31 Mayıs 2024, Cuma

Her gün "bugün bloga yazayım" deyip nasıl akşam olduğunu anlayamadan ve bloga da yazamadan günleri geçirdim vallahi. Neyse ki şu anda trendeyim ve pazartesi yapacağım sınav sorularını hazırlayıp kontrol için araştırma görevlisi arkadaşıma yolladıktan ve editörlük işi ile ilgili mini bir çevrimiçi toplantıya katıldıktan sonra bir iki satır da olsa yazmak için zaman bulabildim!

Son yazdığımdan beri annemin rutin doktor kontrolleri (neyse ki her şey yolunda), okul işleri (dün bu dönemin son dersimi yaptım, şükür :P), bizim evdeki ve annemlerdeki bir takım usta işleri (annemler balkonu camla kapattılar, biz de pencerelere sineklik yaptırdık ve ergonomik tasarımdan nasibini almamış duşakabinimizi değiştirdik) ve depo yerleştirme gibi fani işler dışında neler oldu, hemen şöyle satırbaşlarını yazayım o halde:

*Perşembe akşamı, Ekmekçimin, her gün sistematik bir şekilde yazan bir blogger  olarak daha önce bahsettiği "İlhan Şeşen-Vedat Sakman" konserine gittik. Bir konserden çok, İlhan Şeşen'e saygı gecesi gibiydi ve güzeldi. Dilimizde şarkılarla bitirdik geceyi.

*Cumartesi akşam yârimi Bostancı tren istasyonundan karşılayıp, birlikte Büyükada'ya geçtik. Evimizin büyük oğlu Ö.cığımız ile şeker sevgilisi C. bizi bekliyorlardı iskelede. Yaş günü çocuğu C.hanımcığımızın yeni yaşını güzel bir yemek eşliğinde kutladık ve ikiliyi adada bırakıp (Behzat Ç ile sevgilisinin Kızılcahamam'da kaldıkları otele -tesadüfen- giden ağabeyi ve karısına öykünüp kaldıkları otelden oda ayırtmayı düşünmedik değil gerçi:P) gece yarısına doğru eve döndük. Ö., bizim için o kadar özel bir adam ki, onun mutlu olduğunu görmek, iyi geliyor bize. Dilerim hep mutlu olsunlar.

*Pazar akşam, ağabeyim ve eşi bizde yemekteydiler. Güzel bir sohbet, bol yeme-içme eşliğinde gezi planları yaptık. Bakalım gerçekleştirebilecek miyiz.

*Pazartesi akşam ise K. ve Ş.'lara gittik. Ş.cığım işteyken, canım K., pizza ile şahane bir San Sebastian cheesecake yapmıştı. Ayıla bayıla yedik ve K.'ın emeklilik faaliyetlerini imrenerek dinleyip, yerinde inceledik :)

*Salı akşam A.ciğimle çok önceden aldığımız ve iple çektiğimiz Murat Karahan, Placido Domingo ve Elena Stikhina konserindeydik. Gerçekten şahane bir gece, müthiş bir konserdi. 

*Çarşamba günü ise annem sultanımın yaşgünü şenlikleri kapsamında önce A.ciğim, annem ve ben birlikte kahvaltı yaptık. Ardından A.'i Ankara'ya yolculayıp, annemin komşularını ağırladık ablamla. Akşam da klasik yaşgünü yemeğine çıktık ailecek. 82 yaş bitti, darısı sağlıklı ve huzurlu yeni yaşlara dilerim:)

*Bu yaş gününde anneme "Erol Evgin konseri" hediye etmiştim. Bu yüzden, dün, ablam, annem ve ben, Harbiye Açıkhava'da konserdeydik. Annemi çok uzun zamandır bu kadar mutlu görmemiştim. Onu öyle görünce ben de mutlu oldum :) Yeni yaşı güzel geçsin inşallah.    

Büyükada'da dolaşırken gördüğümüz bu ağaç, bol gezmeli, konserli ve de dost sohbetli haftayı temsilen burada yer bulsun istedim :) Giydirdiğim şarkı ise, dün akşamki konserden sonra dilime dolanan bir Erol Evgin şarkısı tabii :) Neticede benim kuşağım toplu halde aşığız kendisine :)

20 Mayıs 2024, Pazartesi

Geçtiğimiz hafta sakin bir haftaydı genelde. Evde çalışırken de, okula gittiğimde de koştur telaş geçmedi zaman. Sadece perşembe günü çok yoğun bir gündü. Avcılar'daki ders sonrası,  İTÜ Maçka'daki yeterlilik sınavı, tüm günümü alıp, akşam eve sürünerek gelmeme neden olsa da dostları görmek her zamanki gibi iyi geldi. Maçka kampüsü bana hep evime dönmüşüm duygusu veriyor zaten. Bir çok anıyla beraber giriyorum o güzelim kapıdan...

Cuma günü Ankara günümdü. Yolda Melisa Kesmez'in "Küçük Yuvarlak Taşlar"ını bitirdim. Kesmez'i genelde severim zaten ama bu kitabını özellikle çok beğendim. Ardından da Irmak Zileli'nin "Son Bakış"ına başladım. O da fena gitmiyor.    

Cumartesi ilk iş Anne Müzesine gittik A.ciğimle. Şermin Yaşar'ın Kelime Müzesine hayran kalmış biri olarak Anne Müzesinde neyle karşılaşacağımı merak ediyordum doğrusu ve Yaşar, bu sefer de yanıltmadı beni, müze çok hoşuma gitti. Girdiğim andan itibaren göz yaşlarım akmaya hazırdı zaten. "Öksüz doyuran" kapların hikayesinden, "Gülcemal" vapuruna ismini veren Sultan Reşad'a, Tokat'ın yarım elmalısı ile tam elmalısının anlamlarına, ama özellikle Mustafa Kemal'in çocukluk zıbını ve başlığına kadar bir çok detay beni benden aldı.  Yine ne güzel bir şeye imza atmış Şermin Yaşar. Günümüzü şenlendirdi. Sağ olsun, var olsun...

Müzenin beni en etkileyen köşelerinden biri. 
Tokat yazmalarının hikayesi de merak edenler için şurada :)

Müze gezisi ve ardından Hamamönü'nde aheste bir kahvaltı sonrası kendimizi eve attık. A.ciğim bugün yapacağı sınav sorularını hazırlarken biz de E.ciğimle dertleştik biraz. Akşam da arkadaşlarımızla bira-patates gecesi yaptık. 

Pazar sabahı uyanınca, "bugün ne yapsak" sorusunun cevabını Polatlı'ya gitmekte bulduk. İlk hedefimiz Dua Tepeydi. Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktası sayılan Sakarya Meydan Muharebesi'nin gerçekleştiği son savunma hattı üzerinde bulunan Dua Tepe, genel taarruzda düşmandan geri alınan ilk tepeymiş. Bu yüzden de Viyana önlerinde başlayan 238 yıllık geri çekilmenin sona erdiği bir yer olarak adlandırılıyor. Tepeye çıktığımızda bizi karşılayan Mustafa Kemal ve yaverinin heykeli o kadar etkileyici ki, yanlarından ayrılmak istemedim bir süre. Atam Polatlıya bakarken, ben de ona baktım uzun uzun :) Ardından Yunan Ordularının Ankara’ya en çok yaklaşabildikleri yer olarak bilinen Kartal Tepe'ye geçtik. Öyle müthiş bir destan ki Kurtuluş Savaşı, sadece geçtiği yerleri, mekanları görmek bile insanı çok etkiliyor. 

Polatlı'ya kadar gitmişken, ne zamandır aklımızda olan Gordion antik kenti ve müzesi ile Midas Tümülüsü'nü de ziyaret ettik tabii ki. Bu tümülüsü, Midas, babası Gordion için yaptırmış ve içindeki mezar odası, dünyanın en eski ahşap yapısı olarak biliniyor. 

Gezimizi bitirdiğimizde açlıktan bayılmak üzereydik. Kendimizi hemen Polatlı'nın ünlü çorbacılarından birine atıp, tandır çorbasına gömüldük :) Lezizdi :)

Günün geri kalanı, Dua Tepe ve Kartal Tepe'den aldığımız gazla, evde Kurtuluş dizinin 4,5 ve 6.bölümlerini tekrar izleyerek geçti. Böylece günün anlam ve önemine binaen, Mustafa Kemal'e ve vatanın kurtuluşu için çaba harcayan herkese yoğun bir minnet duygusuyla kapadık 19 Mayıs pazar gününü.

Bugün, tipik bir pazartesi günü olduğundan, kürkçü dükkanına dönüp işe güce daldım yine. Murathan Mungan'ın dediği gibi tam, "yollar bize memleket" :)

Haydi bakalım, iyi bir hafta olsun lütfen...

Atam, yaveri ve ben , Dua Tepe'den Polatlı'ya bakarken :)

13 Mayıs 2024, Pazartesi

Sakin bir hafta sonu, daha doğrusu sakin bir cuma-cumartesiydi. Yârim, hem yazlığın bahçesine ekim-dikim yapmak hem de anneler gününde annesini yalnız bırakmamak için Bergama'daydı. Ben de İstanbul'da, evde. Önce, ablamın doktor kontrollerinin bundan böyle 3 aydan 6 aya çıkacağını öğrenip pek çok sevindim(k). Sonrasında biraz kitap okudum (Mungan'ın yeni kitabını. Gerçi seçki olduğundan farklı yazarlar, şairler, ama olsun :P), biraz dizi izledim (inanır mısınız, Grey's Anatomy hâlâ sürüyor :P) biraz yemek yaptım (sosyal medyada sıklıkla önüme düşen tavuk köftesi tarifini denedim ama beklediğim kadar  müthiş bir lezzet olmadı doğrusu), ve biraz da hiç bir şey yapmadan öyle oturdum! Buna da ihtiyacım vardı. Zaten hava da tam evde miskinlik yapmaya uygundu, soğuk ve yağmurlu!

Pazar günü, malum, anneler günüydü. Hava da güzeldi, sabah erkenden çıkıp bizim üniversitenin Baltalimanı'ndaki tesisine gittik kahvaltıya, annem, ablam, ben ve oğluş bey. Oradan da feribotla, ver elini Çubuklu :) Trafiksiz, mis gibi 15 dakikalık bir yolculuktu İstinye-Çubuklu arası, çok beğendim. Çubuklu Silolar'ın yanındaydı zaten feribot iskelesi, ki bizim de amacımız, İBB'nin yeni restore ettiği bu mekanı gezmekti (E.İ.'na ve onu tekrar seçen hemşehrilerime bir kez daha şükrettim içimden :P). 

Günün öznesi olan annem, ayakları ağrıdığı ve dizleri izin vermediği için deniz manzaralı kafesinde oturdu, biz siloların üzerine çıkıp etrafı seyreyledik tabii ki. İstanbul için "yine güzel, hep güzel" demek en doğrusu. Eve dönüş yolunda trafiğiyle bir miktar beni baydı şoför olarak ama olsun, neyle karşılaşacağımı bildiğim zaman (anneler günü, pazar günü ve hava güzel, insanlar evde mi oturacak yani?!) çok da dert etmedim açıkçası.

Bu arada, eş-dost ve öğrencilerimden gelen mesajlar ve telefon görüşmeleri ile tebrikleri de kabul etmeyi ihmal etmedim tabii ki! Oğluş minik keklerden yapılmış bir kalp hediye etti bana (obur bir anneye verilebilecek en iyi hediyeydi ki, bunu yazarken bir yandan yiyorum hâlâ :)). Eşim bey de, beni nereden vuracağını bildiğinden, İBB'den anne-çocuk destek paketi hediye etmiş adıma, gönderdiği çiçeklerin yanı sıra. Ailemizin biricik prensesi E.hanımın ise telefonda "sen benim ikinci annem sayılırsın, yok aslında sayılmazsın, ikinci annemsin ve iyi ki öylesin" demesi de günümü taçlandırdı. 

Martı ne güzel girmiş kadraja değil mi?

Bugün benim "gülpembemin", anneannemin ölüm yıldönümü. Sabahtan beri dilimde olan şarkıyı fotoğrafa giydirdim o yüzden. Onu bu blogta, şurada anlattığım için, az çok tanıyorsunuz zaten :) 

9 Mayıs 2024, Perşembe

Instagramda uzunca bir süredir severek takip ettiğim bir hesap var, dizilerdeki karakterleri ve yaptıklarını yorumluyor. Bazen Şaşıfelek Çıkmazı gibi eski dizilere sarıyor; bazen de Bahar ya da Sandık Kokusu gibi bu sezonunkilere. Bu çarşamba yayınlanan Sandık Kokusu adlı dizideki "anne" Karsu ile ilgili yazdıkları özetle şöyle: "Anneliği övmek, onların yapmak isteyip istemediklerini kimsenin sormadığı fedakarlıklarına övgüler düzmek yerine yüklerin eşit paylaşılması gerekliliğini, insanların boş gazla değil, destekle, dayanışmayla, sevgiyle mutlu olabileceğini hatırlamak çok faydalıdır. Bazı konularda ajitasyon yapmak garanti övgü, yaşlı gözlerle alkışlanma ve güya takdir getirir ama günün sonunda tek başına yardımsız kalmış bir anneye hiçbir faydası olmaz bunların. Kimsenin omzuna olmadık yükler bindirmeyelim, yapabiliyor olması yapması gerektiğini ve iyi olduğunu göstermez.”

Ne kadar doğru...Bu ara her ortamdan akan anneler günü paylaşımlarının yoğunluğu içinde, anneliğin kutsal olduğuna dair gaz vermenin altında, kadınlara ne çok yük bindiriliyor aslında. Annelik kutsal falan değildir ve dünyaya gelmesine neden olduğunuz bir çocuğun yaşamından sadece anneler sorumluymuş gibi davranmak, en hafif deyimiyle şuursuzluktur. Bu vesile ile hepimize sadece annelerin değil babaların da iyi birer ebeveyn olmak için çabaladığı, daha eşitlikçi bir dünya diliyorum. Daha çok şey yazasım var da, susayım bu noktada. 

Bugün okul dönüşü mahallemizin kitapçısına uğrayıp Murathan Mungan'ın yeni kitabını aldım. Elimde kitabım, içimde bir sevinç, eve geldiğimde, geçenlerde Kafa dergisinde okuduğum ve Sait Faik'e ait bir cümle geldi aklıma: "Kitaplar, bir zaman bana, insanları sevmek lazım geldiğini, insanları sevince tabiatın, tabiatı sevince dünyanın sevileceğini, oradan yaşama sevinci duyulacağını öğretmiştiler."

Fesleğen benim için çok özeldir, ilk gençliğimden beri. 
Tolga Çandar'ın bu şarkısı da çok yakışıyor bu güzelliğe bence.



6 Mayıs 2024, Pazartesi

 Yine dolu dolu dopdolu bir hafta sonuna imza attık yârimle birlikte :) Satırbaşları şöyle:

  • Cuma akşamüstü A.ciğimi trenden karşılayıp Çekmeköy'e doğru yollandık zira bizim evin büyük oğlu olarak tanımladığımız Ö.cığımız ile kız arkadaşının evine yemeğe davetliydik. İlk defa bir gastronomi hocasının elinden çıkmış bir sofraya oturdum ve tek diyebileceğim şey "lezzetten ağlamak istiyorum"du :) Diğer her şey de çok lezzetliydi ama benim özel istekte bulunduğum humusa gömüldüm diyebilirim. Sohbet de gayet keyifliydi. Sevgili C., bizden tam not aldı diyebiliriz, hem içtenliği ve misafirperverliği, hem de yemekleriyle :)
  • Cumartesi sabah saat 11.05'de ise Bostancı tren istasyonunda Ankara'dan gelecek olan arkadaşlarımızı bekliyorduk. E. ve S. hanımlar, zarif eşimin Bergama'dan ilk-orta-lise arkadaşları. Ankara'daki buluşmalarımızda ne zamandır bir İstanbul gezisi planımız vardı, şeytanın bacağını kırıp bu hafta sonu gelebildiler neyse ki ve iyi ki :) 
  • Önce Burgazada'ya geçtik. Malum Sait Faik'i ziyaret etmeden olmaz! Evin bahçesinde bir önceki üniversitemden belki 15 yıl önce mezun ettiğimiz K.'ciğim ile karşılaştık. Sarıldık, ayak üstü sohbet ettik. Beni eşi ile tanıştırması ve kızcağızın "aa meşhur Ş.hoca sizsiniz demek, üniversite anılarında hep siz varsınız K.'in, çok özel bir hocasınız onun için" demesi ağzımın kulaklarıma erişmesini sağladı tahmin edersiniz ki :) 
  • Küçük bir Burgaz turundan sonra Büyükada'ya geçtik ve hepimizin açıldığından beri görmek istediği Taş Mektep'e gittik. Kadıyoran yokuşundan çıkmak biraz zorlasa da bizi, gördüğümüz güzellik karşısında "yorgunluğa değdi" dedik hep bir ağızdan. Yine çok etkileyici bir restorasyon çalışması ve içeri girip 1 ay hiç çıkmadan kitap okuma isteği uyandıran bir kütüphane ile müthiş bir işe daha imza atmış İBB çalışanları, sağ olsunlar, var olsunlar!
  • Bir küçük tur da orada attıktan sonra bir şeyler yedik-içtik, çektiğimiz fotoğrafları bol bol bizimkilerin lise whatsapp grubuna yollayıp kıskandırma faaliyetlerinde bulunduk ve mutlu mesut bir şekilde eve dönüş yoluna girdik. Vapurumuzu beklerken, bu sefer de benim KAL'dan çok sevdiğim kimya hocam ve adaşım Ş.hocamla karşılaştık. Onun okuttuğu binlerce öğrencisinden biri olarak beni tanımasını beklemediğimden, gidip kendimi tanıştırdım ve onun benim hayatımda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu anlattım. Ne kadar kolay şey, biz öğretmenleri mutlu etmek. Gözleri ışıldadı canım hocamın, yanındaki eşine dönüp, "Bak görüyor musun, neler diyor eski öğrencim" dedi sık sık. Biz konuşurken bizim ekip de gözleri dolu dolu bizi dinliyorlardı...
  • Böylece aynı günde hem beni çok seven bir eski öğrencimi, hem de çok sevdiğim bir eski öğretmenimi görme şansına eriştim. Güzel iki tesadüf günümü daha da aydınlattı :)
  • Pazar günü aynı dörtlü ekiple bu sefer Üsküdar'a gidip Şehir Hatlarının "Uzun Boğaz Turu"na katıldık ve  masmavi deniz eşliğinde Anadolu Kavağına kadar gittik. Bu sefer de Yoros Kalesine ofloya puflaya çıkıp, yine "iyi ki çıkmışız" deyip, manzara karşısında mest olduk. Gezimizi sahilde güzel bir bira-balık ekmekle sonlandırdıktan sonra da geldiğimiz vapurla geri döndük.
  • Ankaralılar İstanbul'un karanlık yüzünü görmeden, trafikten azade bir şekilde geçirdikleri bu iki günde İstanbul'a bayıldılar zaten ama, biz de yine ve 1000.kez bu şehre aşık olduk.  
Dönüş yolunda Anadolu Kavağına son bir bakış...

Bugün Hıdrellez malum. Yıllar ve yıllar sonra ilk defa bir 5 mayıs akşamında dilek dilemedim. Neden bilmem, gelmedi içimden. Yine de bu, bugün Hıdrelleze en yakışan şarkılardan birini fotoğrafa yüklememe engel olamadı tabii :)