmış. O köy yok yani artık, ne hüzünlü...

12 Şubat 2024, Pazartesi

Geçtiğimiz haftayı gün gün yazsam daha iyi olacak sanırım! En son 3 Şubat cumartesi gününde kalmıştık biliyorsunuz :)

 Pazar günü:

  • Oğluşumla güzel bir kahvaltı sonrası 11 trenine binip Ankara'ya gittim. Kendime doğum günü hediyesi Şermin Yaşar'ın son kitabı "Söyleme Bilmesinler"i almıştım, onu okudum yol boyu. Çok beğendim. Hayat, insanları değiştiriyor, dönüştürüyor, iyi/kötü/ezilen/baskın karakterli bireyler haline getiriyor ama arka planda neler oluyor görmek (yani okumak) hoşuma gitti. Hatta dün instagram sayfasında Şermin Yaşar "Bir deyin hele sevdiniz mi, olmuş mu, beğendiniz mi? Öykücüsün sen öykücü kal mı dersiniz, yoksa roman da olmuş var git yoluna mı dersiniz? Ethem’i siz de sevdiniz mi?" diye sormuş. Duramadım, yanıtladım "Çok beğendim, aktı gitti. Sadece Ethem’i değil, hikayelerini öğrenince hepsini sevdim açıkcası" diye :)
  • Zarif eşim, elinde çiçeklerle karşıladı beni garda. Mest oldum tabii ki :) Boşuna zarif eşim demiyorum kendisine :)
  • Akşam canım BAL hemşirem A.ciğim ve biricik eniştem S., yaş günü kutlamasına davet etmişlerdi. Kaçırmadık tabii ki bu daveti. Yedik, içtik, pasta kestik, hayaller kurmaya devam ettik, minik dedikodular yaptık, şubat ayı çocuklarına aldıkları hediyelerimizi de pek beğendik, daha ne olsun :)
Pazartesi günü:
  • A.ciğim okula gidip, halledilmesi gereken işlerini bitirdi. Ben evdeydim. Öğleden sonra ağabeyimiz A., eşi S., oğulları E. ve yeğenleri E. geldiler, biraz dinlendikten sonra Ankara Gar'ına gidip, 5 günlük bir Kars gezisi için trenimize bindik, yan yana kompartımanlarımıza yerleştik. Ne zamandır yataklı trene binmemiştim. Hele de böyle 30 saatlik bir tren yolculuğuna hiç çıkmamıştım. Pek heyecanlıydık hepimiz. 
  • Genelde herkes kompartımanlarında takıldı. Gençler bol bol film izlediler, A.ve S. kitap okudular, biz iki aylak da "ay ne güzel" "ay ne güzel" diye diye pencereden dışarıyı izledik. Muhteşemdi. 
  • Akşam yemekli vagonda yanlarına oturduğumuz iki genç kadından birinin benimle meslektaş olduğunu, hatta ilk yüksek lisans tez danışmanlığını yaptığım sevgili F.'nin danışmanlığında yüksek lisans tezini yapıyor oluşu tesadüfün iğne deliğiydi. Sohbet keyifliydi. Emeklilik zamanımın geldiğine kanaat getirdim. Neticede akademik torunlarım var yahu, ben emekli olmayayım da kimler olsun ! :P
  • Gece herkes pijamalarını çekip, yataklar açılıp da uyku moduna geçildiğinde, uyu(ya)mayan bir kişi vardı tabii: bendeniz :) 1-2 saat debelendim uyumak için. Sonra "deli misin kızım sen? neden zorluyorsun kendini, kalk, gecenin sessizliğinin tadını çıkar" dedim ve yatağı toplayıp sabaha kadar dışarısını izleyerek yolculuk yaptım. İyi ki de yapmışım, çok güzeldi. Yıllar önce ablamın yanına, Mardin'e giderken otobüste de böyle dışarıyı izler, bol bol hayaller kurardım. O günlere döndüm. Fırat Nehrinin akışına, Kız Köprüsünün güzelliğine vuruldum!
Salı günü:
  • Trenimiz,  önce Erzincan'da sonra Erzurum'da iki defa 3'er saatlik molalar verdi. "Erzincan'da daha az dursaydık da Erzurum'a daha çok vakit kalsaydı keşke" dedik gezerken. Erzurum kongresinin düzenlendiği binayı, çifte minareli medreseyi gezdik. İkisi de ayrı ayrı çok etkileyiciydiler. Cağ kebap da yedik tabii ama aklımız Atatürk evi'nde ve gezemediğimiz daha pek çok yerde kaldı şehirden ayrılırken. Gece 11.30'da Kars'taydık.

Çarşamba günü:
  • Sabah kahvaltısının ardından ilk durağımız Ani Harabeleriydi. Surların içinde çıtır çıtır kırılan buzların arasından geçip, gezdiğimiz Ani Harabeleri, yıllardır görmek istediğim yerlerin başında geliyordu, gerçekten de çok güzeldi. Ardından Çıldır gölüne geçtik. Bu kadar beğeneceğimi, doğrusu ya, beklemiyordum. Bayıldım! O uçsuz bucaksız karın tam ortasında olmak ruhuma çok iyi geldi. Sıcak şarap ve atlı kızaklar da Çıldır'ın bonusuydu :)
  • Akşamüstü Kars'a, otelimize gelirken bir şehir turu da yaptık tabii. On İki Havari Kilisesi, Opera Binası, Taş Köprü, hemen ilk aklıma gelenler. Peynir alışverişi sonrası herkes otelde, odalarına çekildi, dinlenmek üzere, A.ve ben hariç! Şehir merkezine doğru bir yürüyüş daha yapmaktan kendimizi alamadık. İyi ki de öyle yapmışız, çok güzel, büyülü bir şehir Kars. Dilimde hep Cemal Süreya'nın "Öyle güzel ki ölürüm artık /Beyaz uykusuz uzakta/Kars çocukların da Kars'ı" dizeleri vardı.
  • Akşam kaz ziyafetinin ardından hem aşık atışması hem de Kafkas gecesi programı izlenmeye değerdi. Mest olduk hepimiz.
Perşembe günü:
  • Bavulları toplayıp Doğu Beyazıt'a doğru yola çıktık. Ağrı dağını gördük önce tüm heybetiyle. Bol bol "vay anam, vay", dedim o heybete bakarken...
  • İshakpaşa Sarayı'nın içine adımımı attığımda ise "e ben burayı rüyamda görmüştüm" dedim A.'e! (Burada da anlatmışım ). Müthiş etkilendim sarayın büyüklüğünden, taş işçiliğinden, kar manzarasından, her şeyden... Çıkmak istemedim resmen, o derece!

  • Günün diğer bir durağı Muradiye şelalesiydi. Bazı bölümleri buz tutmuştu şelalenin, ama yine de soğuğa direnerek akıyordu tüm güzelliğiyle. 
  • Akşam Van'daki otelimize attık kendimizi.
Cuma günü:
  • Akdamar Adasına gittik, kiliseyi gezdik, yine bir "ben buradan ayrılmak istemiyorum" hissi yerleşti içime, o güzellik karşısında.



  • Öğleden sonra da Van kedi evine gittik. Etrafta bir sürü renkli gözlü Miçolar vardı sanki. Çok ağladım. Çok özledim kuzumu...Çok da duramadım içeride zaten. Benim için hüzünlü bir deneyimdi.
  • Akşamüstü uçağıyla Ankara'ya yorgun argın ama mutlu bir şekilde döndük.
Cumartesi günü:
  • Sabah kahvaltısını hep birlikte yapıp ağabeyleri uğurladıktan sonra evde oturup ayaklarımızı uzattık ve Şahsiyetin kalan bölümlerini izledik yârimle. En az ilki kadar güzel ve fakat yine ilki gibi iç acıtıcıydı bu sezon da.
  • Akşam da A.ciğimin yaş gününü kutlamaya dışarı çıktık, I. hocamızı da alıp. Bolca okul dedikodusu yaptık. Kalan zamanlarda ise bizim gezi anılarımız yer aldı sohbetin göbeğinde ve tabii ki bir yaş gününün olmazsa olmazı, yaş günü çocuğuna minicik bir pasta üzerinde de olsa mum üfleterek  geceyi kapattık.
Çok yorulduğum bir dönemi bundan daha güzel bir geziyle kapatamazdım herhalde. "İyi ki çıkmışız bu geziye" dedik bol bol. Darısı diğer gezilerin başına diyerek, izninizle beni bekleyen işe güce balıklama dalmak üzere ayrılıyorum blogtan. 

Gezinin son günlerine eşlik eden albüm önerim ise: Hüsnü Arkan-Dengin Ceyhan: 40 Yıl Sonra-Şiirlerden Şarkılar 



3 Şubat 2024, Cumartesi

Ne zamandır yazasım yok bloga. Nedenleri çeşitli, anlatasım yok! Ama bugün yaş günüm, bugün yazmazsam, ne zaman yazacağım diyerek oturdum bilgisayarın başına :)

Kutlamalar dün başladı. Bölümdeki en sevdiğim asistanımız bir dolmakalem almış bana, çok güzel bir notla birlikte verip, çok mutlu etti beni. Kendisi geçen yıl da bana "hayatıma yıldız tozu gibi girdiniz hocam" diyerek, aldığım en müthiş iltifatlardan birini yapmıştı :) Doktora öğrencim, eve şahane bir çiçek yollamış, ben okulda olduğumdan, alttaki dükkanlardan birine bırakılmış, dükkan komşularım arasında şanım yürüdü sayesinde :P

Bu sabah ise annem ve ablam, kahvaltıya davet etmişlerdi, onlara gittik oğluşla. Kahvaltı en sevdiğim öğündür zaten ama  kahvaltı sonrası kahve keyfinin yanına ablam bir de pasta yapmıştı, damak çatlatan cinsinden, yemelere doyamadım. Akşam da yemeğe çıkardı bizi sağ olsun, aldıkları hediyeler de cabası! Oh, iyi ki doğmuşum :) 

Arayanlar, soranlar, mesaj atanlar, telefonda şarkı söyleyenler, adıma ağaç diktirenler, sosyal medyadan kutlayanlar, benim için okudukları şiiri videoya çekip gönderenler, görüntülü arayanlarla günüm şenlendi, şımardım çok :)

Eski öğrencilerimden de bir çok mesaj geldi. En güzellerinden birinde B.cığım şöyle yazmış: "Canım hocam 🤍🌸 Bana sadece mühendislik derslerini değil, iyi ve doğru insan olmayı, iyi bir mühendis olmayı, ne olursa olsun ilkelerimizden şaşmamamız gerektiğini öğrettiğiniz için size minnettarım. Hayatımda yer yer uyguladığım/ aldığım kararlarda istemsizce sizi anıyorum ve yüzüme minik bir tebessüm oturuyor. Sizi çok seviyorum. İyi ki varsınız, iyi ki hayatıma dokundunuz. İyi ki doğmuşsunuz. Daha nicelerine, sağlıkla ve mutlulukla 🤍✨🥰🙏"

Ş.ciğim ise şöyle yazmış: "Şule hocam bize hep kuzularım şekerlerim diye seslenirdiniz 🥹🤍 hayatın size kuzular gibi yumuşacık ve güzel davrandığı, şeker gibi insanlarla karşılaştırdığı, hayallerinizin gerçekleriniz olduğu, sağlıklı, huzurlu, mutlu günlerle dolu bir yaş dilerim 🐑🍬🍭 her şeyin daima en iyisinin ve güzelinin sizi bulduğu bir ömrünüz olsun 🩵 kocamam sevgilerle 🩷🩵❤️💜💛💚🤍"

G.ciğimin mesajı da güzeldi: Canım hocam nice yıllarınız olsun. Ne mutlu ki sizin gibi kıymetli bir insanı tanıdım. Çok huzurlu, çok sağlıklı, sevdiklerinizle birlikte çok güzel bir yaş geçirmeniz dileğiyle. Yolunuz düşerse ben Urla tarafındayım. Fırsatınız olursa lütfen görüşelim, eşimle, oğlumla da tanıştırmayı çok isterim sizi. Sevgiler"

"Tüm bu kutlamalar içinde zarif eşin ilgili neden tek cümle yok" diyorsanız, haklısınız tabii yazmadım ama aslında sabah ilk okuduğum, telefonuma gelen ilk ve en güzel mesaj ondandı :)  Anneme de teşekkür çiçeğini, yıllardır yaptığı gibi yollamış sağ olsun :) 

Tam tamına 53 (yazıyla elli üç) oldum yahu, inanılır gibi değil :)
Yaş günü şarkım hep olduğu gibi, Sezen'den: "Acılarım oldu herkes gibi elbet / Herkese kısmet olmayan sevinçlerim / Unutulmayı da göze aldım, evet / Hayat sana teşekkür ederim"