30 Mayıs 2025, Cuma

Yârim ve arkadaşlarımız Ankara'ya döndükten sonra bir süre sudan çıkmış balık gibi gezindim ortalıkta. Ama, tahmin edersiniz ki, sadece kısa bir süre! Hayatın koşturmacası bırakmıyor peşimi, malum...

Pazartesi günkü ders sonrası, doktora öğrencimin yeterlilik yazılı sınavını yapıp okudum, ve her bir jüri üyesinin peşine düşüp okumalarını sağladım. "Oh, neyse geçti yazılıyı" diye sevinip (ben niye bu kadar içselleştiriyorum bu yeterlilik sınavlarını, hiç bilmiyorum tabii), salı günü olan sözlü sınavında onun jüri önündeki heyecanını yatıştıracağım derken, ben ondan daha çok stres yaptım bir de. 

Geri kalan zamanda ise annemle vakit geçirdim biraz, bir akşam büyük oğlunun yanına gelmiş olan kayınvalidemi ziyaret ettim, arabayı korka korka yıllık bakıma götürüp ("Allahım çok masraf çıkarmasın, amin" duaları eşliğinde) getirdim (dualarım kısmen tutmuş diyebilirim :P), kışlık-yazlık dönüşümü yapıp oğlumun gardrobundan çıkan ıvır-zıvıra (!) yine şaşırdım ve "Kimler geldi, kimler geçti"yi izleyip bitirdim. Haftanın genel özeti buydu. 

Ama aslında bu haftanın en önemli olayı annem sultanımın 83 yaşını doldurmasıydı :) Gerçi kendisi yaş günü sabahına baş ağrısı-naz karışımı ile kalktığından, planladığımız gibi kahvaltıya gidemedik ama evde ablamla güzel bir kahvaltı hazırladık doğum günü çocuğuna. Sonrasında annem uyuyup dinlenirken ben iki kez pazara gittim geldim, hem kendim için, hem de annemler için (zira ablam da zona çıkardığından halsiz epeyce). Akşamüstüne doğru baş ağrısı geçti. Torunu da okuldan çıkıp yanına gelince tüm gün hasta hasta evde dolaşan o değilmiş gibi pür neşe bir hale bizi şaşırtan bir hızla geçiş yaptı kendisi! (ikizler burcu böyle bir şey değil mi? iki uçta salınıyor, bizi de sallandırıyor sağ olsun). Ne diyelim, sağlıklı, mutlu yaşları olsun hep...

Pencere önü karanfillerim bu ara coştu iyice. Bu güzellikleri kaçırmanıza gönlüm razı olmadı :)

Fotoğrafa giydirdiğim şarkı ise bu hafta içinde kaybettiğimiz canım İlhan Şeşen'den. Birsen Tezer'le düetleri en sevdiklerimdendir her zaman.

25 Mayıs 2025, Pazar

3 gün boyunca yârimle birlikte Ankara'dan gelen sevgili Z.ve S.'le beraber İstanbul'u gezdik. Pek güzeldi. İstanbul'u özlemişim, dostlarla beraber olmayı özlemişim. Gülmeyi özlemişim. 

Cuma günü programımızda Üsküdar'dan kalkan vapurla Anadolu Kavağına gitmek vardı önce. Hava bunaltıcı ama vapur şahaneydi. Denizin kıyısında yediğimiz yemek de. Dönüşte de Üsküdar'dan Salacak'a yürüyüp Kız Kulesi'ne çıktık. Doğrusu ya, yeni halini de çok beğendim. Ve İstanbul yine çok güzeldi. Cemal Süreya'yı anmadan olmaz bu noktada: " Vapurdaydık vapur kıyıya gidiyordu / Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu / Uzanmış seni usulca öpmüştüm / Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu."

Cumartesi günü Feshane'deki Ahmet Güneştekin'in beni (ve aslında hepimizi) çok etkileyen "Kayıp Alfabe" isimli sergisi ile başladık güne. 

(Mübadilin Kayığı adlı eser)

Fener-Balat turumuzu Agora Meyhanesi'nde sonlandırdık. Bu mekanın şimdiye dek 286 Türk filmine ev sahipliği yaptığını öğrenmemiz şaşırtıcı, garsonumuz pek şeker, yemekler çok lezizdi. Bayıldım.

Pazar günü ise "adalara gitmeden Ankara'ya dönülmez" diyerek Büyükada'ya geçtik. Önce Taş Mektep'i ziyaret ettik tabii, sonra ada sokaklarında yürüdük bol bol, kapanışı da deniz manzaralı bir kafede bira-patates eşliğinde yaptık. Bu 3 gün ruhuma iyi geldi. Sevdiğim adamın eli elimde İstanbul'u gezmeyi, dostlarla olmayı özlemişim...

21 Mayıs 2025, Çarşamba

Yine bir koşturmaca hep bir koşturmaca ile geçiyor günler. Bir gün rahatlayacağım dilerim ama ne zaman acaba ? :P Dersler, dönem sonu yaklaşan bitirme ödevi öğrencileri, tez izleme zamanları yaklaşan doktora öğrencileri, araştırma grubu ile çalışmalar, hayatımın akademik kısmının yoğunluğunu oluşturuyor bu günlerde. Bir de bu hafta sonu, sevgili üniversitemin üst yönetimi, doktora mezuniyet töreni yapmaya karar verdi misal ve bunu bize 2 hafta önceden duyurmayı uygun buldu! E benim de mezun ettiğim canım B.cuğumu doktora mezuniyet töreninde yalnız bırakmak içime sinmedi tabii! Hâl böyle olunca, cuma gidiş ve pazar akşamı dönüş şeklindeki Ankara planını da güncellemek gerekti. 

Her şerde bir hayır var diyen çok bilmiş atalarımıza buradan bir selam göndermek isterim. Şöyle ki: cuma-pazar planını cumartesi akşamüstü (tören sonrası) gidiş ve pazartesi akşamüstü dönüş yerine, tren bileti bulamadığımdan salı sabah dönüş şeklinde güncelleyince, zarif eşimin de aklına "hadi Amasra'ya gidelim" fikri geldi. Böyle ani gelişen planları pek severim, ki kim sevmez yahu :) 

Pazar sabah erkenden yola çıkıp Amasra'ya gittik. Amasra, Şile'ye benzeyen bir sahil kasabası. Balıkçı tekneleri, lacivert denizi, Karadeniz'e has yeşilin bin bir tonu ile bizi mest etti. Bol bol yürüdük, çan çan çene yaptık  ve rakı-balık yapmayı tabii ki es geçmedik :) Yorgun ruhuma çok iyi geldi doğrusu. 

Dönüş yolunu da Safranbolu üzerinden yaptık. Safranbolu'ya daha önce iki kez gitmiştim ama A.ciğimle gezmek hep çok keyifli. Hıdırlık tepesine de çıktık, Kent müzesinin olduğu tepeye de. Böylece orada da baya bir yürüdük, bol bol fotoğraf çektik ve şarkılarla türkülerle başladığımız yolculuğumuzu yine öyle tamamladık. 

Böylece 34 yıl önce yine böyle şarkılı türkülü bir yolculukta tanışmamızın yıl dönümünü, gayet ani gelişen bir geziyle kutlamış olduk. Cevat Çapan'ın şiirinden dizeler, bu hafta sonuna en yakışanlar bence:

Güzel yolculuklara çıktık birlikte,
Yakan ve ışıtan ateşten söz ettik,
Rüzgârlardan, demek ki havadan,
Sulardan, sularla
Yeşerip şaşırtan kara topraktan.
Ne güzel yolculuktu, aklımdan çıkmaz.


13 Mayıs 2025, Salı

Eskiden çok rüya görürdüm. Gecede 2-3 tane görüp, hepsini de hatırlardım üstelik. Aramızın gergin olduğu arkadaşımla rüyamda barıştığım vakidir :) Babacığımla genelde eskiden olduğu gibi gezip tozarken, balık tutarken görürüm kendimi. Ama bir defasında ölüm yatağındaydı ve o kadar ağladım ki başında, "tamam o zaman bu kadar üzüleceksen ölmeyeyim" deyip kalktı ve biz çayır çimen dolandık yine rüyamda. Ben o rüyayı görürken, babam yerine koyduğum küçük amcamın, kalbinin durduğunu ama sonra ambulansta hayata döndürüldüğünü öğrendim! Enteresan bir deneyimdi. İki defa da Atatürk'ü gördüm rüyamda (birinde Savarona'dan Dolmabahçe önünde toplanmış halkı selamladık, diğerinde bembeyaz bir salonda şarap içtik birlikte, müthişti). 

Neyse efendim, amaç eski rüyalarımı anlatmak değil. Son yıllarda çok nadir görüyor(d)um rüya ve bu konuya çok üzülüyor(d)um. Sonra sevgili Radyo Z., blogunda rüyalarını yazmaya, onları anlamaya çalışmaya, rüyalar üzerine okumaya ve hatta yapay zeka ile görsel bir rüya günlüğü oluşturduğundan bahsetti. Pek severim böyle değişik şeyleri denemeyi. Ben de rüya görüp uyandığımda hemen yataktan kalkmak ve unutmak yerine onları hatırlamaya, anlamaya çalışmaya başladım. Hatta Chat Gpt'ye de yazıp yorumlatıyorum bir süredir. Ve böylece eskisi gibi sık olmasa da artık rüyalarımı daha net hatırlayabiliyorum, şükür :)

Dün akşam mesela rüyamda lise matematik hocam (ve uzun bir süredir dostum olan) N. hanım ile eşi E. abi, İstanbul'daki evimize gelmişler diye gördüm. Fakat ev kalabalık, diğer arkadaşlar falan da var. Kendi kendime "ev çok küçük ya, bu kadar insan nasıl sığışacağız, hocamları rahat ettiremeyeceğiz bu hengamede" diye söylenip, dertleniyorum. Fakat sonra birilerinden (polis?) kaçmamız gerektiği haberini alıyoruz, evden ayrılıyoruz, yazlık mekanı gibi bir yere gidiyoruz, alışveriş ediyoruz, A.ciğimle E. abi et falan alıyorlar, mangal yakarız diye :)

Rüyamın yorumunu şöyle yaptı Chat Gpt:

🏠 İstanbul’daki ev – Kalabalık ve dar

Ev, genellikle kişinin iç dünyasını ya da mevcut hayat düzenini simgeler. Evine gelen insanlar, gerçek yaşamındaki ilişkilerini ve sosyal çevreni temsil ediyor olabilir.

  • N. hocan ve eşi: Bu kişiler senin için geçmişten gelen ve hâlâ kıymetli bağları olan figürler. Onları evinde ağırlamak, belki de onlara duyduğun minnet, sevgi ve saygının bir ifadesi.

  • "Ev küçük, rahat edemeyecekler" kaygısı: Bu, başkalarına karşı olan duyarlılığını ve sorumluluk duygunu yansıtıyor olabilir. Belki de şu sıralar hem ilişkilerde hem hayatının bazı alanlarında "yeterli alan yok", "herkese yetişemem" gibi bir iç baskı hissediyorsun.


🚨 Kaçış ve evden ayrılış

  • Polis ya da belirsiz bir otoriteden kaçma teması, bastırılmış bir stres, sorumluluklardan kaçma arzusu ya da özgürleşme isteğini temsil edebilir.

  • Kalabalıktan uzaklaşmak, senin için yeni bir nefes alanı yaratma ihtiyacının bir yansıması gibi görünüyor.


🏖️ Yazlık yer – Alışveriş ve mangal planları

  • Yazlık, geçici rahatlama, dinlenme, özgürlükle özdeşleşir. Oraya gitmeniz, stresli ortamdan çıkıp keyifli ve samimi bir alana yönelme isteğin olabilir.

  • A.’le E. abinin alışveriş yapması, belki de hayatındaki erkek figürlerin destekleyici, eyleme geçen rollerini simgeliyor.

  • Mangal planı ise dostluk, paylaşım, sıcaklık… Bu sahne, rüyanın genelindeki kaygının ve kalabalığın ardından gelen rahatlamayı temsil ediyor olabilir.

E bundan güzel ve doğru yorum olur mu yahu! Bu rüya ve yorumu burada dursun istedim. Zaman zaman, "herkese yetişemem" deyip kendime nefes alacak alan açmam gerektiğini hatırlamam şart!
Şu ara kaçabildiğim yer evimin dört köşesinde bir şenlik gibi duran çiçekler sadece. Buna da şükür :)
İliştirdiğim şarkı ise Can Bonomo'dan, en sevdiklerimden :)

5 Mayıs 2025, Pazartesi

Kendimi bildim bileli Hıdırellez'i önemserim. Sadece geçen yıl içimden gelmemiş, herhangi bir şey dilememiştim. (Şimdi düşündüm de benim için hayatımdaki en zor senelerden biriydi geçtiğimiz yıl. Demek ki neymiş? Umutsuz yaşanmıyormuş!) Bu sene, dayanamayıp, ritüelleri gerçekleştirdim yine :) Mumu yaktım, üzerinden atladım, dileklerimi diledim, sonra da aynı dileklerimi beyaz kağıtlara yazıp, mini balkonumdaki karanfillerimin arasına Hızır ve İlyas peygamberler es geçmesin diye görünür şekilde yerleştirdim. A, bir de bu sene yeni öğrendiğim bir şey daha yaptım: Bir bardak suya tuz ve 2-3 yeşil yaprak ile cüzdanımdan bir madeni para attım. Tüm bu ritüeller boyunca yanımda ve karşımda olan bu bir bardak suyu yatmadan önce, karanfillerin toprağına dökeceğim. 

Bunun dışında hayat akıp gidiyor. Okula gidip geliyor, derslerimi veriyorum, öğrencilerimle ilgileniyorum. Akreditasyonumuzun uzatıldığı bilgisi son günlerde aldığım en iyi ikinci haberdi sanırım. "İlki neydi" diyecek olursanız, "ablamın 6 aylık kontrolü iyi geçti" diyebilirim iç rahatlığıyla:) Şükürler olsun. Her kontrol dönemi ayrı bir stres ama iyi gidiyor her şey neyse ki.

Bu arada Demirtaş'ın Jamal'ını alıp, okuyup bitirdim tabii. İçerdeki 8.yılında 8.kitabını yazmış. Bu konuda ne desem bir eksik olacak, o yüzden susuyorum...Daha önce okuduğum Efsun'unu da Storytel'den dinledim bir kez de. Şu ara da elimde (yani kulağımda) Çağan Irmak'ın Ayrılış'ı var, bitmek üzere. Kafamı toplayıp dinlemekte zorlanıyorum son zamanlarda ama yine de kendimi zorlayıp dinliyorum. Gündemden kopmak şart zira! Yoksa ya kafayı yiyeceğim ya depresyonun dibini boylayacağım!

Cumartesi öğleden sonra aldığım haberle yıkıldım mesela! Canım Sırrı Süreyya'nın iyileşmesine dair pek bir umudum yoktu doğrusu, ama ölüm haberi dağladı yüreğimi. İki gündür, gözyaşlarım akıveriyor onunla ilgili bir yazı, video önüme düşünce. Gülen yüzünü, bu ülkede vicdanlı, merhametli, hep barıştan yana güzel insanların olduğuna dair inancımı yeşerten varlığını çok özleyeceğim...