Annemin evinin balkonundan yazıyorum bu satırları. Ablam güneydoğu gezisine gitti 5 günlüğüne. Ben de oğluşumla birlikte anneme taşındım, onu yalnız bırakmamak için. Aslında ablam bir yere gittiğinde bize gelmeyi sever annem sultanım ama bu sefer "evimde olayım" istedi, ben de ısrarcı olmadım.
Bugün Leylak Dalı öğretmenimin diş ağrısından yakındığı yazısını okuyunca taaa 89 yazına gittim. Ablam Mardin'de öğretmenlik yapmaya başlamıştı o yılın ocak ayında. Sonrasında da 3,5 yıl mecburi hizmet görevini o büyülü ve o zamanlar terör nedeniyle sürekli yüreğimizin ağzımızda olmasına neden olan o güzelim şehirde yaptı. Ben de o süre içinde yazları üniversitem açılmadan önce mutlaka onun yanına gidiyor, 1 aya yakın kalıyor, ablamın yalnızlığını paylaşıyordum.
Neyse efendim, o yaz Mardin'de bir azı dişim fena ağrıyor. Ben de evvel ezel diş hekiminden korkarım ve gitmemek (ya da gitmeyi ertelemek) için on bin takla atarım her seferinde. Yine öyle bir dönemdeyim ama artık ağrım tavan yapmış durumda ve 24 saat boyunca yolda olacağım (O zaman havalimanı yok Mardin'de. Diyarbakır-Mardin yolu da çok tehlikeli olduğundan, Diyarbakır havalimanını kullanmak bir seçenek değil bizim için). "Burada götürelim seni doktora" diyorlar ama, mümkün değil kabul etmiyorum, mutlaka İstanbul'daki alışık olduğum hekime gitmek istiyorum çünkü. Ablam, ben yola çıkmadan önce bir eczacıya danışıyor, o da iğne kapsülü veriyor, "çok ağrırsa bunu suya karıştırıp gargara yapsın, uyuşturur en azından bir süre" diyerek. Ben yanımda ağrı kesicilerimle yola çıkıyorum nihayet, ablam her zamanki gibi şoförü benim varlığımdan haberdar ediyor. Yol boyu prensesler gibiyim sonrasında, halim hatırım soruluyor, yanımdaki şişman ve iki çocuklu teyze (birini bir dizine diğerini öbür dizine oturtmuştu hiç unutmam) başka bir koltuğa alınıp rahat etmem sağlanıyor, Antep'te alınan fıstıklar ayıklanıp yemem için ikram ediliyor falan. Kolay mı, öğretmen hanımın kardeşiyim! Gece 02.30'da Aksaray'da mola yerine vardığımızda dişim zonkluyor resmen, ağrı kesiciler falan çare değil, ben de şu iğne kapsülü ile gargara yapayım bari diye düşünsem de kapsülü kıramayınca, şoförlerin masasına gidip rica ediyorum. Neden ihtiyaç duyduğumu öğrendiklerinde tutturuyorlar, Aksaray'da beni dişçiye götürmek için! "Yahu" diyorum "gecenin 2.30'u", "Olsun" diyorlar "uyandırırız dişçiyi, ne olmuş"..."Bir otobüs dolusu insan var, onlar ne olacak" diyorum, "Olsun" diyorlar yine, "beklesinler"...Zar zor ikna ediyorum böyle bir şeyi istemediğime ama o öğretmen hanımın kardeşini koruma, kollama isteğine karşı içimde oluşan minnet duygusu hiç geçmiyor. Hâlâ hatırladıkça gözlerim doluyor. "Sonra ağrı geçti mi" derseniz, geçti herhalde, o kısmı hiç hatırlamıyorum. Sanırım o iyi insanların saf sevgisi de yardımcı olmuştu ağrımın hafiflemesine.
Bu da böyle bir yazı olsun o halde. Murathan Mungan'ın dizeleriyle bitireyim. Artık hiç kimsenin terör nedeniyle ölmeyeceği, barışın daim olacağı bir coğrafya umudumu koruyarak.
"Ey büyük Mezopotamya İki bin yıllık gece
Dön geri bak
Kardeşlerim ölüyor kalbimin doğusunda"
Kendimi çok şişman bulduğum, oysa şimdiki halimden tam 30 kg daha zayıf olduğum yıllar :P Mardin'de Deyrulzafaran Manastırını arkamıza alarak poz vermişiz ablamla.