Bu hafta jüri görevleri nedeniyle iki defa Yıldız Teknik'teydim. Canım B.cığımın öğrencisiydi her ikisi de. Böyle olunca canım B. beni arabasıyla evimden alıp, evime bıraktı. Birlikte kahvaltı yaptık, söyleştik, eski günleri andık, özleşmiştik, çok iyi oldu.
Dün akşam da yaz okulunda aldığı dersin ödevi için tarihi bina fotoğrafları çekmesi gereken oğluşa eşlik ettim ve birlikte Büyükada'ya gittik. Yine çok güzeldi ada. Her tarafı begonviller sarmıştı.
Konuşa gülüşe yürüdük ada sokaklarında. Troçki'nin sürgünde kaldığı Yanaros köşkünü bulduk. Metruk bir halde olan köşke keşke İBB el atsa da restorasyonunu yapıp tıpkı Taş Mektep ya da Gazhane gibi kamuya açsa diye hayal kurduk. Ama tabii hepsinin başında bin türlü dert var ne yazık ki...
Dönmek için vapuru beklerken iskele içindeki sahafta bir hazine buldum: çocukluğumun Ayşegül serisinin kitapları :) Birkaçını aldım tabii, kaçırmadım, Ağustos ayı içinde görüşmeyi umduğum esas sahibine teslim edeceğim :)
Şu serinin en son kitabı olan "Ayşegül Boşanıyor"u (Allah korusun :)) kahkahalar eşliğinde okuduğum zamanlar geldi aklıma. (Google'a yazınca şöyle bir bilgi çıkıyor hakkında: Bu eser, çocukluğumuzun klasik karakteri "Ayşegül" serisine bir gönderme yaparak 30'lu yaşlardaki bir kadının boşanma sonrası hayatta kalma ve kendini yeniden kurma çabasını anlatır.) Ne çok zaman geçmiş üzerinden, 20 yıldan fazla...Yaşlandık yahu. Belki artık "Ayşegül'ün dizleri kireçlendi" ya da "Ayşegül kolesterol ilaçları alıyor" kitaplarının da zamanı gelmiştir. Ne dersin Arzum :P






