31 Temmuz 2026, Cuma

Bu hafta jüri görevleri nedeniyle iki defa Yıldız Teknik'teydim. Canım B.cığımın öğrencisiydi her ikisi de. Böyle olunca canım B. beni arabasıyla evimden alıp, evime bıraktı. Birlikte kahvaltı yaptık, söyleştik, eski günleri andık, özleşmiştik, çok iyi oldu.

Dün akşam da yaz okulunda aldığı dersin ödevi için tarihi bina fotoğrafları çekmesi gereken oğluşa eşlik ettim ve birlikte Büyükada'ya gittik. Yine çok güzeldi ada. Her tarafı begonviller sarmıştı. 


Konuşa gülüşe yürüdük ada sokaklarında. Troçki'nin sürgünde kaldığı Yanaros köşkünü bulduk. Metruk bir halde olan köşke keşke İBB el atsa da restorasyonunu yapıp tıpkı Taş Mektep ya da Gazhane gibi kamuya açsa diye hayal kurduk. Ama tabii hepsinin başında bin türlü dert var ne yazık ki...

                                      

Dönmek için vapuru beklerken iskele içindeki sahafta bir hazine buldum: çocukluğumun Ayşegül serisinin kitapları :) Birkaçını aldım tabii, kaçırmadım, Ağustos ayı içinde görüşmeyi umduğum esas sahibine teslim edeceğim :)

Şu serinin en son kitabı olan "Ayşegül Boşanıyor"u (Allah korusun :)) kahkahalar eşliğinde okuduğum zamanlar geldi aklıma. (Google'a yazınca şöyle bir bilgi çıkıyor hakkında: Bu eser, çocukluğumuzun klasik karakteri "Ayşegül" serisine bir gönderme yaparak 30'lu yaşlardaki bir kadının boşanma sonrası hayatta kalma ve kendini yeniden kurma çabasını anlatır.) Ne çok zaman geçmiş üzerinden, 20 yıldan fazla...Yaşlandık yahu. Belki artık "Ayşegül'ün dizleri kireçlendi" ya da "Ayşegül kolesterol ilaçları alıyor" kitaplarının da zamanı gelmiştir. Ne dersin Arzum :P

***Bu kitaptan bahsetmişken ve yorumlarda da adı baya geçmişken, kapak sayfasını ekleyeyim dedim :)


26 Temmuz 2026, Pazar

Sakin bir haftaydı. Zamanımı oğlumla annem arasında (daha çok annem lehine) paylaştırdım, son iki yıldır çoğunlukla yaptığım gibi. Her boş anımda da (genellikle yemek hazırlarken ve akşam yatmadan önce ) Muhteşem Yüzyıl'ı seyrettim (bu kadar entrikaya şaşırıp, "Allahım sen iyi ki beni o zamanlarda sarayda yaratmamışsın, ben 3 günde öldürülürdüm saftoroz bir şekilde sarayda dolanırken" diye diye). Yenal Bilgici'nin "Kuşlar İçin Ağaçlara Konma Kılavuzu" isimli kitabı elimde bir de, yavaş da olsa onu  okuyorum bir yandan (yavaş okumamın nedeni zinhar kitap değil, benim tembelliğim).

Bu yaz genelde iyi geçiyor, o kadar sıcak değil hava, dilimi ısırayım :) Yine de, dün tüm gün yağan yağmur beni mest etti. Bazen daha hızlı, bazen daha yavaş, ama sürekli yağması, yaz sıcaklarından zerrece hoşlanmayan benim gibi biri için bir tür şenlik gibiydi doğrusu :). 

Akşam canım hocam F.cuğuma sürpriz yapıp Küçükçekmece'deki yazlıklarına gittim yaş günü kutlamaya. Sevineceğini tahmin etmiştim ama bu kadar sevineceğini düşünmemiştim doğrusu. Bir süre yan yana, elim elinde oturduk :) Sonra da deniz manzaralı şahane balkonlarında güzel bir sofrada yedik, içtik, söyleştik, pek güzel oldu :)

Bugün de babacığımın yaş günü. Hayatta olsaydı 89 yaşını dolduracaktı, oysa 66 yaşında acelesi varmış gibi çekip gidiverdi...Sabahtan ablamla ziyaretine gittik, dönerken küçücük de olsa bir doğum günü pastası alıp, kesip yedik bizimkilerle. İyi ki doğmuş, iyi ki benim babam olmuş. Keşke daha uzun yaşasaymış ama ne yapalım...32 yıl babalığını doya doya yaşamış olmama şükrediyorum...Bir cennet varsa, oradadır eminim...

20 Temmuz 2026, Pazartesi

Hayat çok izin vermese de, son dakika yapılan planları pek severim. Nitekim çarşamba sabahı oğluşla kahvaltımızı yaparken, birden kafamda "ben bu hafta sonu yazlığa, yârimin yanına gitsem ya, hem cuma günü de Y.babanın ölüm yıldönümü, yanlarında olurum" fikri çaktı, hemen baktım, otobüslerde yer var. Ablama sordum, onun bir planı yokmuş, annem konusunda dert edilecek bir şey de yok yani. E o zaman tamamdır deyip, A.ciğime yazdım, pek sevindi tabii :)

Perşembe günü bitirme projelerinin bütünleme sözlülerinde (bitmeyen okul-sınav dönemi yapmışlar :P) görevimi yaptıktan sonra koşa koşa annemin yanına geldim. Ablam arkadaşlarıyla ada turunda olduğundan biz anacığımla ikili olarak akşam 21.30'a dek birlikte zaman geçirdik. Onu evine bıraktıktan sonra da hızlı bir valiz hazırlama seansı, evde kalacak olan oğluş beye yemelik-atıştırmalık nevale bırakma çalışmalarından sonra otobüse binip gittim zarif eşimin yanına. 

Pek güzel oldu, hem kayınpeder için birlikte helva kavurduk, mezar ziyareti yaptık, hem birlikte vakit geçirdik, özleşmiştik malum :) 

Hafta sonunun en güzel tarafı ise A.ciğim ve benim üniversiteden beri dostumuz olan canım K.beyciğimizin kızı D. ile birlikte Amerika'dan gelip bizde 1 gün ve gece kalmalarıydı. Eski anılara daldık, denize girdik, olmazsa olmaz gelecek planları yaptık, geçmişte çektiğimiz fotoğrafların replikalarını şimdiki halimizle canlandırıp eğlendik ve tabii ki muhteşem dörtlünün diğer elemanı olan E.cığımızı görüntülü arayıp konuşmayı ihmal etmedik. 

"Sayılı gün, çabuk geçer" derdi rahmetli anneannem. Bu sayı "2 gece-3 gün" olunca daha da çabuk geçti tabii, dün akşamüstü bir diğer Dikili-İstanbul yolcusu Ç.cığım ile birlikte, çan çan çene yaparak, şehrimize döndük. Darısı diğer buluşmaların başına:)

Yârim,ben ve K.bey sabah kahvaltısı sonrası kahve keyfi yaparken :)
Dostluk şahane bir şey :)


11 Temmuz 2026, Cumartesi

Bazen sevdiğiniz birinin ölüme yaklaştığını bilir, anlarsınız ama yine de kabullenmek istemezsiniz ya, Ahmet Telli benim için böyle biriydi. Yüreğime işleyen, yaşamımın bazı çok özel anlarına eşlik eden şiirleri ile kalbimde hep çok farklıydı yeri...İçinin aydınlığının yüzüne yansıdığına inandığım, aynı çağda yaşayıp, şiirlerini anadilimde okuma bahtiyarlığına eriştiğim için kendimi şanslı hissettiğim biriydi. 

İlk lisedeydim sanırım şiirleri ile tanıştığımda. Aynı zamanlarda onun dizelerine yaptıkları muhteşem besteleri ile Çağdaş Türkü de girmişti hayatıma: "Bekle beni küçüğüm / umudu karartmadan / sevinci yitirmeden bekle / döneceğim bir gün elbet /bekle beni" 

Sonra üniversiteye başladım. Okuduğum ve beni büyüleyen şiirleri her geçen gün arttı. "Büyük aşklar yolculuklarla başlar / ve serüvenciler düşer bu yollara ancak" dizesinin aslında hayatımda ne önemli bir yeri olduğunu anlamam, hayatımın ikinci baharına denk düşse de, şiirin güzelliğini o yıllarda da hep duyumsadım. 

Üniversite bitip de dostlarımın bir kısmını yurtdışına uğurlarken de yine onun dizeleri eşlik etti hüznüme hep: "Gün biter gülüşün kalır bende / anılar gibi sürüklenir bulutlar / Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır / yarım kalan bir şiir belki de " diyen...

Benim ömrüm sevdiklerimin hasretiyle geçti, geçiyor malum...Kim bilir kaç kez, onları çok özlediğim zaman Ahmet Telli'nin dizeleri ile seslenmişimdir: "Bir akşam konuğum ol / oturup konuşalım biz bize / Anıların çubuğunu yakıp / uzatalım geceyi biraz" diyerek. En son canım E.cığımla uzatmıştık geceyi örneğin, "geçmişe bir el sallayıp, yaşanan günleri konuşalım" öğüdüne uyarak...

Ahmet Telli, zor dönemlerin şairidir benim için ve belki de bu yüzden, özellikle son yıllarda, her şeye rağmen "Belli ki dağların, denizlerin / ve göllerin üzerinden / sıyrılıp gelmektedir seher / Belli ki yakındır / doğayı ve hayatı sarsacak saat" dizeleri, umudu diri tutmaya destektir benim için... 

Son olarak, aklımda bir türkü var hep Ahmet Telli deyince...Tolga Çandar'ın bestesiyle...Benim fesleğene aşık olmamın , hiç bir yazı fesleğensiz geçiremememin arkasında, belki de sözlerini onun yazdığı bu şarkı / türkü vardır diye düşünürüm bazen:
"sesin bir fesleğen olup kokardı / ben bu yüzden hep türküler yakardım"

Nurlarda yatsın usta. Devr-i daim olsun, yattığı yer incitmesin.



6 Temmuz, 2026, Pazartesi

 "Tatile girdiniz değil mi? Oh, ne güzel" diyenlere "Tatil mi? o da ne!" diye yanıt verdiğim asabi bir dönemdeyim, haberiniz olsun :)

Şaka bir yana, evet derslerim bitti, ve evet finallerimi de yapıp okudum, hatta sisteme girip teslim bile ettim ama daha sırada bütünlemedir, 3 derstir, tek derstir yapmam gereken bilumum sınavlar ile sayısız lisansüstü tez jürilik görevim var. Bu yüzden de "ay bayılıciim" modundayım. Peki ama bu yoğunluk gezmeme engel mi? Tabii ki değil :)

Perşembe günü nefes bile al(a)madan geçen bir okul günü sonrası, kendimi günün son hızlı trenine attığımda derin bir oh çektim. Sonra da KAL'dan sevgili dönemdaşım Fuat'ın son kitabı "Diye Diye"ye başladım. Kendisine "AnarŞık"ı okuduğumdan beri hayranım nitekim, bu kitap da yine içine çekti beni. Sosyal medyanın aklımı çelmediği zamanlarda kitabı yarılayıverdim bile. Zarif eşim, gece yarısı vardığım Ankara'da bekliyordu beni neyse ki, kavuşmanın mutluluğu ile yorgunluğum da hafifledi böylece :) 

Cuma sabah yârimin baba memleketi Kırşehir'e doğru yola çıktık. Yol boyu, bu sefer son sınıfların disiplinler arası gerçekleştirdikleri projelerdeki jürilik görevimi yerine getirdim zoom üzerinden. Yol nasıl geçti anlamadım bile. Gittiğimizde yumurtalı, çığırtmalı, şahane bir kahvaltı bizi bekliyordu neyse ki :) Gülüş ahenk, kocaman bir aile sofrasında olmayı özlemişim. Sonrası cumartesi akşam olacak düğün için gelenlerle sohbetle geçti. Ben arada evin en serin odasına kaçıp tez izleme komitesi üyeliğimi de yapıp "ailenin çalışkan gelini" unvanını da gönül rahatlığıyla kabul ettim :) Öyle böyle derken, hafta sonu amcalar, yengeler ve kuzenlerle geçti diyebilirim. Arada olmazsa olmaz aile dedikodularına da cool bir şekilde sadece dinleyici ve gözlemci olarak eşlik ettim. Her ailenin kendi iç dinamiği var malum, karışmaya gelmez, gelin, gelinliğini bilmeli diye düşündüm :) 

Düğünümüzü yaptık, damat bey ve gelin hanıma mutluluklar diledik, damat beyin bağlama çalmasına, davul üzerine çıkıp oynamasına, ve yaklaşık 50 kişilik bir ekip olarak Ankara'dan gelen, çoğunluğu kendisi gibi hekim olan arkadaş grubu ile coşmasına tanıklık ettik. Ben müziğin yüksekliğinden "yaşlanmışız ayol, bu ses çok fazla değil mi" diye sızlansam da kahramanca geceyi tamamladık. 

Pazar günü öğleden sonra Ankara'ya vardığımızda 10metrede bir olan polis araçları bugün başlayacak olan (başlamaz olasıca!) zirvenin sinyallerini veriyordu. Akşam da yine günün son hızlı trenine binip evime geldim, oğluşuma kavuştum. Jürilikler ve bütünleme sınavları beni bekliyor bu hafta. Ya Bismillah :)     

Fotoğraf ilk Kırşehir gününden. Baba-oğul öğle uykusuna yatmışken bu pozlarını kaçıramazdım :) 
"Nuri Bilge Ceylan'ın bir filminden desen de inanırdım" diye yorum yaptı O.bey, whatsapp'ta paylaşınca :P