28 Kasım 2024, Perşembe

Güzel bir konsere gittiğimde dönüş yolunda hep Nazım'ın o şiiri gelir aklıma. Hani Münevver Hanım'ın İstanbul'da gittiği David Oystrah konseri sonrası kendisine yazdığı mektup üzerine Nazım'ın kaleme aldığı:

İstanbul’a gitmişiniz.
Konserinizdeymiş.
Çok bahtsız bir kadını bahtiyar etmişiniz.
Yağmura uzanan iki yeşil yaprak gibi gözleri bakmış parmaklarınıza.
Mektubunda: ‘Unuttum her şeyi’ diyor.
Kahırlarından başka unutacak şeyi yok.
‘Ağladım’ diyor, ‘ferahladım’.
‘Dünya’ diyor, ‘güzel, içim rahat’.
Siz kıskandığım biricik insansınız, üstat.

Çok bahtsız değilim, Allaha şükür. Ama ben de "unuttum her şeyi" bu akşamki konser sırasında. Endişelerimi, kafamı kurcalayan işleri...Sadece Mozart vardı kulağımda ve ruhumda.

"Nereye gittin yine" diyeceksiniz biliyorum, anlatayım: Canım Ekmekçikızcığımın arkadaşları bu akşam Zorlu PSM'de olan Gürer Aykal yönetimindeki BİFO'nun "Mozart'tan Sevgilerle" adlı konseri için daha önceden aldıkları iki bileti, başka bir planları olduğundan kendisine vermişler. O da sağ olsun, eşlikçi olarak beni haberdar etmişti (ben de nazlanmadan hemen kabul etmiştim tabii) ama annesi dün gece rahatsızlanınca ve sevgili arkadaşımın da onu öyle bırakmak içine sinmeyince, bu sefer ben, eşlikçi olarak canım B.cığıma haber verdim. Böylece 2 güzel insan, hiç tanımadıkları iki kadının gecelerini güzelleştirip, onları bahtiyar ettiler :)

Piyanoda Chloe Ji-Yeong Mun'un olduğu konserden bir parçayı fotoğrafa giydirdim.( Bu versiyonda András Schiff hem piyanoda hem de orkestra şefi)

24 Kasım 2024, Pazar

Öğretmenler günü bizim ailede biraz şenlikli geçer. Herkes birbirini arar, sorar, kutlar. Annem ilkokul, ablam lise matematik öğretmeniyken, ben ve eşim üniversitede hocayız malum, ama iş bu  kadarla bitmiyor! Kayınvalidem (matematik), kayınpederim (tarih), halam (Türkçe), 5 kuzen-kuzen eşim (İngilizce, ana sınıfı, müzik, beden eğitimi), yengem (İngilizce) derken (bir üst kuşağa çıkmıyorum, yoksa dedem, dede-amcam, büyük yengemi falan da saymam gerek :P) hep birlikte ailenin çocuklarını ilkokuldan alıp üniversiteden mezun etme projemiz vardır, arada dile getirdiğimiz :) Neticede, evet, bir darbeci paşanın ürünü de olsa, 24 kasım öğretmenler günü bizim aile için özellikle, güzel ve özel bir gündür :)

Zarif eşim, evimizin bu sene üniversiteli olan küçümeni E.beyin sınav haftasına destek olmak için şehrimize gelemese de ben bir dizi kutlamayı onsuz da olsa, gerçekleştirdim tabii ki :) 

Önce ablamla, ilkokul öğretmenimizi yani annemizi kahvaltıya götürdük. Zira annem, çoğunuz biliyorsunuz artık, ilkokulda ablamı 3 sene; beni ise 4 yıl okutan biricik öğretmenimizdir. Çalışma disiplinimin, araştırma aşkımın, Türkçeye gösterdiğim özenin arkasındaki gizli kahraman kendisidir. Yaptırdığı küme çalışmalarını (beni sınıfın en tembel ve hırçın öğrencisiyle aynı kümeye koyduğu yetmiyor gibi sıra arkadaşı da yapmasa daha iyi olurdu tabii ama :P); her derse ayrı ayrı verdiği önemi (müzik derslerinde öğrettiği marşları, kendisi o kadar şevkle söylerdi ki o heyecana katılmamak mümkün olmazdı bizim için); öğrencilerine sadece akademik bilgileri değil, bir cumhuriyet öğretmeni olarak, "iyi insan, iyi yurttaş" olmanın gereklerini de kazandırmak için gösterdiği çabayı; hafta sonlarında eşi ve biz çocuklarıyla evde dinlenmek varken, okulda ücretsiz açtığı kursları ve öğrencilerini iyi okullara gönderebilmek için verdiği emeği unutmam mümkün değil. İlk minnettar olduğum öğretmenim, annemdir bu yüzden.

(İlkokul 3.sınıfız bu fotoğrafta. Tayyörü ve ciddiyeti ile annem sol başta, ben, tabii ki, onun yanında değilim! Olur mu öyle şey zaten? Ya, "öğretmen kızına iltimas geçiyor" derlerse? İkimizin de en korktuğu şey bu, sanırım o yıllarda!) 

Tabii sadece annem yok hayatımda, unutulmaz öğretmen kategorisinde! "Hayatta en büyük mucize küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır" diyen Buket Uzuner'e çok inanırım ve bu anlamda çok şanslı bir insan olduğumu düşünürüm hep. Hayatımın vazgeçilmez öğretmenleri ile ilişkim hep sürdü, sürüyor şükür ki. Hepsini teker teker aradım, seslerini duydum, minnettarlığımı ifade ettim. 

Akşamüstü de karşıda oturan ağabeylere geçip, kayınvalidemin ve ağabeyimizin onlarla yaşayan kayınvalidesinin öğretmenler gününü kutladım. Her öğretmene götürülecek çiçekleri cumartesi gününden ayarlamıştım zaten :)


Bu arada, beni arayıp soran, güzel mesajlarıyla yüreğimi ısıtan öğrencilerim de oldu tabii :) Yüzümü en çok güldüren 3 mesajı buraya da almak istedim:

İlki sevgili Y.ciğimden. "Öğretmenler gününüz kutlu olsun canım Şule hocam💐🪷🪻 iyi ki öğretmenliği seçmişsiniz, ışığımızsınız🥰" diye yazmış. (6 yıl önce, kendisini, içkiyi fazla kaçırdığı bir kongre yemeği sonrası, evimde konuk etmişliğim vardır :P Kafası o kadar dumanlıydı ki, toplu taşıma ile İstanbul'un bir ucundaki evine gitmesi içime sinmemiş, annesinden izin almasını söyleyip arabayla bize getirmiştim. Arabanın arkasında kıkır kıkır kıkırdayarak bana başvurduğu yüksek lisans programlarını anlatması dün gibi. Oysa şu anda doktora tez aşamasında gencecik bir hoca kendisi )

İkincisi araştırma görevlimiz Ö.ciğimden. "Şule Hocam günaydın. Enerjiniz , ışığınız örnek oluyor hepimize. Sizi sevmeyi bile seviyorum 🥰 Gününüz kutlu olsun hocam 💜" demiş o da. (Ki kendisinin2-3 yıl önce  "Yıldız tozu gibi girdiniz hayatıma" cümlesi hâlâ bana yapılan en müthiş iltifatlar sınıfında ilk sıralarda yer alır :))

Üçüncülüğü ise ilk öğrencilerimden G.ciğime veriyorum. "Gününüz kutlu olsun sevgili öğretmenim! Ne mutlu bize sizin gibi öğretmenlerimiz oldu, katkılarınız, emekleriniz için teşekkür ederim iyi ki varsınız " diye yazmış o da. (Yıllardır tek bir kez bile atlamadı kutlamayı, sağ olsun :))
Eve çikolata göndererek kutlayan ise son doktora öğrencilerimden, (artık Dr.olan) B.cuğum. Çalışmak, rapor teslim etmek için kezlerce evime geldiği için adresi de, benim gibi obur bir hocayı nasıl mutlu edeceğini de biliyor tabii :)


23 Kasım 2024, Cumartesi

Sakin bir cumartesi günü olsun istemiştim, öyle ve daha fazlası oldu :) Yemek yaptım, perde yıkadım, yarınki öğretmenler günü için çiçeklerimi hazırladım, deli gibi yağan yağmurda üşütüp hastalanmasın diye oğlumu okula, sınavına bırakıp, bitince gidip aldım. Sonra da akşamüstü saat 18.00'de koltuğa yayılmış sosyal medyaya bakarken Selva Erdener'in bu akşam Yeldeğirmeni Sanat Merkezi'nde gerçekleşecek olan konser bilgisini içeren paylaşımını gördüm. Bilet var mı diye kontrol edip, olduğunu görüp, alıp, oğluşla konsere gitmek için arabaya bindiğimizde saat 18.20'ydi :)

İki yıl önce yârimle Ankara'da Emre Şen Müzik Okulu'nda dinlediğimiz repertuvarın aynısıydı ve ben  zaten sevdiğim şarkıları ikinci kez canlı dinlerken yine hayran oldum, bitmemesini dileyerek izledim, dinledim. Çok iyiydiler. Konserin verildiği mekan, yani Yeldeğirmeni Sanat Merkezi, 1895 yılında manastır, okul ve kilise olarak inşa edilen Notre Dame du Rosaire Kilisesi'nin restore edilmiş hali. Mekanın akustiği de şahane olduğundan konser bir kat daha güzelleşti sanki...

Gündüz deli gibi yağan yağmur da dindiği için, Yeldeğirmeni sokaklarında oğlumla yürümek, sakin sakin kahve içip söyleşmek de gecenin bonusu oldu :)

E bu geceyi "Güzellikler Defteri"ne yazmasam, neyi yazacağım ki ben :)

Fotoğraf bu akşamdan. Fotoğrafa giydirdiğim şarkı ise Ahmed Arif'in şiirine Fazıl Say'ın yaptığı beste...
İbrahim Yazıcı-Selva Erdener ikilisinden

22 Kasım 2024, Cuma

Yeni ve şimdiye dek tanımadığım bir ben çıkıyor içimden son zamanlarda: daha endişeli, daha durgun. Bu halime alışık değilim, üstelik sevmiyorum da bu Şule'yi. O  yüzden de bunun kalıcı bir ruh hali olmaması için çaba harcıyorum ama ne kadar başarılı olduğum tartışılır! Bir de tabii "çevresel faktörler" bu ara çok üzerime üzerime geliyor sanki. Neyse, çabalamaya devam :)

Salı günü bölüm toplantısı vardı. Güya, "konuşmayacağım, sadece dinleyeceğim" diye girmiştim salona. Yine dayanamayıp en çok söz alan ben oldum. Şöyle ağır, oturaklı, ağzından dirhemle laf alınan "cool" hocalardan olamayacağım hiç bir zaman sanırım!

Çarşamba günü yaptığım sınavın kağıtlarını dün akşam okuyup bitirdim, rahatladım. Tam 116 kişi de bu derste vardı. Dolayısıyla son 1 haftada toplam 226 kağıt okudum. İyi ki sayısal dersler veriyorum yoksa sözel konularda hiç çekilmezdi bunca kağıt diye de düşünmeden edemedim.

Bugün ablamla evimizin yakınlarındaki büyük AVM'ye gittik. Okula gidip gelirken giyecek rahat ve yağmura dayanıklı bir ayakkabı almak istiyordum. Uzun zamandır kendime bir şeyler almamıştım ve onun dışında da ihtiyaçlar da kendini göstermeye başlamıştı. Ablamın verdiği "ihtiyacın var, al işte, düşünme, bak O.için ya da A.için olsa düşünmeden alırsın, kendini öteleme" gazıyla, rahat iki ayakkabı, bir çanta, bir bluzla alışveriş rekorumu kırdım. Sonrasında kahve içmek için oturduğumuzda ablamı "elimdeki bu alışveriş paketlerinden utanıyorum" diyerek güldürdüm. Onun gülmesine ben de güldüm ama hissiyatım gerçekti. "Uzun zamandır almam gereken şeylerdi, vallahi savurganlık yapmadım" diye bir kağıdı önüme asıp öyle otursam rahatlayacaktım sanki :) Ben de az çatlak değilim!

 

18 Kasım 2024, Pazartesi

Son günlerde daha sık yazmaya çalışıyordum güya ama olmadı tabii, beceremedim. Yine de ara çok da uzamadan şu geçtiğimiz günlere dair bir iki güzellik burada dursun isterim. 

Yârimin yazlık bahçesinden topladığı mandalinalar, bozulmaya yüz tutunca, sıkıp, şahane bir içecek yaptım mesela. Organik ve müthiş lezzetli :)

1.sınıflarıma yaptığım sınav için "acele etmeden yavaş yavaş okuyacağım bu sefer" demiştim güya ama içim rahat etmedi ve 2 akşamda okuyup, kurtuldum. İki gün sonra 140 kağıt daha geliyor, hem de 3.sınıfların en ağır dersinin sınavı, ama şimdilik bunu dert etmeyi değil, okuduğum 110 kağıtla övünmeyi seçiyorum izninizle :)

Hafta sonu Ankara sonbaharın tüm ışıltısı ile gönlümü çeldi yine. Bu şehir, en çok sonbaharda güzel gerçekten.

Trende gelip giderken Oya Baydar'ın kitabını bitirdim. İçimi sızlatsa da yine güzeldi bence.

Pazar akşamı bir mini (Mini dediğime bakmayın, toplamda 13 kişiydik aslında) aile buluşmasına katıldık A.ciğim ve E.ciğimle birlikte. Seviyorum bu ekibi. Etrafta kimseler olmayınca, açık havada şarkı da söyledik, horon da teptik, mangal ziyafeti de çektik ve tabii yitip gidenleri andık. Hepsi bir şekilde bizde yaşıyorlar, bunu bir kez daha anladık. Bazen dans edişimizde, bazen duruşumuzda, bazen kurduğumuz cümlelerde...Nurlarda yatsınlar hepsi. 

Ekmekçikız'ın önerisiyle dinlemeye başladığım "mücevher" albümüne kelimenin tek anlamıyla vuruldum. Hele bazı şarkılar beni benden aldı. O yüzden bugün paylaştığım her fotoğrafa bu albümden bir şarkı yüklemeyi uygun buldum :) 



12 Kasım 2024, Salı

Pazar gününü Atam'a ayırdım, başka da bir şey yazmak istemedim ama hayat içindeki gerginliklere ve zorluklara odaklanıp güzellikleri ıskaladım anlamına gelmesin tabii bu :) Mesela;

Yârim cuma günü Ankara'dan gelirken, trene binmeden önce kitapçıya uğramış ve Oya Baydar'ın yeni kitabını görünce beni düşünüp almış. Almakla yetinmeyip, her zamanki gibi, içine de bir şeyler yazmış yine yüzümü güldürecek. Sadece bu bile beni bir süre idare eder aslında, zira bu hayatta en sevdiğim şeylerden biridir A.'in bana kitap alıp, içine o güne ait bir not düşerek hediye etmesi :)

Cuma akşamı sevgili F.ve B.hocalarımızla sakin ve güzel bir akşam yemeği yedik evde. Gelirken şu güzelliği almışlar, ki bence şu sıra en ihtiyacımız olan şey bu bence. Bilimle uğraşıyorum evet ve nazara da inanıyorum, yine evet :)

Cumartesi günü sahile indik ve uzuuuun bir yürüyüş yaptık A.ciğimle. Bolca konuştuk, dertleştik, havanın güzelliğine hem dertlendik, hem de güneşin tadını çıkardık. Bir ara kahve içtik, ki oturduğumuz belediye tesisinin önündeki ağaçlar ve manzara şöyle güzel bir şeydi:

Sahil boyunca kedi sevme molaları verdik bir de bolca. Yürüyüşümüzü de cadde üzerindeki pek sevdiğimiz mekanda bira-patatesle noktalayıp, akşamında da annem ve ablamla yemeğe çıktık.  


Pazar gününü biliyorsunuz aslında. Bahsetmiştim zaten. O gün yoğun bir Atatürk günüydü bizim için. Akşamında ise, yemeğe gittiğimiz ağabeylerden kayınvalidemi alıp döndük. Bu hafta bizde. Ben çalışırken televizyon seyredip ülke gündemine dertlenmekle meşgul genelde. Çalışmadığım zamanlarda da kahvedir, çaydır, dizidir derken zaman geçiyor. "Sen beni dertlenme, ben evde hep yalnızım. Burada hiç canım sıkılmıyor ki benim" demesi, bu kalender hâli, hoşuma gidiyor... 

10 Kasım 2024, Pazar

Kendimi bildim bileli hayranım ona. Yaptıklarına, söylediklerine, yaşayış biçimine, vizyonuna...Her geçen gün daha da hayran oluyorum. Bugün sabah 9.05'de evimizin balkonunda saygı duruşunda bulunurken akmaya hazır gözyaşlarım, karşı apartmanın üst kat penceresinin önünde saygı duruşunda bulunan yaşlı teyzenin gözyaşlarını sildiğini görmemle, akıverdi. 

Sonra biraz sosyal medyaya bakayım dedim. Canım Elektram X'de bir paylaşımı tekrar paylaşmış, ben de böylelikle şahane bir bilgiye erişmiş oldum. Haber şu: "Atatürk’e 1937 yılında “Türk ulusuna neşe içinde yaşama yolunu açtığı ve rehberlik ettiği için" Mark Twain Ödülü verilmiştir." Çok etkilendim. Hem ödül, hem de Atam'ın bu ödülü aldığını duyduğunda  "hayatımda işittiğim en büyük iltifat bu" demesi...Nurlarda yat Paşam...

Öğleden sonra ise günün anlam ve önemine binaen Atatürk II'yi izledik A.ciğimle. İlk filme göre daha iyiydi kesinlikle. Ben çok beğendim, çok etkilendim yine. 


Şarkıdaki gibi tam: "kimseyi görmedim ben senden daha güzel, kimseyi tanımadım ben, senden daha özel"...


8 Kasım 2024, Cuma

Bu ara ruh halim inişli çıkışlı. Bazen yerlerde, bazen biraz daha ortalamada. Kendimi tanıyamıyorum çoğu zaman, o kadar durgunum. Ailedeki hastalıklar, neyi, nasıl kotarabilirim soruları her an beynimde. Yürürken, yemek yaparken, çalışırken, yatarken...Aklımda sürekli sorular...Huzursuzum. Belki o yüzden buraya daha çok yazmaya çalışıyorum. Yazarsam rahatlarım diye, umutla. Bir de güzellikler defterinin salgın sırasında ortaya çıkma nedeni de tam olarak buydu zaten: hayat içindeki küçük güzel anlara odaklanıp ruh halimi korumak. Ne diyeyim...Hadi inşallah :)

Dün akşam canım hemşirem/kardeşim G.cuğum geldi mesela. Malum pazar günüydü, ben de palamut almıştım. Oğluş yanımızda, yemekteyken, Amerikan seçimlerinden, genel dünya/ülke problemlerinden konuştuk bolca. O ders çalışmaya odaya çekilince de bol ağlamalı/gülmeli/dertleşmeli bir sohbete bıraktık kendimizi. İyi geldi dostluğun güvenli ortamı...

Sonbaharın renkleri bu ara beni en çok mutlu eden şeylerin başında geliyor. Bizim üniversite yerleşkesi aslında şahane bir yer ama İstanbul'un bütününde olan inşaat halinden nasibini bolca almakta son yıllarda. Yine de sabah bizim fakülte binasına doğru yürürken, durup her köşe başında fotoğraf çekesim geliyor. Gerçeği kadar güzel olmuyor hiç bir zaman (en azından benim çektiklerim :P) ama olsun, şöyle bir manzara eşlikçim oluyor okul sabahlarıma:


Bu ara bir de yine şiirlerin korunaklı dünyasına dalıyorum sık sık. Kitaplarım Ankara'da olsa da, ezberimdekiler ve sağ olsun internet, yardımcı oluyor bana :) Afşar Timuçin okumak iyi geliyor mesela. Bugünün dizeleri ondan olsun:

Yaşamak alışmaktır 
İşportada satılan kadın geceliklerine 

Alışmak manavlara doçentlik tezlerine 
Alışmak yaşamaktır 

Hep bu yeşilleri giy 
Bu moru tak saçlarını topla da 
Bunu sen de bilirsin 
Alışmak yorulmaktır bakıp bakıp kendine
 Yaşamak bir gün uyanmaktır 
Bir gün birdenbire yalnız kalmaktır 

Yaşamak alışmalardan sonra 
Alıştığı her şeyle savaşmaktır

5 Kasım 2024, Salı

 Salı sallanır diyen atalarımız yanılmışlar, bir sürü iş yaptım vallahi :) 

Yarın vize öncesi son dersi yapacağım 1.sınıftaki kuzucuklarım için bir "tekrar" dersi hazırladım. Çok panik haldeler, biraz rahatlar ve kendilerini daha hazır hissederler belki birlikte soru çözersek diye düşündüm.

Sonra hastaneye gidip burnumdaki dikişleri aldırdım. Ayrıca patoloji sonuçlarım da temiz çıkmış, kötü bir şey beklemiyordum ama yine de sevindim tabii :) Neticede beklemediğimiz yerden vurabiliyor hayat, yakın zamanda öğretmişliği var bize bunu.  Aaa, tabii bence daha güzel haber şu: ablamın bu 6 aylık kontrolü de "her şey yolunda" diyerek geçti bitti, asıl ferahlık o haberle birlikte dün içime dolmuştu zaten.  (Bunu yazdıktan sonra, ablama teşhis konduğu zaman yazdıklarıma döndüm blogta, sadece yazdıklarımı değil, satır aralarını da okudum...Önce hüzünlendim, sonra şükrettim).

Ardından canım Ö.cığım ile çiçeği burnunda eşi C.ciğim geldiler. Birlikte bir kahve içtik ve okula gittik zira Ö.beyciğim bize bir seminer verecekti. Bizim bölümle tanışmalarını istemiştim, bu semineri düzenlerken. İyi de oldu. İki taraf da birbirini tanımış oldu. "Hayırlısı neyse o şekilde ilerlesin süreç" demek istiyorum. 

Akşam eve döndükten sonra ise eski (çok eski) mezunlardan biri ile çevrim içi bir görüşmem vardı. İş değişikliği yapmış ve benim onlara verdiğim bir dersteki konuları hatırlama gereksinimi duymuş. Geçenlerde yazmıştı bana, "hocam, bir el verseniz" diye. Kıyamayıp, "tamam" demiştim. Görüştük, konuştuk,  temel kavramları hatırlattım, ders notlarının da gönderdim. Benden bu kadar, gerisini o halleder zaten. 

Şimdi artık arada yaptıklarına/yapmadıklarına kızsam da vazgeçemediğim Bahar'ı seyretmeye oturabilirim. Güçlü ol Baharcığım, bir de aşkına sahip çık lütfen!

Yine bir Küçükçekmece manzarası. Hep güzel :)


3 Kasım 2024, Pazar

Soğuk ve rüzgarlıydı bugün İstanbul, ama yine de çok güzeldi :) Hele normalde arabayla geçmeye alışık olduğumuz Boğaz Köprüsünden yanımda dostlarım varken, yürüyerek geçmek, o müthiş manzaraya daha bir sindirerek bakabilmek çok keyifliydi. 


Bireysel koşucuların (yürüyüşçülerin) yanı sıra bizim gibi gruplar da vardı. Liseleri adına, Nesin Vakfı adına, otizmli çocuklar adına, kanserle savaşanlar adına yürüyenleri, bağış toplayanları, kısaca "iyi" insanları görmek gönlümü ferahlattı her zamanki gibi.  Örneğin şu "Aydınlık Yarınlar Öğretmenle Olur" lolipopunu taşıyan öğretmenimizi, tanımasam da sevdim :)


Köprünün üstünde rüzgar müthişti ama oraya kadar gidip, fotoğraf çektirmesek olmazdı, çektirdik tabii :)

Barbaros Bulvarından inerken İzmir Atatürk Liseli bir grupla karşılaştık. Daha doğrusu onlar bize "aaa BAL'lılar da buradaymış" diyerek laf atınca durduk, ayak üstü söyleştik ve fotoğraf çektirmeyi de atlamadık.

Beşiktaş'ta ismi lâzım değil bir kahveciye dönüşen Kazan'ın önünden geçerken hayıflanmayı ihmal etmedik. 

İnönü stadyumunun önünde 8 km'yi tamamladık ama karnımızı doyurmak için Galataport'a kadar yürüyüp kendimizi "hak ettik ama" dolduruşlarıyla, bira-patates-hamburger üçlüsüne adadık :)

Güzel bir gündü velhasıl, yarın da doktora 6 aylık kontrol için gidecek olan ablamdan güzel haberler alırsak şahane olacak. 




2 Kasım 2024, Cumartesi

Bugün bir kez daha inandım ki, ben, kendi kendime nazar değdirebilen biriyim! Şöyle ki: Sabah kahvaltı sonrası önce doktora öğrencimin yazdığı makaleyi gözden geçirip gerekli düzeltmeleri yaptım, sonra kışlık yazlık dönüşümünü gerçekleştirdim (ki en sevmediğim işler listesinde ilk 3'e girer kesin olarak); ardından da oğluş bey patatesli börek istemişti onu hallettim, duş aldım falan derken, şeytan dürttü pazardan aldığım pazıları da temizleyeyim de zeytinyağlı yemeğimi de pişireyim, yarın içim rahat etsin dedim. Demez olaydım! Evyeyi temizleyip su doldurdum, pazıları tam "foşur foşur" yıkamaya başlamıştım ki (içimden de ne güzel bir gün, bir sürü iş hallettim, bunu da yapıp çayımı demleyip oturup kitabımı okurum diyordum) evye mutfak tezgahına aniden veda etmeyi uygun bulup, düştü! Düştü dememe bakmayın, içindeki sular sel olup aktı desem daha doğru! Şimdi bu nazar değil de ne?! Sonrası biraz acı verici tabii. Mutfak dolaplarının, buzdolabının, bulaşık makinasının altını temizleyip mutfaktan çıktığımda belim kopmuştu ama içimdeki iflah olmaz Polyana "bahaneyle dip temel temizlenmiş oldu mutfak" diyordu :) Yarın sabahtan evimizin biricik tesisatçısı gelip gerekli tamiri yapacak neyse ki. Bu iş de böylece başa gelen abuk olaylar listesinde yerini almış olacak.

Bunun dışında ne yaptın derseniz, Youtube'dan "Var Bunlar" adlı diziyi izledim. Özellikle bazılarında çok eğlendim. Dün Mubi'de izlediğim "Cevher"den sonra ruhuma iyi geldi, ne yalan söyleyeyim :)