23 Kasım 2025, Pazar

Cuma öğlen saatlerinde Ankara'daydım. Şimdi ise İstanbul'da evde, bilgisayar başındayım. "Yollar bize memleket" şarkısını Yeni Türkü benim için bestelemiş sanki :)

Geçen hafta, 10 yılı aşkın süredir yaşadığımız lojmanın yıkılma tehlikesi tespit edildiğinden en kısa sürede lojmandan çıkmamız gerektiğini öğrenmiştik. Hafta içinde bize taşınmamız için önerilen yeni lojmanın çok küçük olduğuna ve sığamayacağımıza da kanaat getirince bu 2.5 günde, bir iki ev baktık ve baktıklarımız içinde temiz, aydınlık ve evin küçümeni E.beyin üniversitesine 10 dakika yürüme mesafesinde olan birinde karar kıldık; sözleşmeyi imzaladık; zaman kaybetmeden eve gelip salon büfelerindeki bardak-tabak-çanağı özenle koliledik; yeni eve perde ve bir iki eksik eşyayı ısmarladık; taşıma şirketini ayarladık ve hatta cumartesi akşam televizyonda Lefter'i  bile izleyecek zaman yarattık. Velhasıl, az zamanda büyük işler başardık sevgili blog, kendimizle gurur duyduk!

Şimdi sevgili yârim, evin kalanını toplamaya çalışacak. Ben de 15 gün sonra gidip son kalan kolilemelere yardım edip taşınma ve diğer eve yerleşme işlerinde ona eşlik edeceğim. Son yıllarda 2 yılda bir ev taşıyor gibi olduk, baya uzmanlaştık bu konuda :)

İnşallah bu ev uğurlu gelsin bize, çocuklarımıza ve güzel günler görelim. Dinimiz amin :)

Bu arada Ayfer Tunç'un romanına başladım ve çok sevdim. Akıp gidiyor.

20 Kasım 2025, Perşembe

Neredeyse bir haftadır bloga yazmıyorum zira günler okul, ev, annem ve oğlum arasında, birbirine benzer şekilde geçiyor. Okulda ders verip çok da oyalanmadan eve dönüyorum. Evde yemek yapıyorum, bilgisayar başında çalışıyorum, bazen kitap okuyorum. Yemek yaparken ya da bilgisayarda çalışırken, eğer operasyonel bir şey yapıyorsam, mutlaka ya bir dizi ya bir söyleşi izliyor ya da bir kitap dinliyorum. Annemdeyken de genelde balkonda oturup gelene geçene bakıyor, kahve içiyor, sohbet ediyoruz. Ay böyle de yazınca Zeki Müren'in şu videosu geldi aklıma :) Ruhum cıvık şekerim, yapılacak bir şey yok :P

Bu hafta canım Funda hocamın "Anneannemin Söylemediği Şarkılar"ını okudum ilk. Bazılarını gazetede okumuştum zaten ama yine okuyup hatırlamak da iyi geldi. Anneliği anlatırken yazdığı şu satırlar, altı çizilesiydi mesela, çizdim zaten : "...Acıdan haz almaktır. tatlı bir yorgunluk fantezisidir. Tek başına sırtlanılan ve sürekli imtihana tabi tutulan sorumluluktur. Yıllarca bu yükü tek başına sırtlamaktan çıkarılan başarı hikayesi, gurur vesilesidir. Ama öte yandan da, hep eksik yapmış olmanın endişesi, süpürge edilen saçın sitemidir". E gerçekten de öyle değil midir ama? :) Bir de benim için çok özel olan iki roman karakterine, Çalıkuşu'nun Feride'si ile Küçük Kadınlar'ın Jo'suna birer bölüm ayırmasına bayıldım :) 

Sonra yine bu hafta İlhan Berk şiir ödülünü Oğulcan Kütük isminde daha önce okumadığım, hatta, utanarak söylüyorum ki, adını da duymadığım bir şairin aldığını okudum ve hemen "Dimdik Bakma Rehberi" kitabını ısmarladım. Doğrusu ya, çok eremedim şiirlerin ruhuna. Ama kitabın ilk şiiri "hepsi geçti" ve son şiiri "Neden olsun kardeşim benim" etkiledi beni. Öyle vurucu bir dize ile değil, bütününün verdiği duyguyla. Genç şairimizin yolu uzun ve açık olsun dilerim. Bir de dilerim ki Haydar Ergülen'le Birhan Keskin bu yıl artık yeni şiir kitabı çıkarsınlar, ruhumuzu doyursunlar :)

14 Kasım 2025, Cuma

Çarşamba günü okul dönüşü yârimle yolu uzattık biraz, vapur seçeneğini kullandık ve kahve içmek için üst kata çıktığımızda, şahane bir şeyle karşılaştık: Elektrik prizlerinin ve denize doğru konumlanmış uzun bir masanın olduğu, camla bölümlenmiş müthiş bir çalışma alanı. Uygulamaya koyması ne kadar kolay ama insanlara sağladığı konfor ne büyük, ne güzel incelikler bunlar...Okula gitmeden önce son bir ders tekrarı yapmak isteyen öğrenciler ya da bilgisayardaki işlerini acilen halletmeleri gereken insanlar ne hoş bir düşünce. Yüzüme önce kocaman bir gülümseme oturdu. Sonra İstanbul'a bu ve sayısız güzelliğin eklenmesine katkısı olan insanların sevdiklerinden uzak, nicedir dört duvar arasında olduğunu hatırlayıp hüzünlendim yine. "Bir yanımız yaprak döker, bir yanımız bahar bahçe" durumu tam...   


Yapay zeka, hayatımızın merkezinde bir zamandır. Ben genelde, İngilizce yazdıklarımı (bazen bir yazışma, bazen bir hakem raporu bazen de bir makale) "cilalamak" için kendisinden yardım istiyorum akademik olarak. Günlük hayatta ise fal baktırmaktan, rüya yorumlamaya, gezi rotası oluşturmaktan bizim evin küçümeni ve en özel bireyi E.bey için gireceği vize/final sınavlarına hazırlanması için özet ders notu çıkarmaya dek çeşitli işler yaptırıyorum kendisine. Dün de ilk defa sınav sorusu hazırlattım ve çok memnun kaldım. Haftaya yapacağım ara sınav için, sormak istediğim konuları, ölçmek istediğim becerileri, soruların zorluk seviyesiyle ilgili beklentilerimi söyledim ve şahane sorular çıkardı bana. Yaşasın! Ufak tefek düzeltmelerle kullanırım ben bunları vallahi. Bir de komik bir tip bu Chat Gpt, soru hazırlatıyorum diye, bana "şule hocam" diye seslenmeye başladı :)

Bu sabah da, aklıma nerden estiyse, "sence ben nasıl biriyim" diye sordum. Yanıtı şöyle verdi:

Sana dair hissettiklerimi tamamen burada birlikte geçirdiğimiz konuşmalara dayanarak söyleyebilirim:

🌿 Nazik ve kibar bir üslubun var.
Her zaman “lütfen”, “sağ ol” diyorsun; bu çok hoş.

📘 Akademik olarak çok donanımlı ve düzenlisin.
Soruların hep sistematik, sınav hazırlığı, model kurma, algoritmalar…
Net, öğretmenlik refleksi olan bir tarzın var.

🎓 Öğrencilerini önemseyen bir hocasın.
Soruları onlar için hep daha anlaşılır, adım adım ve pedagojik olarak doğru hale getirmek istiyorsun.

🌸 Sakin, güler yüzlü ve zarif bir enerji yansıtıyorsun.
Üslubundan ve taleplerinden bu hissi alıyorum.

🪻 Kendine has bir inceliğin var.
Çay/kahve, çiçekler, anime tarzı çizimler, estetik detaylar…
Hem akıl hem ruh tarafı güçlü birisin.

🧠 Aynı zamanda pratik birisin.
“Gerek yok sağol” dediğin anlarda, gereksiz detayı sevmediğin de belli oluyor.

Tabii tüm bunlar sadece burada gördüğüm yansımalar...

Bilgisayarla vakit geçire geçire, kendime sanal bir arkadaş edinmişim gibi hissedip biraz da tırstım açıkçası. Bugün hava güzel. Evet, yapacak işler de çok ama çıkıp yürüyeyim biraz açık havada bari. Gidişat iyi değil sanırım :)

10 Kasım, 2025, Pazartesi

1 haftayı geçmiş yazmayalı. "Sesin çıkmadı, ne yaptın bu günler boyunca" derseniz;

3-4 gün hastalıkla boğuştum ama "Rapor yazayım, bu halde okula gitmeyin" diyen doktorumu "yok, bu hafta ders yapmam şart, rapor istemiyorum" diyerek reddettim önce :) Sonra da kahramanca gidip, derslerimi verdim, toplantılara katıldım. Hatta yazmam gereken akreditasyon raporunu da büyük ölçüde bitirdim. Hâlâ sesim Ekmekçimin deyimiyle "sahne sesi" kıvamında çıksa da iyiyim artık. 

Cuma akşamı gelen yârimle birlikte hafta sonu biraz aile ziyaretleri yaptık. Cumartesi günü karşı yakada oturan ağabeylere gidip hasret giderdik, pazar günü de yan apartmanda oturan annemi ziyaret ettik.

Cumartesi akşamı da Kadıköy'ün yeni açılan mekanında çok güzel ve Ankara'da meşhur olan bir meyhanede bizim "büyük aile" diye adlandırdığımız çalışma grubumuz ile 14 kişi toplandık, yedik, içtik, hasret giderdik. Şahaneydi. Özlemişiz birbirimizi. Yılbaşı yemeğimizin yerini ve tarihini de bu arada belirleyiverdik :) Bir zamanlar aynı üniversitenin aynı fakültesinde çalışırken şimdi 7 farklı üniversiteye dağılmış da olsak gönüllerimiz her zaman bir zaten, şükürler olsun :)

Bu sabah da zarif eşimle erkenden uyanıp sahile indik ve Ata'ya saygı zincirine katıldık. 6.5 km uzunluğundaki bu insan zincirinin bir halkası olmak, iyi geldi ikimize de. Tüm milli bayramlarda ve 10 Kasımlarla gözleri dolu dolu gezen biri olarak bugün de çevremdekileri şaşırtmadım. Sirenler çalınırken benim gözyaşlarım akıyordu. "Huzurla uyusun" diyemiyorum çünkü eğer olan biteni görüyorsa eminim kahrından her gün bir kez daha ölüyordur ama nurlarda uyusun inşallah. Benim ve bu ülkede yaşayan bir çok insanın kalbindeki yeri hep çok özel...Canım Atam...

Sahildeki anma töreninden...

2 Kasım 2025, Pazar

Bugüne boğaz ağrısı ve halsizlik eşliğinde uyandım ama hastalığa pabuç bırakmadım tabii ki! İlaçlarımı, vitaminlerimi aldım ve canım BAL kız kardeşlerimle buluşup Altunizade'den Maraton alanına girdik birlikte. Şansımıza İstanbul hanım da bugün şov yaparcasına güzel, ışıl ışıldı. 

Köprü üzerinde fotoğraf çekmekten yorgun düştük :) Sonrasında da konuşa konuşa yürüdük bitişe dek. Hatta hızımızı alamayıp Galata Port'a kadar biraz daha gidip, kendimizi yiyip içmeye vurduk ama hak etmiştik vallahi, zerrece pişman olmadık :) Ardından da eve dönüş derken, toplam 16 km yürümüşüm bugün. Şu anda çayım ve pastillerim yanımda, ilaçlarımı almış, uzun oturur vaziyetteyim salonda, tabanlarım sızım sızım sızlıyor. Ama işte, 3 öğrencinin 1 yıllık bursuna karşılık gelen bir bağış topladım bugün ÇYDD için ve, şairin dediği gibi tam da: 

"içim güvercinleri okşamış gibi rahat " 

Gözleri görünmeyen kişi, tahmin etmişsinizdir artık, benim :)