29 Temmuz 2024, Pazartesi

Yazlığa geldiğimiz ilk hafta aldığımız tiyatro biletinin zamanı geldi bile ve cumartesi akşam ablamla Ayvalık Amfi Tiyatro'ya "Dirmit" (Sevgili Arsız Ölüm) adlı oyunu izlemeye gittik. 1 saat önce mekana varınca önce sahilde yürüyüp "ay bu ev çok güzel", "yok bu ev daha güzel" ritüelimizi yaptık :)

Ş. da ben de bu evde karar kıldık :)

Sonra muhteşem bir mekan olan Amfi Tiyatroda (çam ağaçları ve deniz manzaralı) oyunumuzu izledik. Nezaket Erden döktürdü resmen. Soluksuz izledik. Sevgili Arsız Ölüm ancak bu kadar güzel oyunlaştırılabilir ve oynanabilirdi sanırım. Hayran kaldım.

Dün ise annem Turgutlu'dan aldığımız ekmek dolmasını yapma kararı verdi ve heyecan içinde bir gün geçirdi. Annemin böyle bir huyu vardır, çok sık yapmadığı her yemeği yaparken, ablam ve ben yardım etsek de heyecan yapar, "acaba güzel olacak mı" endişesi çeker, hele de misafir varsa (kayınvalidemi de çağırmıştık) endişesi ve heyecanı tavan yapar. Neticede kolay bir yemek, çok da detayı yok ama karakter bu :) Neyse ki güzel olmuştu, hepimiz ayıla bayıla yedik! Ben diyetimi azıcık esnetip ince bir dilimin sadece içini yedim, merak etmeyiniz :)

Bugün de ablam, ben, S.ciğim ve şeker kızı Ö., Dikili'de buluşup Bademli'nin muhteşem koylarına, tekne turuna çıktık. 5 ayrı koyda (Killik, Hanımın Koyu, Ilıca, Akvaryum ve Pissa) tertemiz ve muhteşem denizin tadını çıkardık, aralarda da 4 öğretmen olarak çan çan çene yaptık.
  
Akvaryum Koyu'nun insanın içinden çıkmak istemediği denizi :)
  

26 Temmuz 2024, Cuma

Çocukluğumun tüm şubat ve yaz tatillerini anneanne-dede evinde Turgutlu'da geçirdim ben, Ege'nin güzel "Kasaba"sında... O zamanki Türkiye haritalarında gerçekten de Turgutlu'nun yanında parantez içinde "Kasaba" yazardı ve bu, bana çok özellikli gelirdi :)

Benim için Turgutlu'ya gitmek hep mutluluk demekti. Dedeciğimin ablamla beni sinekler ısırmasın diye kurduğu cibinlikte uyurken kendimi prenses gibi hissederdim. Akşama doğru taraçayı ("Teras"ın Kasabalıcası :P) yıkayıp, akşam oturmak için kilimleri ve minderleri sererken hep keyif alırdım.  Anneanneciğimin yaptığı ve taraçada güneşin altında olmasını beklediğimiz salçaların kokusu ise hâlâ hep burnumdadır...

Teyzemler, dayımlar, kuzenlerle çevrili büyük bir ailenin küçük kızı olmanın mutluluğu demek benim için Turgutlu. Ali amcanın at arabasıyla gezmek demek. Akşam iş dönüşü dayımı yolda karşılamak, elele eve dönmek demek. Çokça gülüşmek, dedemle sokaklarda saklambaç oynamak, kuzenimle evin önündeki merdivenlere oturup salçalı ekmek yemek, geceleri taraçadaki minderlere uzanıp gökyüzüne, yıldızlara bakıp bolca hayal kurmak, avluya bakan odaya kapanıp kitap okumak, bayramlarda sokaklarda çatapat, mantar patlatmak, macuncunun evin önünden geçişinin yolunu gözlemek demek. Ah bir de tabii ki, dedemle peynir pazarına gidip envai çeşit tulum peynirinin tadına bakmak demek. Turgutlu günlerinin benim için tek kötü yanı, babamdan uzak kalmak, onu çok özlemekti. Bu yüzden o da geldiğinde, tüm sevdiklerim yanımdayken, keyfime diyecek olmazdı. Ana caddedeki kitapçıya gider, kitap alırdık bana hemen ve ben sonra, babamın bir dahaki gelişine dek o kitapları katık ede ede okurdum :)

Sonra, ilk dedem gitti. Ardından onu çok bekletmeden anneannem...5-6 ay sonra ise sevgili oğullarını, canım dayımı aldılar yanlarına. O gün, bu gündür, Turgutlu, İzmir'e giderken uğranılan ya da yazlıktan günübirlik gidilen, çocukluğuma ait bir anılar bütünü demek benim için. O kadar. 

Bugün de o günlerden biriydi, ablam ve annemle Turgutlu'ya gittik. İlk iş, mezarları ziyaret ettik. Ağladık, konuştuk, temizledik, dua okuduk. Hissetmişler midir bilmiyorum ama hissetmiş olabileceklerini, onlara anlattıklarımı duymuş olabileceklerini düşünmek bana iyi geliyor. Sonra, artık hepimize çok yabancı gelen sokaklarını turladık biraz. Eski mahallemize gidip, iki katlı şirin evimizin sevimsiz bir apartmana dönüşmüş olduğunu gördük. Turgutlu köftesinden yedik ve tabii ki ekmek dolması yapmak  için ekmek aldık fırından. Kent Müzesini gezdik, çok beğendik. Ne yazık ki artık "Turgutlu gazozu" yok ama yine de gazoz içmeden günü tamamlamadık. Ve tabii Şambali...Tatmadan olmazdı, tattık :)

Bugünün şiiri, vefatını yazlığa dönüş yolunda öğrendiğim Afşar Timuçin'den olsun o halde:    

İyileşmez çocukluğum yüzündendir
Bu dalgalar arasında gidip gelişim
Bilge ve güngörmüş martılarla
Benim işim sevinç aşk bana göre
Hele gün başladı mı sancılanmaya
Başıma gelenlerin hemen hepsi
İyileşmez çocukluğum yüzündendir

İyileşmez çocukluğum yüzündendir
Ölü resimleri gibi solgun yüzler karşısında
Duyarsız kalışım hatta inatla susuşum
Boş tutkuların anlamsız korkuların
Kirli yağmur suları gibi biriktiği
Akşamlardan güle oynaya geçişim
İyileşmez çocukluğum yüzündendir

İyileşmez çocukluğum yüzündendir
Dağların ve denizlerin durmadan devinişi
Beni çağırması bütün uzakların
Birdenbire rüzgârlarla uzaylara açılışım
Her şeyimin birden maviye kesmesi
İyileşmez çocukluğum yüzündendir
Turgutlu Kent Müzesi


22 Temmuz 2024, Pazartesi

Cuma sabahtan yola çıkıp Şile'ye gittik ailecek. 12 Nisan 2012'de nikah dairesinden çıkıp gittiğimiz gibi tıpkı, aynı otele ve yine 5 kişi. Fark, artık arabadaki 3 çocuğun değil de 3 yetişkinin varlığıydı :)  E onlar büyürken biz de A.ciğimle boş durmayıp biraz yaş aldık ama bundan bahsetmek gereksiz :P

Bol bol havuza girdik, herkes sıcaklardan bunalırken biz püfür püfür esen bir mekanın tadını çıkardık, akşamları çok eğlenceli, bol sohbetli yemekler yedik, arabada şarkılar söyledik avaz avaz, "12 yıl önce buradayken..." diye başlayan anılara daldık, ortancamızın stajda kazandığı ilk maaşla bize çay ısmarlamasının tadını çıkardık. Daha ne olsun :)

Otele giriş yaptığımız ilk gün anneciğimin yazlıkta hastalandığı haberi neşemi kaçırıp huzursuz etse de beni, neyse ki çabuk toparlandı ablamın bakımı ve ilaçlar sayesinde de, ben de 3 günlük aile tatilinin tadını çıkarabildim :)

Bunun dışında, sevgili Leylak Dalı öğretmenimin önerdiği "Taşların Anlattığı" adlı kitabı okuyup bitirdim ve bir süre konuşmadan öylece oturdum. Çok güzel, çok etkileyici bir dille anlatılmış yürek sızlatan bir aile hikayesiydi... 

Biraz Şile, biraz Ağva nehir manzarası eşlik etsin bu hafta sonu yazısına :)


16 Temmuz 2024, Salı

Yazlıkta 3 kadınız genelde: annem, ablam ve ben. İşler kolaycacık paylaşılıyor, herkes birbirinin üzerinden yük alıyor, biri kahveyi yaparsa diğeri bulaşığını yıkıyor, çayın yanında biraz sohbet ediliyor, biraz kitap okunuyor ve yan komşumuz olan komşu teyze, kendisinden pek de hoşlanmayan torunu ile geçirdiği günler boyunca bizi izliyor! Sonra da ben  Kuyruksuz Kedi'ye "nazar'a inanırım" yazdığım gecenin sabahında ablamı acile götürmek zorunda kalıyorum. Neden? Çünkü nazar :) 

Öncesinde Ş.cuğumu Bodrumdaki arkadaşına gitmek için ikna etmiştim, biz annemle yazıktayken o, 5-6 günlüğüne gidip gelmişti. Ne yazık ki geldiğinin ertesi günü aşırı halsiz bir şekilde uyandı. Sonrasında acilde serum yedi, üstüne midesi bulanıp bağırsakları da bozulunca, bir de alınan ilaçlar huzursuz bacak sendromunu tetikleyince pazar akşamı sabaha karşı 4'te uyuyabildik iki kardeş. Gecenin 3'ünde sitenin içinde pijamalarla yürüdük, bacağına iyi geleceğini umduğumuz hareketler yaptık, kâh güldük kâh sinirden ağladık, ben iyi gelir umuduyla masaj yaptım falan ama ı-ıh. Ne beter bir şey şu huzursuz bacak! Hastalık dediğin, ilaç alırsın, uyursun, dinlenirsin, geçer. Oysa ablamda uyumak, dinlenmek gibi bir seçenek çok da olamıyor, hastalık da hep daha beter vuruyor :(

Neyse ki bu sabah daha iyiydi de ben de aklım çok da kalmadan yola çıkıp İstanbul'a gelebildim! Bu hafta okulda tez jürilikleri var yapmam gereken zira. 

Tüm bu koşturmacanın içinde, dün bir ara gidip kayınvalidemle birlikte, kayınpederin sene-i devriyesinde helva kavurduk, dağıttık (irmik helvasını şahane yaparım, üzerinize afiyet, herkes de pek beğendi ama ben bir azim örneği (!) olarak sadece bir çay tabağı kadar yedim :) ) Bir de Ayşe Kulin'in 4 gün 3 gece adlı kitabını bitirdim. Kısa bir romandı ve akıcıydı, okuyuverdim.

Bu hafta İstanbul'dayım artık. Tam da sıcakların bastırdığı haftaymış ama ne yapalım, yaz bu...("Klimanın karşısında otururken bu cool cümleyi yazmak kolay , ben seni okula gidip geldikten sonra güneşe ateş etme isteği içindeyken göreyim bir de" dedi içsesim :P)

Geçen hafta gittiğimiz Yeniçarahori'den 

 

13 Temmuz 2024, Cumartesi

Yazlık günleri birbirine benzeyen şekilde geçiyor. Genel olarak memnunum bu rutinden. Yârimi özlemek dışında bir derdim yok. 

Oğluş bey kendini parti işlerine adadı iyice. Arada bir ortak grubumuza bir şeyler yazmasa babasını da, beni de unuttu diyeceğim, o derece! 

Ya sabahtan ya öğleden sonra denize gidiyorum, yine sakin, yine güzel, hep efendi bir şekilde karşılıyor beni kendisi, sağ olsun :)

Diyete devam ediyorum. Acıkmıyorum doğrusu, kilo verdiğimi gördükçe de motivasyonum yerinde ama şöyle büyük bir dost sofrasında yiyip içmeyi özlemedim dersem yalan olur. Yine de bu diyetin kazanımı (verdiğim kiloların dışında tabii) yeni lezzetler tatmak oldu. Hayatımda semiz otlu yumurta yememiştim mesela, ya da kabaklı yumurta...Gayet lezzetli oldular oysa :)

Dün akşam alıp başladığım İclal Aydın'ın son kitabı "Salkım Sokak No:3"ü az önce bitirdim. İclal Aydın'ı ve tarzını seviyorum, yine sevdim bu romanını da.

Bahar döneminde Ekmekçimle gittiğimiz Barabar konserinden bir iki türküyü, Youtube'a yüklemiş İş Sanat. Sayelerinde yerimde "yeni gelin gibi" sallanarak ve tempo tutarak yeniden dinledim şarkıları :)

Japon gülünün bu hâli gramofonu çağrıştırmıyor mu size de?

10 Temmuz 2024, Perşembe

 "Tadilatsız geçen yaz, yaz değildir" demiş atalarımız, biliyorsunuz :) Atalarımızı yalancı çıkarmamak için biz de mini bir tadilata giriştik tabii ki :) Yazlık evlerin temel problemi olan rutubet nedeniyle alt kısımları dökülen evin iç duvarlarını tamir ettirip boyatalım dedik. Geçen senemizin süper ustası A., yine kurtardı bizi, bugün gelip sıvasını yaptı, yarın bir kat daha çekip cuma da boyayacak ve bu iş de böylece hallolacak. Cuma bir de olukların tamiri yapılacak ve dilerim bu tadilat işi de bu yaz için nihayete erecek. 

İki gündür deli bir rüzgar var burada. Çiçekler, ağaçlar helak oldular resmen. Tabii biz de! Dün annemle birlikte arabaya atlayıp teyzoşumu görmek için günübirlik Urla'ya gitmiştik. Dönerken araba da (zaten minik bir şey) uçacak zannettim, o derece şiddetliydi, sonra baktım 9-12 Temmuz'da olan bu fırtınaya "Çark Dönümü Fırtınası" denirmiş ve üzümlerin olgunlaşmaya başladığı anlaşılırmış. Şu kadim bilgiler ne müthiş, değil mi?

Dün teyzemdeyken, kargo, cuma günü ısmarladığım kitabımı getirip komşuya bırakmış. Sabah, sevinç içinde başladım okumaya, akşamüstü bitirdim.  Selahattin Demirtaş ile Yiğit Bener'in birbirlerini görmeden birlikte yazdıkları kitap, bir solukta okuduğum Demirtaş kitaplarının yanında yerini alacak. 

Bir akşam yürüyüşünden sahil manzaramız. Midilli'nin ışıklarını görünce dilime dolanan şarkıyı fotoğrafa giydirdim tabii ki :)

7 Temmuz 2024, Pazar

Yazlık günlerinin kendine özgü bir rehaveti ve düzeni var genelde. Büyük bir memnuniyetle o düzenin içinde yerimi buldum yine :) Bu düzenin içinde en sevdiğim anlar, hafif esinti eşliğinde salıncakta keyif yapmak, net! 

Her gün denize gidenlerden değilim, denize girmeyi eskiden olduğu kadar çok sevmiyorum zira, ama deniz kenarına gidip de girince, çıkmak bilmiyorum :) Yürümeyi ise, yarım saat de olsa aksatmamaya çalışıyorum akşamları. Diyet de şimdilik iyi gidiyor, şükür :)

Tabii yazlık annemle 24 saat bir arada olmak demek. İstanbul'da sıkça uğrasam da yanına, burada olduğu kadar birlikte olmuyoruz. Dip dibe olunca, annemin çok yaşlandığını daha da iyi anladım. Tekrarlı sorular, çok çabuk yorulmalar...Yaşlılık zor gerçekten. Hele ömrünü hiperaktif bir şekilde sürekli koşturmaca şeklinde yaşamış ve mükemmelliyetçi bir kadın olan annemin yaşlılığı daha da zor. Hem onun hem bizim için...Ne diyelim, hem fiziksel hem ruhsal sağlık hep bizimle olsun.

Geçen hafta ablam ve annemle Yeniçarahori'ye gittik. Yazlığa gelince en az bir defa ziyaret edilmesi gereken yerler listemize son yıllarda eklenen bu küçük ama şirin sanat köyü yine çok güzeldi :) Bizim kızlar Boşnak böreğini yerken irade timsali olarak sodamı yudumladım ben de :) Suna Tüfekçibaşı'nın galerisindeki sergi de aklımızdaydı Ş. ile, ona da uğradık tabii :) Ben en çok İffet Bağcı'nın şu resmini beğendim. Çocukluğa ait bir hayal anı sanki.




4 Temmuz 2024, Perşembe

Annem, ablam ve ben, cumartesi günü erkenden yola revan olduk ve yazlığımıza, Bergama üzerinden (peynir almadan olmaz :P)  öğlen olmadan vardık. Sonraki iki gün "temizlik, kahve molası, biraz daha temizlik, yemek molası, hadi bir gayret biraz daha temizlik, çay molası ve nihayet, son bir gayret temizlik ve pert olmuş şekilde yemek yedikten sonra yataklara seriliş" akışı ile geçti :) Arada da zarif eşimle "pert oldum", "ben pert kare oldum" şeklinde yazıştık, zira o da annesinin yazlığını açma telaşındaydı bu iki günde. "E madem iki günde hallettiniz temizlik işini, niye yazmıyorsun o günden beri" derseniz, temel temizlik bitse de bahçelerle ilgilenip (minyatür bahçeler olsalar da ilgi alaka bekliyor onlar da :P) hâle yola sokma, alışveriş, genel tamirat-tadilat işleri vardı tabii bir de. 

Bu arada sevgili Küçük Joecuğumun önerisi ile diyetisyen görüşmesi yaptım ve salı günü öğle öğününden beri diyetteyim. Bu öğlen lorlu salata yedim misal, akşam da zeytinyağlı fasulye ile yoğurt var menüde. Hiç bir zaman zayıf bir çocuk, genç, yetişkin olmadım evet, ama son zamanda abartmıştım yeme-içmeyi. Dolayısıyla hem belim hem dizlerim sinyal veriyordu "yeter artık" diye. Uyarılarını dinleyip kendime çeki düzen vermeye karar verdim ben de! Hem zaten, yiyerek düzeltmiyorum hayatımdaki zorlukları, bunu da anlayalı çok oldu :P  

Bugün hava bulutlu ve hafif yağmurlu (ennn sevdiğim). Belki akşama doğru Yeniçarohori'ye gider, biraz sanat depolarız bizimkilerle. Bakalım, kısmet :)

Aaa yazmayı unuttum, perşembe günü yıllardan sonra saçlarımı kestirip, ferahladım bir de :) Zamanlama tam da Çiğdem Erken şarkısındaki gibi oldu, gerçi ben Bodrum'a değil, Dikili'ye geldim ama olsun :)

Yazdıkça, aklıma geliyor, son olarak Buket Uzuner dörtlemesinin 2.kitabına başladım. Seslendirme, bu sefer, gayet güzel ama ı-ıh roman akmıyor. Benden bu kadar deyip, kapattım dinlemeyi. Şimdi canım A.cuğumun önerisi ile Mine Söğüt'ün "Beş Sevim Apartmanına" başladım, daha azıcık bir kısmını dinleyebildim ama akıyor, şükürler olsun ki :)

Yazlığın en güzel tarafı ön bahçedeki oya çiçekleri :)