Pazar akşam trende sosyal medyada gezinirken Buket Uzuner'in "Şiir, insanın en büyük icadı dil ve yazı kadar önemli, ilaç gibi hayat kurtaran bir sanat. Şimdi yemeklerden önce günde üç kere şiir okuma dönemi. Çok şükür muhteşem şairler yetiştirmiş bir kültürümüz var. #hasanhüseyinkorkmazgil ile başlayalım🌳 Umutsuzluk yok, şiir okuyun." notu ile birlikte şu paylaşımı geldi önüme, bayıldım bu fikre ve uygulamaya aldım :)

Dünün şiiri, (BAL kızlarım ve zarif eşime de gönderdim hemen) tabii ki Nazım'dandı:
"
kardeşim
sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
uçak sağ salim inebilsin meydana
doktor gülerek çıksın ameliyattan
kör çocuğun açılsın gözleri
delikanlı kurtarılsın kurşuna dizilirken
birbirine kavuşsun yavuklular
düğün dernek yapılsın hem de
susuzluk da suya kavuşsun
ekmek de hürriyete
kardeşim
sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
onların dediği çıkacak
eninde de sonunda da..."
Benim Nazım paylaşımıma A.A.cığım hemen Attila İlhan'la karşılık verdi:
"o sözler ki acıdır
mapusane avlularında
demirli kırbaçlar gibi şaklar
o sözler ki sırasında
çiçek açmış bir nar ağacıdır
dağ ufkuna vuran deniz aydınlığı
sırasında gizemli bıçaklar
o sözler ki
imgelem sonsuzluğunun
ateşten gülüdürler
kelebek çarpıntılarıyla doğarlar ölürler
o sözler ki kalbimizin üstünde
dolu bir tabanca gibi
ölüp ölesiye taşırız
o sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan
uğrunda asılırız"
Sonra sözü A.G.'üm aldı. Onun şairi Didem Madak'tı:
"evet efendimiz
bahçedeki yaprakları süpürdüm
kediye sütünü verdim, işe geç gitmedim
kirayı yatırdım, fazla içmedim
balkabağını parlattım efendimiz
yılbaşında kabak tatlısı da yaparız.
hayır, şeytanım çatlamadı, çatlamıyor.
ıslık çalmam ve parmaklarımı hiç kıtlatmam
yarın karlar erirse,
yüzüm geçit verirse gülümserim birilerine
peki gülümserim efendimiz
başka emriniz?"
Son olarak da G.'um Murathan Mungan dizeleri paylaştı:
"Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
'İçtenliğin' ya da 'dünya görüşünün' kirletmediği
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
Vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
Hâlâ bir umut var mıdır
Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz
Sadece rüzgârlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim
Senin ve benim , yani bizim için..."
Ben de bu şiir yağmurundan sizi mahrum bırakmak istemedim :)
Sanmayın ki dün şiir okumaktan başka şey yapmadım. Yaptım tabii! Yıldız Teknik Üniversitesi'ne gidip yüksek lisans tez sınavı jüri üyeliği yaptım örneğin, hem de bir önceki üniversitemde lisans tezini benimle yapan, orada okuttuğum son öğrencim sevgili K.ciğim için. Yüksek lisans tez jürisinde de benim olmamı istediğini söyleyince kıramamıştım. Kampüs yine çok güzeldi. Sınav salonunun önündeki devasa ağaçların arasından görünen Boğaz manzarası da beni mest etti tahmin edersiniz ki. K.'in tezi de, sunumu da başarılıydı. E daha ne olsun :)
Bu da fotoğrafımız. Bu anime hallerimize bayılıyorum. Hem yüzümdeki çizgiler falan görünmüyor hem de birlikte fotoğraf çektirdiğim insanların gerçek halleri olmadığından rahatça paylaşabiliyorum :)