Hafta sonunun en güzel aktivitesi üniversitenin Baltalimanı tesislerinde bölüm olarak yaptığımız kahvaltıydı sanırım. Sohbet şenlikliydi, bölümün minnoş bebekleri çok şekerdi, ve tabii İstanbul yine çok güzeldi, ben ona yine çok hayran :)
Bunun dışında sakin bir hafta sonuydu. Ablamın düdüklüde yaptığı tandır, cumartesi gününün akşamını şenlendirdi :) Pazar günü ise, hafta içi işleyeceğim derslerin hazırlıklarını yaptım, web sayfasına yüklenecekleri yükledim ve kalan zamanlarda ütü yaptım, biraz kitap dinleyip çokça Leyla ile Mecnun izledim :) Aa nasıl unuturum, tabii bir de Grey's Anatomy'nin 19.sezonunun yayınlanmış ilk bölümünü. Sanırım ülkede bu diziyi izleyen tek ben kaldım :)
Bu arada önce annem sonra ablamda başlayan boğaz ağrısı bende de hafiften kendini göstermeye başlayınca G.cuğumla pazar akşam buluşma planımızı iptal ettim. İyi ki de etmişim, pazartesi öyle bir boğaz ağrısı ile uyandım ki sormayın. Sabahın köründe ablamı PET çekimine bıraktıktan sonra bir üst kata çıkıp kendime de hemen bir covid testi yaptırdım (ki akşam sonucu aldım, negatif, şükürler olsun) Covid değilim tamam ama soğuk algınlığı-grip karışımı bir şeyim neticede, her tarafım kırılıyor! Bugün katılmam gereken toplantıların yanı sıra, dün başladığım ıhlamur-limon-bal-zencefil-elma kürüne devam edeceğim bu yüzden. Yarın ders var nitekim, yollara düşmem gerek sabahın kör kandilinde!
Dün Attila İlhan'ın, Türkçe'nin en büyük şairlerinden birinin ölüm yıl dönümüydü. Bugün, en sevdiğim şiirlerinden biri ile analım o halde onu...Fotoğrafa da şiirlerinden bestelenmiş en güzel şarkılardan birini giydirdim...Nurlarda yatsın.
ben sana mecburum bilemezsin adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum
ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski İstanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun
sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşamüstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
birkaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun
belki Haziran'da mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şileb sızıyor ıssız gözlerinden
belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
kötü rüzgar saçlarını götürüyor
ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin.
Cumartesi günü Baltalimanı'ndan İstanbul manzarası...
Yine Attila İlhan'dan dizeler geliyor aklıma, bu fotoğrafa bakınca
"Ulan İstanbul...sana taptık ulan / unuttun mu /sana taptık..."