28 Mart 2026, Cumartesi

Zarif eşim bu yıl ücretsiz izin alınca, daha çok o geldi benim yanıma, İstanbul'a, ben daha az gittim Ankara'ya. Ama bu hafta sonu baktım, o Ankara'da, benim de nispeten rahat olduğum bir hafta sonu, Ankara kaçamağı yapmanın zamanıdır dedim kendi kendime, geldim :) Ankara da beni özlemiş zannımca, günlük güneşlik bir hava ile karşıladı sağ olsun :)

Yolda gelirken, yine bilgisayarımı açtım, bir sürü iş hallettim. Trenin en çok bu rahatlığını seviyorum sanırım. Bostancı'da biniyorum, Ankara Garında iniyorum, kesinti yok, sis-kar nedeniyle gecikme yok, sıkışık koltuklar yok. Çay-kahve de var, daha ne olsun :) Mis gibi yolculuk. Biraz daha kısa olsa şahane olacak ama buna da razıyım.

Bu hafta Deniz Yüce Başarır'ın Wilhelm Schmid’in "Mutsuz Olmak, Bir Yüreklendirme" adlı kitabı hakkında Evrim Kuran ile yaptığı sohbeti dinledim ve çok beğendim. Daha önce de Schmid'in "Arkadaşlığa Dair" ve "Salınmak" adlı kitaplarını da altını çize çize, çok beğenerek okumuştum. Hemen  iki kitabını daha ısmarladım, başladım okumaya.

Neler dinledim başlığı altında sevgili Radyo Z'nin Spotify'daki sadece kadınların söylediği şarkılardan oluşturduğu "her yaşın ayrı bir güzelliği var" seçkisine takıldığımı söyleyebilirim. Amália Rodrigues'in söylediği fadoya da Deniz Tekin'in Ahmet Kaya şarkısına yaptığı yorumu da çok severek dinledim. 

Peki ne seyrettim? Önce "All her fault"u bitirdik yârimle, çok beğendik. Bir de "Mira"ya başladık, şimdilik yayınlanan 3 bölümünü izledik. Fena değil o da.

Bu akşam Ankara'da yaşayan Bergama Lisesi 89 mezunları bizde toplanacak, kalkıp biraz hazırlık yapsam iyi olur (şimdiye dek hiç bir şey yapmadığımızı düşünmeniz beni üzer :P) 

Son söz: Arkadaşlar iyidir. Gecemizin teması da bu olacak. Öyle çünkü. Arkadaşlar iyidir :)

24 Mart 2026, Salı

Bir haftadır yazmamışım yine, hemen telafi çabasına gireyim :)

Çarşamba günü  okul sonrası Saraçhaneye gidip 1 yıl sonra yine o kalabalık içinde yer alma isteğimle baya savaştım. Ama topuk dikenimin orada saatlerce ayakta kalma sonrasında vereceği ağrıyı çekmeyi gözüm yemediğinden, paşa paşa eve gelip, televizyondan izlemeyi ve tabii ki orada olan oğlumun paylaşımlarından olan biteni takip etmeyi seçtim. Özgürüm Özelime hayranlığım bir kat daha arttı, söylemeden geçemeyeceğim :)

Perşembe günü pazar alışverişi, pilates dersi, evde bayram yemeklerini hazırlama, evimizin biricik temizlik gücü S.ciğimin umrede olması nedeniyle başıma kalan temizlik işleri ile geçti.  Akşamına koltuğa serilip kıpırdamadan internette gezinip aylaklık etme dışında bir şey yapacak halim yoktu!

Cuma sabah önce ablamla babamı ziyarete gittik, gidip gelirken temel konumuz annemdi, çoğu zaman olduğu gibi. 1,5 yıldır, yani anneme teşhis konduğundan beri, pazartesi-salı günleri ablamın resim kursuna iç huzuruyla gitmesini sağlamak için bilgisayarımı alıp annemin yanına gitmemle ilgili "neden bilmem, yeni bir moda çıkardı Şule, gelip burada benimle oturuyor tüm gün, bilgisayarında çalışıyor falan. Öğrencilik günlerini mi özledi nedir" diyormuş, çok güldüm. Bu hastalığın tek iyi yanı, hastanın içinde bulunduğu durumun farkında olmaması sanırım...Mezar ziyareti sonrası, annemde kahvaltı ve eş-dost, akrabalarla telefonlaşma, bayram ziyaretine gelen ağabeyimlerle hasret giderme şeklinde geçti. Akşam yemeği istediğim gibi, tam bayramlıktı. Annem, ablam, A.ciğim ve annesi ile canım BAL hemşirelerim Y.cığımla G.um, hep birlikte yedik, içtik, anılara daldık, güldük. Bayram, kalabalık bir aile ile daha bayram gibi geliyor bana, çocukluk alışkanlığı sanırım...

Hayatım boyunca bu kadar büyük gözlerim olmadı, hele de gülümserken, ama olsun, hem ne kadar da genç çizmiş beni yapay zeka, pek beğendim :P

Bayramın geri kalan iki gününde iki ağabeyi ziyaret etmenin dışında pek bir şey yapmadık doğrusu. A tabii bir de, evimizin büyük oğlu Ö.cığımız ve pek sevgili gelinimiz C.ciğimiz geldiler bize. Kalan zamanda ise yârimle "All her fault"u izledik damardan, pek beğendik. 

Dün yine anne günüydü benim için, A.ciğim de eşlik etti. Birlikte oturduk, söyleştik. Öğlen yemeğinde yeni keşfim olan eve yakın şahane bir kokoreççi var, oraya gittik. Anacığımın da nazlanmadan yediği şeylerden biridir kokoreç, ona da iyi oldu bu değişiklik. 

Bu sabahsa oğlumu okula, yârimi Ankara'ya uğurlayıp anneme geldim. Çalışma molamda da blogumu boşlamış olmanın verdiği vicdan azabını gidereyim dedim gördüğünüz gibi :)

Geçtiğimiz cumartesi yani, 21 Mart,  Dünya Şiir Günüydü. O yüzden Can Yücel'in dizeleri ile bitireyim bu yazıyı: 

"...Bayram nedir ki dedim kendi kendime

Bayram bir ömürdür ben gibi bir deliye ..."


17 Mart 2026, Salı

Bu bloga 5 yıl evvel canım Ekmekçimin verdiği motivasyonla başladığımda, her gün hayatımda gerçekleşen 3 güzel şeyi yazmaya çalışıyordum. Sonra işler tavsadı malum, her gün yazmayı beceremedim ama yine de ipin ucunu bırakmadan yazdım, öyle 3 güzel şey bulacağım diye de kasmadım kendimi, olanı biteni yazdım. Ama bugüne yazacak 3 güzel şeyim var, bunu kaçırmadan yazayım dedim :)

İlki bugün pilatese başladım, haftada iki gün gideceğim inşallah. Bel fıtığıma da, ruhuma da iyi geleceğini umut ediyorum :)

İkincisi, güz dönemi ders anket sonuçlarım geldi. Buraya da yazmıştım, 130 kişilik sınıfta sadece 70 kişinin geçtiği, sınıfın yaklaşık yarısının döküldüğü bir ders olmuştu bu sefer. "Anketlerde batıracaklar beni" diyordum. Oysa tersi olmuş :) 1-5 ölçeğinde değerlendirilen ankette, "bu öğretim görevlisinden tekrar ders almak ister misiniz?" sorusuna verilen yanıtların ortalaması 4.28, ki bölüm ortalaması 3.9'muş :) Açık uçlu değerlendirme sorusuna verilen yanıtlar da şahane. Biri "Bu dersi iki defa aldım ve aldığım her iki senede de çok memnun kaldım. Bu dersin bölümümüzde en iyi işlenen derslerden biri olduğunu düşünüyorum" demiş, ki bu yorum benim için en değerlilerinden. Aynı hocadan, alttan aldığı ders için bile bunu yazabilmek için beni gerçekten seviyor olması gerek, bu yüce gönüllü ergenin :) Diğeri "Bütün derslere Şule Hocam girsin:) Sizden ders almak için bu dersi bir daha alttan almayı bile düşünürüm" diye yazmış. Bu gencimizin de kim olduğunu bilmesem de bana olan sevgisi nedeniyle gidip öpesim geldi yanacıklarından :) "Şule hoca'dan başkasından bu kadar iyi anlayamazdım" diyen de var, "Şule Hoca, Türkiye'deki herhangi bir üniversitede alabileceğim en iyi "Operation Research" eğitimini verdi." diyen de...Zannetmeyin ki herkes böyle şahane yorumlar yazmış tabii, "final çok zordu" diye mızırdanan da olmuş, "ikinci dünya savaşı yıllarında mıyız, bu ders böyle mi işlenir, sınavlar bilgisayar başında yapılmalı" diyen de (bu yoruma da çok güldüm, istediği gibi işlesem başarı %50'den %10 düşecek zira farkında değil ama kızmış bir kere çocukcağız, ne yapalım)...Bu öğretmenlik mesleği gazla çalışan bir meslek biliyorsunuz. Ben de gazımı aldım tabii, yarın derse girdiğimde hepsini öpesim var, öyle diyeyim :) 

Üçüncü güzel haber de şu: zarif eşim bayramın ikinci günü gelecekken bir plan değişikliği yapıp, ilk gün sabah çocuklarla kahvaltı yaptıktan sonra anneciğini de alıp bayram yemeğine İstanbul'a geleceklerini bildirdi. Pek çok sevindim. "İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti" demiş ya şair, öyle işte...

Dün Amerika'dan bir kaç günlüğüne gelmiş lise ikideki sıra arkadaşım I.hanımcığımla buluştuk, G. ve Y.hemşirelerimle birlikte. Yemek yedik, söyleştik ve itiraf edeyim, biraz dedikodu yaptık. Sonra da çok geç olmadan evlere dağıldık hafiflemiş olarak. Mekandan ayrılırken aynayı görünce farklı bir özçekime imza atayım dedim. Aynadan yansıyan benim yani, diğerleri de canım BAL kızlarım.
Ağlayarak gittiğim şehirde kan bağım olmayan kardeşlerimi bulacağımı kim bilebilirdi ki 39 yıl önce...

14 Mart 2026, Cumartesi

Bugün, o gün! O kutlu gün. Oğluşumun doğduğu, benim anne olduğum gün :) Her yıl 13 mart akşamı aynı heyecanla yatıp, 14 mart sabahı aynı heyecanla kalkıyorum. Sanki az sonra doğuma gireceğim, sonra da gözümü açtığımda kucağıma verecekler koca kafalı, T cetveli kılıklı bir oğlan çocuğunu, öyle bir heyecan. 

Anne olmak çok acayip bir şey. Çelişkili hislerle yaşamak demek, bir ömür... Çok endişe duymak ama çok sevmek. Çok kaygı duymak ama çok mutlu olmak. Çok üzülmek ama çok da sevinmek. Çok yorulmak ama çok enerjik olmak, hepsi aynı paketin içinde. Bu kafayla 29 yaşıma dönsem anne olmazdım, bunu biliyorum, akıllı insan işi değil çünkü bence, ama işte anne olduğum için de çok mutluyum. Çelişkilerle dolu bir his benim için annelik, demiştim, değil mi :)

Oğluşumun bu yaşı için farklı şeyler hayal etmiştim. Olmadı. Hayat onu da beni de zorladı son yıllarda ama bu da paketin içindeymiş deyip alıp kabul ettik anne-oğul. O her zamanki güleç haliyle, ben, konu o olduğu her zaman olduğu gibi, endişelerimi gülümseyerek bastırmaya çalışarak...

Dilerim bu hayatta yaşayacağı zorlukların bütününü yaşamış ve bitmiştir. Bundan sonrası su gibi akıp gitsin, istediği yönde, onu mutlu edecek şekilde. 

O mutluyken, ben de mutluyum çünkü :)

11 Mart 2026, Çarşamba

Bir süredir sevdiklerime yaş günlerinde deneyim hediye etmeyi seviyorum.  Canım hemşirem G.cuğumun ocak sonundaki yaş günü için de Mert Fırat-Binnur Kaya'nın "İki kişilik oyun"una bilet almıştım. Dün de hediyemin günü gelmişti, birlikte önce yemek yedik ve çan çan çene çaldık tabii ki, sonra da oyunu izledik, güldük, bazı anlarda birbirimizi dürtüp eski anılarımıza binaen kıkırdadık. Hafiflemiş hissederek döndüm eve.

Bugün ise biri doktora biri lisans seviyesinde iki dersim vardı. Çarşamba akşamları bayılayazarak eve dönüyorum genelde, yine öyle oldu. Yaşlandım artık dostlar, emekli olmak istiyorum!

Günün geri kalanında az önce demlediğim çayımı yudumlayıp Hikmet Hükümenoğlu'nu son kitabına başlamayı düşünüyorum. 

Alper Hasanoğlu, hafta sonunda okuyup bitirdiğim, Günler adlı kitabında "Dünyayı şiirin kurtaracağını iddia etmenin romantik bir hareket olmadığını düşünüyorum artık" diye yazmış. Ben bu cümlenin fazlasıyla ütopik olduğunu düşünsem de bir insanın şiir okumayı bu kadar sevmesi hoşuma gitmedi desem yalan olur. Kitap Berlin-İstanbul hattında yazılmış günlük yazılardan oluşuyor. Bazı yerleri altını çizerek okudum tabii ki. Yazıları daha da güzelleştiren şey, bazı günlerin sonunda Hasanoğlu'nun "günün süsü" diyerek paylaştığı dizeler...Ben de bir ara her yazımın sonuna eklerdim bir şiirden birkaç dize. Yine bu moda dönsem iyi olur diye düşündüm ve ilk paylaşımın bu fikri veren Alper Bey'in de kitabında paylaştığı dizeler olmasını istedim. Oktay Rıfat'tan:

Öyle sevdalar vardır, biter biter başlar; 

Buruk tatlar vardır, ağızda sürüp giden;

Bir aşka vuran güneş kolayca batmıyor"...

Mutfak penceremin önündeki güzellikler, baharın geldiğini müjdeler gibiler...



8 Mart 2026, Pazar

Birlikte büyüdüğün arkadaşlarından kopmamış olmak bir insanın başına gelebilecek en güzel şeylerden biri bence! Hafta içinde canım Aslıcığım (ki kendisini eski blog camiası Aslı Hayvanı olarak bilecektir), mesaj attı, "şehre gelebilirim, uygun musun" diye. Atladım tabii ki hemen üzerine, "sen gel yeter ki, ayarlarım" diyerek. Yer ve zaman belirledikten sonra sınıf grubuna da yazınca hemen 8 kişi dün D.çığımızın hazırladığı sofrada bir araya geliverdik. Sohbet her zamanki gibi şahaneydi. Çocuklarımızdan ve ebeveyn olmanın insanı zaman zaman bezdiren zorluğundan ve tabii ki bitmeyen ergenlik denen çileden, anne-babaların hastalıklarından ve daha pek çok şeyden konuştuk. Sohbetin sadece kişisel gündemlerimizle sınırlı olduğunu düşünmeniz beni üzer ama :P Nitekim, ülke ve dolayısıyla dünya gündeminden konuşurken Edison ve Tesla'nın çalışmalarına daha doğrusu doğru akım ve alternatif akım farkına ne ara geldik, ya da bizim sınıftakilerin beşte birinin kova burcu olduğu gerçeğinden yola çıkmışken Y kromozomunun daha hafif olduğu bilgisine nasıl vardık inanın bilmiyorum :) Bildiğim, her zamanki gibi çok güvenli, çok huzurlu, çok neşeli bir kaç saat geçirdik birlikte, şükürler olsun. Aslım beni evden alıp eve bırakırken de yolda çan çan çene yapmayı ihmal etmedik tabii, o da günün bonusuydu :)

Bu da günün fotoğrafı :) Fotoğrafların gerçek hallerini anime karakterlere dönüştürüyorum zira, orijinalini arkadaşlarımdan izin almadan paylaşmak içime sinmiyor ama doğrusu ya, bu daha genç anime karakterleri de çok seviyorum. Hem zaten, ben bu kadın ve adamları 11 yaşından beri tanıdığım için bana pek de büyümüş görünmüyorlar :P  

Bugüne yakışan en güzel şarkılardan birini ekleyeyim buraya. Cuma akşamı gittiğim BÜ ve İEL mezunlar korolarının ortak konserinde de son parçaydı ve o geceden beri dilimde zaten!



4 Mart 2026, Çarşamba

3 günlük akreditasyon değerlendirmemiz dün bitti. Akşam evimdeydim. Bugün de  okula gidip, 5 saat ders anlattım o yorgunluğun üzerine ve pert halde eve attım kendimi akşamüstü. Yemek sonrası doktora öğrencimin yazıp gönderdiği bir bölümü okuyup düzeltmelerimi de gönderdim. Biraz bloglarda dolaşıp, bir şeyler yazıp uyurum artık. Hak ettim netekim :P 

Ankara'da kaldığımız otel (evet otelde kaldım zira hem zarif eşim Bergama'da annesinin yanındaydı, hem de bu değerlendirmelerin böyle bir standardı var, aynı şehirde yaşasan bile otelde kalıyorsun ekiple çünkü gece gündüz çalışmak gerekiyor), tren garının da bulunduğu AVM'nin içindeydi. Perdeyi açtığınızda AVM'deki dükkanları görmek çok garip geldi bana. Neyse ki fakülteye de çok yakın olduğumuzdan trafikle hiç uğraşmadan gidip geldik. Bu ziyaretler yorucu geçmesine geçiyor ama yeni insanlar tanımak hoşuma gidiyor, doğrusu. Bir de tabii, sosyal sorumluluk anlamında bir faaliyette bulunmak insana kendini iyi hissettiriyor. 

Az önce BAL grubundan T.cığımın paylaşımından öğrendiğim kadarıyla efsanevi Mavi Ay dizisinin başlaması üzerinden 41 yıl geçmiş! Yuh dedim. Ne ara yaşlandık yahu bu kadar! Cuma geceleri TRT'de, cumartesi de Yunan televizyonundan orijinal dilinde ve bir bölüm ilerde olarak izlemeye bayılırdım Mavi Ay'ı. Hâlâ bazı bölümleri aklımdadır... Size de tadımlık bir başlangıç müziğini bırakayım buraya. Yaşınız yetiyorsa hatırlarsınız belki :)