26 yıldır, başka yerleri gezsem(k) de, yaz tatillerim(z)in vazgeçilmez mekanı Dikili'dir her zaman. Bu sene de ablamın iki kemosu arasındaki 6 günü değerlendirip, kaçtım yine gönlümün efendisi Ege kasabasına :)
Baktım, geçen yaz "Dikili bereketlidir bizim için! Bizim yazlık, eski eşin ailesinin yazlığı, yeni eşin ailesinin yazlığı, yeni eşin eski eşinin ailesinin yazlığı hep burada :P Bence bir tür sit-com çevirebilecek malzeme çıkar bu ekipten ama diğer paydaşlar buna henüz hazır değil sanırım :P" diye yazmışım.
Gerçi bu yaz, babamın yokluğu ve ablamın hastalığı yazlık günlerine damgasını vurduğundan, bizde de sit-com'luk ruh hali yoktu ama yine de 5-6 gün sakin ve hüzünlü de olsa bir yaz mutluluğu yaşadık, buna da şükür dedirten cinsten.
- Çığlık kıyamet martı-karga sesleri yerine usul usul "guguuuuk guk" diyen kumru sesleriyle uyandım. Gözümü açtığımda da yârim yanımdaydı ki daha ne isterim :)
- Sabah yürüyüşleri yaptık, sonrasında da "efendi Ege Denizi"nde "çil çil koşuşan balıklar"la birlikte yüzdük.
- Geçen sene gitmek istediğimiz ama bir türlü zaman yaratamadığımız Küçükköy (Yeniçarohori) gezimizi bir akşamüstü gerçekleştirdik. Ayvalık yolu üzerindeki bu küçük sanat köyüne vuruldum resmen, ayrılmak istemedim. Resim galerilerini (Suna Tüfekçibaşı'nın çok katmanlı İstanbul tablolarına bayıldım mesela. Kıraarthane'nede ise sevgili A.'ın da bir tablosunun olduğu karma sergi çok iyiydi ama mekan başlı başına bir sanat eseriydi zaten!) gezdik, Boşnak mantısı yedik, mübadelenin izlerinin olduğu kent müzesini ziyaret ettik ve ortaçağdaki baskı tekniklerinin sergilendiği ve çalıştayların yapıldığı küçük ama müthiş bir yaşayan müzeyi de ihmal etmedik!
- Eve dönüş yolunu biraz uzatıp Cunda'yı da ziyaret ettik, Ayvalık tostumuzu yedik. Ben yol boyu tüm mübadilleri ve Feride Çiçekoğlu'nun "Suyun Öte Yanı" kitabını anarak, usul usul "samyotisa"yı da mırıldandım tabii ki!
- Bu arada baş sağlığına gelenler, sıklıkları azalsa da, sürüyordu, onlarla anıları yad ettik, babamızın ruhunu şad ettik.
- Kilerdeki eski mi eski iki ahşap sandalyeyi mavi-beyaz boyadım, gayet güzel oldular. Bizimkiler pek beğendi, babam da yattığı yerden gördüyse beğenmiştir eminim.
- Arkadaşımızın bahçesindeki "kurt üzümü"nün hem tadına hem görünüşüne bayıldım, seneye bizim için de yetiştirmesi için söz de aldım. Yoo yo, hiç ısrar etmedim, kendi gönüllü oldu :)
- Son gecemizi de çocukluktan beri arkadaş/dost/kardeş olan iki adaşa (eşim bey ve arkadaşı A.bey) eşlik ederek ve uzun zamandır içmediğim kadar içerek tamamladım(k), pişman değilim(z) :)
Bu yazının şiiri ise belli, anlamışsınız zaten, Can Yücel'den "Buluşmak üzere":
Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım