31 Ekim 2024, Perşembe

Dün yine yoğun ve güzel günlerden biriydi. Önce sabahın köründe okula gittim tabii, 1.sınıflara dersim vardı. Ardından bir iki evrak işi yaptım ve öğlen üniversitenin yakınlarındaki AVM'deki pastaneye gidip sevgili Sezer ile (nam-ı diğer: Klio'nun şarkısı)  buluştum. Blog arkadaşlıkları hep çok içten oluyor. 2 saat boyunca susmadan konuştuk ve ruhumuzun yanı sıra börek-kahve ikilisi ile midemizi de şenlendirmeyi ihmal etmedik :)

Ardından İTÜ'ye gittim. Doktora tez izleme komitesinde olduğum bir öğrencinin savunması vardı. Gayet güzel bir tez yapmıştı zaten, yine beğendim :) Böyle jüri üyelikleri zaman alıcı ve yorucu olsa da güzel tarafı eski dostları görüp hasret gidermenin yanı sıra, canım okulumu ziyaret etmek, anılarla dolu koridorları arşınlamak, işim bitince kafamda ve kalbimde bin bir anı ile Akaretlerden aşağıya inmek gibi çok sevdiğim ritüelleri yaşama fırsatı veriyor bana. Yine öyle oldu. Valide Çeşme durağının önünden geçerken mesela, ÇBK'yı anımsayıp kendi kendime gülümsedim. Canım  Burakcığım, E.cığımı hep orada otobüs beklerken gördüğünden kendisine ÇBK (Çeşme Başı Kızı) adını takmıştı zira :)


Günün, daha doğrusu gecenin geri kalanı daha da şahaneydi. Önce Beşiktaş'tan Kadıköy'e vapurla geçmenin keyfine vardım. Biliyorsunuz, İstanbul Hanım, geceleri hep daha güzel görünür :) 


Sonrasında da Fenerbahçe Todori'de bize ayrılan odamsı mekanda 11 yaşımdan beri arkadaş, dost, kardeş olduğum 14 kişi ile bol gülüşmeli, sohbetli, dertleşmeli ve tabii ki yiyip içmeli bir gece yaşadım. Daha ne olsun :) 



29 Ekim 2024, Salı

Güzellikler defteri için bundan daha güzel bir gün olur mu? Cumhuriyetimiz kurulmuş bugün, ne güzel, ne özel bir gün. Bu büyük mutluluğa son yıllarda ciddi boyutta bir keder de eşlik ediyor bende ama şimdi bunu düşünmeyelim, sadece Cumhuriyet bayramının güzelliğine odaklanalım istiyorum. Canım hemşirem Y.cığımla buluşup Cadde'deki bayram kutlamalarına gittik akşam. Cumhuriyeti seven, Atatürk'e minnet duyan insanlarla bir arada olmak iyi geliyor bana...  

Zarif eşimle yaptığımız zeytinler çoktan oldu. Okulda yan odamda oturan canım D.ciğim, seviyor bizim zeytinleri diye bir minik kavanoz da ona ayırdım :)

Şebnem İşigüzel'in yeni kitabına başladım. Tuğla gibi bir şey. Bu yıl bitmeden bitirebilirim dilerim :)

Yarın çok yoğun bir gün olacak. Yatayım ben artık. Hadi, iyi geceler, yedi cüceler şekerler :)

28 Ekim 2024, Pazartesi

Hafta sonu "Babam, Ev ve Yumurta Kabukları"na başlayıp, bitirdim. İncecik bir kitap zaten. Hüzünlü ve etkileyici. Boza ise bizim eve kışın geldiğinin göstergesi. Pek severiz anne-oğul :)


Dün annem, ablam, ben ve sevgili komşu teyzemiz A.teyzeyle birlikte "Bir Cumhuriyet Şarkısı"na gittik. Ben beğendim doğrusu, ve tabii ki sonunda, tahmin edebileceğiniz üzere, gözyaşlarıma hakim olamadım. Evet, Özsoy operasının Mustafa Kemal'in talimatı ile 1 ay gibi kısa bir sürede bestelendiğini biliyordum ama izlemek yine de etkiledi beni. Oyunculuklar da gayet iyiydi bence.  

Akşam canım B.cığım geldi yemeğe. Oradan, buradan, çocuklardan, okullardan, ailelerden konuştuk. Bazen güldük, bazen hüzünlendik...Onu yolcu edip, ortalığı toparladıktan sonra, dostlarım konusunda şanslı olduğumu hissederek, mutlu bir şekilde girdim yatağa. 

Bugünse kendimi yataktan küreyerek zor bela kalktım ve sabahın körü dersime gittim. İçimden de "kesin çok az kişi gelecek, dersi işlesem bir türlü, işlemesem bir türlü" diye düşündüm, ne yalan söyleyeyim. Ama kuzucuklarım, yoklama almamama rağmen, tam kadro önümdeydiler. E, onları öyle beni dinlemeye hazır görünce, coştum tabii, pek güzel anlattım vallahi duyarlılık analizini :P Kendimden memnun, eve dönerken yoluma çıkan kedicikler de günümü ayrıca güzelleştirdi :) Bir de Storytel'de dinlediğim "Dünyanın Bütün Fıstıkları"nda Başar Başarır, çok sinir olduğum "yaparakTAN, ederekTEN" şeklinde bir dil kullanmamış olsaymış, daha memnun olacaktım ama ne yapalım, bu da dilimize böyle yerleşen abukluklardan biri herhalde. (Evet, bildiniz, tüylerimi diken diken eden diğer kullanım "tabii ki de!") Neyse, şu kedilere odaklanalım biz, gün, güzelliği ile devam etsin :)

26 Ekim 2024, Cumartesi

Sabah, üniversiteden 4 arkadaş, Fransız Geçidindeki bir mekanda kahvaltı için buluştuk. Bu dörtlü grubun biri ile yaşıtım ve bu üniversiteye geçtiğimden beri en yakın arkadaşım o. Diğer ikili, bölümün genç ekibinden ve arkadaş olmak için yaşıt olmanın şart olmadığını kanıtları benim için:) Sohbet eğlenceli, yediklerimiz lezizdi.

Kahvaltı ve kahve sonrası Tophane'i Amire'ye gidip Sebastião Salgado’nun “Genesis” Sergisini gezdik. Çok etkileyiciydi.  Salgado'nun eşi ve serginin küratörü olan Lelia Wanick Salgado'nun girişteki yazısı, sergiyi gezince daha bir anlamlı oldu. Şöyle diyor yazının sonunda "Genesis, bu güzelliği gözler önüne sermeyi ve paylaşmayı amaçlayan bir görsel şölen olarak, hepimizin korumakla yükümlü olduğu bu kırılgan gezegene bir övgüdür." 

Oğluş beyin devamlı kullandığı bir ilaç var. Her ay, bulabilmek için 100 takla atıyorum ama bu ay iyice sıkıntılıydı. Canım G.cuğum da bugün çabama ortak oldu ve Manisa'dan bulup getirtti ilacı. Derdimi kendine dert edinen dostlarım/kardeşlerim olduğu için bir kez daha şükrettim.

Trenden inip eve yürürken karşıma çıkan ve hâlâ inatla çiçeklerini dökmeyen şu begonvile her görüşümde hayranlıkla bakıyorum. Bugün sizin için de bir fotoğrafını çektim :)



25 Ekim 2024, Cuma

Dün akşam okuyup bitirdiğim Barış Bıçakçı'nın "Dünyaya yeni gelen okurlar için" adlı kitabını sabah kahveme de eşlikçi kıldım. Bazen, bazı kitaplardan ayrılmak istemem. Bu da o kitaplardandı.


Sabah çalışmaya oturmuşken apartmanımızın tam yanımdaki okulun öğrencileri  29 Ekim kutlamaları kapsamında tüm mahalleyi şenlendirdi. Gözlerim dolu dolu izledim, alkışladım, sonra da hemen gidip bayrağımızı astım salon penceresine. 

Ardından ablamla evimizin yakınındaki hastaneye gidip bu yaz burnumda çıkan et benini aldırdık. Salı günü gittiğim dermatolog, cerraha yönlendirmiş ve "patoloji sonucunu görelim" demişti zira. Minik bir operasyonla alındı benim, sonuç 10 güne çıkarmış. Hayırlısı diyelim, içimde kötü bir his yok doğrusu ama temkinli olmakta da fayda var tabii :)

Dünkü yazıma Leylak Dalı öğretmenimin yorumuna yanıt verirken Işıl Özgentürk'ün "Küçük sevinçler bulmalıyım" oyunundan 
“Bir cümle 
Bir insan 
Bir dost sıcaklığı 
Bir çocuk gülümsemesi gibi 
Küçük sevinçler bulmalıyım..." dizeleri gelip yerleşti dilimin ucuna. Bugünü böyle geçirdim. Hepimize küçük sevinçler bulabileceğimiz günler diliyorum :)



24 Ekim 2024, Perşembe

Tanıdığım, beni, tarzımı bilen esnafların varlığı mutluluk verici. Kayınvalidemin yaş günü, çiçek yollamak için, her zamanki çiçekçiye ne istediğimi söyledim, göndermeden önce bana yolladığı buketin fotoğrafı tam da istediğim gibiydi. Sonrasında duyduğum "Allah sana da senin gibi gelin versin" cümlesi ise muhteşemdi :)


Geçenlerde yemeğe gelen I.ve erkek arkadaşının getirdiği ev hediyesini değiştirmek için Paşabahçe'ye gittim. Her şey her zamanki gibi çok güzel ama fiyatlar uçmuş! Yine de, şu ufaklığı almadan edemedim :)

Evet koşu için numaramı da aldım bu arada. Bağışlar da tüm ekonomik zorluğa rağmen iyi gidiyor. Şimdilik 1 öğrencinin 1 yıllık eğitim bursunu çıkardım, mesudum :) 

Bugün pazar günüydü malum, ne zamandır sosyal medyada önüme düşen (niye böyle bir şey önüme düşüyor sorusunu instagram algoritmasını yapanlara havale ediyorum :P) şu mantarımsı "nevresim tutturma aparatı"ndan aldım. Benim  gibi şekilden şekile girerek uyuyan ve nevresimin canını çıkaran biri için bulunmaz nimet!

Bugün facebook bu fotoğrafı anımsattı bana. Öyle çok özlüyorum ki...Canım oğlum, Miçocuğum...

Bugün böyle bol fotoğraflı bir tarzda yazdım. Hem kendimi hem sizi oyalayayım diye. Yoksa dünkü o korkunç saldırıyı, öldürülen, yaralanan, rehin alınanları, ama özellikle evlilik yıldönümü için eşi tarafından gönderilen çiçeği teslim almaya gittiğinde öldürülen o mühendis kadını hiç aklımdan çıkaramıyorum...


21 Ekim 2024, Pazartesi

Haftalar öncesinden planlanan bir lise buluşması için Ankara'daydım bu hafta sonu. Yanlış anlamayın, benim değil ama, eşimin lise arkadaş buluşması :) Aslında yıllardır, yazın yaptıkları ve daha geniş katılımlı toplantılarına katılmıyorum hiç, eşlerin bu tür toplantılarda olmaması gerektiğini, o ruhun bozulacağını savunarak. Ama bu daha küçük ve hepsi ile arkadaş olduğum bir gruptu, ısrarlara dayanamayarak katıldım aralarına "İstanbullu gelin" olarak :P Hava soğuktu ama biraz içeride soba başında, biraz dışarıda mangal başında derken soğuğu pek hissetmeden bir piknik yaptık. Yakartop oynadık, yedik, içtik, fal baktık...Eğlenceli bir gündü hepimiz için :)

Pazar günü öğleden sonra "En sevdiğim pastam"a gittik A.ciğimle. İran sinemasının gönlümdeki yerini perçinleyen çok güzel bir filmdi. Ah bir de ters köşe bir sonla ve bizi kocaman bir hüzünle baş başa bırakarak sonlanmasaydı iyiydi, ama...

Bugünün "güzellikler defteri"ne yazılmayı hak eden asıl olayı ise evimizin küçümeni ve "özel"i E.beyciğimizin üniversiteye başlamasıydı bence. Anne-babasının yıllardır verdikleri emekleri boşa çıkarmayarak kazandığı spor antrenörlüğü bölümünü okuyacak Ankara'da. (Evet, özel yetenek sınavı ile başlayan tüm bölümler bu sene ilk olarak merkezi sınavla öğrenci aldılar ve süreç anlamsızca uzun sürdüğünden dersler ancak başlayabildi) Kendisi gayet cool olsa da ailenin diğer tüm fertleri olarak bizler pek heyecanlıyız. Bugün ilk dersine girmiş. Her şey yolundaymış, aldığım habere göre :) 

Bir diğer güzel olay da şu: İki yıl önce katıldığım İstanbul Maratonuna bu yıl yine katılıyorum. Tahmin edersiniz ki, maratondur, koşmaktır falan, bunlar bana uzak faaliyetler ama işin içinde "iyilik peşinde koş" projesi kapsamında, mezun olduğum lisenin ihtiyacı olan öğrencilere sağlayacağı burs için koşmak olduğundan, "koşmasam da yürürüm" diyerek balıklama daldım yine :)  (İlgilenenler için bağış sayfamın bağlantısı şöyle: http://ipk.adimadim.org/kampanya/CC123499 ) 

Bu koşunun en güzel yanlarından biri de Boğaziçi köprüsünden (benim için adı her zaman bu!) yaya olarak geçmenin güzelliği :)

17 Ekim 2024, Perşembe

Sabah annem için pazar alışverişi yaparak başladım güne. Ardından ısmarladıklarını yerleştirdik birlikte ve anne-kız balkonda kahve keyfi yaptık. Bazen gündemle ilgili öyle yorumlar yapıyor ki annem, "cin gibi yahu, yok bir şeyi" diyorum, sonra öyle bir soru soruyor ki, kalakalıyorum...Bugün de yine böyle, bir uçtan diğerine savruldum sohbet sırasında...Zor zamanlar...

Ardından bir de kendi evim için çıktım pazara. En tazesinden sebze-meyve, balık, peynir, zeytinin yanı sıra giyim kuşam konusunda da efsane bir pazar bizimki. Çıkasım gelmiyor gidince.

Akşamsa oğluş beyle "Ağaçlar ayakta ölür" adlı oyuna gittik. Hayranı olduğu Nevra Serezli'yi izlemek ona iyi gelir diye düşünerek almıştım biletleri o hastayken. Tahminimde yanılmamışım, mest oldu izlerken. "Sihirli Annem" zamanlarından beri çok sever Nevra Hanımı. O da sağ olsun, bugün oynamadı, gerçekten yaşadı sanki rolünü. Büyük oyuncu olmak böyle bir şey herhalde...

Oyundan önce Moda'da bir şeyler yedik, içtik, anne-oğul gecesi yaptık kendimize. Eskiden olduğu gibi. İkimizin de ihtiyacı var sanırım böyle ikili gezmelere. Bana da, O.cığıma da iyi geldi birlikte, sadece bize ait bir akşamı paylaşmak, konuşmak, dertleşmek...Taklitleriyle güldürdü yine beni. Gündeme ait yorumlarıyla aydınlattı, her zamanki gibi. Herkesin içinde de olsa, içime sokasım, öpüp yoğurasım geliyor böyle zamanlarda, küçükken yaptığım gibi ama durduk yerde "öff anne" ayarını işitmeyeyim diye cool bir şekilde koluna girip yürümekle yetindim. Olsun, bu da güzel :)

Trabzon Ayasofya müzesinden yârimin çektiği ve benim pek sevdiğim bir fotoğraf...
Fotoğrafa giydirdiğim şarkı ise Selim Atakan'ın son albümünden....

14 Ekim 2024, Pazartesi

"Memleketim, memleketim" dedim ama Trabzon havası çarptı beni. Ağır bir soğuk algınlığı geçirdim kongre sonrasında. Gittiğim doktor da "covidden şüpheleniyorum" deyince, oldukça tırstım, yalan yok!. Neyse yapılan testle ve çekilen ciğer tomografisi ile covid olmadığım anlaşıldı ama her neysem, beni fena hırpaladı!

Yine de derslerimi yaptım, toplantılara katıldım ve öğrenci görüşmelerimi aksatmadım, maskeli şekilde de olsa anne ziyaretlerimi de gerçekleştirdim :) 

"E iyileşmişsin işte, daha ne" derseniz, iyileştim evet, ama kendimi çok iyi hissetmiyorum. Dayak yemiş gibiyim genelde. Bu ara oğluşun hastalığı, yaşadıkları, annemin kafa karışıklıkları, aldığı teşhis, çaktırmamaya çalışsam da ablamın 6 aylık kontrol zamanının gelmesi üst üste bindi. Hani bir karikatür var ya, "yıkılmadım, ama ayakta da değilim" diye, hâlim tam olarak bu :)

Yine de bu hafta sonu yaptığımız en faydalı ve bu deftere yazılmayı hak eden faaliyetimiz, zarif eşimle birlikte "balkon büyütme" projemizdi. Olay şu aslında: kentsel dönüşümden yarı yarıya küçülerek çıkan evimizin,en küçülen yeri balkonu oldu ne yazık ki. Toplam 15 metrekare olan 2 balkonumuz 2.5 metrekarelik tek balkona düşünce, bir balkon delisi olan ben de sudan çıkmış balığa döndüm. Bir de bu sözde 2.5 metrekarelik köşe balkonun iki kenarında 30 cm eninde yükseltiler olunca, kullanım alanı iyice küçülüyordu. Bir "zihni sinir procesi" olarak ilk günden beri aklımdaki fikir, alçakta kalan orta bölgeyi yükseltmek, böylece kullanım alanını genişletmekti. Yazın, balkonu camla kapatıp kışın da kullanabilecek hale getirince, büyütme procem (!) konusunda ikna ettiğim A.beyciğimle birlikte "nasıl yapabiliriz" diye düşünmeye başlamıştık zaten. Dün harekete geçtik. Önce yazın aldığımız paleti biraz kesim işlemi ile tabana oturttuk, üstünü de laminant parke ile kapladık. Tabii, "hiç bir Türk usta elinden çıkmış duvar düz değildir, ölçüler şaşar" bilgisi bizim balkon için de geçerli olduğundan, biraz uğraştırdı bizi ama gün sonunda daha makul bir hale gelmiş balkonumuzda kahve içebildik yârimle, e bu da "güzel" bir şey :)

Kahveye beklerim :) Çay da olur tabii :)   

7 Ekim 2024, Pazartesi

Dün akşam 01:20'ydi yattığımda. Sabah da 6:30'da kalkıp derse geldim, sürünerek :) Neyse ki en sevdiğim ders (yöneylem araştırması) olduğundan, dersten çıkarken enerjim yükselmişti. "Ne zorun vardı da pazar gecesi o kadar geç yattın" diyecek olursanız, anlatayım, okuyun isterseniz:

  • Salı akşamı O.beyi babasına teslim edip uçakla çarşamba-cuma günleri arasında gerçekleşecek olan YAEM kongresi nedeniyle Trabzon'a gittim. Benden hemen sonra da Ankara'dan yârim geldi ve canım kuzen-kardeşim E. ile eşi D.çiğim bizi karşıladılar. Hep birlikte küçük halama gittik. Halamın "Baban her geldiğinde yapardım, sen geleceksin diye de yaptım, yemeden yatamazsın" ültimatomu ile gecenin 10'unda kara lahana sarması yedik. Böyle yazınca sanki zar zor yedik gibi gelse de aslında hepimiz gayet "istemiyorum, yan cebime koy" modundaydık, halam "yemeden olmaz" deyince, "günah bizden gitti" diyerek oturduk sofraya. Lezizdi :)
  • Akşam odaya girip özenle hazırlanmış yatağı, saten yorganı, işlemeli yastıkları görünce yüreğim cız etti tabii. Halam yaşıyordu sanki ve onun özeni hâlâ vardı o evde. Küçük halam, sağ olsun ablasının düzenini aynen devam ettiriyordu.  
Halamın evine girince pencereden görünen şu manzara sizce de çok güzel değil mi? 
  • Çarşamba sabahtan kongre merkezindeydik. Güzel konuşmalar dinledim, meslektaşlarımı gördüm, artık birer hoca olan öğrencilerimle hasret giderdim. A.ciğimle ortak bildirimizi sunup çıktığımızda saat 16.30 olmuşu bile. Sonrasında, halamı da alıp gittiğimiz canım kuzenlerim D.&E. çiftinin evindeki balık ziyafeti ve eşlik eden sohbetin şahaneliği vurdu geceye damgasını. Akşam eve döndüğümüzde karnımız şişti ve yüzümüz gülüyordu.
  • Perşembe günü bu sefer diğer kuzen eşi F.ağabeyimiz ve oğlu E.geldiler kongre merkezine. Benim katılacağım oturumları bekleyip (hatta bazı bildirileri de dinleyip) ardından Sürmene'ye pide yemeğe götürdüler bizi. "Lezzetten ağlamak istiyorum" diye diye götürdük Bozo'nun pidelerini. Bakın şimdi yazarken bile ağzım sulandı, o derece güzeldi :) Akşamında da kongre yemeğine katıldık bizim ekiple, özlemişiz birlikte zaman geçirmeyi.
  • Cuma günü sabahın köründe E.cuğum yine bizi kongre merkezine bıraktı. Öğlene dek süren oturumların ardından kongrenin bilimsel kısmı bitti ve sosyal kısmı başladı :) Önce Boztepe'de seyir terasına çıktık ve ardından Kızlar Manastırı'nı ziyaret ettik ki 2021'de restore edilip açılan bu manastırı daha önce görmemiştim, çok beğendim. Sonrasında da on kez gitsem yine ilk kez gidiyormuş gibi hayranlıkla gezeceğim Atatürk köşkünü gezip, son olarak küçük Ayasofya ile geziyi tamamladık. Kongre ekibinden ayrılıp bu sefer de, akşam yemeğinde canım G.ablacığımın evine gittik. O da sağ olsun diğer kuzenleri de çağırmış, cümbür cemaat bir şekilde, gidenleri, kalanları, yaşananları yad ettik, güldük, yedik, içtik bolca. Çok güzeldi.
Atatürk köşkünün şu masalsılığı vuruyor beni her seferinde. Yine öyle oldu.
  •  Cumartesi ekip olarak (Ö.,İ. ve Ö.beyler ile zarif eşim ve ben yani :P), kiraladığımız otomobile atlayıp yola çıktık. İlk durak Maçka'daki "Panço'nun yeri"ydi. Kuymaklı, kayganalı güzel bir kahvaltı ile başladık güne. Sonrasında da Sümela Manastırına gittik. En son 88 yılında gitmiştim oraya. Daha haraptı, kesin, ama bu hali de biraz fazlaca "restore edilmiş"ti sanki. Eskiden o harap pencerelerinden güzelim manzaraya bakabilirdik, şimdi böyle bir imkan yok, örneğin. Ama yine güzel, yine etkileyiciydi tabii. 
  • Sonrasında ver elini Ayder yaylası dedik...Yayla, açılan binbir otel-restoran-pansiyondan görünmez gibi olsa da, "gelin tülü şelalesi" beni benden aldı, ayrılmak istemedim oradan... 
Benim çektiğim hiç bir fotoğraf gerçeği kadar güzel olmuyor tabii ama yine de burada olsun "gelin tülü şelalesi" istedim :)

  • Akşam,  Artvin'de yemek yiyeceğimiz ve konaklayacağımız mekana giderken ise "bu nasıl bir şehir, bu nasıl yollar" diye diye yolculuk yaptık. Bu kadar virajlı şehir içi yolları hiç bir yerde görmemiştim doğrusu! İ.ciğim arabayı kullanırken ben arkada gerildim resmen. Ama gittiğimiz restoran gerçekten güzeldi, sohbet de...Grubun yeni damatları İ. ve Ö. beyler, geceye ve sohbete damgasını vurdu tabii :) Hiç kimseye, büyük aile grubuna bile söylemeden ani bir kararla nikahlanan Ö.cığımın nikah şahitliğini yapmış olmam biraz kıskanıldı tabii, ama olacak o kadar :P Kendisine "Evimizin büyük oğlu" demiyoruz boşuna :)
  • Pazar sabah kalkınca ilk iş, Artvin'deki "dünyanın en büyük Atatürk heykeli"ni görmeye gittik. Her şeyi abartmaya bayılan bir toplum olduğumuzu bir kez daha anladım heykeli görünce.  Atatürk sevgim tartışma götürmez ama ne gerek var böyle bir şeye, bilemedim. Neyse, gitmişken Paşamızın gölgesinden Artvin'e baktık yukardan. Güzel ama zor bir şehir bence.
  • Sonraki durağımız Borçka Karagöl'dü. 1800'lü yıllarda bir tepenin toprak kayması sonucu Klaskur Deresi'nin önünü kapatması ile oluşmuş göllerden biriymiş Karagöl. Rüya gibiydi. Fotoğraf çekmeye de, çektirmeye de, renklerin güzelliğine de doyamadık.
  • Dönüş yolunda Rize'nin ünlü restoranlarından birinde mola verdik ve kuru fasulye, kavurma, kara lahana sarması ile hazırlanmış tablo gibi tabakları mideye indirdik. Şiştim evet, ama hiç pişman değilim. Bir daha nerede bulacağım böyle bir "kombo" tabağı :)
  • Uçak öncesi boşa düşen 1-2 saati de D. ve E. ile çay-kahve içerek değerlendirip Trabzon'a veda ettik. 
Oğluş beyin hastalığı sonrasında böyle bir 5 gün çok iyi geldi bana doğrusu. Yanımda canım A.ciğim, baba memleketimdeki kuzen-kardeşlerim, küçük halamla birlikte 3 gün geçirmek, ardından da dostlarımla 2 gün yollarda olmak bana çok iyi geldi. Bu 5 gün boyunca aklımda hep oğlum vardı, yalan yok (nasıl oldu, ağrısı var mı, oh neyse konuştum iyiymiş diye diye geçirdim günleri) ama yüreğimde de babacığım vardı. Doğduğu, büyüdüğü topraklarda gezerken, çok sevdiğini bildiğim çağıl çağıl akan derelere bakarken, hep andım onu . Tanımadığı damadıyla onun memleketinde gezdiğimizi gördüyse çok mutlu olmuştur, eminim...

*Her fotoğrafa sevdiğim bir memleket türküsü giydirdim. Beğenirsiniz dilerim :)