28 Ekim / Cuma

Yazdan kalma günler yaşıyoruz İstanbullular olarak, ama yine de bizim ev, özellikle akşamları soğuk oluyor. Ona rağmen, inat ettim kombiyi yakmıyorum henüz ! (Cimriliğim tuttu demeyelim de sürdürülebilir bir dünya için enerjiyi etkin kullanmaya çalışıyorum diyelim :P)

Dün gece malum platformda "Cici"yi izledim. Uzundu uzun olmasına ama ben beğendim doğrusu. Görüntüler, oyunculuklar da çok hoşuma gitti.

Bu arada yürürken, yemek yaparken, yemek yerken kitap dinlemek çok hoşuma gitti itiraf ediyorum :) Son 2-3 haftadır Şükran Yiğit'in "Çatıkatı Aşıkları"nı ve "Ankara, Mon Amour"unu; David Grossman'ın "Bir At Bara Gitmiş"ini ("Ülkenin Sonuna"sı kadar etkileyici değildi ama güzeldi yine de), Nermin Yıldırım'ın "Saklı Bahçeler Haritası"nı, Deniz Poyraz'ın "Emine'nin Yanında Konuşulmayacak Şeyler"ini bitirdim. Mahir Ünsal Eriş'in "Olduğu Kadar Güzeldik"i ise bugün kulağımda olan. Şimdiye dek okumamışım Eriş'i. Dili güzelmiş oysa. 

Az önce de ne zamandır yapmam gereken bir dergi hakemliği vardı, onu hallettim, iç huzuruyla yürüyüşe çıkabilirim artık :) 

Çarşamba günleri okula gitmek için kör karanlıkta evden çıkıyorum, gözlerim bile tam açılmamış oluyor. İşte öyle bir sabah (sabah demeye bin şahit ister, daha çok gece vardiyasına gider gibi hissediyorum kendimi) treni beklerken çektim bu fotoğrafı. 

25 Ekim / Salı

Koşturmaca ile geçen günlerden sonra evimde (anne evi de olsa insan kendi evini arıyor) sakin bir şekilde, Miço'yla birlikte kalmak ve çalışmak (acil olanları yapsam da öncelik sırasında arkada kalanları hep ötelemiştim, onları halletmem gerekiyordu) iyi geldi vallahi :)

O halde bugün, blogun temasına uygun bir şekilde hayatımdaki son günlere ait güzelliklerden bahsedeyim madde madde:

  • Ş.cuğumun patoloji sonucu da çıktı ve "geride bir şey kalmamış" dedi doktor ki başlı başına şahane bir haber bu :)
  • Kaç yıldır katılmak istediğim ama bir türlü ayarlayamadığım İstanbul Maratonu'na katılacağım 6 Kasım'da ve mezun olduğum lisenin (BAL'ın) öğrencilerine burs bağışı toplamak için koşacağım (yok koşamam da yürüyeceğim) bu sene :) Dün açtığım kampanyada 1 günde 1 öğrencinin 1 yıllık eğitim bursunu geçtim, 2.ye doğru yürüyorum ve içim nasıl mutlulukla büyüyor anlatamam. Destekçilerime minnettarım vallahi :)
  • Dün akşam  "Good Luck to You Leo Grande"yi izledim ve hem Emma Thompson'a hem de Daryl McCormack'a bayıldım. 
  • Bölümdeki genç hocalardan birinin, sevgili Ö.ciğimin Valencia'ya gidip bir seminer vermesini ve akademik ağını genişletmesine vesile olmuştum geçen hafta. Dönüşte bana yazdığı teşekkür notunda "Yıldız tozu gibi girdiniz valla hayatıma hocam. İyi ki geldiniz bölüme" diye yazmış. Sanırım hayatım boyunca aldığım iltifatlar arasında ilk 5'e girer bu cümle. Okuduğumdan beri gülümsüyorum :)
  • Kışlıkları çıkardım, verilecekleri ayarladım, yıkanacakları yıkadım. Ennnnn sevmediğim iştir bu kışlık-yazlık dönüşümü. Bu yüzden de yaptığımda bir ferahlık gelir üzerime, yine öyle oldu :)
Çiçekler Ş.'ya gelen geçmiş olsun dileklerinin eşlikçileri :) En öndeki sarı O.kuzusundan teyzesine geldiği için en değerlisi sanırım :)



22 Ekim / Cumartesi

 Allahım, ne yoğun bir haftaydı! 

Pazartesi günü sevgili H.'ye Ankara-Ulus turu yaptırdık. Her zamanki gibi 1.Meclis ve 2.Meclisi gezerken çok duygulandım. Ankara'nın tartışmasız en sevdiğim mekanlarından ikisi bu meclis binaları...

Salı günü H.ciğimle yine çan çan çene yaparak güzel bir YHT yolculuğu yaptık. Ankara'dan İstanbul'a gelir gelmez ise, ablamı aldım ve birlikte doktora gittik. Cerrah, "perşembe günü sabahtan hem ben, hem ameliyathane hem de telle işaretleme yapacak hekim arkadaşımız boşuz, size uyarsa ameliyatı o gün yapalım" deyince, koşturmaca ve heyecan başladı :) Hemen anestezi kontrolü için gerekli tahlilleri yaptırdık, anestezist ve onkologla görüştük.   

Çarşamba günü benim okul günümdü malum, kitabımı dinleyerek gidip geldim, heyecanlı ve gergin durumda olan ablamı ve annemi akşamüstü çayına yetişerek, sakinleştirmeye çalıştım ve eve gelip hastane için çanta hazırladım. Sonra, bu ara ayıla bayıla izlediğim mini dizi "Bad Sisters"tan iki bölüm izleyip A.ciğimi bekledim. Gece yarısı olmadan zarif eşim gelmişti bile :) 

Perşembe A.'le erkenden çıkıp ablamı aldık ve hastaneye gittik. Önce radyolog, telle işaretleme denen ve Ş.'nun oldukça canını yakan bir işlem yaptı, ardından odaya yerleştik, ameliyat hazırlıkları yapıldı ve ablam ameliyata alındı. Hastane bahçesinde toplam 12 kişi, çay-kahve eşliğinde ve heyecanla çıkışını bekledik. Ben sık sık evde kalan annemi bilgilendirip sakinleştirdim, derken, 3 saat sonunda Ş.cuğum odadaydı :) 

Sonrasında ağrı-sızı olsa da büyük bir aşamayı başarıyla geçmiş insanların huzuru geldi ablama (ve eşlikçisi olarak bana :P). Sabahtan beri bizimle birlikte bekleyen arkadaş, eş-dost, Ş.'yu 2'şer dakika görüp, iyi dileklerini iletip ayrıldılar. Akşama dek A., ben ve ablamdık odada. Ameliyatı gerçekleştiren cerrah, ameliyatın iyi geçtiğini, patoloji sonuçlarının da iyi gelmesini beklediğini söyleyince iyice rahatladık. Akşam A.'i de eve (daha doğrusu annemin yanına) uğurlayıp iki kardeş kaldık.   

Ertesi gün öğlen olmadan eve çıkmıştık bile...Ağrısı sızısı var tabii, ama bu kadar ciddi bir ameliyattan sonra olmaması düşünülemezdi zaten. Başarıyla geçen operasyon, 7 aydan sonra istenmeyen misafiri vücuttan göndermenin hafifliği yetiyor şimdilik. Zamanla her şey daha da iyi olacak. Bundan sonrasında radyasyon ve akıllı ilaç tedavisi var ama daha zor olan kısım bitti, şükürler olsun... 

Ben kendime annemin yatak odasında bir çalışma mekanı hazırladım, fırsat buldukça bu ara biriken işleri hafifletmek için bilgisayarın başına geçiyorum. A.ciğim ise sabah Bergama'ya gitti, bugün 80 yaşına giren annesinin doğum gününü kutlamaya...İyi ki doğmuş da bu adamı doğurmuş vallahi :) Nice sağlıklı yaşları olsun inşallah...

Fotoğraflar pazartesi yaptığımız Ulus gezimizden.
Şarkı ise Bad Sisters'ın tema müziği, sözler Leonard Cohen'in :)


16 Ekim / Pazar

Bu hafta sonu yine "lise arkadaşları ile hasret gidermece" temalı bir hafta sonuydu ama bu sefer benim lise arkadaşlarım değil, zarif eşiminkiler :) Onlar yılda bir Bergama'da toplanırlar zaten cümbür cemaat ve o toplantıya eşler gitmez ama küçük Ankara grubu olarak, bu hafta sonu buluşalım fikri benim bir önceki gelişimde karar verilen bir şeydi ve bu yüzden, ben de fahri Bergama Liseli olarak aralarında boy gösterdim :) 

Cuma günü BL'nin İstanbul temsilcilerinden sevgili H.ile YHT'de buluştuk ve 4 saat sohbet ederek ve aralarda da "neden çay-kahve yok yahu" diye söylenerek yolculuğumuzu tamamladık. A.ciğim karşıladı bizi, ve "hem açız, hem de kahve istiyoruz" diye söylenen arkadaşına ve eşine en yakındaki CerModern'de bir şeyler ısmarladı :)  Hava şahaneydi,  tam bozmak üzereyken kalkmıştık zaten. Akşam üstü lojmanda oğlumla da kavuşunca birbirimize, keyfime diyecek yoktu doğrusu. Ve bu keyfi 1.5 saat süren bölüm toplantısı bile bozamadı :)

Cumartesi günü aheste bir kahvaltıdan sonra O.beyi evde ders çalışırken bırakıp Anıtkabir'e Atamızı ziyarete gittik, sonra da eve gelip biraz dinlenip akşam yemeği için sevgili K. ve M.'nin evlerine yollandık. Sonrası şahane bir sofra, bolca kahkaha ve yeme-içme şeklindeydi :)  

Bugünse Kale civarındaydık yine, BL ekibi ve eşleri olarak :) Ankara'nın en sevdiğim yerleri Ulus ve Kale'dir zaten, o yüzden ben pek mutluydum bu seçimden. Yağmur bastırana dek de gezdik gönlümüzce, iyi oldu. 

Bu hafta sonunun şarkısı Ezginin Günlüğü'nden olsun o halde: " Eski arkadaş, eski araba gibi / Arıza yapar ama yolda bırakmaz /Teker patlatır, su kaynatır / Yoldan çıkar ama yolda bırakmaz" :)


"Kış geldiyse ıhlamur içmek farzdır" temalı pazar akşamı fotoğrafımız :)

11 Ekim / Salı

Hafta sonunun en güzel aktivitesi üniversitenin Baltalimanı tesislerinde bölüm olarak yaptığımız kahvaltıydı sanırım. Sohbet şenlikliydi, bölümün minnoş bebekleri çok şekerdi, ve tabii İstanbul yine çok güzeldi, ben ona yine çok hayran :) 

Bunun dışında sakin bir hafta sonuydu. Ablamın düdüklüde yaptığı tandır, cumartesi gününün akşamını şenlendirdi :) Pazar günü ise, hafta içi işleyeceğim derslerin hazırlıklarını yaptım, web sayfasına yüklenecekleri yükledim ve kalan zamanlarda ütü yaptım, biraz kitap dinleyip çokça Leyla ile Mecnun izledim :) Aa nasıl unuturum, tabii bir de Grey's Anatomy'nin 19.sezonunun yayınlanmış ilk bölümünü. Sanırım ülkede bu diziyi izleyen tek ben kaldım :) 

Bu arada önce annem sonra ablamda başlayan boğaz ağrısı bende de hafiften kendini göstermeye başlayınca G.cuğumla pazar akşam buluşma planımızı iptal ettim. İyi ki de etmişim, pazartesi öyle bir boğaz ağrısı ile uyandım ki sormayın. Sabahın köründe ablamı PET çekimine bıraktıktan sonra bir üst kata çıkıp kendime de hemen bir covid testi yaptırdım (ki akşam sonucu aldım, negatif, şükürler olsun) Covid değilim tamam ama soğuk algınlığı-grip karışımı bir şeyim neticede, her tarafım kırılıyor! Bugün katılmam gereken toplantıların yanı sıra, dün başladığım  ıhlamur-limon-bal-zencefil-elma kürüne devam edeceğim bu yüzden. Yarın ders var nitekim, yollara düşmem gerek sabahın kör kandilinde!

Dün Attila İlhan'ın, Türkçe'nin en büyük şairlerinden birinin ölüm yıl dönümüydü. Bugün, en sevdiğim şiirlerinden biri ile analım o halde onu...Fotoğrafa da şiirlerinden bestelenmiş en güzel şarkılardan birini giydirdim...Nurlarda yatsın.

ben sana mecburum bilemezsin 
adını mıh gibi aklımda tutuyorum 
büyüdükçe büyüyor gözlerin 
ben sana mecburum bilemezsin 
içimi seninle ısıtıyorum 

ağaçlar sonbahara hazırlanıyor 
bu şehir o eski İstanbul mudur 
karanlıkta bulutlar parçalanıyor 
sokak lambaları birden yanıyor 
kaldırımlarda yağmur kokusu 
ben sana mecburum sen yoksun 

sevmek kimi zaman rezilce korkuludur 
insan bir akşamüstü ansızın yorulur 
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
 kimi zaman ellerini kırar tutkusu 
birkaç hayat çıkarır yaşamasından 
hangi kapıyı çalsa kimi zaman 
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu 

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor 
eski zamanlardan bir cuma çalıyor 
durup köşe başında deliksiz dinlesem 
sana kullanılmamış bir gök getirsem
 haftalar ellerimde ufalanıyor 
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem 
ben sana mecburum sen yoksun 

belki Haziran'da mavi benekli çocuksun 
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor 
bir şileb sızıyor ıssız gözlerinden 
belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun 
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor 
belki körsün kırılmışsın telaş içindesin 
kötü rüzgar saçlarını götürüyor 

ne vakit bir yaşamak düşünsem 
bu kurtlar sofrasında belki zor 
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden 
ne vakit bir yaşamak düşünsem 
sus deyip adınla başlıyorum 
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin 
hayır başka türlü olmayacak 
ben sana mecburum bilemezsin.
Cumartesi günü Baltalimanı'ndan İstanbul manzarası...
Yine Attila İlhan'dan dizeler geliyor aklıma, bu fotoğrafa bakınca 
 "Ulan İstanbul...sana taptık ulan / unuttun mu /sana taptık..."

7 Ekim / Cuma

İstanbul'a sonbahar tüm renkleri ile arz-ı endam ederken, benim hayatımın temel bileşenleri bildiğiniz gibi; okula git-gel, ablamla hastaneye git-gel, "Ülkenin Sonuna" eşliğinde yürüyüş yap :) Çok etkiledi / etkiliyor beni gerçekten bu kitap. David Grossman daha önce bildiğim bir yazar değildi, merak edip biraz kimdir diye araştırdığımda akademik makale de buldum kitap / yazar hakkında, yazarla söyleşi de! Bulduklarımı da hemen bana kitabı tavsiye den C.hanımcığıma ilettim, biraz da onunla hoş beş ettik bu vesile ile, iyi oldu. Özlemişim zor zamanların en müthiş psikologu C.hanımı :)  

Bunların dışında pazartesi akşam bizim evde rakı-balık yaptık G. ve Y. hemşirelerimle. Böylece 3 aylığına İskoçya'ya gidecek olan Y.cığıma da "iyi yolculuklar" dedik, yaş gününü erkenden de olsa kutladık hem, iyi oldu! 

Perşembe günü  ise ders sonrası E.N.'cuğumla, İ.'cığım beni "hoş geldin" yemeğine çıkardılar. "Nereye hoş gittin" derseniz, 1.5 yıl önce geçtiğim yeni üniversite içindi bu yemek, salgın ve çakışmayan ders programlarımız nedeniyle ancak buluşabildik, pek de iyi ettik doğrusu :)

Asıl güzellik, bugün sabah gerçekleşti :) Çevrimiçi toplantı öncesi bir şeyler atıştırırken ablam aradı ve salı günkü MR çekiminin sonucunun iyi çıktığını söyleyince de gün ışıldadı :) Şükürler olsun. 6 aydan sonra aldığımız en güzel haber kesinlikle buydu! Haftaya bir dizi çekim, doktor görüşmeleri daha olacak ve sonrasında da ameliyat günü belirlenecek. Yolumuz uzun ve evet, bizim de gençliğimiz var :) Bitecek bu iş, gidecek bu davetsiz misafir!

Kendime çiçek almayı sevdiğimi biliyorsunuz artık, değil mi :) Bu güzellikleri görüp kendimi şımartmamak olmazdı zaten hem :)


1 Ekim / Cumartesi

Okula gidip gelme, ders hazırlıkları yapma ve çeşitli toplantılara katılım göstermekle geçen bir hafta sonrasında hafta sonu geldi nihayet :)

Sabah D.ciğim geldi, birlikte kahvaltı yaptık, biraz okuldakiler, biraz eski eşler, çokça gündem üzerine çene yapıp, kendimizi çaya vurduk :) O sonra bizim evin yakınlarında sınava giren oğlunu almaya gitti, ben de annemlere gittim. 

Bugünün planını dünden söylemiştim bizimkilere. Ankara'dan getirdiğim ve oranın soğuğuna bile dayanan, dolayısıyla babacığımın mezarında da tutacağına inandığım yer örtücü bitkilerinin yanına çiçekçiden de bir kaç çeşit almıştım. Annemle ablamı da alıp babama gittik. Temizledik, tutması dileğiyle bitkileri diktik (19 yıldır babamın mezarına dikip tutturabildiğimiz tek bitki bir adet gül oldu. Diğerlerinin sonu hep hüsran oldu ne yazık ki), dua ettik, sonra da sahilden eve dönerken Beylerbeyi'nde yemek molası verdik ve babacığımı da anarak Karadeniz pidesi yedik :) Ben memleketimin pidelerini yerken kendimi kaybettiğim için henüz midem normale dönmedi vallahi :(

Eve geldikten sonra hakemlik yapmam gereken bir makale vardı, onun başına oturdum. Çok sıkıcı ve kötü yazılmıştı Allah affetsin! Ama neyse ki görevimi yaptım, üzerimden bir yük kalktı :)

Akşam da çıkıp yürüdüm, kulağımda David Grossman'ın "Ülkenin Sonuna" adlı kitabı vardı. Her iyi kitabın bir sırası olduğuna inanırım ben. 3 yıl önce canım C.hanımcığımın önerisi ile almış, bir iki kez başlamaya çalışıp sonra bırakmıştım. Zamanı bugünmüş demek! Akıyor gidiyor ve beni yürümek için motive ediyor resmen!

Beylerbeyi'ne gidip İnciraltı'nın önünden geçerken sevgili Buraneros'u anmamak olmazdı tabii, ben de anmakla kalmadım, bir de bu güzelim meyhanenin fotoğrafını çektim :) 
Büyük İstanbul blogger buluşması, günü geldiğinde, taktir edersiniz ki burada gerçekleştirilecek :)