30 Ekim 2025, Perşembe

Bugün önce annemler, sonra da kendim için pazar alışverişini yapıp, bitirme öğrencilerimle görüştükten sonra, 3 gün sonraki koşu için göğüs numaramı almak üzere Bostancı sahile indim. Hava öylesine güzel, güneş öylesine parlaktı ki anlatamam. Biraz yürüdüm sahilde. Sonra yakındaki Beltur'dan bir bardak kahve alıp,  oturdum denize karşı ve sakince yudumlarken kahvemi, düşündüm "ben ne kadar uzun zamandır yalnız başıma, sadece kendi keyfim için bir şey yapmıyorum" diye...Oysa ben yalnızlığı da severim. Yalnız başıma yürüyüş yapmayı, tek başıma sinemaya gitmeyi, kendi kafama göre takılmayı, bir kafede oturup bir şeyler yiyip içmeyi...Ama işte Süreyya Berfe'nin dizelerindeki gibi "Hayat bırakmaz / annelik, sevdalık işleri"...

Benimki daha çok "annelik, evlatlık, sevdalık işleri" gerçi :)


Fotoğrafa yüklediğim şarkı, bugün sahile gidip gelirken dilimdeydi hep. Hümeyra'nın en sevdiğim şarkılarından...


26 Ekim 2025, Pazar

Annemin evinin balkonundan yazıyorum bu satırları. Ablam güneydoğu gezisine gitti 5 günlüğüne. Ben de oğluşumla birlikte anneme taşındım, onu yalnız bırakmamak için. Aslında ablam bir yere gittiğinde bize gelmeyi sever annem sultanım ama bu sefer "evimde olayım" istedi, ben de ısrarcı olmadım.

Bugün Leylak Dalı öğretmenimin diş ağrısından yakındığı yazısını okuyunca taaa 89 yazına gittim. Ablam Mardin'de öğretmenlik yapmaya başlamıştı o yılın ocak ayında. Sonrasında da 3,5 yıl mecburi hizmet görevini o büyülü ve o zamanlar terör nedeniyle sürekli yüreğimizin ağzımızda olmasına neden olan o güzelim şehirde yaptı. Ben de o süre içinde yazları üniversitem açılmadan önce mutlaka onun yanına gidiyor, 1 aya yakın kalıyor, ablamın yalnızlığını paylaşıyordum. 

Neyse efendim, o yaz Mardin'de bir azı dişim fena ağrıyor. Ben de evvel ezel diş hekiminden korkarım ve gitmemek (ya da gitmeyi ertelemek) için on bin takla atarım her seferinde. Yine öyle bir dönemdeyim ama artık ağrım tavan yapmış durumda ve 24 saat boyunca yolda olacağım (O zaman havalimanı yok Mardin'de. Diyarbakır-Mardin yolu da çok tehlikeli olduğundan, Diyarbakır havalimanını kullanmak bir seçenek değil bizim için). "Burada götürelim seni doktora" diyorlar ama, mümkün değil kabul etmiyorum, mutlaka İstanbul'daki alışık olduğum hekime gitmek istiyorum çünkü. Ablam, ben yola çıkmadan önce bir eczacıya danışıyor, o da iğne kapsülü veriyor, "çok ağrırsa bunu suya karıştırıp gargara yapsın, uyuşturur en azından bir süre" diyerek. Ben yanımda ağrı kesicilerimle yola çıkıyorum nihayet, ablam her zamanki gibi  şoförü benim varlığımdan haberdar ediyor. Yol boyu prensesler gibiyim sonrasında, halim hatırım soruluyor, yanımdaki şişman ve iki çocuklu teyze (birini bir dizine diğerini öbür dizine oturtmuştu hiç unutmam) başka bir koltuğa alınıp rahat etmem sağlanıyor, Antep'te alınan fıstıklar ayıklanıp yemem için ikram ediliyor falan. Kolay mı, öğretmen hanımın kardeşiyim! Gece 02.30'da Aksaray'da mola yerine vardığımızda dişim zonkluyor resmen, ağrı kesiciler falan çare değil, ben de şu iğne kapsülü ile gargara yapayım bari diye düşünsem de kapsülü kıramayınca, şoförlerin masasına gidip rica ediyorum. Neden ihtiyaç duyduğumu öğrendiklerinde tutturuyorlar, Aksaray'da beni dişçiye götürmek için! "Yahu" diyorum "gecenin 2.30'u", "Olsun" diyorlar "uyandırırız dişçiyi, ne olmuş"..."Bir otobüs dolusu insan var, onlar ne olacak" diyorum, "Olsun" diyorlar yine, "beklesinler"...Zar zor ikna ediyorum böyle bir şeyi istemediğime ama o öğretmen hanımın kardeşini koruma, kollama isteğine karşı içimde oluşan minnet duygusu hiç geçmiyor. Hâlâ hatırladıkça gözlerim doluyor. "Sonra ağrı geçti mi" derseniz, geçti herhalde, o kısmı hiç hatırlamıyorum. Sanırım o iyi insanların saf sevgisi de yardımcı olmuştu ağrımın hafiflemesine. 

Bu da böyle bir yazı olsun o halde. Murathan Mungan'ın dizeleriyle bitireyim. Artık hiç kimsenin terör nedeniyle ölmeyeceği, barışın daim olacağı bir coğrafya umudumu koruyarak. 

"Ey büyük Mezopotamya 
İki bin yıllık gece 
Dön geri bak 
Kardeşlerim ölüyor kalbimin doğusunda"
Kendimi çok şişman bulduğum, oysa şimdiki halimden tam 30 kg daha zayıf olduğum yıllar :P Mardin'de Deyrulzafaran Manastırını arkamıza alarak poz vermişiz ablamla.


23 Ekim 2025, Perşembe

Bu akşam E.umu annesinin evinden alıp bana getireceğim, ve sabaha karşı yolcu edeceğim**. Hüznü şimdiden çöktü üzerime...Gurbet zor zanaat dostlar...Neyse ne diyelim, hepimiz sağlıklı, mutlu, huzurlu olalım, gerisi boş. Görüntülü konuşmalar, sesli mesajlaşmalar falan ne güne duruyor hem :)

İki gündür, bir kongre nedeniyle Berlin'de olan Y.cığımın kedisi Topaç Hanımın bakımını yapmak, gündelik sorumluluklarımdan biri. Ameliyat sonrası iştahı açılan Topaç Hanımın mamasını yerkenki iştahını ben başka hiç bir kedide görmedim. Yavrucak, ameliyat öncesi yiyemediği zamanların da hesabını kapatıyor kendince sanırım, çok gülüyorum çıkardığı şapırtılara :)

Kayıtları bu salı günü açılan 2 Kasım'daki İstanbul Maratonu Halk Koşusuna tabii ki hemen kaydımı yaptırdım. Bu yıl mezunu olduğum lise yerine ÇYDD için bağış toplamaya karar verdim. Kampanyamı açalı 3 gün olmadı bile ve ben 2 üniversite öğrencisinin 1 yıllık bursunu karşılamak üzereyim. Mesudum :) Bu vesile ile bağış yapan eski öğrencilerimle mesajlaşmak ve teşekkür mesajlarıma karşılık yazdıkları güzellemeleri okumak da işin bonusu oluyor doğrusu :)  

Bu da sosyal medyada paylaşmam için hazırlanan kampanya görselim :) 

**Evet saat 20.00'de valizleriyle birlikte alıp geldim E.umu eve. Sonra 20 yaşındaki halimiz gibi tıpkı, saat 04.00'e dek konuştuk, konuştuk, konuştuk. Ne çok özlemişiz böyle çene yaparak, bazen gülüp bazen ağlayarak sabahlamayı. Şükürler olsun. 36 yıldır hayatımda olduğu için. 29 yıldır okyanus ötesinde yaşamasına ve en iyi ihtimalle yılda bir yüzyüze görüşmemize rağmen, birlikteyken hep o üniversite yıllarındaki Şule ve E. olabildiğimiz için, şükürler olsun :)

19 Ekim 2025, Pazar

 E.cığımla ve yârimle dolu bir haftaydı. Çok şahaneydi vallahi, nazar değmesin :) Neler yaptık peki, şöyle aklıma gelenleri sıralayayım:

  • BAL kızlarla birlikte evimize çok yakın bir Antakya restoranında "lezzetten ağlamak istiyorum" kıvamına geldiğimiz bir yemek yedik. E.cığım lahmacuna doydu, biz de ona :)
  • Yârimle çarşamba günü ders çıkışı Resim Heykel'e gidip, gezdik uzun uzun. Ne zamandır aklımızdaydı, iyi oldu. Akşam da AKM'de Carmen'i izledik. Güzel, ancak çok uzundu (190 dakika). Yorgunluktan uyuyakalıp horlamaktan korkarak izledim doğrusu :)
  • Bir akşamüstü bizim evde birbirinden kopuk çeşitli yiyeceklerden (simit, sucuk, Bergama tulumu, turşu, yaprak sarması, kısır, İzmir lokması vb) oluşan, ama ana teması "gurbet elde özlenenler" olarak tanımlanabilecek bir sofra başında BAL kızlar ve E.cığımla birlikteydik yine.  N.hocamızı da görüntülü arayıp gruba dahil etmeyi ihmal etmedik.
  • Bu arada hayatının yeni bir aşamasına geçmek üzere olan ve zorlanan dostumuzu yalnız bırakmadık tabii ki. "Evlenirlerken şahitleri bendim, boşanırlarken de gideyim, yine şahit lazım olur belki" diyen zarif (ve komik) eşim, mahkeme sonrası alıp geldi adaşını eve. Akşamında rakı-balık yaptık, eşlik eden Livaneli şarkıları ile birlikte. 
  • İTÜ grubuyla uzuuuuun bir kahvaltı sofrasında buluşmayı, sonrasında da rakı-balık yapmayı ihmal etmedik tabii :) 20 yıl, 30 yıl  önce çektirdiğimiz fotoğraflardaki pozların aynısını verip eğlendik baya, "Ah, ah, ne gençmişiz yahu" nidaları eşliğinde :) 
Velhasıl, ağzım kulaklarımda dolaştığım bir haftaydı. Hayat dostlarla, sevdiklerimle güzel gerçekten...

11 Ekim 2025, Cumartesi

Evet geldi :) Gidip havalimanında karşıladım onu, 29 senedir her gelişinde hep yaptığım gibi. İçimde nasıl bir sevinç, anlatamam :) Şarkıda diyor ya hani "eksik bir şey mi var hayatımda, gözlerim neden birden doluyor" diye. Benim hayatımdaki eksik şey kendisi. Gelince o eksiklik tamamlanıveriyor. 

Yıllar evvel E.cuğumun bir gelişini aşağıdaki yazıyla kutlamışım eski blogumda, buraya da aktarmak istedim:

Güneyin İyi Kalpli Cadısı


Yıllar önce yaptığım bir Ankara yolculuğu sonunda elime tutuşturulan tadına doyulmaz bir mektubun sonu şöyle bitiyordu: "Gel cuma gel...Geldi...Geldin...Hoş geldin..."

Sabahtan beri aynı cümleyi ama cuma'yı cumartesi yaparak ve bu kez E.'m için, ben söylüyorum...
E. deyince bir sürü fotoğraf karesi canlanıyor gözümde, bir sürü anı üşüşüyor belleğime ve istisnasız hepsi bir gülümseme oluşturuyor yüzümde. Üniversite yaşamımızın ikinci günü tanıştık. Yaşamım aydınlandı. Onsuz nasıl geçerdi o kocaman pencereli soğuk okulda 4 yıl bilmiyorum. Birlikte yapmadığımız, paylaşmadığımız, konuşmadığımız şey kalmadı galiba. Halkoyunları çalıştık; teslim gününden bir gün önce süper projeler hazırladık; iyi geceler dileyip birbirimize, üstüne 2 saat daha konuştuk; aynı yerde okumakla yetinmedik, aynı yerlerde çalıştık. 4 yıl boyunca ellerimi avuçlarının içinde ısıttı. O kadar yoğun yaşadık, her şeyi o kadar derin paylaştık, iki ayrı kişi olmaktan çıkıp o kadar "biz" olduk ki hatta, zaman oldu, onlara bayram ziyaretine gidip de evde bulamayınca “geldik yoksunuz” notunun altına ikimizin ismini yazdım alışkanlıkla...Şule’nin yanındaki isim E.’dır çünkü...Hep öyle olmuştur yani...Bakmayın şimdi ayrı olduğumuza...O benim içimde hep. Belki hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir düş birbirimizin kapısını elimizde çaydanlık, üstümüzde sabahlıklarımızla çalmak...Ama olsun, hayali bile güzel...Benimki öylece bir çiçek düşlemesi işte...
Hoş geldin biriciğim, kardeşim, dostum, her şeyim. Hoş geldin...Sen benim aydınlığımsın, biliyorsun...


10.Ekim. 2025, Cuma

Son yazdığımın üzerinden 1 hafta geçmiş bile. Okul, ev ve annem üçgeni arasında geçen sıradan bir haftaydı. En güzel tarafı Ekmekçimle gittiğimiz BİFO sezon açılış konseriydi, ki kendisi şurada anlattığı için ve ben ondan daha iyi / detaylı anlatamayacağım için bu konuda sözü uzatmıyorum :)

Bu haftanın önemli satırbaşlarını ise sizin için derledim sevgili okuyucular :) Şöyle ki:

  • Storytel'de Emre Melemez seslendirmesi ile Sezgin Kaymaz'ın "Kaptanın Teknesi"ni dinledim. Çok etkilendim.
  • Ardından Nilay Örnek'in Şebnem İşigüzel ile söyleşini ilgiyle dinledim. Kendisi sevdiğim yazarlardan biridir zaten.
  • Deniz Yüce Başarır'ın konuğu Bilge Ulusman ile Pınar Kür'ün "Asılacak kadın"ını irdeledikleri sohbet de gayet iyiydi. Yıllar evvel okuduğum romanı tekrar okuma isteği doğurdu bende.
  • Bu sezon diziler birbirinden iç karartıcı diyerek Gilmore Girls'e başladım yine. Cerrahlıktan köy ağalığına nasıl döndüğünü anlamadığım mimiksiz adamlar ve travmasını aşıp dışarı çıkamayan oğlunun yerine bir tür dublör olarak bir başka adamın hayatını karartarak onu geçirten acayip baba figürlerini seyretmektense güçlü bir kadın, çok güzel bir anne-kız ilişkisi, hoş bir flörtleşmenin merkezde olduğu, hayatın sakin ve huzurlu aktığı bir diziyi 15 yıl arayla bir kez daha seyrederim daha iyi. Ruhum daralmaz en azından!  
  • Yaklaşık 4 haftadır tatlı ve hamur işi yemiyorum. Tatlı krizlerine girme sıklığım çok azaldı, bir de kilo vermem birazcık hızlanırsa çok sevineceğim :)
  • Bugün son yıllarda aldığım kilolar nedeniyle artık parmaklarıma olmayan eski, üniversite yıllarımdan beri benimle olan gümüş yüzüklerimi parmağıma göre ayarlattım. Birden 10 yeni yüzüğüm oldu, çok mutlu oldum :)
  • Bu haftanın en eğlenceli işi ise KAL'dan bir kız arkadaşımın kurduğu "menopoz" grubuydu. 2'si erkek (eşlerini daha iyi anlamak için katılan bu iki cesur yüreği sevgiyle bağrımıza bastık :P) 21 üyelik grup olarak o kadar çok konuştuk, fikir ve bilgi alışverişinde bulunduk ve eğlendik ki, iyi ki böyle arkadaşlarım var diye düşündüm. 
  • Bu ara sıklıkla dinlediğim şarkıyı da şuraya iliştirerek bitireyim bu hafta özetini. Belki siz de benim gibi Azeri ezgilerini seviyorsunuzdur...


4 Ekim 2025, Cumartesi

Sonbahar tüm güzelliğiyle geldi şehrimize :) Yağmur, sararan yapraklar, yerlere düşmüş at kestaneleri. Daha ne olsun ama, değil mi? Bu hafta bu günceye yazacak çok önemli bir şey olmadı ama belki madde madde sıralamayı denersem bir şeyler çıkar :)
  • Dersler başladı. "Emekli olmak istiyorum" diye çırpınan ben, ilk ders sonrası, kendimden, anlatışımdan ve çocukların gözündeki ifadeden çok memnun bir şekilde,yorgun girdiğim dersten enerjik bir şekilde çıktım  :) Dilerim tüm dönem böyle güzel geçer.
  • Y.hemşiremin can yoldaşı kedigillerin en nevi şahsına münhasır örneği Topaç hanım, pazartesi olduğu ameliyat sonrası iyileşme sürecine girdi dün itibariyle. Biraz da kilo almaya başlarsa değmeyin keyfimize. BAL kızlar grubu olarak her gün kendisinin k*k* yapıp yapmadığını öğrenme peşindeyiz :)
  • Geçenlerde iki gece sohbet ettik diye kendimi daha iyi hissettiğimi bloga yazdığım canımın canı E.cuğum bilet aldığını ve 11 Ekim'de geleceğini bildirdi. Sevinçten havalara uçtum resmen. Nazım'ın Piraye Hanım için yazdığı "İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti" dizesinin benim hayatımdaki biricik öznesidir kendisi. Gün sayıyorum diyeyim, anlayın siz heyecanımı :)
Bugün ilaçlarımı almak için yürüdüğüm eczanenin önündeki şu güzelliğe bakar mısınız? Sanki yaz ortasında Bodrum'da gibi salınıyor :)