28 Temmuz 2025, Pazartesi

Bu hafta sonu Ankara'ya gittiğimde zarif eşimin yaptığı öneriyi 1 dakika bile bekletmeden kabul ettim. Böylece cumartesi sabah Abant yolu üzerinde bir mekanda üzerimizde hırkalarla kahvaltı yaptık, hamaklarda sallandık, sonrasında Abant gölündeki kafede oturup kahvemizi içerken, uzun uzun ve huzurla nilüferlere baktık, sazan balıklarını, TCDD'nin ikramı olan ama benim yiyemediğim, kötü kaşarlı sandviçi ile besledik :)  Akşam yemeğinden sonra da odamızın önündeki salıncakta, elimizde şaraplarımızla çocuklar, anneler, abiler, ablalar, yeğenler, arkadaşlar, iş-güç derken (mümkün olduğunca ülke siyasetinden uzak durmaya çalışıyoruz) çan çan çene yaptık. Geceyi ise üzerimizde yorgan ile uyuyarak geçirme lüksüne kavuştuk :) Çok iyi geldi ikimize de. 

Kaldığımız yer şu bungalovların bitimindeki 2.5 katlı binanın zemin katındaydı. Son dakika rezervasyonu nedeniyle bungalovlar doluymuş, başka sefere dedik :)

Pazar günü kahvaltı-hamak keyfinden sonra bu sefer Gölcük'e gittik. Göl kenarında yürüyüş yaptık, renk renk açmış nilüferlere hayran kaldık. Fotoğraf çektik ama hiç biri gözümüzün gördüğü kadar güzel olmadı ne yazık ki. 


Eve dönünce de önce bir bahçe seferi yapıp fasulye, salatalık, biber ve kabaklardan olanları topladık. Bir kısmını buzluğa kaldırmak için şokladık, rendeledik. Akşam ise şu yeni başlayan "Geleceğe mektuplar" adlı diziye başladık. Doğrusu ya, başlayınca davam ettik ama çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Yine de 3 bölüm seyrettik (ben kalan 5 bölümü bugün trende, dönüş yolunda seyredip bitirdim).

Kısa bir serinlik molasından sonra cehennem sıcaklarına dönüş yapmış olduk böylece. Allah hepimizin yardımcısı olsun. 

Çalışma Michael A Davenport'a ait ve benim klimasız ortamlardaki temsili halimi betimliyor :P


20 Temmuz 2025, Pazar

Son yazıyı yazdığım günün akşamında canım teyzemin alzheimerının artık kızını bile tanıyamama aşamasına geldiğini öğrenip dağıldım. Zorlu geçen perşembe akşamının sonunda, cuma sabahı, 4 kuzen bir whatsapp grubu kurup oradan yazışmaya/dertleşmeye başladık zira hepimizin olduğu grupta yazılanlar annemi de ziyadesiyle üzüp, onun alzheimerını da tetikleyecek diye gerilmiştik. Ne zor bir hastalık bu. Yaşayan çok farkında değil belki ama sevenleri için çok acı bir deneyim...Allah yardımcımız olsun. 

Bugün aradım teyzoşu, konuştuk. Beni ne kadar hatırlıyor, anlattıklarımı ne kadar kafasında bir yere oturtuyor bilmiyorum ama kapatınca, yanında oturan damadına beni anlatmış uzun uzun, "gülünce gözleri daha güzel olur" diye de eklemiş. Muhtemelen beni karşısında görse "kim bu" diyecek ama zihninde henüz Şule imgesi duruyor demek...Canım benim. 

Cuma günü öğleden sonra eve varan yârim ve evimizin küçümeni E.ciğim iyi geldi bana tabii ki. Ruhum şenlendi. Cuma akşamı zarif eşimin çocukluğundan beri kankası olan A.ciğimiz de bizde yemekteydi. O da zor zamanlardan geçiyor şu sıra. Dertleştik bolca, gülüştük bazen, bolca da yiyip içtik.

Cumartesi beni E.ciğim hariç hiç kimse dışarı çıkaramazdı ama evde sıkılacağını bildiğimizden ve İstanbul'u gezmeye de bayıldığından, Kadıköy'e inip, Üsküdar üzerinden vapurla Ortaköy'e gittik. Üniversite zamanlarımızda hemen her hafta sonu gittiğimiz mekan ne kadar değişti son yıllarda...Yine de iyi geldi üçümüze de bu küçük boğaz turu. Ortaköy'e gidip kumpir yemeden dönülmez deyip, bu ritüeli yerine getirmeyi de ihmal etmedik tabii ki :)

Bugün bizimkileri Ankara'ya geçirdikten sonra çamaşır yıkama, çiçeklerle ilgilenme, annemlerin çiçeklerini sulama işlerini yaptım. Şimdi kendimi yârimin Dikili'den getirdiği erik ve kayısılar ile reçel yapmaya adamayı planlıyorum. Gerçi öğleden sonra mutfak çok sıcak oluyor, bu yüzden de bu fikrimden her an cayabilirim ama, bakalım :)

Aaa bir de dün annem günlük tutmaya başladı ağabeyimin yönlendirmesiyle. Unutkanlığa bir miktar iyi geleceğini düşünüyoruz, daha doğrusu umut ediyoruz. Akşam geçtiğimiz bir haftayı yazmış bir deftere, ablamın da desteğiyle. Sonra da bana fotoğrafını yollamış. Annemin el yazısı ile yazdıklarını görünce eski zamanlarda, ablam Mardin'de mecburi hizmet görevindeyken onun yanına gittiğinde, bana uzun uzun yazdığı mektupları anımsadım. Ah yıllar...

    

17 Temmuz 2025, Perşembe

Bugün Akgün Akova, sosyal medya hesabından Kavafis'in Cevat Çapan çevirisi ile "Şehir" şiirini paylaşmış. Hâl böyle olunca benim de bugünkü şiirim bu oldu. Ama benim BAL kızlara yazılı halini değil de Çetin Tekindor'un yıllar evvel bir dizide okuduğu versiyonunu gönderdim. Burada Tekindor aynı babam. Tek fark göz rengi, babamınki çok güzel bir maviydi. Ama hâli, tavrı, okuyuş biçimi aynı gerçekten. Nurlarda yatsın canım benim... 

Bu ara sıcaklar çok fena. Benim gibi yaz mevsiminden zerrece haz etmeyen biri için iyice işkence gibi oluyor bu sıcak havaya maruz kalmak. Bu sabah da sıcaktan yatakta dönüp durduktan sonra saat 5'de uyandım misal. Uyumaya çalıştım ama daha sersemleşmiş bir moda girince, daha fazla ısrarcı olmayıp kalktım yataktan. Oğluşu yaz okuluna yolculadıktan sonra önce evi temizledim biraz, sonra da pazara gittim. Bugün mahalle pazarını ben açtım diyebilirim, daha tezgahlar yeni kuruluyordu ben gittiğimde :) Pazara gidip gelmek bir şey değil, "aldıklarını karbonatlı sularda beklet-yıka-süz-pestisitlerden arınmış olduklarına dair temennilerle kutulara koyup dolaba kaldır" ritüelleri zaman alıyor. Neyse, onları da tamamlayıp, ardından kayınpederimin ruhuna helva kavurdum. 3 yıl önce bugün koşar adım ayrılmıştı bizden zira. O da nurlarda yatsın...

Akşam da bizim eski üniversiteden kızlar grubu olarak (gerçi bu sefer F. ve N.'in eşleri de vardı) B.cığımın müthiş sofrasının misafirleriydik. Uzun zamandır bu kadar gülmemiştim, iyi oldu :)  

Yarın da yârim gelecek, daha ne isterim :)

12 Temmuz 2025, Cumartesi

Yazlık sezonunu açtık, evi temizledik, bahçeyi elden geçirdik, rutine soktuk yaşamı. Bu arada bütünleme sınav kağıtlarını okudum, bir makale değerlendirmesi yaptım ve hatta bugün denize bile girdim, daha ne olsun :) Yarın oğluşla birlikte İstanbul'a dönüş yolunda olacağız. Onun yaz okulu dersleri, benim de bitmeyen okul işlerim var zira. Annemle ablam burada kalacaklar. Dilerim güzel, huzurlu bir yaz olur hepimiz için.

Yarın, biz İstanbul'a dönerken, yârim de annesiyle birlikte Ankara'dan gelip annesinin yazlığını açacak. Geçişeceğiz. Ne yapalım, bizim hayatımız da böyle...Küçük bir iç çekişle birlikte "sağlık olsun" diyoruz :)

Ülke gündemi bizi her gün sarsmaya, kızdırmaya, hayal kırıklığına uğratmaya devam ediyor. İnatla her gün şiir okumaya, sonra da zarif eşimle ve BAL kızlarımla paylaşmaya devam ediyorum ben de! Bugün misal, Şükrü Erbaş'ın dizelerini paylaştım:    

Güzelliğin geçici olmadığını senden öğrendim
Emeğin aşktan büyük bir hazine olduğunu senden
Zaman, kâküllerinden doğar topuklarından batardı
Al yeşil soluğum, yarasına döndüğüm, sözümün sahibi
Sevmenin, dünyayı sevmek olduğunu senden öğrendim.

Ortancalar biz gelmeden önce şenlik halinde açmışlar, çiçekleri geçmek üzereyken yakaladık neyse ki :) 
Fotoğrafa yüklediğim şarkı kalbimin kuzey kapısından. Şu anda sevdiğimle birlikte oralarda, yaylalardan birinde olmak isterdim zira...

8 Temmuz 2025, Salı

Pazar akşam trende sosyal medyada gezinirken Buket Uzuner'in "Şiir, insanın en büyük icadı dil ve yazı kadar önemli, ilaç gibi hayat kurtaran bir sanat. Şimdi yemeklerden önce günde üç kere şiir okuma dönemi. Çok şükür muhteşem şairler yetiştirmiş bir kültürümüz var. #hasanhüseyinkorkmazgil ile başlayalım🌳 Umutsuzluk yok, şiir okuyun." notu ile birlikte şu paylaşımı geldi önüme, bayıldım bu fikre ve uygulamaya aldım :)

                                             
 Dünün şiiri, (BAL kızlarım ve zarif eşime de gönderdim hemen) tabii ki Nazım'dandı:

"kardeşim
sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana

uçak sağ salim inebilsin meydana

doktor gülerek çıksın ameliyattan
kör çocuğun açılsın gözleri

delikanlı kurtarılsın kurşuna dizilirken

birbirine kavuşsun yavuklular
düğün dernek yapılsın hem de

susuzluk da suya kavuşsun
ekmek de hürriyete

kardeşim
sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
onların dediği çıkacak
            eninde de sonunda da...
"

Benim Nazım paylaşımıma A.A.cığım hemen Attila İlhan'la karşılık verdi:

"o sözler ki acıdır
  mapusane avlularında
        demirli kırbaçlar gibi şaklar
o sözler ki sırasında
  çiçek açmış bir nar ağacıdır
        dağ ufkuna vuran deniz aydınlığı
                sırasında gizemli bıçaklar

o sözler ki
  imgelem sonsuzluğunun
        ateşten gülüdürler
kelebek çarpıntılarıyla doğarlar ölürler
o sözler ki kalbimizin üstünde
        dolu bir tabanca gibi
             ölüp ölesiye taşırız
o sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan
        uğrunda asılırız"

Sonra sözü A.G.'üm aldı. Onun şairi Didem Madak'tı:

"evet efendimiz
bahçedeki yaprakları süpürdüm
kediye sütünü verdim, işe geç gitmedim
kirayı yatırdım, fazla içmedim
balkabağını parlattım efendimiz
yılbaşında kabak tatlısı da yaparız.
hayır, şeytanım çatlamadı, çatlamıyor.
ıslık çalmam ve parmaklarımı hiç kıtlatmam
yarın karlar erirse,
yüzüm geçit verirse gülümserim birilerine
peki gülümserim efendimiz
başka emriniz?"

Son olarak da G.'um Murathan Mungan dizeleri paylaştı:

"Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum 
'İçtenliğin' ya da 'dünya görüşünün' kirletmediği 
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum 
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları 
Vitrin camlarına yansıyan yüzlerde 
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar 
Hâlâ bir umut var mıdır 
Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde 
Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz 
Sadece rüzgârlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar 
Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken 
Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız 
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim 
Senin ve benim , yani bizim için..."

Ben de bu şiir yağmurundan sizi mahrum bırakmak istemedim :) 

Sanmayın ki dün şiir okumaktan başka şey yapmadım. Yaptım tabii! Yıldız Teknik Üniversitesi'ne gidip yüksek lisans tez sınavı jüri üyeliği yaptım örneğin, hem de bir önceki üniversitemde lisans tezini benimle yapan, orada okuttuğum son öğrencim sevgili K.ciğim için. Yüksek lisans tez jürisinde de benim olmamı istediğini söyleyince kıramamıştım. Kampüs yine çok güzeldi. Sınav salonunun önündeki devasa ağaçların arasından görünen Boğaz manzarası da  beni mest etti tahmin edersiniz ki. K.'in tezi de, sunumu da başarılıydı. E daha ne olsun :)

Bu da fotoğrafımız. Bu anime hallerimize bayılıyorum. Hem yüzümdeki çizgiler falan görünmüyor hem de birlikte fotoğraf çektirdiğim insanların gerçek halleri olmadığından rahatça paylaşabiliyorum :) 

6 Temmuz 2025, Pazar

Bu hafta sonu yârimin en sevdiğim kuzenlerinden birinin, sevgili R.'cığımın kızı evlendi. Düğün Kırşehir'de olunca bize de yol göründü haliyle :) Amcalar, yengeler, kuzenler, kuzen çocukları ile geçen bu 2-3 gün yorucu, ama eğlenceliydi. Tabii hamur işleri, sarmalar, mangal ziyafetleri derken bende diyet falan da kalmadı ama ne yapayım? Misal bu sabah yapılan leziz mi leziz çığırtmayı ben bir daha nerede bulacağım, değil mi ama :P 

Kırşehir'de yaşayan 3 amcanın da bir "şehir evi" dedikleri evleri var, bir de "bahçe evi" dedikleri. Bu gidişimizde bizi küçük amca ile eşi ağırladılar. Gündüzleri onların bahçe evinde kalıp, yedik içtik, akşamları ise yatmaya şehir evlerine gittik bu yüzden. Bahçe evinin önünde uzanan bozkır, tam NBC filmlerinden fırlamış gibi duran görüntüler verdi bize. Çok etkileyiciydi. Ama ben, tabii ki, yine bahçeye bayıldım ve zarif eşimin kendi bahçesindeki düzeninin, küçük amcasından geçmiş bir özellik olduğuna kanaat getirdim.     

Düğün öncesi pek de sevmediğim "kız alma" töreninde akıllı uslu yenge rolümü de güzelce oynayıp kendimi taktir ettim! Yoksa kim, kimi alıyor, o kırmızı kuşak neden takılıyor, her gelenek neden sürmek zorunda diye ortalığı karıştırmayı çok isterdim tabii ama tuttum kendimi :P 

Dönüşte ise Ankara'da 3-4 saat dinlendikten sonra an itibari ile trendeyim. Yarın yoğun bir okul gündemi ile gerçek hayata döneceğim. Ülke gündemine ait iç karartıcı haberler tadımızı fazlasıyla kaçırsa da, 2-3 gün için şehirden uzaklaşmak iyi geldi doğrusu. 

Bu da zarif eşimin üniversitenin hobi bahçesinde ekip biçtiği kendi bahçesi. Fasulyeler, salatalıklar dizi dizi görüyorsunuz. Düzen, intizam önemli! :P  


2 Temmuz 2025, Çarşamba

Bugün son sınıfların bitirme projelerini sundukları gündü. Bölüm şenlikliydi dolayısıyla. Fotoğraf çektirenler, pasta kesenler, çikolata ikram edenler...Genç olmak güzel, evet ama gençlerle birlikte olmak da güzel bence :) Hele de böyle önemli anlarına tanık olmak, onların heyecanını paylaşmak bana hep enerji veriyor, bugün de öyle oldu.  

Bu sene ilk defa benimle bitirme projesini yapan iki grupta da hiç erkek yoktu. Çalışkan, pırıl pırıl 6 kızla çalıştık iki dönem boyunca. Sonunda da yaptıkları çok başarılı çalışmaları gayet güzel bir şekilde sundular, çok da beğenildi yaptıkları. Jüri üyesi olarak katıldığım sunumlar da iyiydi genel olarak. O heyecandan seslerinin titreyen hâllerini, ama yine de profesyonel bir şekilde çalışmalarını sunuşlarını görünce gidip öpesim, sarılasım geliyor, hiç kıyamıyorum kuzucuklarıma ama ciddiyeti elden bırakmıyorum yine de :)

Bir de tabii bu seneki dörtler, benim bu üniversitede ilk yüz yüze eğitim verdiğim grup. Benden 1.sınıfta mesleğe giriş dersini, 3.sınıfta yöneylem araştırması I ve II derslerini aldılar. Bu kızlar, bir de bu sene projelerini de benimle yapmayı seçip "overdoz" bana maruz kaldılar yani :) Yerleri hep özel olacak. 

Öğrencilerim, ben, çiçeğim ve gülünce çizgi haline gelen gözlerimle karşınızdayız :)

  

1 Temmuz 2025, Salı

Final sınavını yaptığım dersin notlarını dün teslim ettim. Rahatladım mı peki ? Hayır! Zira haftaya da bütünleme sınavı var ve sınıfın hemen hemen yarısı bütünlemede önümde olacak yine. Pof! Sanmayın ki çok zor bir hocayım da ters köşe yaptım! Yok vallahi öyle olmadı, 123 kişilik sınıfta 26  kişi zaten sınava girmeyip bütünlemeye bıraktı. E girenlerden de bir o kadarı kalınca, olan bu! Pof demiştim değil mi?  

Dün hem not teslimi hem de doktora tez sınavı jüri üyeliği için okula giderken "Ben Okurum"da "Uğultulu Tepeler"i dinledim. Okuyup beğendiğim kitapları Deniz Yüce Başarır'ın konukları ile irdelediği bu podcast serisini çok seviyorum. Kitapları okurken beni etkileyen yerleri konuşmalarını, dahası hiç fark etmediğim detayları anlamlandırmalarını ilgiyle dinliyorum genelde. Bugünkü bölüm de yine hoşuma gitti, en kısa zamanda Storytel'de bu kitabı dinleyeyim diye karar verdim.

Bugün bir "anneler ve kızları" günü yaptık sabahtan. Annem, ablam ve ben; canım Z.teyze (annemin kankası ve benim ilkokul 1 öğretmenim) ile kızı sevgili I. ile Dragos'taki İBB tesislerinde buluştuk. Özleşmişiz, iyi oldu. Eskiden, çok eskiden annemler okul çıkışlarında çoğunlukla birlikte takılırlardı ve biz de çocuklar olarak birlikte çok eğlenirdik. Ne güzel günlerdi...O günleri andık, ama gündeme damgasını vuran ülke siyasetinden de sıyıramadık kendimizi. Yine de açıkhavada, ada manzarasına bakarak sohbet etmek iyi geldi hepimize. Özellikle annem, insanlarla, hele de sevdiği arkadaşlarıyla birlikteyken ne kadar mutlu, tam bir sosyal kelebek gerçekten :)

Bugünü akşama doğru canım Ekmekçime uğrayarak kapattım. Geçenlerde "karpuz severim ama oğlum sevmediği için eve çok alamıyorum" demiştim, beni karpuza doyurmakla kalmadı, nefis semiz otu salatası ile enfes bir ziyafet de çekti canım arkadaşım. 

Bugünün yani 100.günün ağırlığını böyle bir gün biraz olsun hafifletebilirdi ancak. İyi oldu...

Ben baya bir sardım bu anime çizimlere farkındaysanız :) 
"Peki sen hangisisin" diyecek olursanız, gülerken gözleri çizgi olan tip benim tabii ki :)