28 Şubat 2025, Cuma

Bu haftama iki kadın damgasını vurdu genel olarak: 

İlki halam :) Salı günü annemle kahvaltıya geldiler bana, çarşamba akşamı ise oğlum ve ablamı da alıp, hep birlikte bizim üniversitenin Baltalimanı'ndaki tesisinde yemek yedik. Boğaz yine çok güzeldi, yolda gidip gelirken, Aşiyan'dan geçerken, babamı andık sık sık. Perşembe öğleden sonra mantı açtı bize annemlerde sağ olsun, çok becerikli bir insandır zira, kendimizden geçtik yerken. Yarın diğer kuzenlere geçmeden önce de yine birlikte olalım istedim, o yüzden de bugün de akşamüstü yine benim evde olacağız, onlara G.cuğumdan öğrendiğim ve öğrendiğim günden beri de sıklıkla yaptığım "Nezaket Kebabı"nı yapacağım, halam da yanına muhlama yapacak, daha ne olsun :) 


Halamın gelmesi en çok annem için iyi oldu sanırım. Bu hafta ne zaman konuşsam telefonda sesi cıvıldıyordu, ki son yıllarda çok alışık olduğum bir durum değil bu. Yanında sürekli sohbet edip, eskilerden bahsedebileceği biri olması ona iyi geldi. Halacığım da türlü anıları kaçıncı kez dinledi bilmiyorum ama güler yüzünü hiç eksiltmedi yüzünden yengesine karşı, sağ olsun.

Bu haftamın ikinci kadını ise Füreya Koral'dı! Neden bilmem, Ayşe Kulin'in kitabını okumamışım vakti zamanında. Televizyondaki meşhur Şakir Paşa dizisini izlerken ablamın aklına gelmiş dinlemek. Beğendiğini söyleyince ben de hemen indirip dinlemeye başladım hafta başında. Okula gidip gelirken, evde yemek yaparken falan dinleye dinleye sonlarına yaklaştım bugün itibariyle ve çok etkilendim. Evet, seramik sanatçısı olarak bilirim, bazı eserlerini de görmüşlüğüm, çok beğenmişliğim vardır falan da Füreya'nın hayat hikayesi çarptı beni gerçekten. Kitabı dinlemeyi kesmek istemediğimden okuldan gelirken yolu uzattım, evde yemek yaparken mutfaktan çıkmamak için ekstra işler buldum kendime, o derece...


Divan Oteli'ne yaptığı "Kuşlar" isimli duvar panosunun güzelliğine bakar mısınız...Fotoğrafın üzerine tıklarsanız Kale Grubunun 2017 yılında Füreya için hazırladığı Retrospektif Sergisini de gezebilirsiniz. Ben zamanında canlı canlı gezmediğim için çok hayıflandım gerçi ama hiç yoktan iyidir :)

Halam ve Füreya dışında ne yaptın derseniz, inanmayacaksınız ama bir lisans iki doktora dersi vermenin dışında okulla pek de ilgilenmedim bu hafta. Gerçi bu akşam saat 20.00'de bir akreditasyon toplantısına katılacağım ama o sayılmaz artık. Hem uzaktan hem de çok uzamayacağını umut ediyorum :)

Bugünün dizesi Füreya'nın kuşlarına bir gönderme yapma isteğimden kaynaklı Nilgün Marmara'dan olsun o halde:
''Öyle güzelsin ki, kuş koysunlar yoluna''

23 Şubat 2025, Pazar

Bugün sabah kahvaltısına sevgili Z.ve S.'i davet etmiştik. Bol sohbet, bol çay ve mis gibi Ankara simidinin eşlik ettiği kahvaltımızda gezi planları da yaptık. Bakalım gerçekleştirebilecek miyiz :)

Bu hafta sonu kimle görüşsem, "bu havada gittin mi/geldin mi Ankara'ya ?" diye sordu bana şaşkınlıkla. Oysa trenle gitmek özellikle böyle havalarda çok konforlu. Sis olsa uçak kalkmaz, kar olsa Bolu dağı trafiğe kapanır falan ama tren tıngır mıngır gidiyor, daha ne isterim :)

Bu akşamüstü de trene binip döndüm İstanbul'a. Yolda Deniz Yüce Başarır'ın "ben okurum"unda Ece Temelkuran'la yaptığı Virginia Woolf söyleşisini dinledim biraz. Biraz Ekmekçimden aldığım Engin Akyürek'in öykü kitabını okudum, biraz da gözlerimi kapayıp "Masal Terapi"yi dinledim. 4 saat yol zaten hepi topu. Bizim gibi İstanbul'da yaşayıp saatlerini trafikte tüketen insanlar için nedir ki :P

Trenden inince oğlum karşıladı istasyonda. Koluna girdim, sohbet ede ede eve yürüdük birlikte. O yattı bile, ben de bloga yazıp yatayım, yarın ilk dersimi yaparak açacağım bahar dönemini. Açıkcası canım artık ders falan anlatmak istemiyor ama biliyorum kendimi, sınıfa girince gaza gelip anlatırım enerji dolu bir şekilde. Hem zaten ennnnnn sevdiğim dersle başlıyor hafta, şükürler olsun:)
 
Dün bir arkadaşım instagramda kar fotoğrafı ile birlikte bir Turgay Fişekçi şiiri paylaştı. Ben ki Turgay Fişekçi'yi çok severim, okumamışım bu dizeleri. Ne güzelmiş oysa...O halde ben de lojmandan kar fotoğrafı eşliğinde paylaşayım şiiri: 

Gece yağmaya başlayan kardan mı nedir?
Saklamak zorunda olduğum kocaman bir sevinç varmış gibi
Çok güzel şeyler söyleyecekmişim de
Söyleyemiyormuşum gibi dolu dolu yüreğim.

İnsanca bir gülümsemeye rastladım
Hıdrellez günlerinde salıncaklarda sallanan insanların
Gönülleri kadar hafif.
Baloncunun peşinden koşan çocuk yüreği gibi sevdalı.
Al, yeşil, sarı balonlarımız olsun n’olur diyen
Bağlara gidelim.
Asma çardaklarda yatalım gecelerde
İsteyen sabahlasın, istediği kitapla
İncir, üzüm, nar, şeftali
Hepsi hepimizin diyen..

Sevginin, dostluğun, arkadaşlığın dışında
Hiçbir anlama gelmeyen
İnsanca bir gülümsemeye rastladım.

Merdivende verdiğin sarı kasımpatıyı unutmadım.
Sevdiğim bir şiir kitabına taktım onu
Karıştı çiçeğin şiirlere.

Kolunu boynuma doluyorsun otobüste
Çocuğunu seven bir anne gibi.
Yakınlığımız insanlığımızdan geliyor
Ne kadar insanlaşırsak
O kadar arkadaşız.

Kar dinmek bilmiyor dışarıda...


 

22 Şubat 2025, Cumartesi

Ne güzel bir karla uyandık cuma günü. Sabah erkendi ve tam da Elektramın bahsettiği "kar sessizliği" vardı. Pek severim herkesin uykuda olduğu sabah saatlerinde ortalıkta gezinmeyi (Son zamanlarda pek yapamıyorum gerçi, zira neden bilmem yatak çekiyor beni sanki ). Bir kez uyanınca da yatmak gelmedi içimden. Pencere önündeki karanfili ve yılbaşı çiçeğini camlı balkona korumaya aldım, fotoğraf çekip yârime gönderdim ve oğluşa kahvaltı hazırladım arada mutfak  penceresinden yağan kara bakarak. Sonra da trene atlayıp Ankara'ya geldim. 

Yol boyu önce Nilay Örnek'in "Nasıl Olunur" serisindeki son podcast'ini dinledim. Alzheimer konusunda uzman bir nörologtu konuşan. Ve bazen hüzün, bazen kaygı eşlik etse de bilgilendim anlatılanlarla, iyi oldu. Aralarda blog kızları ile yazıştım bir de, ki yolculuğun en keyifli kısmı buydu :) Ve tabii öğrencilerimin ders kayıt problemleri ile ilgili mesajlarına yanıt vermeyi ihmal etmedim. Bir de son zamanlarda heyecanla okuduğum ve bana "arkası yarın" hissiyatı veren Kuyruksuz Kedi'nin blogunu açtım. Yine çok beğendim yeni yazdığı bölümü. Benim gibi paralel evrenler, zamanda yolculuk konularını pek seven biri için bulunmaz bir yazı dizisi olmakta :)

Zarif eşim garda beni karşıladıktan sonra önce bir sahlep molası verdik kendimize, sonra evimizin prensesini okuldan alıp Ankara'nın meşhur ASPAVA'larından birine gidip tıka pasa yemek yedik. Minnak halini bildiğim E.hanımın, ekip liderliği yaptığı 2.ve 3.sınıflarla ilişkisini, onları telefonla tatlı-sert yönlendirmesini görüp "vay be" dedik yârimle, "vay be, ne ara büyüdü bunlar" :)

Akşam da üniversiteden A.cığıma (eski eşten bana kalan kıymetli miraslardan biridir kendisi :P) gittik, annesinin vefatı nedeniyle başsağlığı ziyareti mahiyetinde. Babam vefat ettiğinde annemlere gelip yanımda insana huzur veren haliyle durmasını, bir iki lokma yiyeyim diye beni ikna edişini unutamam A.'nin. Bazı dostlar, dostluklar hep çok özel...

Bugünse sakin bir Ankara günü. Çok soğuk ama aydınlık. Evde kımkımlanıyoruz yârimle. ("kımkımlanmak" tanımı, G.cuğumun kelime dağarcığıma kattığı şahane bir betimlemedir, pek sever ve pek bir şey yapmadığım, yaptığım işleri de bin saate yayarak yaptığım günler için kullanırım) 

Son olarak, bugünün videosu dün blog kızları ile yazışırken A.cuğum vesilesi ile dilime takılan türkü. Nazım'ın dediği gibi:

"İnsanların türküleri kendilerinden güzel,
kendilerinden umutlu,
kendilerinden kederli,
daha uzun ömürlü kendilerinden..."



20 Şubat 2025, Perşembe

Geldi, gelecek, yağdı, yağacak denen kar, sonunda yağıyor. Bizim buralara az az ama olsun, "İstanbul'a bu sene kar yağdı" diyebileceğiz.

2-3 gündür kendimi daha iyi hissediyorum. Bunun en büyük nedeni sanırım youtube'da önüme düşen şu Sinan Canan videosu:


Sinan hocanın öğüdüne uyup, son günlerde akşam yatmadan önce şükrediyorum hayatımdaki güzelliklere. Deneyimlediğim şey şu, daha huzurlu uyuyorum ve gün içinde de kendimi daha iyi hissediyorum. Öneririm :)

Dün Trabzon'dan gelen küçük halamı (kan bağım olan büyük halamı 3 yıl önce kaybettik, çok özlüyorum onu. Dün gelen ise, kan bağım olmayan ama can bağının kan bağından farksız olduğunu deneyimlememize neden olan küçük halam) karşılayıp, yağan karın güzelliğine baka baka anneme geldik. Özleşmişiz halamla söyleşmeyi. Biraz sohbet, biraz eskileri anma, gidenleri yad etme, çaydır, börektir, akşam yemektir derken geçti günümüz.

Bu sabah erkenden uyandım, oğluşa kahvaltı hazırladım, okula yolculadım. Ona söylemedim ama içimden de söylendim, "her üniversite tatil yaptı, niye yapmadılarsa bunlar" diyerek. Benimki okula varınca aradı: "okul tatilmiş, dün gece e-posta atmışlar ama ben kontrol etmediğim için görmemişim" diye.  "Eh" dedim ben de "boşver, karın tadını çıkar, bu vesile ile dışarı çıkmış oldun" :)

Sabahın köründe doktora öğrencimle toplantımız vardı zoomdan, onunla tezi hakkında konuştuktan sonra bir başka devlet üniversitesinde girdiği araştırma görevliliği sözlü sınavını ve hocaların tarzını anlatıp umutlu olmadığını söyledi, morali bozuk bir şekilde. Ben de rahmetli babamı anarak "babam beni sabahları -hayırlı muvaffakiyetler dilerim- diyerek geçirirdi okula. Anlamsız bulurdum, başarının hayırlısı mı olurmuş diye. Oysa oluyormuş, yaşayarak deneyimliyor insan. O yüzden hiç kafana takma, kazanırsan ne güzel ama belki de kazanamazsan senin için hayırlı olmayacağı içindir" dedim. N.ciğime iyi geldi bu konuşma, yüzündeki ve ses tonundaki değişimden anladım. Sonra düşündüm, benim babamı anmadan geçen bir tek günüm yok. Ne güzel :)

Bugün bizim semt pazarımız var malum, gidip alışverişimi yaptım ardından. Dönerken eski blog zamanlarından canım arkadaşımın yeniden blog yazmaya başladığı haberini aldım: Omelas Günlükleri. Bence son zamanların en güzel haberi buydu. Az önce de (pazar alışverişini yerleştirdikten sonra yani) oturup bir heyecan okudum. Onun yazım tarzını ve hayata bakışını özlemişim, ne güzel oldu yeniden yazmaya başlaması. Başlı başına bir mutluluk sebebi :) **

Şimdi kalkıp akşam yemeğe gelecek misafirlerim (halam, annem, ablam) için güzel bir yemek hazırlayayım izninizle. Keyfim yerinde. Ay, aman, nazar değmesin :)

Bu fotoğrafı sevgili C.ciğimin "kar fotosu istereeem" çığlığını karşılıksız bırakmamak için ekledim hemen :) Gördüğünüz üzere bizim burada kar, "havada uçuşan beyaz tanecikler"den ibaret! 

**Günün diğer mutluluk sebebi de canım Elektramın da uzuuuuun bir aradan sonra aramıza dönmesi olmuş. Ay yaşasın ayol :)

17 Şubat 2025, Pazartesi

Uzak mesafe evliliklerde hafta içi nispeten sakin, hafta sonları ise hızlı ve gezme tozma odaklı oluyor. Az zamana bir sürü program sıkıştırıyoruz genel olarak. Bu hafta sonu da onlardan biriydi.  

Cumartesi sabah A.ciğim trenden iner inmez anneme gittik. Kahve-tatlı eşliğinde mini bir A.bey yaş günü kutlaması gerçekleştirdik önce. Akşamında ise sevgili F.ve B.hocalarımız, benim, zarif eşimin ve de canım İ.ciğimin yaş gününü kutlamak için bir davet verdiler. F.hocamcığımın davet masaları hep çok şenlikli ve çok zariftir, yine mest etti hepimizi. 

Yeni evli çiftimiz Ö.ve C. de bizlerleydi. Biraz sorguya çekildiler F.hoca tarafından. E, kimseye haber vermeden evlenirken bu sorgu kısmını da göze almışlardı herhalde diyerek, biz de kıs kıs güldük masadaki eşlikçiler olarak.

Gecenin dönüp dolaşıp gelinen ve anılan gecesi, çok eski zamanlarda gittiğimiz Rejans ve B.hoca ile benim devirdiğimiz bir şişe votkaydı. Biz canım hocamla o gecenin anısına yine votkaya daldık, diğerleri incire aktılar :)

Pazar sabah canım Ş.ve K. geldiler kahvaltıya. Hayatın koşturmacası içinde çok sık görüşemesek de, bir araya geldiğimizde sohbetin kaldığımız yerden devam etmesini seviyorum bu ikiliyle. Sohbetin genel konusu, B12 eksikliği, unutkanlık falandı gerçi. Yaşlandık mı ne :) 

Akşam da BAL grubu toplandık, zira İngiltere'den bonus kafamız gelmişti. Hâl böyle olunca hemen bir yeme-içme organizasyonu tertip ettik. Konuştuk, gülüştük, sarıldık birbirimize ve biraz da ağlaştık. Eskilere daldık, yenileri andık, bol bol fotoğraf çektirip dünyanın dört bir yanına dağılmış diğer dostları kıskandırdık.

Bu sabah yârimi Ankara'ya , oğlumu okula yolculayıp oturdum bilgisayarın başına. Yapılacak işler güçler beni bekler nitekim :) İyi haftalar olsun hepimize. Daha önemlisi çok iyi, huzurlu, mutlu, başarılı bir bahar dönemi olsun, lütfen :)

Cumartesi akşamı pastamız da burada dursun :)

14 Şubat 2025, Cuma

Bu haftam sakin bir tonda geçti. Biraz çalıştım, biraz aylaklık ettim, biraz dizi/film izledim, biraz kitap okudum, biraz annemle zaman geçirdim. Çarşamba günü Ekmekçimle bir sabah kahvesi molası bile verdik kendimize, daha ne olsun :) Bahar dönemi başlamadan önce böyle bir haftaya ihtiyacım vardı doğrusu.

Neler okudun derseniz: Haydar Ergülen'in "Dağlarca için 94 cümle" ve "Arkadaşlık şiirdir" kitaplarını okudum. Şu paragrafı okurken hemen altını çizip benim BAL'lı hemşirelerime gönderdim tabii ki:

"Öyleyse arkadaşlık, insanın önce kendine, çocukluğa, gençliğe sonra duygularına, geleceğine, dünyaya, doğaya, hayata iyiliğidir. Arkadaş iyiliği. Arkadaşlar iyidir. İnsan bazen kendini, yaşamını, düşüncelerini, duygularını savunurken, aslında arkadaşlığı savunuyordur. Benim dünya görüşüm arkadaşlıktır. Dünya görüşümün, sağlamlığı demeyelim ama, bazen kırılgan olabilir çünkü, açıklığına, sakinliğine, yumuşaklığına ve iyiliğine inanıyorsam, bu arkadaşlarım sayesindedir. Dünyayı onlarla birlikte ve onların gözüyle gördüğümdendir"

Sonra eski blog günlerimden sevgili A.cuğumun önerisiyle, bir gece "Çilingir Sofrası"nı izledim. Ahmet Rıfat Şungar'ı severim zaten, filmi de beğendim. Şuraya filmden bir Nazan Öncel şarkısı ekleyeyim:


Bu akşam ise sevgili Leylak Dalı öğretmenimin önerisiyle Stormskerry Maja adlı 3 saate yakın süren filmi, "bitmesin" diye diye izledim. Çok beğendim...Fragmanı bir fikir verebilir belki:


Bu arada yemek hazırlarken, kahve molaları verdiğimde falan bir şeyler dinliyorum/izliyorum genelde. Bugün sevgili Ercan Kesal'ın söyleşilerine denk gelince dinlemeden geçmedim tabii ki, ve iyi ki de öyle yapmışım. Çok hoştu. Hemen yârime yolladım dinlediğim bölümü, biraz onunla yazıştık sonra Ercan Kesal'ın söyledikleri üzerine. İyi geldi. Diğer bölümlerini de bilahare dinlerim. O da şurada:


Ercan Kesal benim için çok özeldir. Bu vesileyle bir iki yıl önce yazdığı şu paragrafı yine anmak isterim: "Bizim yaşadıklarımızdan daha kötülerini masal yapmasını bilen insanlar yaşadı bu dünyada. Biz de yapabiliriz. Buna inanmaktan ve kişinin kendine saygı duymasından daha kıymetli hiçbir şey yoktur."

Bu daldan dala yazıyı günün anlam ve önemine uygun iki dizeyle bitireyim o halde. Haydar Ergülen'den yine:

"Kalbim sende durduğundan beri yepyeni

sanki bahar, sanki ipek, sanki ilk gibi"

10 Şubat 2025, Pazartesi

Son yazdığımın üzerinden 1 hafta geçmiş. Neler oldu bu bir haftada satırbaşlarını yazayım hemen:
  • Salı günü okulda bitirme ödevi sunumları vardı. Geçen sene benden Yöneylem Araştırması dersi alan bir üçlü, sürpriz bir pastayla beni çok şaşırtıp, çok mutlu ettiler, sağ olsunlar :)
  • Çarşamba günü zarif eşim, annesi ve E.bey ile geldi, önce bizde bir çay-börek-kek molası verdiler. Sonra da akşam ağabeylerle birlikte yemeğe çıkıp annemizi onlara teslim ettik zira perşembe günü Ankara'ya dönmesi gerekiyordu A.ciğimin. Ben de baba-oğula katıldım, üçümüz, karlı yollardan geçip Ankara'ya vardık. 
  • Cuma akşam, zarif eşimin Bergama'dan çocukluk arkadaşı A.ve eşi M. ile erkenden oturduk rakı masasına, kalktığımızda akşam 10'du. Konuşulmadık konu, yapılmadık plan, yenilmedik meze bırakmadık :) Dostlarla birlikte geçirilen her gün/gece hep çok güzel...
  • Cumartesi sabah saat 6'da ne zamandır gitmek istediğimiz Kapadokya için yola çıktık.  Ben '91 yazında annem, ablam ve babamla gezmiştim bu yöreyi ama çok hayal meyal hatırlıyorum. A.ciğim de yaklaşık 20 yıl evvel gezmiş. İkimiz için de yeni görüyor, geziyor gibiydik bu yüzden. Bir de ne çok kar vardı her yerde, mest olduk :)
  • Göreme açık hava müzesi o günkü açılışını bizimle yaptı diyebilirim rahatlıkla. Mekan zaten çok etkileyici, ama kar altında daha da güzeldi. Oradan Paşa bağları ve Zelve açık hava müzelerini gezip, Uçhisar'daki otelimize çok da geç olmadan yerleştik. 
  • Biraz dinlenip Uçhisar kalesini gezdik. Arada şarap içmeyi tabii ki ihmal etmedik :)
  • Akşam yemeğini de şahane bir mekanda yedik. Meze çeşitleri beni benden aldı diyebilirim rahatlıkla :)
  • Pazar sabahı rotamızda önce Avanos vardı. Kızılırmak kıyısında yürüdük, çömlekçilere baktık, sıcak şarap içtik ve tabii ki sütte kavrulmuş kabak çekirdeği aldık :) 
  • Son olarak Ürgüp'e gidip, "üç güzeller" peri bacalarını da ziyaret ettik. Gece çok  geç olmadan da lojmana vardık.
  • Yol boyu çan çan çene yaptık, şarkı dinledik/söyledik. Benim için bu gezinin şarkısı, son zamanlarda zaten dilimde olan Hüsnü Arkan'ın "Gel buluta bakalım"ıydı. Tam 20 yaşımda gezdiğim yerlerde bu sefer yârimle gezerken "Kim bilir kimler kırdı seni / Bilirim anlatmazsın hiç kendini / Gel otur güzel yaşım yirmi / Gel buluta bakalım  / Bugün nelerden bıktın anlat / Düşmek ayakta kalmak nasıl şeylerdi / Gel otur güzel yaşım yirmi / Gel buluta bakalım" dizeleri dilimdeydi hep.
  • Bugün de sabahtan A.ciğimi üniversite yakınlarındaki sevdiğimiz mekana kahvaltıya götürdüm. Zira bugün de onun yaş günü :) Biliyorum ki onsuz hayat çok renksiz olurdu. iyi ki doğmuş, iyi  ki...

3 Şubat, 2025, Pazartesi

Bugün benim doğum günüm! Dolu dolu 54 oldum yahu, şaka gibi! Bu yeni yaşımda kendim ve tüm sevdiklerim için sağlık diliyorum önce, sonra da mutluluk ve huzur. Daha çok gezmek istiyorum. Daha çok okumak. Daha çok izlemek. Sevdiklerim yanımda olsun istiyorum. Hayatımdaki küçük mutlulukları, vicdan azabı çekmeden yaşamak istiyorum bir de bu ülkede!


Dün akşam BAL kızlarla başladığımız kutlamalar, gece 00:00'da E.hanımcığımdan gelen günün ilk mesajı ile şenlendi. Bir süre birbirimize ilan-ı aşk (!) ettikten sonra, o günün kalan koşturmacasına dalarken ben kendimi uykuya bıraktım. Sabahtan beri ise arayan, mesaj atan, çiçek gönderen, kutlayan,  dostlarım, ailem, öğrencilerimle şenlendi ruhum yine :) 

Dilerim seneye bugün "tahminimden daha iyi geçti 54 yaşım, 55'e hazırım" diye yazabilirim :)

Fotoğrafa giydirdiğim yaş günü şarkısı her zamanki gibi, Sezen'den: 

"acılarım oldu, herkes gibi elbet 

herkese kısmet olmayan sevinçlerim

unutulmayı da göze aldım, evet

hayat, sana teşekkür ederim" 

2 Şubat, 2025, Pazar

Ablam Mısır gezisinden dün akşam geldi. Annem de yavuklusuna koşan genç kızlar gibi, sabahtan, koşarak evine gitti. (Tabii tek başına gitmedi, ben de gittim onunla, çorba ve zeytinyağlı kereviz yaptık birlikte). Halbuki bir haftadır, oğlumla birlikte el üstünde tuttuk kendisini, canı sıkılmasın diye dört döndük çevresinde ama insanın evi başka. Ablamla aynı evde oturmasalar da aynı apartmanda oturdukları ve ablam günün çoğu zamanını annemde geçirdiğinden, annemin kendi evini benimkine tercih etmesini anlıyorum tabii ama bu kadar çaktırmasaydı, iyiydi :P

Bu sabah uğradık oğluşla "hoşgeldin"e, ablamdan Mısır anılarını dinledik biraz. Sonrasında annemi de alıp kuaföre, sevgili A.ağabeye gittim. Git gel trafik, iki kadının saçı, kesimi falan derken 4 saati harcadık ama iyi oldu, yüzümüz şekle şemale girdi biraz :)

Dün anamı evine bıraktıktan sonra açılmak için şöyle bir yürümüş ve tabii ki yakınımızdaki kitapçıya uğramadan edememiştim. Füruzan'ın ilk öykülerinin yer aldığı ve yeni çıkan "Gece Yarısı Mavisi"ni aldım kendime. Eve gelip, çayımı koyup, ayaklarımı uzattım ve kitap okudum sonra. Zaten incecik bir kitaptı, bitiverdi hemen, ama çok güzeldi. Turhan Selçuk'un çizgileriyle daha güzel...Arkasındaki "Fürüzan Edebiyatını Dünden Kuşatmak" adlı yazı da etkiledi beni. Kadın olmak, bu ülkede kadın olmak, 1950'lerde kadın yazar olmak ne zor dedim kendi kendime okurken...