2022'yi annemin iki gözünden geçirdiği katarakt ameliyatı ve kayınvalidemin hastane kontrolünden çıkarken düşüp alnına atılan 8 dikiş ile tamamladık. Yani dilerim tamamlamışızdır! Bu yıl, gerek kişisel, gerek ülke gündemi açısından üzerimden silindir gibi geçti vallahi ve evet, itiraf ediyorum ki, ruhen çok yoruldum! Hatta memleketimin lehçesi ile diyecek olursam : Bezdum :) (yorgun olsam da ruhum cıvık neticede :P)
Cuma günü akşam trenden indiğimde A.ciğim ve E.ciğim beni bekliyorlardı kapıda. Eve gidince de O.bey geldi, şenlendik :) Cuma akşamı bile bitmeyen ve ev ahalisini bezdiren toplantılarıma bir yenisini eklemesem olmazdı, nitekim akşam 21:00-22:00 arasında bir akreditasyon toplantısına katılıp ülkemizdeki mühendisliğin iyileşmesine katkıda bulundum. O sırada zarif eşim "cuma akşamı toplantı mı olur yahu" diye söyleniyor ama bir yandan da çayımı tazelemeyi ihmal etmiyordu :)
Cumartesi sabah E.hanımcığım da geldi, sonrasında ben çocuklarla evdeydim. A.beyciğim tüm gün ders verip yorulurken ben de genel olarak yemek yapıp kuzucuklarımı beslemekle meşguldüm :) Bir de akşam gideceğimiz misafirlik için bir iki çeşit meze ve tart yapma girişimindeydim. ("ders versem daha iyiydi" diye düşündüğüm oldu, itiraf ediyorum :P) Akşam evin büyükleri kendilerini projelerine adayıp evde kalınca biz küçümen E.beyi alıp Z.'lere gittik, erken yılbaşı yemeğimizi yedik, şömine yakıp keyif yaptık, tabii ki pahalılıktan yakındık, ve yine de gezme planları yaptık, "iyi ki dostuz" dedik bol bol. Güzel bir akşamdı.
Pazar günü ise O.bey, babası beyin Ankara'ya gelişi nedeniyle (bu durum her 4 yılda gerçekleşen nadir bir doğa olayıdır, o yüzden önemli! :P) onunlaydı gün boyunca. E.hanımcığım da yine projesinin başındaydı. Biz de yine 3'lü olarak Kelime Müzesi'ne gittik. Ba-yıl-dım. Çıkmak istemedim ama oldukça kalabalıktı ve maskeli de olsak kalabalıkta uzun süreli vakit geçirmeyi sevmiyorum. Hafta içinde bir kez daha gelelim diye düşünerek çıktık ama aklım kaldı. Çok taktir ettim Şermin Yaşar'ı. Gerçekten sıra dışı bir mekana imza atmış. Güvercin kelimesi mesela, göğermekten geliyormuş. Gökyüzüne çıktıkça göğe ait olmak, gökleşmek mavileşmek gibi anlamları varmış. Ne şahane bir kelimeymiş, bayıldım!
Bugünün yazısını Nazım'ın şiiriyle kapatayım o halde.
Bu geç vakit bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
göz gibi çıplak,
el gibi ağır ve
yıldızlar gibi pırıl pırıl
kelimeler.
Kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
Kelimelerin getirdiler seni,
onlar : ana,
onlar : kadın
ve yoldaş olan...
Mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
kelimelerin insandılar...
Hafta sonumun en "nostaljik" faaliyeti de üniversite zamanlarına ait dergi arşivlerini ortaya dökmemdi. '91 yılında Varlık, '92'de Milliyet Sanat, '93'de ise Evrensel Kültür dergilerini biriktirmişim. İçlerine dalınca başka bir zamana/dünyaya ışınlandım sanki...