30 Nisan / Cuma

Bugün sabah nispeten daha iyi kalkmış olsam da öğlene doğru bir hüzün geldi çöreklendi içime. Bir daha da çıkmadı. 

Sabah önce eski üniversitemden bir öğrencim gelecek planları ile ilgili konuşmak istemişti, onunla yüzyüze sohbet ettik google meets üzerinden, nerelere başvurabilir, ne yapabilir diye. Sonrasında akreditasyon ile ilgili bir toplantım vardı. Bu hafta sonunun temel işlerinden birinin içeriği belli oldu böylece! Ardından da 2 tane makale için hakemlik yaptım ki özellikle ikincisini okumak ve anlamaya çalışmak bir tür ömür törpüsüydü! Neyse bitirdim bir şekilde.

Bu akşam sanırım başkaca bir şey yapmam iş anlamında. Bugün dünya caz günüymüş, İş Sanat'ta da Jülide Özçelik konseri var akşam, belki onu izlerim.

Ben neredeysem Miço orada! Sabah balkonda çalışırken laptop'ın arkasına konuşlanmış durumdaydı gördüğünüz gibi :)

 

28-29.Nisan / Çarşamba-Perşembe

Salı akşamı liseden dünya iyisi bir arkadaşımın Covid'e yenik düştüğü haberini aldım. Dün kafam da kalbim de allak bullaktı, yazamadım bu yüzden. Bugüne de eski üniversitemden sevdiğim bir çalışma arkadaşımı, F.bey'i kaybettiğimiz haberi ile başladım. Ne korkunç bir dönem bu...Yitip giden herkese üzülüyor insan da tanıdığın, sevdiğin biri olunca kalıyorsun öylece. Zaman duruyor. 

Dün, nereden geldi aklıma bilmiyorum ama Ayça Şen'in şarkısını hatırladım, "Tarık Akan bile göçüyor" dediği... M.ciğim de Tarık Akan gibi uzun boylu, güzel yüzlü, güzel yürekli bir adamdı belki ondan, bilmiyorum...

Nurlarda yatsın hepsi...


Fotoğraf 3 yıl önceden. Balonları çok sevdiğimi bilen F.bey odama bir önceki gün öğrencilerle ilgili bir faaliyette kullanılan balonlardan koydurup sabaha gülümseyerek başlamamı sağlamıştı. Bu sabah onu kaybettiğimiz haberini aldığımda ilk aklıma gelen o gün oldu. Ne kadar iyi bir insan olduğu...Mekanı, mekanları cennet olsun.

27.Nisan / Salı

Eskiden, çooook eskiden, babacığım bir İstanbul sevdalısı olarak her nisan ayında mutlaka lale bahçelerini görmeye Emirgan'a götürürdü bizi. Alışkanlıklarına bağlı bir aile olarak babamdan sonra da devam ettirdik bu lale zamanı Emirgan gezilerini. Son yıllarda ise trafik gözümüzde çok büyüdüğünden (gerçi salgın döneminde İstanbul trafiği daha da korkunç bir hâl aldı, 10 dakikalık yolu 1 saatte gideceğinizi göze alarak çıkmak gerekiyor evden, o yüzden istesek de Emirgan'a gidemezdik sanırım) Göztepe 60.yıl parkına gidiyoruz, orası da benzer güzellikte oluyor...Geçen yıl salgından evlerimize kapandığımızdan gidememiştik. Bu sene kaçırmadık ve bugün annemin izin saatleri içinde gittik yine. Yine muhteşemdi. Yine ayrılmak istemedim parktan. Yine bir renk cümbüşüydü.

Dönünce bir kahve yapıp gerçek hayata döndüm ve doktora dersimin başına oturdum hemen. Ders biter bitmez bir de bir toplantıya katılıp sabah topladığım enerjinin bir kısmını bilgisayar başında heba ettim :P (şaka şaka, hâlâ 10 Polyana gücündeyim :P)

Bugünün güzelliğine, bir şarkı ile de ekleme yapmak isterim. Turgut Uyar şiirine Moria şarkılar grubundan hoş bir yorum: "Elli İki Hane"


26.Nisan / Pazartesi

Sabah kahvaltı ve kahve sonrası yolcumuzu Ankara'ya uğurladık önce. Sonra O.beyin dersleri başladı, bense biraz gazetelere baktım (malum dün Oscar töreni vardı) sonra da canım blog arkadaşım E.'nin, "Küçük Bir Mola" adını verdiği meditasyona katılmak için bilgisayarın başına oturdum :) İyi ki de oturmuşum :) Geçen sene de aynı şahane işi yapıyordu E.ciğim ama benim ders saatlerimle çakıştığı için katılamamıştım hiç, bu sefer de perşembe günleri yine ders saatime denk gelse de " Adı üstünde mola. Teneffüs yani, ders değil. Birine gelmediğinde bir şey kaçırmış olmuyorsun" deyince ve bana da pazartesileri uygun olunca, katıldım bu meditasyon grubuna. Çok iyi geldi vallahi, her pazartesi saat 12:00'yi iple çekeceğim artık :)

Öğleden sonra apartmanımızın kentsel dönüşüme girmesi için ön sözleşmeyi imzaladık müteahhitle. Evim çok küçülecek ne yazık ki, ama sağlamlaşacak, ki bu çok önemli. Fakat benim gibi anılarına çok düşkün biri için zor bir süreç olacak bu, bunu da biliyorum... Biz bu eve taşındığımızda 8.5 aylık hamileydim ben O.beye...Oğlum burada doğdu, burada büyüdü, okula burada başladı, arkadaşlarımızı burada ağırladık, çok büyük, eğlenceli sofralarda yemekler yedik, kutlamalar yaptık, kahkahalar attık. Öte yandan, her şey, her zaman  çok eğlenceli olmadı tabii. Ağladığım zamanlar da oldu, yerlerde sürünerek hem de...O.beyin ergenlik bunalımlarında bağır çağır kavga da ettik. Velhasıl, kısa bir süre sonra hayatımın 21 yılına tanık olan evimden ayrılacağım ve bunun düşüncesi bile gözlerimin dolmasına neden oluyor. Ne diyelim, daha güzel günler görelim :) 

İmza işinden sonra temizlik zamanıydı evde :) Ben salgından beri temizliği kendim yapıyorum, bir destek almıyorum yani. Ama artık pes ettim, cam silme konusunda özellikle.  Annem de "bizim apartmandaki komşular efendi bir adamcağızla anlaşmışlar, gelip 1.5 saatte tüm camları silip gidiyormuş" deyince, ben de bu hizmetten faydalanmak istedim. Şahane oldu vallahi. Hem camlar temizlendi, mis gibi oldu hem de bulaş korkum minimum seviyede kaldı  :) 

"Eee, sen bugün hiç çalışmadın mı" diyecek olursanız, gururla yanıt verebilirim ki, sonunda sınav kağıtlarımı bitirdim. Mes'ûdum :) (Mümkünse eski Türk filmlerindeki Belgin Doruk tonlaması ile okuyunuz :P)

Mutfak camımın önü şenlik gibi :)

25.Nisan / Pazar

"Bana insanca gözlerle bakanlara yüzümün bir gülümseme borcu var. Birbirimize karşı sorumluyuz; güzellik üretmekle sorumluyuz. Bilhassa işler çok kötü giderken, bilhassa en büyük felaketler sırasında. Birbirimizin hayat neşesini canlı tutma sorumluluğu gibi. Bu bir karar ve kararlılık meselesi." demiş Ece, T24'de yayınlanan ropörtajında. Güne gülümseyerek başladım sayesinde.

Sabah kahvaltı sonrası David Attenborough ile "Yaşamın Renkleri"nin ilk bölümünü izledik. Doğa ne muhteşem güzellikler barındırıyor içinde. Şaşkınlıkla hayranlık arasında bir yerlerde dolaştık belgesel boyunca.

Belgesel sonrası biraz daha sınav kağıdı okudum ama bitiremeden kalktım masanın başından, içim sıkıldı zira!. Ben ki sınav yaptığı gün notları ilan eden hoca olarak ünlenmiş bir kişiydim, hâlime bakın!

Bugün bir de canım B.beyin yaşgünüydü. Onun için Doğal Hayatı Koruma Vakfı'ndan bir turna evlat edinip sertifikasını yolladım yaş günü hediyesi olarak. Nasıl mutlu oldu, nasıl. Sesi cıvıldıyordu telefonda konuşurken. Sevdiklerimizi mutlu etmek ne kolay aslında :) 

Bunu dışında gayet sakin ve aylaklıkla geçen bir gündü. Pişman değilim :)

Miço meraklı gözlerle balkonda gözlem yaparken :) 

24.Nisan / Cumartesi

Kahvaltı için fırından simit almıştı A.Beyciğim, gün güzel başladı dolayısıyla :) Uzun kahvaltı sonrasında biraz gazete okudum. Oksijen'i çıktığından beri alıyorum. Hoşuma gidiyor, gazeteden çok haftalık dergi gibi. Geçen hafta başlayan "Halikarnas Balıkçısı" yazı dizisi bu hafta da devam etti. Ne güzel bir adammış, ben hayatını kaba taslak bilsem de bu kadar ayrıntıya hakim değildim. Hayran hayran okuyorum iki haftadır. Yazıyı okumak isterseniz şurada ve şurada bulabilirsiniz!

Ardından gıda harcamaları ile ilgili bir çalışma grubum var, o ekiple kısa ama verimli bir toplantı yaptık, sınavımın 3.sorusunu okudum bir de. Bir cumartesi günü için bu kadar çalışma yeter de artar bile diyerek 4.soruyu yarına bıraktım :) 

Akşamüstü de annemlere pide eşliğinde kahvaltıya gittik, oradan buradan derken babamı andık yine bol bol, türlü anıyla...Nurlarda yatsın canım benim...

Akşam ne seyretsek diye bakınırken bir de ne görelim, “Nasipse Adayız” gösterimde. Bendeki sevinci görmeliydiniz :-) Kitabı çok severek okumuştum, ne zamandır da bekliyordum filmini. Ercan Kesal’a, oyunculuğuna, yazarlığına hayranımdır. Bu filmde yönetmen koltuğuna da oturmuş. Türkiye'de siyaset yapmanın ne kadar zor bir şey olduğunu, ne çok taviz verilmesi gerektiğini, ne abuk ortamlarda ne garip kişilerle bir araya gelinmesi gerektiğini ve tüm bunlar sırasında insanın nasıl daralabileceğini ekran karşısında yaşattı bize Kesal. Ellerine sağlık.

Bugünün şiiri Nazım'dan olsun, ve bu bu şiirle de Balıkçı'ya da bir selam göndermiş olayım. Zira o da benim gibi "Merhaba" kelimesini çok severmiş (Bu arada "Benden sana zarar gelmez" anlamına gelirmiş merhaba. Bunu da bilmiyordum ben, ne ayıp!) 

Merhaba, çocuklar.
Bir geniş
       bir büyük «merhaba» demek,
sonra bitirmeden sözümü
       yüzünüze bakıp gülerek
- kurnaz ve bahtiyar -
        kırpmak gözümü...

Biz ne mükemmel dostlarız ki
                                kelimesiz ve yazısız
                                                anlaşırız...
Merhaba, çocuklar,
merhaba cümleten...


Ercan Kesal'ın ne yaparsa iyi yapan insanlardan biri olduğuna bir kez daha inandım bu gece. 

23. Nisan / Cuma

En büyük bayram bu bayram, herkese kutlu olsun! Sabahtan beri dilimde bu çocuk şarkısı. Çocukluğumun 23 Nisan kutlamalarını özledim ben! Cicili bicili giyinip okula gitmeyi, kutlamalara katılmayı, eve gelip Halit Kıvanç'ın sunumu ile televizyondan TRT çocuk  şenliğini seyrederken "ah bir gün biz de bir çocuğu misafir edebilsek keşke" diye iç geçirmeyi, Ankara'da yaşayan çocukları "canlı canlı izliyorlar şu şenliği ne güzel" diye kıskanmayı çok özledim. Son yıllarda hep bir buruktu kutlamalar zaten de salgın da iyice tuz biber ekti üzerine...Yine de işte: Kutlu olsun! Ve evet, en büyük bayram bu...

Bugün uzuuuun bir kahvaltı sonrası herkes bir odaya çekilip bilgisayarının başına oturdu. Benim bugünkü işim sınav okumaktı. İlk 2 sorunun okumasını bitirdim. Uzaktan ders vermeyi sevmedim zaten ama uzaktan yapılan sınavları okumayı hiç ama hiç sevmedim. Çok külfetli geliyor her öğrencinin dosyasını açıp kapamak her soru için. Tabii bir de üzerine istediğim gibi not alamıyorum :( Neyse öyle ya da böyle yarıladım en azından.

Akşam yemeğini yerken yeni başlayan "Yeşilçam" dizini izlemeye başladık. O.beyi pek sarmadı, o devam etmedi ama biz A.ciğimle birlikte yayınlanan 2 bölümü izledik. Ben çok keyif aldım vallahi, zaten pek severim eski Türk filmlerini, o naif aşkları, zarafeti...İyi geldi bana. 

Geçmişte sınav okurken kuzucuklarımla yazışarak kendime küçük eğlenceler yaratmayı severdim. Şimdi aynı şeyi bilgisayar ekranında yapamıyorum tabii, mağdurum :P 

22.Nisan / Perşembe

Salgından beri korkudan, ondan önce de yoğunluktan pazara gitmeyeli ne çok zaman olmuş. Oysa pek severim pazara gitmeyi, hiç bir şey almasam bile o renk cümbüşünün içinde olmayı...Bugün cesaretimi toplayıp sabah erkenden gittim, çok oyalanmadan alışverişimi yapıp eve geldim. Hava da güzeldi, iyi geldi bana her şey normalmiş gibi davranmak :)

Sonrasında yemek yaparken bir yandan Mubi'deki "Blue" belgeselini izledim/dinledim. Çok güzel bir belgeseldi, çok beğendim. Öte yandan Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı'nın yaşam öyküsünü izlerken canım Burak'ımı andım hep, içimden onunla konuştum. Teoman'la müzik yapıyor olduğu için ne kadar mutluydu en son konuştuğumuzda. Ve klibi yayınlandığında...Burak bizi bırakıp gideli 12 yıl olmuş, o gün bu gündür, hiç ummadığım bir yerden hiç ummadığım bir zamanda ortaya çıkıyor hasreti, bugün olduğu gibi...11 yaşımdan beri dostumdu. Ne erken oldu gidişi...Burak'cığımın anısına şuraya onu pek mutlu eden kliplerini koyayım o zaman....Avucumda Gökyüzü

Sınav yaptım bir de bugün. Yeni üniversitemdeki yeni kurallarla ilk sınav :) Araştırma görevlisi arkadaşların desteğiyle sorunsuz geçti neyse ki, bitiminde de A.bey ilçe sınırlarımız içine girmişti bile, az sonra da evdeydi zaten, benim için bayram bugünden başladı böylece :) 

Bu arada bugün bir de İznik'teki bir okulun kütüphanesi için O.ciğimle geçenlerde bir koli kitap ayarlamıştık, onları kargoyla yolladık. Bugünün en işe yarar ve güzel işi de buydu sanırım :) 

A beyciğimle akşamüstü balkonda çay içerken fark ettim ki bu güzellik çiçek açmış...Zarafete bakar mısınız :)

21.Nisan / Çarşamba

Bugün aydınlık bir güne uyandık. Bahar yüzünü gösteriyor artık ne güzel :) Sabah aldığım "bahar geldi" gazıyla, gayet etkin çalıştım gün içinde, buna da ayrıca sevindim, pek memnun kaldım kendimden :)

Böyle güzel bahar günlerinde öğrencilerime Düşbaz'ın "bahar" şarkısını gönderirdim mutlaka eski üniversitemde. Ya ödevlerine ya da onlara yazdığım bir mesaja iliştirirdim youtube bağlantısını. Bu senekilere de göndereceğim tabii ama önce buraya ekleyeyim, dinlemek istersiniz belki: Düşbaz'dan Bahar :)

Öğleden sonraki planlanmış tek toplantımdan 10 dakika önce Ekmekçim mesaj atıp "buluşalım mı" dedi :( Ben yine "toplantım var" diye yanıt yazdım, yine buluşamadık :( Ne diyelim, önümüzdeki günlere bakacağız artık :) 

Toplantı sonrasında annemlere gittim, çay keyfine. O.bey de dersi bitince geldi. Çan çan çene yaptık dörtlü olarak. Konuşmayı şehvetle seven insanlar olduğumuza bir kez daha inandım  :)

Günün şiiri Murathan Mungan'dan, hem doğum günüymüş bugün, ne güzel :) "Benim" şairlerimdendir Mungan. Dizeleriyle hayatımın o kadar çok anına eşlik etmiş, güç vermiş, beni ayağa kaldırmış biridir ki..İyi ki doğmuş İyi ki anadilimde okuyabiliyorum onun şiirlerini, romanlarını. Nice seneleri olsun :)

"...
ahh o gece yolculukları 
bir başka kentte, bir başka insan olmanın umutları 
kaç yol arkadaşı kaldı şimdi geriye 
gençliğin ilk acılarını birlikte keşfettiğimiz 
                                    kaç yol arkadaşı? 
sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak 
ne kalıyor elimizde? 
ölenler, 
terk edenler, 
bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler 

vahşi, siyah atlardık; yılkıya bırakıldık
 içimizden kimse gidemedi Amerika'ya 
kendi Amerika'sı da olmadı hiçbirimizin 
yağmur aldı 
rüzgar aldı 
zaman aldı 
o vahşi siyah atları 
herşey o eski rüya da kaldı 

çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde 
çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların 
öldükleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar 
peki sen anımsıyor musun?"
2019'un yılbaşı hediyelerinden biriydi: topraksız bitki (rootless diye adlandırılıyor). Sevdi beni sanırım, iki yavru verdi, bu 1.5 yılda. Doğa ne enteresan gerçekten...

20.Nisan / Salı

İki üç gündür belim çok ağrıyor, yataktan da ağrıdan ağlayacak modda kalktım aslında ama sonra bir şekilde (bele sürülen jel, jimnastik hareketleri ve ilaçlar sayesinde) daha iyi geçti günüm, moralim düzeldi :)

Kahvaltı sonrasında perşembe günü yapacağım sınavın sorularını hazırladım önce, ardından bir toplantıya katıldım. Sonrası yemek hazırlama telaşı ile geçti. Akşamüstü de İ.ve Ö.beylerle ve S.cığımla sahilde buluşup biraz hasret giderdik. hava kapalı gibiydi biz buluştuğumuzda ama sonra güneş açtı da ısındık :) Ne kadar özlüyorum arkadaşlarımı ve ne az görüşebiliyoruz :(

Eve dönünce de biraz daha yapılacak ıvır zıvır işlerle iştigal edip kapattım bilgisayarı. Günün geri kalanı aylaklıkla geçti, iyi de oldu :)

En sevdiğim mevsim tartışmasız bahar! İnsan her bahar kupkuru ağaçların çiçeklenmesine şaşırır mı yahu? Yürüyüp dururken hipnotize olmuş gibi çiçek açan ağaçların, papatyaların, leylakların, salkımların, lalelerin falan yanına gidip hayranlıkla ve yüzünde bir gülümsemeyle bakan birini görürseniz yollarda, işte o benimdir :P 


19.Nisan / Pazartesi

Nasıl geçtiğini anlayamadığım bir pazartesi günü oldu bu!

Sabah kahvaltısından sonra bilgisayarın başına oturdum, öğle yemeğine dek çalıştım önce. Yemek sonrası (neyse ki yemek hazırlama da bir nevi mola sayılabilir çünkü o sırada bir yandan Leyla ile Mecnun'u izliyorum) tekrar oturduğum masadan akşamüstü Miço'ya mama ve yoğurt mayalamak için süt almak üzere kalktım. İyi ki de mama ve süt bitmiş de ben de zorunlu olarak çıkmışım dışarı, zira böylece bakkalın yanındaki apartmanın bahçesini saran mor salkımların açmaya başladığını görüp biraz enerji depolayabildim şükürler olsun :) 

Gelip balkonda çay keyfi  yaparak da bugünün tek düzgün molasını verdim! Biraz sosyal medyada gezindim, biraz Bülent Şık'ın "Bizi Yeryüzüne Bağlayan Hikayeler"ini okudum. Okurken aralarda O.bey'e de ilgimi çeken yerlerini aktardım hatta, "sen de okumalısın bu kitabı" diye diye. 

Akşam yemeği sonrası ise tekrar oturdum masanın başına, yaptığım analizlerde bir şeyi oturtamıyorum, ona takıldı aklım, bu saate kadar da kalkamadım. Bu arada süt ne oldu diyecek olursanız, onu otomatiğe bağladım sayılır, o yüzden başında durmam gerekmiyor, kaynadıktan yaklaşık 1 saat sonra mayalanacak kıvama geliyor ve 5 dakikamı bile almıyor :)

Bugünün dizeleri Adnan Yücel'in "Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek" adlı muhteşem şiirinden... Gördüğüm mor salkımlar leylakları çağrıştırdığı için...Bir de bu şiir hep çok özel olduğu için :)

"Aşksız ve paramparçaydı yaşam
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Aşk demişti yaşamın bütün ustaları 
aşk ile sevmek bir güzelliği 
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna. 
işte yüzünde badem çiçekleri 
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar. 
sen misin seni sevdiğim o kavga, 
sen o kavganın güzelliği misin yoksa... 
...
Saraylar saltanatlar çöker 
kan susar bir gün 
zulüm biter. 
menekşeler de açılır üstümüzde 
leylaklar da güler. 
bugünlerden geriye, 
bir yarına gidenler kalır 
bir de yarınlar için direnenler..." 
 

18.Nisan / Pazar

Erkenden uyandım bugün. Biraz gazeteleri oku, biraz internette gezin derken oğlum da uyanınca kahvaltı masasına oturduk. Kahvaltı sonrası yakındaki markete gidip biraz alışveriş yaptım ve "her şey ne kadar pahalı yahu" diye söylene söylene eve döndüm! Ardından mini bir toplantıya katılıp bir de telafi dersi yaptım (sınavdan bir önceki derslerdeki yüksek katılımı çok seviyorum :P) Sonrasında bilgisayarı kapatıp balkona attım kendimi. Çiçeklerimle ilgilendim biraz. Orkidelerimden biri, iki farklı yerden filiz vermiş, çiçek açacak. Nasıl sevindim onu görünce. "Aferin kız sana" diyerek sevdim onu, diğerlerine de "arkadaşınızdan feyz alın, hadi sizi de göreyim, filizlenin artık" diye gaz verdim. O.beyciğim çok gülüyor benim bu çiçeklerle konuşma halime. Ama canlılar yahu, cevap vermiyor oluşları beni duyup anlamıyorlar demek değil ki! Hem doktorlar "siz konuşursanız sorun yok, bitkiler yanıt verirse problem var" demiyorlar mı :P

Balkonda otururken telefon görüşmelerimi yaptım. Hiç sevmiyorum telefonda konuşmayı aslında ama hele de şu zamanlarda telefon iletişimin en önemli kısmı ne yazık ki...Çay içerken O.ciğim de geldi balkona, anne-oğul sohbet ettik biraz, planlar yapıp hayaller kurduk, iyi geldi ikimize de :)

Feryal Öney'in İş Sanat'taki konserini izlemek ise bugünümü aydınlatan en kayda değer faaliyetti. Türküleri sevdiğimi beni tanıyan herkes bilir ama Azeri türkülerine özellikle meylim vardır, itiraf etmem gerek! "Arzu kızım" bu yüzden bu konserin favorisi sanırım (sanırım diyorum çünkü diğerleri de çok güzeldi (ya bak şimdi diğerlerine haksızlık ediyormuşum gibi geldi! (neyse işte siz anladınız beni, hepsi güzel, dinleyin bence (bu parantez olayının en zor kısmı da açtığım parantezleri kapatma zorunluluğuna çok takılıyor olmam (sanki excel'de formül yazıyorum da doğru şekilde kapatmazsam hata mesajı ile karşılacağım gibi bir stres!))))) 

Balkon keyfimin eşlikçisi sukkulentlerim. Onlar da ne güzel büyüdüler, canım kızlarım benim :) 

17.Nisan / Cumartesi

Sabah kahvaltı sonrası haftalık temizliğe başladım istemeye istemeye. Neyse ki tahminimden daha kısa sürede gayet de güzel yaptım bitirdim :) Öğleden sonra ise bilgisayarın başına oturup akşama dek de kalkamadım. Arka arkaya 3 toplantıya katıldım ve de yarın yapacağım telafi dersinin notlarının üzerinden geçtim. Cumartesiye cumartesi demek için bin şahit ister yani :P

Akşam yemeğinde anam ve ablam pazı sarması yaptıklarını söyleyip (ayıptır söylemesi (ekmekçimden hatırladım bu kalıbı (ben yine gereksizce parantez açmaya başladım galiba (tamam bu son :P))))davet etmişlerdi, onlara gittik, yan yana apartmanlarda oturmanın faydası saymakla bitmez vallahi :)

Akşam ise canım blog arkadaşım Arzu'nun (artık yazmıyor ne yazık ki) önerisini dinleyip (yani face'den okuyup :P) Blutv'de "Sibel"i izledim. Arzu'nun önerilerini hep dikkate alırım, bu sefer de beni yanıltmadı. Karadeniz'in bir köyünde yaşayan ve ıslık çalarak iletişim kuran dilsiz bir genç kız var filmin odağında. İzlemediyseniz öneririm. 


 

16.Nisan / Cuma

Bugüne damgasını O.beyin kendisine duble türk kahvesi yapması vurdu. Eeee ne var bunda diyeceksiniz. Normalde bir şey yok tabii, hep yaptığı şey ama odasına giderken fincan birden çok sıcak gelip de elleri titreyince fincandaki kahve ellerine ve her yere döküldü. Yüreğim sıkışıyor resmen ona bir şey olduğunda! Hemen soğuk su-buz-kantaron-silverdin tedavisi uyguladık ama resmen yandı elleri. Akşam da ekonomi sınavı vardı ama neyse ki 5-6 saatte eller toparladı da kalem tutabildi. Verilmiş sadakamız varmış...

Bunun dışında güya bugün annem ve ablamla Göztepe parkına gidip yürüyüş yapacak, lalelerin keyfini çıkaracaktık ama annemin de kalça ağrısı dünden beri tavan yaptığından sabah gitmeme kararı almıştık zaten. Üstüne de O.ın kahve performansı ile dışarı bile çıkmadım, bir şeye ihtiyaç duyar da yapamazsa yanında olayım diye...Öyle olunca da bilgisayar başında bir sürü iş hallettim aslında. Ne demiş atalarımız, her şerde bir hayır vardır :)

Bir süredir ülkelerin covid sürecindeki performansıyla uyguladıkları politikalar arasındaki ilişkiyi anlamaya, analiz etmeye çalışıyordum. Sonunda bugün şahane modeller kurdum, sırtım tutuldu ama bulduğum sonuçlara değdi vallahi, pek mesudum :)

Yapılacaklar listemden baya bir iş hallettim dediğime bakmayın siz, daha sırasını bekleyen on yüz bin milyon iş daha var!!! :P

15 Nisan / Perşembe

Yıllardan sonra ilk defa ayın 15'inde maaşım yattı :) Güle güle sağlıklı günlerde harcayayım diyerek başladım güne. Gerçi 2 ay önce aldığım maaşa göre ciddi oranda daha az ama kendimi çok huzurlu hissediyorum ki aradaki farka değer sanırım :)

Sabahtan yine okuldan aradılar, personel işlerinde işler bir türlü bitmedi. Neyse ki çalışanlar hem güler yüzlü hem yardımcı da bir şekilde hallediyoruz uzaktan da olsa :) Öğlen de dersim vardı malum. Salak gibi dersi anlatırken çay içtim sürekli. Dersin sonuna doğru ramazan ayına girdiğimizi hatırlayıp özür diledim tabi ama utandım da karşılarında çocukların. Eminim içlerinde oruçlu olanlar vardı. Ah bu ben!

Ders sonrasında Ö.cığım geldi. Kendisi küçük kardeşimle büyük oğlum arası bir yerdedir hayatımda. Özlüyoruz tabii birbirimizi. Yürüdük birlikte baya. Ben yürüyecektim zaten dünkü doktor tavsiyesi ile de, o da bana eşlik etti, iyi oldu. Hem de yeni aldığı arabası ile gelmiş, güzel günlerde kullansın :) Araba fiyatları uçtu gitti bu arada. 2.el arabalar bile uçuk fiyatlarda...Arabamı yıkayayım bu hafta sonu bari, iyi davranayım ona, belli ki yenilemem hayal gibi bir şey zira !  

Yürüyüş sonrasında eve dönerken fırından yayılan sıcak pide kokusuna tabii ki dayanamadım. Ramazan demek sıcak pide demek benim için. Her gün alsam her gün aynı iştahla yiyebilirim, o derece seviyorum. Tamam tamam abartmayacağım, merak etmeyin :)

Salgın öncesinde A.ciğimin İstanbul'a geldiği zamanların birinde rehber eşliğinde Fener-Balat turu yapıp çok keyif almıştık. Sonra da şehri rehber eşliğinde gezelim diye karar vermiştik ki Ö.beyciğimiz bizi Saffet Emre Tonguç'un hazırladığı sesli online tur uygulaması Piri’yle tanıştırmıştı. Pek beğenmiştik uygulamayı. Gerçi kullanmaya başlayamadan salgın başladı ve evlere kapandık ama olsun. Böyle bir uygulama var ve biz onu kullanarak gezeceğiz :) Eeee ne bu şimdi diyecek olursanız, evlilik yıldönümü hediyem Piri'den tanıdığımız Tonguç'ın "Ayrıcalıklı Rotalar" adlı kitabıydı :) Tekrar gezeceğimiz günlerin hayalini daha gerçekçi kılması açısından bu gezi kitabı çok anlamlı :) Bunaldığımda rasgele bir sayfa açıp okuyacağım ve o yerlere sevdiklerimle gitme hayalimi sürdüreceğim. Bugünkü rotamız: Erzurum çıktı mesela. Üç Kümbetler'i, Milli Mücade'nin başladığı Atatürk evi'ni ve Erzurum kalesini gidip göreceğim, evet ! Hadi bakalım hayırlısı :)

Gezeceğiz evet! Umut olmadan yaşanmıyor :)

14.Nisan / Çarşamba

Sabah erkenden uyandım. Çiçekleri suladım. Balkon çiçekliğindeki sardunyanın, sıklamenin ve ceylan gözünün coşkusu sabah enerji verdi bana, iyi oldu :)

Bir süredir bacaklarım ağrıyor, öyle ki uykumdan uyanıyorum bazen, o derece sızlıyor/ağrıyor. Dün yakınımızdaki Fizik Tedavi Hastanesi'nden hem bu ağrılarım için hem de şimdiye dek hiç yaptırmadığım kemik yoğunluğu ölçümü için randevu almak istedim. Aaa bir de ne göreyim, hemen sabaha randevu verebildi sistem. Öyle olunca annemi de ikna ettik ablamla (zira onun da kalçası çok ağrıyor bir süredir), ona da aldık benimkinin peşine bir randevu. Sabah anne-kız çifter çifter maskelerimizi takıp kol kola hastaneye gittik. Bu salgın döneminde hastaneler hep çok ürkütüyor beni ama ramazan nedeniyle mi nedir, gayet sakindi ortalık. Doktorumuz da pek güler yüzlüydü. Muayenelerimizi olduk, kemik ölçümlerimizi yaptırdık. Benimkinin hareketsizlikten kas ağrısı olduğunu öğrenip rahatladım. Kemik yoğunluğum da gayet normalmiş. Anneminki de yaşına göre normal sayılan kireçlenme...Çok önemli bir şey olmadığını öğrenip, ilaçlarımızı alıp çocuklar gibi şen bir şekilde eve geldik.  Bundan sonrası biraz daha hareket ve ilaç kullanımı sadece.

Annemi evine teslim edip, bir kahve içtikten sonra küçük bir alışverişin ardından eve geldim. Günün geri kalanı sakin geçti. O. beyciğim odasında, ben odamda çalıştık. Akşam da anamlara yemeğe gidip sonrasında evde çalışmaya devam ettik! Âlim olacağız hayırlısıyla 😅

Sabah güzeli :)


13 Nisan / Salı

Sabah uyanıp toparlanırken, sevdiceğim şipşak bir kahvaltı hazırlamakla kalmamış, bana yolluk bile hazırlamıştı :) Çok oyalanmadan kahvaltımı yapıp çıktım ben de yola. Yolda kâh sessizce şarkı dinleyip kafamda çağrıştırdıklarından nerelere nerelere gidip kendi kendimle sessiz sedasız sohbet ettim (insanın zihni ne enteresan çalışıyor gerçekten), kâh şarkılara eşlik ettim bağıra çağıra :P 

Yol çok uzun değil neyse ki,  lojmandan çıktıktan 4.5 saat sonra oğlumu babasından alıp eve giriş yapmıştım bile. Hemen ilk ve asli görevim (!) olan Miço'nun "mamasını ver, suyunu tazele, tuvaletini temizle" işlerini tamamlayıp, kendime bir kahve yaptım ve bilgisayar başına oturdum. Gelen ve aciliyeti olan mesajları yanıtladıktan sonra da dersim vardı zaten, onu başlattım. Neyse ki bu doktora dersi ve öğrencilerim çok iyi. Ders güzel geçti nitekim :) Ders sırasında beklediğim kargo da geldi, e daha ne isterim :)

Ders sonrası da annemle ablam, annemin kulaklığının bakımını yaptırıp geldiler. Çay keyfi yaptık birlikte. Biraz dedikodu, biraz salgın haberleri derken akşam oldu zaten.

Akşamı da üniversite sistemine yayın bilgilerini girme gibi çok sıkıcı bir işle iştigal ederek geçirdim. Bitmese de baya bir kolayladım, şükürler olsun ki:)  

Kargodan gelen kitap, editörlüğünü yaptığım kitaptı. E-kitap halini göreli baya bir zaman olmuştu ama fiziksel olarak da elime almak hoşuma gitti, ne yalan söyleyeyim :)


12.Nisan / Pazartesi

Çocuklarımız, çekirdek ailelerimiz ve küçük bir arkadaş grubuyla nikah dairesine gidip evleneli 9 yıl oldu bugün :)  Geçen sene şehirlerarası yolculuğun yasak olduğu salgın günlerine denk geldiği için görüşememiştik. O yüzden bu sene aynı evde uyanmak bile güzel geldi ikimize de :)

Bugünün şiiri Süreyya Berfe'den. "Bizim" şairimizdir Berfe, çok severiz ikimiz de. Başkaca da bir şey yazmayacağım zaten. Şiir anlatıyor duygularımı. Şükürler olsun. Her şeye...

Gözlerinin rengi gibi
yüreğinin rengi gibi
saçların da kendi renginde

Ama ben ellerini gördüm önce
toplayan, düzelten, onaran ellerini...
Dokunduğuna soluk aldıran
telaşlı, usta, sevecen ellerini...

Geç anladım ve inandım.
her gün daha çok inanıyorum.
Ellerin, güzel işlerin karıncası.
Ellerin, ellerden bıkmış ellerime sığınak...





11.Nisan / Pazar

Nisan ayının ortalarına doğru kar yağdığını da gördüm ya daha ne isterim şu hayattan :P Tamam öyle lapa lapa değil, uçuşan tanecikler şeklindeydi ama yağdı mı yağdı ! İnanılmaz...Nisan ayında kar yağması dışında ise gayet sıradan ve sakin bir gündü doğrusu. Biraz bilgisayar başında çalıştık, biraz eski/yeni dizileri izledik, biraz aylaklık yaptık.

Dün akşam da Ekmekçikız'ın önerisine uyarak "Mon Roi /Prensim" filmini izledik. Ben çok beğendim doğrusu. İlişkiler hep çok çetrefil, herkes için böyle. Bu filmde de çetrefil bir ilişki var, git-gel'lerin çokca yaşandığı...Ben özellikle başroldeki Emmanuelle Bercot'yu çok beğendim. Döktürmüş resmen. Nitekim Cannes'da ödül de almış bu performansıyla. Benim gibi siz de henüz izlemediyseniz, izleyin derim. Pişman olmayacaksınız.

Bugünün şiiri Edip Cansever'den. Üniversite 1'de okumuştum ilk, vurulmuştum. Sonra da hep ezberimde, dilimin ucunda oldu: Yerçekimli Karanfil.

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde 
Oysa ki seninle güzel olmak var 
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi 
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda 
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte 
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel 
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor 
Derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle 
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil 
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk 
Birleşiyoruz sessizce.
Ankara, "yaprak döker bir yanımız bir yanımız bahar bahçe" dizesini yaşattı bize bu hafta sonu. Kar tanecikleri bahar dallarının üzerinde uçuştu durdu...




10 Nisan /Cumartesi

Aheste ve uzun bir kahvaltı ile başladık güne. Dün gelen cevizli, ekşi mayalı ekmeğimizi afiyetle indirdik midemize, N.cığımızın kulaklarını çınlattık. Ardından biraz çalıştık ve çıktıları almak için okula kadar gidip geldik. Kampüs içinde olmak, lojmanda yaşamak çok pratik bir şey gerçekten. Hayat daha kolay burada. Her anlamda...Ankara'da olduğum zamanlarda kampüsün dışına çıkmak gelmezdi zaten pek içimden. Bu yüzden salgın zamanlarında burada olmak gayet güzel geliyor bana :) 

Arada katılmam gereken bir toplantıyı unutmuşum, İ.beyciğimin "sadece unuttun mu yoksa hasta falan mısın" mesajıyla kendime gelip apar topar bilgisayarın başına geçtim. Ne utanç verici! Neyse ki toplantı güzel ve verimli geçti sonrasında :)

Dün gelen tohumları ekim işiyle ilgilendi A. arada, ben gözlemci olarak bulundum ortada. Ne mucizevi bir şey küçücük bir tohumun meyve vermesine kadar geçen süreyi yaşamak :)

Akşam da yemek sırasında "Hatırla Sevgili"nin ilk bölümünü açtık, ada özlemimizi giderdik biraz :) En çok özlediğim şeylerden biri sanırım Bostancı'dan vapura binip adaya gitmek, yürümek, bir şeyler yiyip içmek, enerji depolayıp tekrar şehre dönmek hatta dönmeyip bir gece orada kalmak...Geçsin bu zor günler bir an önce artık!

1 ay önce tohumken ekilip fideye dönüşme yolunda olan domateslerimizin yanına yenileri de ekildi bugün :)


9.Nisan / Cuma

Sabah kahvaltı sonrası O.beye arada atıştırması için meyve tabağı ve ısıtıp yemesi için öğle yemeği hazırlayıp evden çıktım. O da derslerini evden yapıp, akşamüstü babasına geçecekti aslında ama anneannesinin işkembe çorbası yaptığını duyunca (bu çocuk hiç bana çekmemiş (hayatta yemem işkembe çorbası (annem de "bana yemek seçerek çok çektirdin, sen de çocuğundan çek" diye beddua etmemiş şükürler olsun)))* babasına giden yol anneanne evi üzerinden geçmiş aldığım haberlere göre :P

Yol boyunca telefonumdan dinlediğim şarkılara eşlik ede ede 4.5 saatte vardım lojmana. Yol yine zaman zaman karlıydı. Lojmana girip ellerimi yıkayıp ev ahalisine "merhabaaa" dedikten sonra bilgisayarı açıp yarım saatlik bir toplantıya katıldım! Ne garip bir yaşam düzenimiz var 1 yıldır :) Neyse ki toplantı uzun sürmedi. Tam biterken de zil çaldı ve beklenen kargomuz geldi. N.cığım (namı diğer Butterfly) bizim için muhteşem bir paket hazırlamış. İçinden A.beyin hobi bahçesine ekmesi için tohumlar, cevizli ekşi mayalı ekmek, acılı-acısız soslar ve N.'ın kimyasal barındırmayan kremleri çıktı. Şenlik gibi yahu! 

Akşam da çocuklar annelerine gitmeden birlikte bir yemek yedik, iyi oldu. Salgın tüm dengeleri bozduğundan onları da ne zamandır göremiyordum. (Anneleri çalıştığından hafta içi babada hafta sonu annedeler genel olarak. Ben de hafta sonu geldiğimden geçişiyorduk hep. Bu sefer yakaladık birbirimizi, sonunda! )

*parantezleri açarken, kaparken Ferhan Şensoy geldi aklıma. İçimden "aç parantez / kapa çok gereksiz üçüncü parantez" diye mırıldanırken buldum kendimi. Ferhangi Şeyler'den bir replikti sanırım.

"Eve geldi bir tane, açtık baktık bin tane" temalı kargomuzdan çıkanların bir kısmı :)


8.Nisan / Perşembe

Bugün yollardaydım tüm gün. Sabah bilgisayarımı canım M.beye bıraktım önce. Sonra oradan ver elini Avcılar. Ama nasıl bir trafiktir Allahım. İçime fenalık geldi resmen araba kullanırken. Rektörlükte küçük bir tören oldu, ona katıldım. Sonra da gerisin geri döndüm. Tabii eve dönmeden cübbemi İ.cuğuma bıraktım, M.'den de bilgisayarımı aldım.

Evde kaç gündür ertelediğim ütüyü yaptım. Sonra da annemle ablam geldiler. Bir şeyler yedik içtik, O.beyin pek hayran olduğu Nevra Serezli ile yapılan bir röportaj vardı, onu izledik. Kimler gelip kimler geçmiş hayatımızdan...Metin Serezli, Haldun Dormen, Yıldız Kenter, Metin Akpınar, Zeki Alasya, Altan Erbulak, Adile Naşit...Ne güzel insanlardı hepsi. Ne müthiş oyuncular...Ne şanslıyım ki hepsini izleyebildim sahnede. 

Ropörtajı izledikten sonra Altan Erbulak düştü aklıma. Çok severdim ben onu. Vefat ettiğinde liseye gidiyordum, hatırlıyorum ne çok üzüldüğümü. Sonra hatırladım, benim eski gazete yazılarını falan sakladığım bir dosyam vardır, orada onun da bir yazısı olmalı diye. Dosyayı indirip buldum yazıyı. Adı: "Ağlayan uçurtma"...Naif, güzel bir yazı, sevip saklamışım. Şöyle demiş bir yerinde: "Aşık olacaksanız eğer sevinin. Uçun gökyüzüne. Uçurtma olun. Ve aşık olacaksanız, tepine tepine, yerlere yuvarlana yuvarlana, salya sümük aşık olun. Ne olur. Ve satranç oynar gibi yaşamayın". Ortaokulda olmalıyım bu yazıyı okuyup beğenip sakladığımda. Uymuşum ama yazdıklarına, taktir ettim kendimi :) Aşık olduğumda satranç oynar gibi yaşamadım hiç. A.beyciğimle evlenirken,  "Nasıl olacak böyle ayrı şehirler, planınız ne" diyenlere: "bilmiyorum, bir planımız yok. yaşayıp göreceğiz" demiştim. İyi ki de öyle demişim :)



Sözünü ettiğim sararmış gazete küpürü :)


7.Nisan / Çarşamba

Saçımdaki beyazlar almış başını gidiyorlardı ki bugün sabah ilk iş Pendik'e kuaförüme gittim ve bu pejmurde görüntüme bir son verip saçımı boyattım. Neden Pendik diyecek olursanız, 35 yıllık kuaförüm ve abi dediğim insan ailevi nedenlerden ötürü dükkanı Erenköy'den Pendik'e taşıyınca son 4-5 yıldır bana da ayda bir saç kestirme/boyatma işi için Pendik yolları göründü. Sevdiğim insanların peşini bırakmama gibi bir huyum olduğunu söylemiştim değil mi? :) 

Sonrasında evde biraz işe güce dalıp öğleden sonra İ.hocama cübbesini ödünç almak için uğradım. İ.hocam, aynı lisede 5 yıl birbirimizden habersiz okuyup, mezuniyetin 25.yıl şenlikleri nedeniyle ve ortak arkadaşımız sayesinde tanışıp sevdiğim, haberleştiğim, şimdi de yeni üniversitemde aynı fakültede birlikte çalışacağım arkadaşım. Rektör hocanın yarın yeni atanan hocalar için düzenleyeceği "hoşgeldiniz" toplantısına cübbeyle katılmanın şart olduğunu öğrenip bu kargaşada nerede cübbe diktireceğim diye etrafa sorarken İ.cuğum imdadıma yetişti sağolsun :) Hayat bazen ne güzel tesadüflerle, ne güzel insanlarla yolumuzu kesiştiriyor :)

Ben yolda abuk bir trafik içinde debelenirken Ekmekçim mesaj attı, uğrayayım mı diye, tüm gün evde olan ben, bugün dışardaydım oysa! Üzüntü ve muz kabuğu :( Ne diyelim bir dahaki sefere :) 

Bugünün yazısını bir Murathan Mungan şiiriyle bitirelim:

Herkesi affet, her şeye boş ver
Geldiğin yer artık böyle bir yer
Balkondan bak artık dünyaya
Geniş gözlerle; hafifle, yükünü indir
Herkesi affet, her şeye boş ver
Uzun bir ömür ummuştun kendine,
Öğrendin: bazı hayatlar yaşarken biter
Her yerde yabancıydın başından beri
Sürgündün, tedirgindin
Her yer gurbetti sana
Onca şey yaşadın kendince
Onca şey gördün geçirdin
Gün geldi öğrendin:
Sahip olanlar bile sahip çıkmadı sana
Bütün yaşadıklarından
Hiçbir şey bilmediğini anladın yalnızca
Herkesi affet, her şeye boş ver
Hiçbir zaman senin olmadı şu tanıdık dünya
Silahlarını bırak, takma kafana,
Sağlık olsun, bu da geçer
Hem ne çıkar geçmese de...


Buraya da günlük vitaminine bayılan bir miço fotoğrafı koyayım :)   

6.Nisan /Salı

Sabah yine erken uyandım zorlansam da. İyi geleceğini bilerek :) Bisiklet de çevirdim, Leyla ile Mecnun eşliğinde. Ben nasıl olmuş da bu diziyi vakti zamanında kaçırmışım diye şaşırdım bininci kez! Öyle ki öğle yemeği arasında da seyrederken gülmekten yemek yiyemedim resmen! Efsane diziymiş gerçekten!

Sadece dizi izlemedim tabii :)  B.cığımın hazırladığı ve benden de 2.bir göz olarak kontrol etmemi rica ettiği sınav sorularını kontrol ettim, ders hazırlığı yaptım, ders verdim. Akşamüstü de ablamın arnavut ciğeri ziyafetine davetliydik, oraya gittik oğlumla. Pek lezizdi vallahi. Ciğerleri mideye indirirlen "eskiden Edirne'ye gider ciğer de yerdik, ne güzel olurdu" diye yad ettik eski günleri. Bitse de şu salgın gezsek, yesek, içsek yine :)

Dün başladığım kitabının önsözünde Bülent Şık şöyle demiş: "Hayallerimizin gerçekleşmediği, yaptığımız şeylerin işe yaramadığı, hayatımızı bambaşka bir yöne çevirdiğimiz, çevirmek zorunda kaldığımız ya da hiçbir şeyi değiştiremeden, hiçbir yere kıpırdayamadan, içinde olduğumuz şartlara mahkûm olduğumuz durumlar vardır. Bir çaba içinde olmanın, bir şeyleri değiştirmek için mücadele etmenin anlamsızlaştığı, bir büyük kötülük hali karşısında kalakaldığımız durumlar. Ancak iyiliği, iyi insan olmanın yollarını, iyiliğin sıradanlığını çoğalttığımız durumlar da var."...Çok beğendim. Dilerim hepimizin çabası iyiliği ve iyi insan olmanın yollarını çoğaltmak yönünde olsun :) 

"Hımmm yeni kitap gelmiş" bakışı :)


5.Nisan / Pazartesi

Erkenciliğimle övünen bir insanken bu salgın döneminde 8:30'dan erken yataktan çıkamaz oldum. Oysa 8:00'de çayımı almış, ofisime kurulmuş, işe güce dalmış olurdum sadece 1 yıl önce! Dün Oytunla Hayat blogunda sabah erken kalkmak üzerine bir güzelleme okuyunca "tamam" dedim, "yarından itibaren ben de erken kalkacağım" :) Bugün de verdiğim sözü tutup 7:30'da uyandım. Biraz çiçeklerimle ilgilendim, yarım saat de kondisyon bisikleti çevirdim. İlk gün için hiç fena sayılmaz :P

Kahvaltı masasını hazırlamak için dün aldığım tulum lorunu taze soğan, nane ve zeytinyağıyla lezzetlendirirken ve bitmiş olanın yerine küçük bir kaba ev salçasından çıkarırken, yiyecekler kadar bende çağrıştırdıkları anıları da sevdiğimi düşündüm. Kahvaltıda yağlanmış kesik ve ev salçası yemek, çocukluğumun yaz aylarının geçtiği sakin ve dayılı, anneanneli, kuzenli, kısacası eğlenceli kasaba günleri demek sanırım  :) Terasta (biz Turgutlu'daki anneanne-dede evinde "taraça" derdik gerçi) güneş altında yapılan salçaya düşkünlüğüm, hatta O.cığıma hamileyken aş erdiğim tek yiyeceğin domates salçası olmasını başka nasıl açıklayabilirim. Neyse ki kayınvaldemler sağolsunlar beni salçasız bırakmıyorlar artık :) Minnettarım vallahi...

Bugün sıradan bir pazartesiydi. Biraz çalışma, biraz alışveriş, biraz yemek...Alınacak bir iki şey için dışarı çıktığımda "sonunda 'Veba Geceleri'ni de alayım" diye girdim kitapçıya. Ama sadece onu değil tabi, Bülent Şık'ın "Bizi Yeryüzüne Bağlayan Hikayeler"ini de attım hemen torbaya. Önceliği de ona vereceğim zaten.

4.Nisan /Pazar

 O.beyin iyileşmesi şerefine bugün anneanne-teyze evinde kahvaltıdaydık. Biraz dedikodu, biraz ülke gündemi derken masada yapılan uzuuun bir sohbetinin ardından eve geldik oğluşla. Ben dün alıp sonra unuttuğum sütü kaynatıp mayalayıp kaldırdım hemen. Bitirme öğrencilerimle toplantım vardı onu da yaptım. Ardından da cumartesi günü klasiği olan krep pazar gününe kısmetmiş deyip krep yaptım bir de, çay eşliğinde onu da götürdük. Ben bir yerde bu yeme-içme olayına son vermeliyim ama ne zaman acaba?!

Dün gece Y.hanımcığımın tavsiyesi ile Onur Ünlü'nün "Sen aydınlatırsın geceyi" adlı filmini izledim. Akhisar'da çekilmiş film. Yoğun ve zaman zaman abartılmış olsa da baskın bir Ege şivesi duymak hoşuma gitti ne yalan söyleyeyim. Enteresan karakterler var filmde, duvardan geçenler, zamanı durdurabilenler, ölümsüzler...Ali Atay kadar Demet Evgar da şahane bence. Hele bir özür sahnesi var, Ali Atay'ın filme adını da veren Shakespeare'den dizeler okuduğu...Neyse işte, izlemediyseniz izleyin derim :)

Ah bugün bir de Tuğrul Eryılmaz'ın "Türkiye'de Tuğrul Eryılmaz Olmak"ın 2.bölümünü izledim. İyi ki bu güzel insanlar var diye kalktım sonra bilgisayarın başından :)

Miço bey balkonda anne kucağında keyif yaparken :)

3.Nisan / Cumartesi

Güzel bir cumartesi günü aslında. Aheste kahvaltı yapılacak, sahile kadar yürüyüp oradan da ver elini Kadıköy denecek, belki bir bira belki bir kahve molası verilecek, akşam da arkadaşlarla rakı-balık yapılıp gülüş ahenk eve dönülecek bir cumartesi günü. Ama 1 yıldır bunların yerine cumartesi günlerim temizlik yap, bilgisayarın başında çalışmaya devam et şeklinde geçiyor...Salgın bir yana ülke gündemi öte yanda tabii...Oysa ben bu kadar kötülük, bu kadar saçmalık, bu kadar acı ve bu kadar umutsuzluk varken, ""güzellikler defteri"ne güzel bir şeyler yazayım diye de oturuyorum bilgisayarımın başına her gün! "Saçmalıyor muyum yoksa" diye düşünürken facebook güzel bir "anı" ile çıktı karşıma bu sabah. 2016'nın 3 Nisan'ında ki beter bir yıldı o da, Meltem Gürle'nin bir yazısını paylaşmışım, "Yunuslara, dolunaylara, kestane ağaçlarına muhtacız. Kötülüklerin geçici olduğunu fark etmek ve acıları baharlara dönüştürebilmek için. Üzerimizde birikerek bizi hareketsiz bırakan o koyu çamuru söküp atabilmek ve yeniden hayata dahil olabilmek için." diye biten. Tam da ihtiyacım olan şey bu, diyerek tekrar okudum yazıyı gülümseyerek. Siz de okumak isterseniz, burada dursun :)

Bugün iş yaparken eşlikçim Fazıl Say'ın dün çıkan "Muammer Sun" albümüydü. Albüm bütünüyle güzel ama ben orada durmadım tabii ki, önce Boğaziçi Caz Korosu'nun Muammer Sun tarafından düzenlenen "Entarisi ala benziyor" yorumunu dinledim, ardından Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası & Görkem Ezgi Yıldırım'dan "Bozkırın Sesi" bestesini :)  Nasıl güzel, nasıl...Bizim evde kezlerce izlenen diziler olduğundan Kurtuluş da Cumhuriyet de, her dinleyişimde tekrar tekrar beğendiğim ve etkilendiğim bir beste bu. Aydınlık Türkiye'nin aydınlık müzisyeni Muammer Sun...Nurlarda uyusun. 

Öğleden sonra ablam yürüyüş dönüşü, bize de kapıdan uğrayıp O.bey sever diye aldığı tulumba tatlısını bıraktı. Doğrusu ya O.'dan çok ben götürdüm tulumbaları :) Bugünün en önemli güzelliği buydu sanırım :P
Apartmanımızın iki kedisinden keyfine daha düşkün olanı bugün alışverişe çıktığımda bana böyle poz verdi :)


2.Nisan / Cuma

Bugün sıkıntı bir gündü! Okumam gereken ödevler, hazırlamam gereken ders notları, hakemlik yapmam gereken makaleler ve daha bir çok şey, üzerime üzerime geldi bir anda sanki! Neyse bir bir yoluna koyacağım hepsini. Yani koyarım herhalde :)

Bugün Dünya Otizm Farkındalık Günü. Sabah gördüğüm bir video çok hoşuma gitti. Deniyor ki videoda: "Otizmliler…Üstün zekalıdır. Matematik işlemlerini akıldan yapabilirler. Bir gördüklerini asla unutmazlar. Müzikte virtüözlerdir. Resimde çok kabiliyetlidirler...HAYIR! Bütün otizmliler böyle değil. Özel eğitime, desteklenmeye, yadırganmamaya ihtiyaçları vardır. Farklılıklarına saygı görmeyi hak ederler. Bağımsız yaşam becerilerini geliştirebilirler. Sadece ilgi çekici otizmlilerin farkında olmayın. Tüm otizmlilerin farkına varın." Çok hoşuma gitti. Öyle gerçekten...Bizim E.beyimizin ilgi çekici özellikleri var gerçi :) Bir defa gittiği yeri ve oraya nasıl ve ne zaman, kimlerle gittiğini asla unutmaz mesela (Zeytinin nerede yetiştiğinden bahsederken "İki sene önce yazlıktan İstanbul'a gelirken 9 Ağustos'ta Gemlik'ten geçmiştik di mi?" diye sorabilir bu yüzden :P). Bir de herkese karşı sevgi doludur her zaman. Yalan söyle(ye)mez. Yaşıtları ile kıyaslandığında dikkat çekici ölçüde kişisel bakımına özen gösterir.  Ama işte zorlandığı(mız) bir çok alan yok mu? Var elbette. Yine de şükürler olsun ki özel eğitim alma, spor yapma ve ona değer veren bir okulda okuma şansına sahip :)

Dün Milliyet Sanat'ımı almıştım tabii ki. Bugün bir ara şöyle bir göz gezdirdim. Kapak konusu "Çocuk Nasıl Tanışır" çekti beni, baya bir anılara daldım sonrasında..Ebeveyn olmak zor iş. Yaptığın her şeyi "acaba doğru mu yapıyorum" diye sorgulamayı beraberinde getiriyor. O.'la ilgili doğru yaptığımdan emin olduğum tek konu bu sanırım, onu sanatla tanıştırmak! Anne-oğul, o kadar çok müze-sergi gezdik, konserlere gittik ki...İstanbul Modern ya da Sabancı müzesine gelen hiç bir sergiyi kaçırmazdık mesela. Bazılarına sadece ikimiz giderdik, bazılarına okuldan arkadaşları ya da aile dostlarımızın çocukları da eşlik ederdi, bazılarına ise Söz Danışmanlık'tan Sibel hanım rehberliğinde katılırdık. Picasso'yla, Dali'yle, Abidin Dino'yla ve daha pek çok sanatçıyla öyle tanıştı O.bey. Sadece İstanbul Modern ve Sabancı değil elbette, Ayasofya'ya, Topkapı'ya, Dolmabahçe'ye, Arkeoloji Müzesi'ne, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne ve aslında gittiğimiz, gezdiğimiz her şehirdeki/ülkedeki müzeye/sergiye gitmeye çalıştık birlikte. Kadıköy Süreyya Operası'nda Opera da izledik, Bostancı Gösteri Merkezi'nde Livaneli konseri de...Öyle "anlamaz, sevmez" falan demedim hiç. O da hep çok ilgili ve mutluydu zaten. İyi ki gezmişiz diyorum şimdi geriye dönüp baktığımda. İyi ki...




1.Nisan / Perşembe

Bu sabah saat 4.30 gibi tutan öksürükten ne O.cığım uyuyabildi ne de bir şey yapamasam da ona eşlik eden ben! Yorgun başladık güne yani ama saat 9:00 gibi PCR testinin negatif olduğunu öğrenince keyfimiz yerine geldi, unuttuk yorgunluğu falan. Bugün öksürük ve halsizlik sürse de biraz da psikolojik midir nedir O. da daha iyi zaten düne göre, şükürler olsun :)

Psikoloji demişken, bugün Flu Tv'de Psikiyatrist Alper Hasanoğlu'nun "Delirmek Normaldir" adlı programını izledim. Çok severim Dr.Hasanoğlu'nu. Radikal'deki yazıları ile tanıdım onu ilk. Sonra da sevdiğim hiç kimsenin peşini bırakmadığım gibi onun peşini de bırakmadım,Duvar'da, Diken'de yazarken de takipteydim. Son olarak Filiz Aygündüz ile yazdıkları (daha doğrusu Aygündüz'ün sorular yöneltip Alper bey'in yanıtladığı, söyleştikleri) kitabı da keyifle okumuştum. Video'yu izlerken, kitabı tekrar aldım elime. Altını çizdiğim satırları bir kez daha okudum. Bir kısmını burada da paylaşmak isterim:

  • Bir sürü şey tatmamız için bir şeylerden vazgeçmemiz, vazgeçebilmemiz gerekiyor. Bu aslında kabul meselesiyle de çok ilişkili bir şey. Mesela bir şeylerin bittiğini, bir şeylerin artık sürmeyeceğini kabul edebilmek. Ama pasif bir tevekkülden bahsetmiyorum. Aktif bir kabulden. Aktif kabul de şu anlama geliyor: "Evet, bu oldu, yaşandı ve bitti. Bunun böyle olduğunu kabul ediyorum. Artık bundan vazgeçiyorum ve hayatıma devam ediyorum"
  • Önemli olan çocuklarımızın başlarına kötü bir şey geldiğinde kesinlikle onların yanında olacağımızı ve onlara duyduğumuz sevginin koşulsuz olduğunu hissetmelerine olanak verecek bir ilişki içinde olalım. Gerisi detay.
  • Hayattan alacaklı olanlar ölümden korkar.
  • Büyümek bazı oyuncaklardan vazgeçmek demektir.  Bazı oyuncakların senin olsun ama öbürlerini bırak artık. Bütün hepsi senin olmasın. Bütün güzellikleri yaşama. hem harika bir sosyal çevre, Boğaz kıyısında rakı balık hem de İsviçre'de psikiyatri eğitimi...Hepsi birlikte olmasın. Olamaz.
  • Mümkünse bir yandan mutsuzluğumuzu yaşarken, bir yandan da bu mutsuzluğu ortadan kaldıracak bir şeyler yapmalı.
  • Yaşadığın şeyden daha ziyade o yaşadığın şeyi açıklama biçimin, yorumun onu anlamlı, anlamsız, güzel, çirkin, tehlikeli, tehlikesiz, korkutucu, yumuşak yapıyor.
  • Acıyı yaşamaktır yapmamız gereken. Beyin, belirli bir süre sonra, acıyı yaşamaya izin verirsen kendine, nörobiyolojik olarak o acıyı tahammül edilebilir bir üzüntüye ve sonra da normal hale getiriyor.
  • Evlilik bazen mesafe koymayı bazen yakın olmayı gerektirir.