Ders hazırlığı yap, toplantıya katıl, "fırtına çıktı mı, arabam sağlam duruyor mu" diye arada pencereden tedirgin bakışlar at şeklinde geçti dünüm. Bugün de okula gidip derslerimi verdim, yorgun argın eve gelip hızlıca bir yemek yedim ve çay eşliğinde elime kitabımı alıp oturdum salona.
Sevgili Leylak Dalı öğretmenim küçük bir çocuğun, mutfaktan hayata bakışını anlatmış "Mutfağın Hatıra Defteri"nde. Beni benden aldı, kendi anılarıma sürükledi bu güzelim anılar...Kâh gözlerim doldu, kâh gülümsedim ama bolca babamı, anneannemi, dedemi, dayımı yad ederek ve tabii ki bizim mutfağın baş aktörü annemin kulaklarını çınlatarak okuyup bitirdim kitabı. Lezizdi :)
Bizim ailede annemin yemekleri her daim muhteşemdir. Anneannemin "yemekle birlikte sen de pişmelisin ki yemek lezzetli olsun" öğüdünü tutar benim annem, yemekle birlikte pişer! 40 yıldır yaptığı yemekleri yaparken bile, özellikle ziyafet sofrası kuruyorsa, "bakalım istediğim gibi olacak mı" diye heyecanlanır. Sonunda da şahane yemeklerle donatır masayı ama kendisi, kendi yaptığı yemeklere mutlaka bir kusur bulur :)
Tas kebabı ile başlamış Leylak Dalı öğretmenim. "Ah" dedim hemen, hafta sonu et alıp gitsem anama, babamın deyişi ile "fışfışlı pilav"ından yapsa da, yesek :) Ama annemi yaparken en geren yemek sanırım bu! "Tasın içindeki et pişecek mi, suyunu fış fış diye salıp bırakırken pirinçler pişecek mi" diye diye ayakta kalır şimdi ki, artık dizleri taşımıyor bu yorgunlukları. Tamam vazgeçtim tas kebabından...
Peki muzlu rulo pasta? Öğretmenime anımsattığı, kapısı bahçeye açılan bir ev, ama bana yine annem tabii ki anımsattığı baş kişi! Okuldan dönüp üzerini değiştirmiş, mutfağa girmiş, ya öğretmen arkadaşları gelecektir onlar için hazırlık yapıyordur ya da bizi misafir edinmiştir, sadece bize, akşam yiyelim diye girişmiştir muzlu rulo pasta yapmaya. O pasta hamurunu nasıl o kadar becerikli bir şekilde dolayıp el çabukluğuyla ters çevirerek fırın tepsisine koyabildiğine çocukken de çok şaşırırdım, şimdi de :) Ama yok, o da yorar şimdi. İsteyemem...
Ah, sonra macun var, en sevdiğim :) Öğretmenimin macun hikayesi biraz hüzünlü ama bana hatırlattığı tat yine de enfes. Hem zaten babası öğretmenime büzeyden yapıp gönlünü almış neticede. O zaman iç huzuruyla şöyle macun yiyen bir Şule hayali kurabilirim bence! Anneannemin-dedemin yanında, Turgutlu'da geçirdiğimiz yazları, bana mutluluğun elle tutulur hâle geldiği zamanları çağrıştıran macun sevilmez mi hiç :) Naneli, sakızlı, hımm bir de kavunlu olsun lütfen :)
Kitapta o kadar güzel anılara öyle ayrıcalıklı yemekler eşlik etmiş ki bayıldım okumaya. Bitmesin istedim. Bitti tabii ne yazık ki. Köfte ile. Benim de meftun olduğum ama ailede en çok dayımın favorisi olan, "abla herkes köfte yapıyor ama seninki başka oluyor" diyerek her seferinde özel istekte bulunduğu köfte! Bak bu olabilir işte, hâlâ yapabiliyorken, annemden köfte mi istesem bu hafta sonu? Dayımın ruhuna gitsin deyip yesek, anılara dalsak...Yemek, sadece yemek değil gerçekten. Kocaman bir anılar yumağı aynı zamanda...
2010 yılında yaptığımız bir Edirne gezisinde macuncu görüp, kendimden geçmiştim :) Bu yazının fotoğrafı bu olsun o halde!
Fotoğrafa giydirdiğim şarkı ise rasgele önüme düşen, güzeller güzeli bir türküye Zeynep Halvaşi yorumu. Şef İbrahim Yazıcı'yı da atlamayalım tabii :)