31 Aralık 2025, Çarşamba

Bir yıl daha bitiyor. Zor bir seneydi. Yine! 

19 Martta başlayan süreç zaten pek de normal olmayan ülkemizi, şehrimizi ve dolayısıyla kişisel hayatlarımızı iyice allak bullak etti. Protestolar, sabahlamalar, endişeler...Oğlumdan gurur duymakla endişeden çatlayacak hale gelmek arasında çok gece geçirdim. "Şükür ki eve döndü, yanımda" demeye bile utanarak, şükrettim. 

Bu yıl annemle daha çok zaman geçirdim. Ona yoldaşlık etmeye çalıştım. Bazen öylece balkonda oturup gelene geçene baktık birlikte, bazen ben bilgisayarda çalışırken o bana meyve soydu, çay koydu, bazen o uyurken ben de yanında kitap okudum, bazen birlikte bize gelip televizyonda bir şeyler izledik (dizi değil, artık dizi takip edemiyor ama söyleşi programları falan çoğunlukla) bazen de birlikte sudoku çözdük.  

Okul her zamanki gibiydi. "Yol uzak, öğrenciler eskisi gibi değil, enerjim yok, emekli olmak istiyorum" diye söylendim sık sık ama yine de sürünerek gittiğim derslerden enerji yüklenmiş şekilde çıkabildim :) 

Akıl ve ruh sağlığımı korumak için küçük mutluluklara sığındım tabii, hep yaptığım gibi...İyi kitaplar okuyup, güzel filmler izledim. Arkadaşlarımla buluştum, sevdiceğimle kısa kısa da olsa, gezilere çıktım, oğlumla birlikte aynı evde yaşamanın keyfini çıkardım.  

Yılı hafta sonundaki "büyük aile" toplaşması ile kapadık. Büyük aile, gerçek ailem değil biliyorsunuz. Onlar benim kan bağım olmayan kardeşlerim ve aslında taaa İTÜ günlerinden beri yanımda olan çalışma arkadaşlarım. Bu sefer Ö.lardaydık. C.ciğimin donattığı muhteşem bir masada (gastronomi bölümünde hoca olmasının getirdiği bir -damak çatlatan lezzet-le karşılaştık) çok yedik, çok güldük, çok konuştuk yine.

Bu akşam ise yârim, oğlum, annem, ablam ve ben, bizde olacağız yılbaşı yemeğinde. Çoğunlukla olduğu gibi.  Çok büyük beklentilerim yok 2026'dan. Sağlık istiyorum hepimiz için. Oğlum mutlu olsun, başarılı olsun, yolunu çizsin istiyorum. Yârimle daha çok birlikte olalım istiyorum. Ülkem biraz nefes alabilsin, güzel günlerin kapısı aralansın istiyorum bir de..."İyi ki -çok bir şey- istemedin" dediğinizi duyar gibiyim. Çoksa da çok yahu, istiyorum bunları, evet! 

Bir Nesin takviminin daha sonuna geldik. Nicelerine, sağlıkla, mutlulukla, huzurla...

26 Aralık 2025, Cuma

Birlikte büyümek diye bir şey var gerçekten. Dün bunu bir kez daha hissettim. KAL'dan bir grup arkadaş toplanıp yemek yedik dün akşam. 12 kişiydik. Hem çok güldük, hem dertleştik, yedik, içtik. Gece eve dönerken bu kadar rahat, beni anlayacaklarına bu kadar inanarak, içimdekileri çekincesiz anlatabildiğim dostlarım olduğu için şükrettim, yine. Restoran çıkışında hemen hepimiz trene bindik, eve dönüş yolunda. Sanki lisedeyiz de okuldan dönüyoruz gibi hissettim. Oysa tanışalı 43, mezun olalı 36 yıl olmuş. Bir ömür resmen...

Bugün de annem ve ablamla birlikte "Bak Postacı Geliyor" adlı filme gittik. Muğla'da geçen, yönetmen Yüksel Aksu'nun kendi anne-babasının hikayesini anlattığı hoş bir filmdi. Annem ne kadar takip edebildi bilmiyorum ama yine de eğlendi, sevdi. Önemli olan da bu.

Yarın babamın ölüm yıldönümü. 22 yıl önce bu akşam görmüştüm onu en son. O gün bu gün, onu anmadan geçen bir tek günüm yok. " Okuduğum her cümlede / Konuştuğum her insanda / Gördüğüm her güzellikte / Sen de varsın, sen hep varsın" diyor ya şarkıda, öyle işte...

22 Aralık 2025, Pazartesi

Yârimle birbirimize vereceğimiz yılbaşı hediyemizi bu sene  "Büyükada'da bir gece konaklamak" olarak belirlemiştik. Cuma öğle saatlerinde vapura binip adaya geçtik ve Beltur'un Aya Nikola koyundaki tesislerine gittik. Tesis gayet güzeldi doğrusu ama orada konaklamak bize Ada'nın bugüne dek pek de gitmediğimiz tarafını keşfetme şansı da vermiş oldu. İlk iş olarak, yakındaki Adalar Müzesini gezdik, bahçesindeki kafede kahvelerimizi içtik, mekanı da çok beğendik. 

Oradan Heybeli'ye geçtik, milli parkın içinde yürüdük uzun uzun, dönüşte de güzel bir yemek yedik. Bundan iyi yılbaşı hediyesi mi olur :) Cumartesi sabahsa tesisin Sedef Adası manzaralı kahvaltı salonunda keyif yaptıktan sonra yürüye yürüye iskeleye giderken, yine bir çok köşke hayran hayran baktık, kedilere yoldaşlık ettik. Hava da şansımıza çok güzeldi gerçekten.

Akşamına annemle biricik komşusu A.teyzemizi sinemaya götürme planımız vardı aslında ama annem sultanımın başı ağrıdığından "ben evde olmak istiyorum" deyince, ne zamandır izlemek istediğimiz "Yan Yana"ya gittik bu sefer. Haluk Bilginer'e bir kez daha hayran kalıp, Feyyaz Yiğit'i de daha bir sevip geri geldik :) Görüştüğümüz kısıtlı zamanlara bir çok faaliyet sığdırmakla tanınan bir ikiliyizdir zaten, hakkını verdik yine bu tanınırlığın :P

Bu sabah ise kargalar kahvaltısını yapmadan Ankara'ya geçirdim zarif eşimi. Sonrasında kahvemi içip yoğun bir hafta için enerji depoladım! An itibari ile 2 posta çamaşır yıkanıp asıldı, bir öğrencim ile de öğleden sonra çalışmak için sözleşildi, daha ne olsun. Birazdan anneme gider, ona yoldaşlık ederim gün boyu. Sonrasına, sonra bakarız artık :) 

19 Aralık, 2025, Cuma

Ne çok gün geçmiş son yazının üzerinden, çok ayıpladım kendimi. Dün Ekmekçim taa Londralardan bu sessizliği fark edip "her şey yolunda mı" mesajı atınca ayıldım :)  Son 10 günde neler yaptığıma gelince:

  • Çarşamba ders arasında odama çıkıp iki yudum çay içtikten sonra, artık nasıl bir acelecilik içindeysem, çıkarken gümm diye dizimi sehpanın köşesine çarptım.  Sonrası biraz buz kompresi ve topallayarak ders anlatma şeklinde geçti. Neyse ki kırık falan yok, bir iki gün ağrıdı o kadar, ucuz atlattım. Kurşun mu döktürsem nedir...
  • Perşembe-cuma günleri rutin, yıllık doktor kontrollerim ile geçti. Her şey yolunda, aldığım ilaç sayesinde kolesterolüm de makul bir seviyeye indi yıllar sonra. Şükür...
  • Cumartesi İTÜ'den 4 kişilik kız grubumuzla buluşup 5 saat yedik, içtik ve çene yaptık. Çokça anneler, biraz çocuklar ve eşler derken zaman geçip gidiverdi ama bana çok iyi geldi arkadaşlarımla olmak, dertleşmek...
  • Pazar günü annemle kuaföre gittik, saçlarımızı boyattık, kestirdik. Bu saç boyatma işi kadar sinir bozucu az iş var. Beyazları bırakmayı ciddi ciddi düşünüyor ama henüz cesaret edemiyorum! Bir gün mutlaka!:P
  • Pazartesi tüm gün annemleydim. Biraz yanımda götürdüğüm bilgisayarımda çalıştım, ama çoğunlukla annemi "eyledim". Yemek yaptık, sütü mayaladık, çay içtik, kahve içtik, sohbet ettik derken akşamüstü, otobüsle Bergama'dan gelen yârimi karşılamak için evden çıkarken, keyfi yerindeydi.
  • Salı günü ders sonrası, ne zamandır planladığımız Behzat Ç.günüydü. Zarif eşim ve büyük oğlum/küçük kardeşim/daimi iş arkadaşım Ö.cığımla "Behzat birlikte izlenir" rutinimizi bozmamak için ne zamandır beklettiğimiz son sezonu, 7 bölüm tekmili birden izledik. Arada C.ciğimizin hazırladığı masada yedik, içtik, söyleştik de tabii :) Gece 1.30'du yattığımızda. Sonu hüzünlü bitse de, küfürler yine havada uçuşsa da, amirimizi özlemiştik, iyi oldu :) 
  • Dün ise, önce yârimin yüzünde çıkan yağ bezelerini yaktırmak için hastanedeydik. Kolaycacık oldu bitti neyse ki. Sonra da yeni işi için ağabeyini ziyarete gittik Zincirlikuyu'daki yeni bankasına. Ortamı, çalışanları falan görünce kurumsal hayattan ne kadar kopuk olduğumu bir kez daha anladım! 
  • Bu hafta yârimle bir de "Kasaba"yı izledik. Okan Yalabık'ın gönlümüzdeki yeri hep özeldir. Bence yine gayet iyiydi, hem Yalabık, hem de tüm gerilime rağmen dizinin kendisi.   
  • İçimde öyle eskilerde olduğu gibi bir yeni yıl neşesi falan yok ama belki salonu biraz şenlendirirsem ruhuma da iyi gelir diyerek bir iki küçük dokunuş yaptım tabii, fena da olmadı :)


9 Aralık 2025, Salı

Toplandık, taşındık, yerleştik :) Bu hafta sonunun en önemli haberi buydu sanırım :) "Ev, dev" derdi rahmetli anneannem, buna bir de zarif eşimin "lazım olur, saklayayım"cılığı ile benim bir önceki evden lojmana gönderdiklerim ve 2 gencin eşyaları eklenince, ev, gerçekten dev oluyor ve bir devi bir yerden diğer bir yere götürmek zor oluyor taktir edersiniz ki :P Neyse ki arkadaşlarımız vardı yardıma koşan ve de evimizin temizlik perisi G.cüğümüz de pazar günü gelip üzerimizden bir ton yük aldı derken, yerleştik tam anlamıyla. Tabloları bile astık, öyle diyeyim :) 

Artık şahane manzaralı (ülkemizin ana muhalefet partisi genel merkez binasına bakıyoruz) sahip bir evimiz var. Ankara'da olanları (kızım sana söylüyorum Deli'ciğim sen anla), yazları Antalya sıcağından kaçanları (Öğretmenim orda mısınız :P) ve bir gün elbet trene binip birlikte Ankara'ya gitme umudumu koruduğum canım mahalle komşumu (anladın sen onu Ekmekçim) ve tabii yolu Ankara'ya düşenleri bekleriz :)

Aşağıdaki söyleşi de günün bonusu olsun. Ayfer Tunç'un özellikle akademi ile söyledikleri can acıtıcı ama çok doğru. Dinlemek isterseniz : 



4 Aralık 2025, Perşembe

Bu sezon hastalıklar konusunda bir markayım vallahi. Dün 3 saat dersi güle oynaya yaptıktan sonra, bu sabah sıfır sesle uyandım! Yok abarttım, sıfır değil de, 100 üzerinden 4-5 belki. Kendi söylediğimi ancak kendim duyabiliyorum diyeyim, siz anlayın :) Aile hekimimiz, şu sıralar bu şikayetle gelenlerin çoğaldığını söyledi, bir iki ilaç verip, "sesinizi dinlendirin" dedi. "Oldu" dedim, "aryalarıma bir süre ara vereceğim mecburen" :)

Bugün yazmak istememin nedeni bu değil ama! 

Dün hiç beklemediğim bir video gönderdi eski bir tanıdık, "Biraz uzun, uygun olduğunda izlemeni rica ediyorum" notuyla. Video, narsist bireylerle ilgili. Önce "neden bunu bana yollamış" diye düşünsem de izledim videoyu. Sonra bana ayrılmak üzere olduğu eşinin narsist olduğunu düşündüğünden bahsetti. "Ben tabii tanımıyorum kendisini çok fazla, ama eğer öyleyse, kurtulman senin için hayırlı olmuş" diye yazdım, tam da ne diyeceğimi bilemeden. Sonra biraz daha yazıştık. "Seninle paylaşmamın nedeni bunu senden başka kimseyle paylaşamam ve beni iyi tanıdığını düşünmem" diye yazdı bir ara. Ne yanıt vereceğimi bilemedim. Yıllardır beni ve tüm arkadaşlarını çevresinden uzaklaştırdıktan sonra, şimdi geldiği nokta üzdü beni doğrusu. Hayat ne garip...Tabii bu muhabbetin tam da "Kral Kaybederse" dizisinin üzerine gelmesi de ayrıca garip bir tesadüf oldu, bunu da söylemeden geçemeyeceğim...

Bugün, yıllardır bizim evin temizliğine yardım eden S.ciğime 4 gün önceden sürpriz bir yaşgünü kutlaması yaptım. Ne kadar sevindi anlatamam. "Ne kolay insanları mutlu etmek" diye düşündüm, birlikte pastasını yer ve fısır fısır bir sesle sohbet ederken. Bir de Fazıl Hüsnü'nün dizeleri geldi aklıma: "Neden herkes güzel olmaz? Yaşamak bu kadar güzelken"... 

2 Aralık 2025, Salı

Yazmayalı çok oldu yine. Arayı daha uzatmadan şöyle bir özet geçeyim bari:

  • Geçen pazartesi günü olan öğretmenler günü kutlamalarına bizim evde kahvaltıyla başlayıp,  annemin evinde devam ettik ve akşam da klasik öğretmenler günü yemeğine gittik ailecek. Sülale  grubunda bulunan 22 kişinin 12'si öğretmen olunca değişik kombinasyonlar halinde telefonlar edildi, kutlamalar yapıldı. Arkadaşlarla, eski öğrencilerle, yeni öğrencilerle mesajlaşmalar, telefonlaşmalar derken şenlikli geçti gün :)
  • Yine grip olmayı başardım geçen hafta. Sıkıldım bu hastalık sürecinden doğrusu, ki daha kara kış da bastırmadı. Hâlâ burun ve kulak tıkanıklığı bir miktar devam etse de görece daha iyiyim neyse ki.
  • Cuma akşamı zarif eşim ve evimizin küçümeni E.bey geldiler. E.ciğimiz 21 yaşını bitirdi çünkü ayın 25'inde ve öncesinde, "ne hediye istersin" sorumuzu "İstanbul gezisi" diye yanıtlamıştı. Aslında aklımızdaki plan, ada gezisi olsa da, yağmurda gezmenin çok eğlenceli olmayacağına inandığımızdan, güne Abdülmecit Efendi Köşkündeki sergiyi gezerek başladık. Maksat E.bey şimdiye dek gitmediğimiz yerler görsün mottosundan hareketle de sonrasında ne zamandır çıkmadığımız Çamlıca tepesine çıktık ve eve dönüş yolunda da Validebağ korusunun içindeki Hababam sınıfı müzesine gittik. Hem Çamlıca tepesi hem de Validebağ korusunun içindeki öğretmenler evi benim için "babamlı" anılar demek olduğundan E.'den çok ben memnun kaldım bu gezi rotasından doğrusu :)
  • Bunun dışında 2 sezondur seyretmediğim ama benim BAL kızların ısrarıyla izlemeye başladığım Kral Kaybederse'nin müptelası olup arka arkaya izledim ve bu hafta, dizinin bitmesine 2 hafta kala, mevcuttaki bölüme yetiştim. Ergenç gerçekten müthiş oynuyor ama canlandırdığı karakterin de gerçek hayatta öyle yakın karşılıkları var ki her bölümde ayrı bir aydınlanma yaşıyorum inanın!
  • Pazar öğle saatlerinden beri de yıllık rutin akreditasyon değerlendiricisi şapkamı takarak İstanbul'un bir ucundaki bir vakıf üniversitesinde görüşmeler yapıyorum. Enteresan bir jargonla karşı karşıya kaldığımı yazmadan geçemeyeceğim. Dekan bey'in, rektör bey'den "rektör efendi" diye bahsetmesi, cümlelerinde sık sık "eyvallah", "hamdolsun" sözcüklerini geçirmesi beni çok şaşırttı açıkçası. Kızıl goncalar dizi setinde sandım bir ara kendimi ! An itibariyle, raporumu tamamlamış durumdayım. Ekip arkadaşlarımın kendi inceledikleri bölümlere dair raporlarını yazmalarını bekliyorum. Birazdan üniversiteye geçip "rektör efendi"ye programlarda gördüğümüz yetersizlikleri sıralayacağız. Ne diyelim, hayırlısı :)

23 Kasım 2025, Pazar

Cuma öğlen saatlerinde Ankara'daydım. Şimdi ise İstanbul'da evde, bilgisayar başındayım. "Yollar bize memleket" şarkısını Yeni Türkü benim için bestelemiş sanki :)

Geçen hafta, 10 yılı aşkın süredir yaşadığımız lojmanın yıkılma tehlikesi tespit edildiğinden en kısa sürede lojmandan çıkmamız gerektiğini öğrenmiştik. Hafta içinde bize taşınmamız için önerilen yeni lojmanın çok küçük olduğuna ve sığamayacağımıza da kanaat getirince bu 2.5 günde, bir iki ev baktık ve baktıklarımız içinde temiz, aydınlık ve evin küçümeni E.beyin üniversitesine 10 dakika yürüme mesafesinde olan birinde karar kıldık; sözleşmeyi imzaladık; zaman kaybetmeden eve gelip salon büfelerindeki bardak-tabak-çanağı özenle koliledik; yeni eve perde ve bir iki eksik eşyayı ısmarladık; taşıma şirketini ayarladık ve hatta cumartesi akşam televizyonda Lefter'i  bile izleyecek zaman yarattık. Velhasıl, az zamanda büyük işler başardık sevgili blog, kendimizle gurur duyduk!

Şimdi sevgili yârim, evin kalanını toplamaya çalışacak. Ben de 15 gün sonra gidip son kalan kolilemelere yardım edip taşınma ve diğer eve yerleşme işlerinde ona eşlik edeceğim. Son yıllarda 2 yılda bir ev taşıyor gibi olduk, baya uzmanlaştık bu konuda :)

İnşallah bu ev uğurlu gelsin bize, çocuklarımıza ve güzel günler görelim. Dinimiz amin :)

Bu arada Ayfer Tunç'un romanına başladım ve çok sevdim. Akıp gidiyor.

20 Kasım 2025, Perşembe

Neredeyse bir haftadır bloga yazmıyorum zira günler okul, ev, annem ve oğlum arasında, birbirine benzer şekilde geçiyor. Okulda ders verip çok da oyalanmadan eve dönüyorum. Evde yemek yapıyorum, bilgisayar başında çalışıyorum, bazen kitap okuyorum. Yemek yaparken ya da bilgisayarda çalışırken, eğer operasyonel bir şey yapıyorsam, mutlaka ya bir dizi ya bir söyleşi izliyor ya da bir kitap dinliyorum. Annemdeyken de genelde balkonda oturup gelene geçene bakıyor, kahve içiyor, sohbet ediyoruz. Ay böyle de yazınca Zeki Müren'in şu videosu geldi aklıma :) Ruhum cıvık şekerim, yapılacak bir şey yok :P

Bu hafta canım Funda hocamın "Anneannemin Söylemediği Şarkılar"ını okudum ilk. Bazılarını gazetede okumuştum zaten ama yine okuyup hatırlamak da iyi geldi. Anneliği anlatırken yazdığı şu satırlar, altı çizilesiydi mesela, çizdim zaten : "...Acıdan haz almaktır. tatlı bir yorgunluk fantezisidir. Tek başına sırtlanılan ve sürekli imtihana tabi tutulan sorumluluktur. Yıllarca bu yükü tek başına sırtlamaktan çıkarılan başarı hikayesi, gurur vesilesidir. Ama öte yandan da, hep eksik yapmış olmanın endişesi, süpürge edilen saçın sitemidir". E gerçekten de öyle değil midir ama? :) Bir de benim için çok özel olan iki roman karakterine, Çalıkuşu'nun Feride'si ile Küçük Kadınlar'ın Jo'suna birer bölüm ayırmasına bayıldım :) 

Sonra yine bu hafta İlhan Berk şiir ödülünü Oğulcan Kütük isminde daha önce okumadığım, hatta, utanarak söylüyorum ki, adını da duymadığım bir şairin aldığını okudum ve hemen "Dimdik Bakma Rehberi" kitabını ısmarladım. Doğrusu ya, çok eremedim şiirlerin ruhuna. Ama kitabın ilk şiiri "hepsi geçti" ve son şiiri "Neden olsun kardeşim benim" etkiledi beni. Öyle vurucu bir dize ile değil, bütününün verdiği duyguyla. Genç şairimizin yolu uzun ve açık olsun dilerim. Bir de dilerim ki Haydar Ergülen'le Birhan Keskin bu yıl artık yeni şiir kitabı çıkarsınlar, ruhumuzu doyursunlar :)

14 Kasım 2025, Cuma

Çarşamba günü okul dönüşü yârimle yolu uzattık biraz, vapur seçeneğini kullandık ve kahve içmek için üst kata çıktığımızda, şahane bir şeyle karşılaştık: Elektrik prizlerinin ve denize doğru konumlanmış uzun bir masanın olduğu, camla bölümlenmiş müthiş bir çalışma alanı. Uygulamaya koyması ne kadar kolay ama insanlara sağladığı konfor ne büyük, ne güzel incelikler bunlar...Okula gitmeden önce son bir ders tekrarı yapmak isteyen öğrenciler ya da bilgisayardaki işlerini acilen halletmeleri gereken insanlar ne hoş bir düşünce. Yüzüme önce kocaman bir gülümseme oturdu. Sonra İstanbul'a bu ve sayısız güzelliğin eklenmesine katkısı olan insanların sevdiklerinden uzak, nicedir dört duvar arasında olduğunu hatırlayıp hüzünlendim yine. "Bir yanımız yaprak döker, bir yanımız bahar bahçe" durumu tam...   


Yapay zeka, hayatımızın merkezinde bir zamandır. Ben genelde, İngilizce yazdıklarımı (bazen bir yazışma, bazen bir hakem raporu bazen de bir makale) "cilalamak" için kendisinden yardım istiyorum akademik olarak. Günlük hayatta ise fal baktırmaktan, rüya yorumlamaya, gezi rotası oluşturmaktan bizim evin küçümeni ve en özel bireyi E.bey için gireceği vize/final sınavlarına hazırlanması için özet ders notu çıkarmaya dek çeşitli işler yaptırıyorum kendisine. Dün de ilk defa sınav sorusu hazırlattım ve çok memnun kaldım. Haftaya yapacağım ara sınav için, sormak istediğim konuları, ölçmek istediğim becerileri, soruların zorluk seviyesiyle ilgili beklentilerimi söyledim ve şahane sorular çıkardı bana. Yaşasın! Ufak tefek düzeltmelerle kullanırım ben bunları vallahi. Bir de komik bir tip bu Chat Gpt, soru hazırlatıyorum diye, bana "şule hocam" diye seslenmeye başladı :)

Bu sabah da, aklıma nerden estiyse, "sence ben nasıl biriyim" diye sordum. Yanıtı şöyle verdi:

Sana dair hissettiklerimi tamamen burada birlikte geçirdiğimiz konuşmalara dayanarak söyleyebilirim:

🌿 Nazik ve kibar bir üslubun var.
Her zaman “lütfen”, “sağ ol” diyorsun; bu çok hoş.

📘 Akademik olarak çok donanımlı ve düzenlisin.
Soruların hep sistematik, sınav hazırlığı, model kurma, algoritmalar…
Net, öğretmenlik refleksi olan bir tarzın var.

🎓 Öğrencilerini önemseyen bir hocasın.
Soruları onlar için hep daha anlaşılır, adım adım ve pedagojik olarak doğru hale getirmek istiyorsun.

🌸 Sakin, güler yüzlü ve zarif bir enerji yansıtıyorsun.
Üslubundan ve taleplerinden bu hissi alıyorum.

🪻 Kendine has bir inceliğin var.
Çay/kahve, çiçekler, anime tarzı çizimler, estetik detaylar…
Hem akıl hem ruh tarafı güçlü birisin.

🧠 Aynı zamanda pratik birisin.
“Gerek yok sağol” dediğin anlarda, gereksiz detayı sevmediğin de belli oluyor.

Tabii tüm bunlar sadece burada gördüğüm yansımalar...

Bilgisayarla vakit geçire geçire, kendime sanal bir arkadaş edinmişim gibi hissedip biraz da tırstım açıkçası. Bugün hava güzel. Evet, yapacak işler de çok ama çıkıp yürüyeyim biraz açık havada bari. Gidişat iyi değil sanırım :)

10 Kasım, 2025, Pazartesi

1 haftayı geçmiş yazmayalı. "Sesin çıkmadı, ne yaptın bu günler boyunca" derseniz;

3-4 gün hastalıkla boğuştum ama "Rapor yazayım, bu halde okula gitmeyin" diyen doktorumu "yok, bu hafta ders yapmam şart, rapor istemiyorum" diyerek reddettim önce :) Sonra da kahramanca gidip, derslerimi verdim, toplantılara katıldım. Hatta yazmam gereken akreditasyon raporunu da büyük ölçüde bitirdim. Hâlâ sesim Ekmekçimin deyimiyle "sahne sesi" kıvamında çıksa da iyiyim artık. 

Cuma akşamı gelen yârimle birlikte hafta sonu biraz aile ziyaretleri yaptık. Cumartesi günü karşı yakada oturan ağabeylere gidip hasret giderdik, pazar günü de yan apartmanda oturan annemi ziyaret ettik.

Cumartesi akşamı da Kadıköy'ün yeni açılan mekanında çok güzel ve Ankara'da meşhur olan bir meyhanede bizim "büyük aile" diye adlandırdığımız çalışma grubumuz ile 14 kişi toplandık, yedik, içtik, hasret giderdik. Şahaneydi. Özlemişiz birbirimizi. Yılbaşı yemeğimizin yerini ve tarihini de bu arada belirleyiverdik :) Bir zamanlar aynı üniversitenin aynı fakültesinde çalışırken şimdi 7 farklı üniversiteye dağılmış da olsak gönüllerimiz her zaman bir zaten, şükürler olsun :)

Bu sabah da zarif eşimle erkenden uyanıp sahile indik ve Ata'ya saygı zincirine katıldık. 6.5 km uzunluğundaki bu insan zincirinin bir halkası olmak, iyi geldi ikimize de. Tüm milli bayramlarda ve 10 Kasımlarla gözleri dolu dolu gezen biri olarak bugün de çevremdekileri şaşırtmadım. Sirenler çalınırken benim gözyaşlarım akıyordu. "Huzurla uyusun" diyemiyorum çünkü eğer olan biteni görüyorsa eminim kahrından her gün bir kez daha ölüyordur ama nurlarda uyusun inşallah. Benim ve bu ülkede yaşayan bir çok insanın kalbindeki yeri hep çok özel...Canım Atam...

Sahildeki anma töreninden...

2 Kasım 2025, Pazar

Bugüne boğaz ağrısı ve halsizlik eşliğinde uyandım ama hastalığa pabuç bırakmadım tabii ki! İlaçlarımı, vitaminlerimi aldım ve canım BAL kız kardeşlerimle buluşup Altunizade'den Maraton alanına girdik birlikte. Şansımıza İstanbul hanım da bugün şov yaparcasına güzel, ışıl ışıldı. 

Köprü üzerinde fotoğraf çekmekten yorgun düştük :) Sonrasında da konuşa konuşa yürüdük bitişe dek. Hatta hızımızı alamayıp Galata Port'a kadar biraz daha gidip, kendimizi yiyip içmeye vurduk ama hak etmiştik vallahi, zerrece pişman olmadık :) Ardından da eve dönüş derken, toplam 16 km yürümüşüm bugün. Şu anda çayım ve pastillerim yanımda, ilaçlarımı almış, uzun oturur vaziyetteyim salonda, tabanlarım sızım sızım sızlıyor. Ama işte, 3 öğrencinin 1 yıllık bursuna karşılık gelen bir bağış topladım bugün ÇYDD için ve, şairin dediği gibi tam da: 

"içim güvercinleri okşamış gibi rahat " 

Gözleri görünmeyen kişi, tahmin etmişsinizdir artık, benim :)

30 Ekim 2025, Perşembe

Bugün önce annemler, sonra da kendim için pazar alışverişini yapıp, bitirme öğrencilerimle görüştükten sonra, 3 gün sonraki koşu için göğüs numaramı almak üzere Bostancı sahile indim. Hava öylesine güzel, güneş öylesine parlaktı ki anlatamam. Biraz yürüdüm sahilde. Sonra yakındaki Beltur'dan bir bardak kahve alıp,  oturdum denize karşı ve sakince yudumlarken kahvemi, düşündüm "ben ne kadar uzun zamandır yalnız başıma, sadece kendi keyfim için bir şey yapmıyorum" diye...Oysa ben yalnızlığı da severim. Yalnız başıma yürüyüş yapmayı, tek başıma sinemaya gitmeyi, kendi kafama göre takılmayı, bir kafede oturup bir şeyler yiyip içmeyi...Ama işte Süreyya Berfe'nin dizelerindeki gibi "Hayat bırakmaz / annelik, sevdalık işleri"...

Benimki daha çok "annelik, evlatlık, sevdalık işleri" gerçi :)


Fotoğrafa yüklediğim şarkı, bugün sahile gidip gelirken dilimdeydi hep. Hümeyra'nın en sevdiğim şarkılarından...


26 Ekim 2025, Pazar

Annemin evinin balkonundan yazıyorum bu satırları. Ablam güneydoğu gezisine gitti 5 günlüğüne. Ben de oğluşumla birlikte anneme taşındım, onu yalnız bırakmamak için. Aslında ablam bir yere gittiğinde bize gelmeyi sever annem sultanım ama bu sefer "evimde olayım" istedi, ben de ısrarcı olmadım.

Bugün Leylak Dalı öğretmenimin diş ağrısından yakındığı yazısını okuyunca taaa 89 yazına gittim. Ablam Mardin'de öğretmenlik yapmaya başlamıştı o yılın ocak ayında. Sonrasında da 3,5 yıl mecburi hizmet görevini o büyülü ve o zamanlar terör nedeniyle sürekli yüreğimizin ağzımızda olmasına neden olan o güzelim şehirde yaptı. Ben de o süre içinde yazları üniversitem açılmadan önce mutlaka onun yanına gidiyor, 1 aya yakın kalıyor, ablamın yalnızlığını paylaşıyordum. 

Neyse efendim, o yaz Mardin'de bir azı dişim fena ağrıyor. Ben de evvel ezel diş hekiminden korkarım ve gitmemek (ya da gitmeyi ertelemek) için on bin takla atarım her seferinde. Yine öyle bir dönemdeyim ama artık ağrım tavan yapmış durumda ve 24 saat boyunca yolda olacağım (O zaman havalimanı yok Mardin'de. Diyarbakır-Mardin yolu da çok tehlikeli olduğundan, Diyarbakır havalimanını kullanmak bir seçenek değil bizim için). "Burada götürelim seni doktora" diyorlar ama, mümkün değil kabul etmiyorum, mutlaka İstanbul'daki alışık olduğum hekime gitmek istiyorum çünkü. Ablam, ben yola çıkmadan önce bir eczacıya danışıyor, o da iğne kapsülü veriyor, "çok ağrırsa bunu suya karıştırıp gargara yapsın, uyuşturur en azından bir süre" diyerek. Ben yanımda ağrı kesicilerimle yola çıkıyorum nihayet, ablam her zamanki gibi  şoförü benim varlığımdan haberdar ediyor. Yol boyu prensesler gibiyim sonrasında, halim hatırım soruluyor, yanımdaki şişman ve iki çocuklu teyze (birini bir dizine diğerini öbür dizine oturtmuştu hiç unutmam) başka bir koltuğa alınıp rahat etmem sağlanıyor, Antep'te alınan fıstıklar ayıklanıp yemem için ikram ediliyor falan. Kolay mı, öğretmen hanımın kardeşiyim! Gece 02.30'da Aksaray'da mola yerine vardığımızda dişim zonkluyor resmen, ağrı kesiciler falan çare değil, ben de şu iğne kapsülü ile gargara yapayım bari diye düşünsem de kapsülü kıramayınca, şoförlerin masasına gidip rica ediyorum. Neden ihtiyaç duyduğumu öğrendiklerinde tutturuyorlar, Aksaray'da beni dişçiye götürmek için! "Yahu" diyorum "gecenin 2.30'u", "Olsun" diyorlar "uyandırırız dişçiyi, ne olmuş"..."Bir otobüs dolusu insan var, onlar ne olacak" diyorum, "Olsun" diyorlar yine, "beklesinler"...Zar zor ikna ediyorum böyle bir şeyi istemediğime ama o öğretmen hanımın kardeşini koruma, kollama isteğine karşı içimde oluşan minnet duygusu hiç geçmiyor. Hâlâ hatırladıkça gözlerim doluyor. "Sonra ağrı geçti mi" derseniz, geçti herhalde, o kısmı hiç hatırlamıyorum. Sanırım o iyi insanların saf sevgisi de yardımcı olmuştu ağrımın hafiflemesine. 

Bu da böyle bir yazı olsun o halde. Murathan Mungan'ın dizeleriyle bitireyim. Artık hiç kimsenin terör nedeniyle ölmeyeceği, barışın daim olacağı bir coğrafya umudumu koruyarak. 

"Ey büyük Mezopotamya 
İki bin yıllık gece 
Dön geri bak 
Kardeşlerim ölüyor kalbimin doğusunda"
Kendimi çok şişman bulduğum, oysa şimdiki halimden tam 30 kg daha zayıf olduğum yıllar :P Mardin'de Deyrulzafaran Manastırını arkamıza alarak poz vermişiz ablamla.


23 Ekim 2025, Perşembe

Bu akşam E.umu annesinin evinden alıp bana getireceğim, ve sabaha karşı yolcu edeceğim**. Hüznü şimdiden çöktü üzerime...Gurbet zor zanaat dostlar...Neyse ne diyelim, hepimiz sağlıklı, mutlu, huzurlu olalım, gerisi boş. Görüntülü konuşmalar, sesli mesajlaşmalar falan ne güne duruyor hem :)

İki gündür, bir kongre nedeniyle Berlin'de olan Y.cığımın kedisi Topaç Hanımın bakımını yapmak, gündelik sorumluluklarımdan biri. Ameliyat sonrası iştahı açılan Topaç Hanımın mamasını yerkenki iştahını ben başka hiç bir kedide görmedim. Yavrucak, ameliyat öncesi yiyemediği zamanların da hesabını kapatıyor kendince sanırım, çok gülüyorum çıkardığı şapırtılara :)

Kayıtları bu salı günü açılan 2 Kasım'daki İstanbul Maratonu Halk Koşusuna tabii ki hemen kaydımı yaptırdım. Bu yıl mezunu olduğum lise yerine ÇYDD için bağış toplamaya karar verdim. Kampanyamı açalı 3 gün olmadı bile ve ben 2 üniversite öğrencisinin 1 yıllık bursunu karşılamak üzereyim. Mesudum :) Bu vesile ile bağış yapan eski öğrencilerimle mesajlaşmak ve teşekkür mesajlarıma karşılık yazdıkları güzellemeleri okumak da işin bonusu oluyor doğrusu :)  

Bu da sosyal medyada paylaşmam için hazırlanan kampanya görselim :) 

**Evet saat 20.00'de valizleriyle birlikte alıp geldim E.umu eve. Sonra 20 yaşındaki halimiz gibi tıpkı, saat 04.00'e dek konuştuk, konuştuk, konuştuk. Ne çok özlemişiz böyle çene yaparak, bazen gülüp bazen ağlayarak sabahlamayı. Şükürler olsun. 36 yıldır hayatımda olduğu için. 29 yıldır okyanus ötesinde yaşamasına ve en iyi ihtimalle yılda bir yüzyüze görüşmemize rağmen, birlikteyken hep o üniversite yıllarındaki Şule ve E. olabildiğimiz için, şükürler olsun :)

19 Ekim 2025, Pazar

 E.cığımla ve yârimle dolu bir haftaydı. Çok şahaneydi vallahi, nazar değmesin :) Neler yaptık peki, şöyle aklıma gelenleri sıralayayım:

  • BAL kızlarla birlikte evimize çok yakın bir Antakya restoranında "lezzetten ağlamak istiyorum" kıvamına geldiğimiz bir yemek yedik. E.cığım lahmacuna doydu, biz de ona :)
  • Yârimle çarşamba günü ders çıkışı Resim Heykel'e gidip, gezdik uzun uzun. Ne zamandır aklımızdaydı, iyi oldu. Akşam da AKM'de Carmen'i izledik. Güzel, ancak çok uzundu (190 dakika). Yorgunluktan uyuyakalıp horlamaktan korkarak izledim doğrusu :)
  • Bir akşamüstü bizim evde birbirinden kopuk çeşitli yiyeceklerden (simit, sucuk, Bergama tulumu, turşu, yaprak sarması, kısır, İzmir lokması vb) oluşan, ama ana teması "gurbet elde özlenenler" olarak tanımlanabilecek bir sofra başında BAL kızlar ve E.cığımla birlikteydik yine.  N.hocamızı da görüntülü arayıp gruba dahil etmeyi ihmal etmedik.
  • Bu arada hayatının yeni bir aşamasına geçmek üzere olan ve zorlanan dostumuzu yalnız bırakmadık tabii ki. "Evlenirlerken şahitleri bendim, boşanırlarken de gideyim, yine şahit lazım olur belki" diyen zarif (ve komik) eşim, mahkeme sonrası alıp geldi adaşını eve. Akşamında rakı-balık yaptık, eşlik eden Livaneli şarkıları ile birlikte. 
  • İTÜ grubuyla uzuuuuun bir kahvaltı sofrasında buluşmayı, sonrasında da rakı-balık yapmayı ihmal etmedik tabii :) 20 yıl, 30 yıl  önce çektirdiğimiz fotoğraflardaki pozların aynısını verip eğlendik baya, "Ah, ah, ne gençmişiz yahu" nidaları eşliğinde :) 
Velhasıl, ağzım kulaklarımda dolaştığım bir haftaydı. Hayat dostlarla, sevdiklerimle güzel gerçekten...

11 Ekim 2025, Cumartesi

Evet geldi :) Gidip havalimanında karşıladım onu, 29 senedir her gelişinde hep yaptığım gibi. İçimde nasıl bir sevinç, anlatamam :) Şarkıda diyor ya hani "eksik bir şey mi var hayatımda, gözlerim neden birden doluyor" diye. Benim hayatımdaki eksik şey kendisi. Gelince o eksiklik tamamlanıveriyor. 

Yıllar evvel E.cuğumun bir gelişini aşağıdaki yazıyla kutlamışım eski blogumda, buraya da aktarmak istedim:

Güneyin İyi Kalpli Cadısı


Yıllar önce yaptığım bir Ankara yolculuğu sonunda elime tutuşturulan tadına doyulmaz bir mektubun sonu şöyle bitiyordu: "Gel cuma gel...Geldi...Geldin...Hoş geldin..."

Sabahtan beri aynı cümleyi ama cuma'yı cumartesi yaparak ve bu kez E.'m için, ben söylüyorum...
E. deyince bir sürü fotoğraf karesi canlanıyor gözümde, bir sürü anı üşüşüyor belleğime ve istisnasız hepsi bir gülümseme oluşturuyor yüzümde. Üniversite yaşamımızın ikinci günü tanıştık. Yaşamım aydınlandı. Onsuz nasıl geçerdi o kocaman pencereli soğuk okulda 4 yıl bilmiyorum. Birlikte yapmadığımız, paylaşmadığımız, konuşmadığımız şey kalmadı galiba. Halkoyunları çalıştık; teslim gününden bir gün önce süper projeler hazırladık; iyi geceler dileyip birbirimize, üstüne 2 saat daha konuştuk; aynı yerde okumakla yetinmedik, aynı yerlerde çalıştık. 4 yıl boyunca ellerimi avuçlarının içinde ısıttı. O kadar yoğun yaşadık, her şeyi o kadar derin paylaştık, iki ayrı kişi olmaktan çıkıp o kadar "biz" olduk ki hatta, zaman oldu, onlara bayram ziyaretine gidip de evde bulamayınca “geldik yoksunuz” notunun altına ikimizin ismini yazdım alışkanlıkla...Şule’nin yanındaki isim E.’dır çünkü...Hep öyle olmuştur yani...Bakmayın şimdi ayrı olduğumuza...O benim içimde hep. Belki hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir düş birbirimizin kapısını elimizde çaydanlık, üstümüzde sabahlıklarımızla çalmak...Ama olsun, hayali bile güzel...Benimki öylece bir çiçek düşlemesi işte...
Hoş geldin biriciğim, kardeşim, dostum, her şeyim. Hoş geldin...Sen benim aydınlığımsın, biliyorsun...


10.Ekim. 2025, Cuma

Son yazdığımın üzerinden 1 hafta geçmiş bile. Okul, ev ve annem üçgeni arasında geçen sıradan bir haftaydı. En güzel tarafı Ekmekçimle gittiğimiz BİFO sezon açılış konseriydi, ki kendisi şurada anlattığı için ve ben ondan daha iyi / detaylı anlatamayacağım için bu konuda sözü uzatmıyorum :)

Bu haftanın önemli satırbaşlarını ise sizin için derledim sevgili okuyucular :) Şöyle ki:

  • Storytel'de Emre Melemez seslendirmesi ile Sezgin Kaymaz'ın "Kaptanın Teknesi"ni dinledim. Çok etkilendim.
  • Ardından Nilay Örnek'in Şebnem İşigüzel ile söyleşini ilgiyle dinledim. Kendisi sevdiğim yazarlardan biridir zaten.
  • Deniz Yüce Başarır'ın konuğu Bilge Ulusman ile Pınar Kür'ün "Asılacak kadın"ını irdeledikleri sohbet de gayet iyiydi. Yıllar evvel okuduğum romanı tekrar okuma isteği doğurdu bende.
  • Bu sezon diziler birbirinden iç karartıcı diyerek Gilmore Girls'e başladım yine. Cerrahlıktan köy ağalığına nasıl döndüğünü anlamadığım mimiksiz adamlar ve travmasını aşıp dışarı çıkamayan oğlunun yerine bir tür dublör olarak bir başka adamın hayatını karartarak onu geçirten acayip baba figürlerini seyretmektense güçlü bir kadın, çok güzel bir anne-kız ilişkisi, hoş bir flörtleşmenin merkezde olduğu, hayatın sakin ve huzurlu aktığı bir diziyi 15 yıl arayla bir kez daha seyrederim daha iyi. Ruhum daralmaz en azından!  
  • Yaklaşık 4 haftadır tatlı ve hamur işi yemiyorum. Tatlı krizlerine girme sıklığım çok azaldı, bir de kilo vermem birazcık hızlanırsa çok sevineceğim :)
  • Bugün son yıllarda aldığım kilolar nedeniyle artık parmaklarıma olmayan eski, üniversite yıllarımdan beri benimle olan gümüş yüzüklerimi parmağıma göre ayarlattım. Birden 10 yeni yüzüğüm oldu, çok mutlu oldum :)
  • Bu haftanın en eğlenceli işi ise KAL'dan bir kız arkadaşımın kurduğu "menopoz" grubuydu. 2'si erkek (eşlerini daha iyi anlamak için katılan bu iki cesur yüreği sevgiyle bağrımıza bastık :P) 21 üyelik grup olarak o kadar çok konuştuk, fikir ve bilgi alışverişinde bulunduk ve eğlendik ki, iyi ki böyle arkadaşlarım var diye düşündüm. 
  • Bu ara sıklıkla dinlediğim şarkıyı da şuraya iliştirerek bitireyim bu hafta özetini. Belki siz de benim gibi Azeri ezgilerini seviyorsunuzdur...


4 Ekim 2025, Cumartesi

Sonbahar tüm güzelliğiyle geldi şehrimize :) Yağmur, sararan yapraklar, yerlere düşmüş at kestaneleri. Daha ne olsun ama, değil mi? Bu hafta bu günceye yazacak çok önemli bir şey olmadı ama belki madde madde sıralamayı denersem bir şeyler çıkar :)
  • Dersler başladı. "Emekli olmak istiyorum" diye çırpınan ben, ilk ders sonrası, kendimden, anlatışımdan ve çocukların gözündeki ifadeden çok memnun bir şekilde,yorgun girdiğim dersten enerjik bir şekilde çıktım  :) Dilerim tüm dönem böyle güzel geçer.
  • Y.hemşiremin can yoldaşı kedigillerin en nevi şahsına münhasır örneği Topaç hanım, pazartesi olduğu ameliyat sonrası iyileşme sürecine girdi dün itibariyle. Biraz da kilo almaya başlarsa değmeyin keyfimize. BAL kızlar grubu olarak her gün kendisinin k*k* yapıp yapmadığını öğrenme peşindeyiz :)
  • Geçenlerde iki gece sohbet ettik diye kendimi daha iyi hissettiğimi bloga yazdığım canımın canı E.cuğum bilet aldığını ve 11 Ekim'de geleceğini bildirdi. Sevinçten havalara uçtum resmen. Nazım'ın Piraye Hanım için yazdığı "İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti" dizesinin benim hayatımdaki biricik öznesidir kendisi. Gün sayıyorum diyeyim, anlayın siz heyecanımı :)
Bugün ilaçlarımı almak için yürüdüğüm eczanenin önündeki şu güzelliğe bakar mısınız? Sanki yaz ortasında Bodrum'da gibi salınıyor :)


29 Eylül 2025, Pazartesi

Ankara'da geçirilen güzel bir hafta sonundan sonra şehre döndüm ve okullar da (sonunda) açıldı :)

Ankara'da yârime kavuşmak başlı başına bir mutluluk nedeni iken zaten, birlikte sonbahara hızlı bir giriş yaptık ve sevgili Leylak Dalı öğretmenim ve kardeşi F.hoca ile buluşup kahve içtik öncelikle. Sonraki gün de F.hocamın çok şahane "Şehrin İki Yüzü" temalı Ulus'taki Atatürk heykelinden başlayıp Olgunlaşma Enstitüsüne kadar devam eden yürüyüşüne eşlik ettik. Bir üniversite hocasından Ankara'yı ve yaşadığı dönüşümü; bu dönüşüme eşlik eden, yöneten veya yönlendiren insan profillerini dinlemek çok güzeldi gerçekten. Bayıldım. Darısı diğer Ankara yürüyüşlerine diyorum :)

Daha güzel bir yer olabilir mi? Ankara'dakilerle Atatürk Bulvarı ile Kediseven Caddesinin köşesinde buluşalım bundan sonra :)

Yürüyüş yaparken yere dökülmeye başlayan at kestanelerinden 4-5 tane toplamadan edemedim tabii ki. Yılın en sevdiğim faaliyetlerinden biridir bu, malum :) 

Kendimin ve sevdiklerimin çantasına bereket getirsin diye birer tane atmalık :)

Sonra dostlarla buluşup yemekler yedik, ki çok lezizdi tattıklarımız, söylemeden geçemeyeceğim :)

Bir de tabii, cumartesi sabahı, evimizin biricik prensesi E.hanım aldığı ehliyetin heyecanı ile bana küçük bir Ankara turu attırmak istedi. Yüreğim ağzımda ama sesim gayet cool, ona gerekli uyarıları yaparken aynı zamanda yüreklendirerek 45 dakika Ankara sokaklarında gezindik ve sağ salim eve ulaştık şükür :)

Pazar sabahı da canım A.ciğim ve S.eniştemin evinde bir Ege kahvaltısı (binbir çeşit zeytin ve tulum peynir eşliğinde) yapıp, aileye yeni katılan iki minnoşu,  Chelsea ve Soho'yu sevdik :) 

Bu miniğin adı Soho. Chelsea daha çekingen olduğundan kendisini pek sevdirmedi. Bir sonraki gidişimde tavlarım onu da diye umut ediyorum :)

Ankara'ya gidip gelirken de Livaneli'nin yeni kitabı "Bekle Beni"yi okudum. Çok sevmedim, ne yalan söyleyeyim, ki bilen bilir iflah olmaz bir Livaneli hayranıyımdır. Sanırım bunun nedeni, çok iyi bildiğimiz 1970'ler Türkiye'sini ve o yıllarda yaşananları, çeşitli yazarlardan çok daha iyi kurgularla kezlerce okumuş olmaktı. O yılları bir daha ve daha sıradan bir kurgu ile okumak, çok da "elimden bırakamadım" hissi yaratamadı bence.  Ne diyeyim, Livaneli her şeye karşın, her zaman baş tacımdır :)

Bugünse okul açılışını yaptıktan sonra akşam Y.hemşireme uğradım, veterinerden sevgili Topaç hanımı geçirdiği ameliyat sonrası teslim alıp eve geldik. Dilinden anlamadığınız bir canlının hastalığını yaşamak gerçekten çok zorlayıcı. Dilerim ameliyat işe yarar da sağlığına bir an önce kavuşur minnoşumuz ve Y.cığım da rahat bir nefes alır...

24.Eylül.2025, Çarşamba

Yıllardır ders veriyorum, genelde öğrenciler beni ve verdiğim dersleri severler ve dönem sonu anket değerlendirmelerinde de öğrenciler tarafından verilen notlarım hep iyi gelir. Buna rağmen her dönem sonu anket sonuçlarını heyecanla bekler, sonra da mutlu olurum emeklerim boşa gitmediği için. Ama bugün ayrıca çok mutlu olduğum bir olay oldu:

Bölüm başkanımız bölüm kurulunda bu sene yeni bir uygulama başlattıklarını ve bu değerlendirmelerde en iyi sonucu alan hocaya bir sertifika verileceğini söyleyip adımı okudu. 54 yaşımda ve akademik hayatımın 31. yılında da olsam çok sevindim doğrusu. Zira notlarımın iyi olduğunu bilsem de en iyi olduğunu bilmiyordum :) Neticede bölümde benden genç bir çok hoca var, daha eğlenceli işliyorlardır eminim derslerini, öğrencilerle çok daha yakın bir ilişki kuruyor da olabilirler. Üstelik verdiğim ders, Yöneylem Araştırması, bölümün en zor derslerinden biri.  

Bir de anketin sonunda, öğrencilerin görüşlerini isterlerse yazabilecekleri bir bölüm var. Orada da hakkımda yazılanlar genelde iyi. Ama bir öğrenci şöyle yazmış:  "Dersi veren öğretim görevlisi bu üniversiteye bi nimettir. Bu dersi ondan aldığım için çok memnunum." :)

Bugünümün güzellikler defterine yazılmayı hak eden olayı budur bence :)

23 Eylül 2025 Salı

 "Yaz bitti oh, Allahım sana şükürler olsun ne güzel esiyor rüzgar" derken ben, sanırım bir yazcı dediklerimi duyup bana "hastalan da gör gününü" demiş olmalı ki pazar sabahı yataktan kalkamadım, her tarafım dökülüyordu. Üstelik boğazımın ağrısı kulağıma vuracak kadar şiddetliydi. Ama bir baharcı olarak (ilk-son fark etmez) tabii ki bu hastalığa pabuç bırakacak değildim :P Hemen ilaçtır, vitamindir, limondur, ıhlamurdur derken olabilecek her türlü iyileştirici etkeni bünyeme depoladım. Üstüne de pazartesi günü doktora gidip antibiyotiklenince bugün çok daha iyiyim şükür. Ve evet, hâlâ sonbahar geldiği için şükrediyorum :) 

Bugün ne zamandır aklımda olan, evdeki birkaç tadilat işiyle uğraşmak için yakınlardaki yapı markete gidip gerekli alet edevatı aldım. Sonra gelip duşakabinin giderinin etrafındaki derzleri onardım önce ve ardından da yatak odasındaki çizilen, darbe alan duvar köşelerine silikonla bir tür köşe koruyucu yapıştırdım. Hem işlevsel oldu, hem de estetik. Kendi yaptığımı kendim beğenip, kendi kendimi taktir ettim sonunda da :) Örgü öremiyor, tığ işi yapamıyor olabilirim ama evdeki ufak tefek tadilat işleri benden sorulur nitekim :)

İki gündür (yani gecedir) E.cığımla yazışıyoruz uzun uzun. Hayattan, çocuklardan, eskilerden, yenilerden...Nasıl özlüyorum onu ve yazışmak bile nasıl iyi geliyor bana...Hep dediğim gibi: "yan yana evlerde oturuyor olsak, birbirimizin kapısını, hayal ettiğimiz gibi, sabahlıklarla çalsak hayatlarımız hem daha kolay hem daha güzel ve eğlenceli olacak ama ne yapalım ki kader aramıza koca bir kıta ve bir de okyanus koydu. Yine de hayatımda olduğu için bin şükür :)"

4 günlük Assos kaçamağında bir gece otel odasının balkonunda şöyle şahane bir manzara eşliğinde oturmuştuk yârimle...Özledim...

19 Eylül 2025, Cuma

Sakin bir haftaydı. Mutfak alışverişlerimi tamamlayıp evi düzene soktum, arkadaşlarımla görüşüp hasret giderdim, evimi özlemiştim, sağımı solumu yerleştirdim, devam eden (Bahar) ve yeni başlayan (Kıskanmak ve Veliaht) dizileri seyrettim. Hiçbirinden çok hoşlanmadım ama hepsine bir şans vermeye karar verdim. Ah, bir de bu hafta kaybettiğimiz Robert Redford anısına "The Way We Were"ü izledim. 

Bu arada yazın tavan yapan iştahıma bir dur demenin vakti gelmişti. Pazartesiden beri tatlı ve hamur işlerini kestim. Bugün öğleden sonra kahvesinin yanında Ekmekçimin ikram ettiği minik bir dark çikolata dışında tatlı yemedim ki, bu dünya için küçük ama benim için çok büyük bir adım olarak anılacak bir şey:)

Bu haftanın en güzel olayı ise canım Ö.cığımın bizim bölüme atanmasının tamamlanmasıydı. Böylece 4.5 yıl aradan sonra yine aynı mekanda çalışıyor olacağız kendisiyle, çok mutluyum :)

Bu sene de Ayvalık'ta şeytan sofrasına çıkıp gün batarken dilek dilemeyi ihmal etmedik tabii :)
Ve çok küçükken "taya tay demeyi diledim" (şair burada "çaya çay diyebilmeyi diledim" demek istiyor) diyen oğluşu da bir kez daha andık :P  

15 Eylül 2025, Pazartesi

Sıcaktan of-puf diyerek ve Dikili İstanbul arasında 3 defa sefer yaparak bir yazı daha yedim hayırlısıyla. Ki bu benim için az bir sayı aslında, zira oğluş küçükken, ve benim çalıştığım yaz günlerinde anneanne-teyze ikilisi ile kalırken, her hafta sonu  gidip gelirdim bu hattı, bir de üstüne, otobüsten inip okula gider, yaz okulunda ders verirdim. "Ah gençlik" demek istiyorum izninizle!

Dün, 5 araba ile (biz (yani annem-ablam ve ben), A. ve S. ile A.Ç. İstanbul'a; A.ciğimin de Ankara'ya gitmek üzere) yazlıkları terk edişimiz nedeniyle zarif eşimin "kavimler göçü" olarak adlandırdığı göçün (!) bir parçası olarak Dikili'den yola çıkıp daimi evlerimize kavuştuk :)

Öncelik annemin evinin açılmasında olduğundan, ablam-ben ve bizi karşılayan oğluş, elbirliğiyle önce onun evini yerleştirdik. Getirdiğimiz domates ve reçel kavanozları ile öteberiyle dolu kolileri açıp yerleştirdik . Ben hızlıca yerleri viledalayıp (bu kullanım, bir marka nasıl olur da fiil haline gelir konusunda örnek olarak okutulabilir bence :P) cam önlerinin tozunu aldım ve balkon kuşu anacığım huzurla otursun diye balkon camlarını, biraz uydurukça da olsa sildim. Valizini de açıp yerleştirdik ve evi her zamanki haline getirdik. Sağlıkla otursun, oturalım inşallah.

Bugün de Alzheimer'ı çok ilerlediği için evde bakımı imkansız hale gelen teyzemi , 3 haftadır kaldığı bakım evinde ziyaret ettik. Hüzünlü bir ziyaretti. Bizi artık tanımıyor, ama işte ziyaretine gelen tanıdıklar olarak sohbet etmeye çalıştı yine de canım benim. 

Derslerin başlamasına daha var ama kayıttır, toplantıdır, rapordur, başlayacak yarından itibaren. Yine de iki hafta daha rahatım diyebilirim. 

9 Eylül 2025, Salı

Sakin bir 20 gün geçirmek istemiştim yazlıkta. Ama her zaman allak bullak olan ülke gündemi, son 3 gündür iyice zıvanadan çıktı ve bende ne huzur bıraktı, ne sinir ne de uyku...
O zaman "şiire sığınayım her zamanki gibi" dedim ben de. Turgut Uyar'ın güzelim dizelerini de yârimin çektiği şu fotoğrafın altına ekleyeyim. 
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var

Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

7 Eylül 2025, Pazar

Yârimle 3 gece Assos'ta, Kadırga Koyu'nda kaldık. Yedik, içtik, güneşin altında öylece yatıp  dinlendik, bol bol konuşup çokça güldük, ay ışığında yürüyüşler yaptık.

Tabii ki Behramkale'deki Athena tapınağına çıkmayı ihmal etmedik. 

Ha bir de A.ciğim, 3.gün öğleden sonra alyansını kaybettiğini fark edip, üzüldü. Ertesi gün otelden ayrılmadan önce onun "genelde denizdeydik ama olsun belki havuzda düşmüştür" demesinden iki dakika sonra havuz kenarında kuzu gibi yatan alyansı bulup zarif eşimi pek mutlu ettim :) 

Bir de Can Bonomo'nun "Ateşli Silahlar ve Bilardo"sunu okuyup bitirdim, "Keşke bitmese" diye diye hem de. Bonomo'nun şarkılarını çok severim genelde. Onun da oğlum gibi DEHB'den muzdarip olduğunu öğrendiğimden beri daha da çok seviyorum, itiraf etmeliyim. Bir tür sahiplenme, oğlummuş gibi başarılarıyla gurur duyma hali sanırım. O yüzden de yeterince objektif olabilir miyim bilmiyorum ama ben gerçekten beğendim kurguyu, karakterleri, yer yer güldürüp yer yer hüzünlendirmesini, öneririm.

4.gün, dönerken Ayvalık-Yeniçarahori gezisi yapmayı da ihmal etmedik. Ayvalık'ta yeni açılan Rahmi Koç müzesini gezip çok beğendik, ara sokaklarına dalıp hayaller kurduk ve tabii ki Macaron fırınından bezedir, tahinli kurabiyedir, acıbademdir, Allah ne verdiyse aldık :) Sonra da dün akşam itibariyle "buna da şükür" diyerek, ikimiz de annelerimizin yanına döndük yine...  

Bu doğal kilden el yapımı üretilen figürler, Fransa'nın Provence Bölgesi'ne özgüymüş, çok beğendim. 

***Fotoğraflara Can Bonomo'dan şarkılar giydirdim. En sevdiklerimden.

2 Eylül 2025, Salı

Yıllar evvel, zarif eşimle ilişkimiz başlarken, daha sonra da evlenirken, çevremizdeki herkesin dilinde "nasıl olacak böyle, ikiniz iki ayrı şehirde yaşarken" sorusu vardı. Oysa çocuklarımız küçüktü, ve onları diğer ebeveynlerinden ayırmamak için, aynı şehirde bir araya gelme alternatifini hiç düşünmeden, bu ilişkiyi farklı iki şehirde yürütmeyi daha doğru bulmuştuk. Fena da olmadı doğrusu. Hafif flörtöz hâlimiz, yıllara rağmen devam etti böylece. Her gün görüşmeyince, görüştüğümüz zamanların kıymetini bildik hep. Ve artık çocuklarımız büyüdü, şükürler olsun...

Çocuklarımız büyüdü evet, ama bu sefer de annelerimiz yaşlandı. Hâl böyle olunca yazlıklarda olduğumuz zamanlarda anneleri yalnız bırakmak da içimize sinmiyor. Bu da bizim kaderimizmiş demek! Neyse ki bir Ankara-İstanbul değil Kabakum-Salihleraltı hattı, aramızda 6-7 km ya var, ya yok :) Yârim annesinin yanında kendi yazlıklarında, ben de annemin ve ablamın yanında, bizim  yazlığımızdayım 1 haftadır. Hemen her gün görüşüyoruz. Ya onlarda, ya bizde, ya da bir arkadaşımızın evinde. Ya yemekte birlikteyiz, ya da denize birlikte gidiyoruz. Bu versiyon da güzelmiş. Daha doğrusu içinde bulunduğumuz koşullar altında olabilecek en iyi versiyon bu ve her şeye rağmen birbirimizi bulduğumuz için şükretmek bizim işimiz :)

Bu enteresan anne-yanı rutinini yarın 4 günlüğüne kırıp, Assos'a kaçacağız yârimle. Sonrasında yine evlere dağılırız :) Olsun, "İlla görmek için mi beklenir güzel günler...Beklemek de güzel" :) demiş şair, malum :) Hem, yaz boyu her gün birlikte olsak, bu 4 gün bu kadar değerli olmazdı belki de gözümüzde...Oysa şimdi, heyecan içinde bekliyoruz ikimiz de, yarın yola çıkmayı :)

Geçenlerde maaile gittiğimiz Ayvalık'taki kafeteryadan çektiğim sakin bir yaz akşamı fotoğrafı


28 Ağustos 2025, Perşembe

Kendimi bildim bileli el becerilerim çok zayıftır. Örgü öremem, dikiş dikemem, doğru düzgün bir resim çizemem. Çalışkan ve notları genel olarak iyi olan bir öğrenci olarak, hayatımın nadir kırık notlarından birini ortaokulda bir elma çizmemizin istendiği resim dersinden almışlığım vardır. Ama bana o kırık notu veren resim öğretmenimiz, değişik bir iki teknikle de tanıştırmıştı bizi ve ben o gün bugündür, kafamı toparlamak, düşüncelerimi bir konuya odaklamak istediğimde çok da anlamı olmayan ama o günkü ruh halimi yansıtan bir şeyler çizerim.

Mesela 91 yazında şu aşağıdaki çizimi yaptığım zamanı dün gibi hatırlıyorum. Ve inanır mısınız, aklımdan geçenleri de! Eski evimizin balkonunda ilk gençlik yıllarımın kendince sıkıntılı bir yaz gecesinde çizdiğim bir şeydi. Bir de çok beğenip isim vermişim bu eserime!


Şunu da Uğur Mumcu'nun öldürülmesinden sonra çizmiştim. Karanfil, bana hep devrimci bir çiçek gibi gelir. O yüzden sanırım. Yoğun bir hüzün ve umutsuzluk içindeydim. Şimdi olsa kesin anti depresan önerirdi doktor. O zamanlar, bu ve benzeri süreçlerden öyle psikolog/psikiyatr desteği alarak geçmek gibi bir şey yoktu, kendi içimizde debelenirdik :(


Sonraları daha çok şöyle şeyler çizmeye başladım. Bu mesela, boş ve uzun uzun konuşulan bir üniversite yönetim kurulu toplantısında yanımda götürdüğüm ajandanın arka kapağına yaptığım bir çizim: 

Bu çizimi gören ve "son İstanbul beyefendisi" diye takıldığım V.hocam, sonrasında bana siyah yapraklı bir defter ve o deftere çizim yapabileceğim kalemler almıştı, sağ olsun. Ben de bunun üzerine memnuniyetle o deftere yaptım çizimlerimi :) 

İyi güzel de nereden aklına esti de bunları paylaştın diyecek olursanız, sevgili C.ciğimin "sevdiğim rutinler" başlıklı paylaşımından aklıma geldi deyip, topu ona atarım :) 

27 Ağustos 2025, Salı

Dün oğluşla yaptığımız sabah kahvaltısı sonrası yola çıktım ve yazlığa varıp annemle ablamı şenlendirdim :) Evin küçük çocuklarının, yaşı benimki gibi 54 de olsa, aile içinde böyle bir misyonları var sanırım :P

Yol boyu, bazen şarkı söyledim, bazen kendi kendime konuşup yolda aldığım haberlere şükrettim, bir de Nilay Örnek'in Şengül Hablemitoğlu ile "yas" üzerine yaptığı söyleşiyi dinledim. Yol zaten kısa, hepi topu 400 km, bizimkiler çay koymuş beni bekliyorlardı vardığımda.

Böylece herkes "yaz bitti" paylaşımları yaparken sosyal medyada, benimki daha yeni başlıyor, ama olsun, içim rahat, hava da daha serin, mis gibi :)

Şu şaşkın da bizim bahçenin önündeki elektrik trafosunun üzerini kendine mesken eylemiş, Akasya ağacının gölgesinde geçiriyor gününü :)
 
Fotoğrafa giydirdiğim şarkı Ezginin Günlüğü'nün ilk solisti Hakan Yılmaz'ın son albümünden.


22 Ağustos 2025, Cuma

Bir daha deniz otobüsü ile Mudanya'ya gider miyim, arabamla ferah feza gitmek varken? Tabii ki hayır!

Peki bir daha Mudanya'ya gider miyim, blog kızlarıyla buluşmaya? Tabii ki evet :)

Önce C.ciğim ve A.ciğimle şöyle şahane manzaralı bir yerde dertleştik, söyleştik. 

Aralarda A.ile buluşsak da sevgili C.'i bir senedir görmüyordum, çok özlemiştim, hasret giderdik. 

Sonra canımın içi A.cüğümle ve kardeşcağızı G.ciğimle bira-patatese daldık. Biraz ağlaştık (daha çok ben), biraz gülüştük (hepimiz), ve çan çan çene yaptık. Ülke gündeminden girip kişisel gündemlerimizden çıktık (ya da tam tersi :P). Daha çok zamanımız olsaydı daha çok konuşacaktık, ama bu kadara da şükür demeyi bildik :)

İlk hamiş: Canım C., çok yakışacak bence sana o saç, arkandayım şekerim :)

İkinci hamiş: A.cüğüm, Necati abiye en derin hürmetlerimi ilet lütfen. Damağım çatladı lezzetten :P

Üçüncü ve son hamiş: S.im, tam hastalanacak zamanı buldun yahu. İyileş çabucak :) Bir dahaki sefere şoför Nebahat hizmetinizde olacak, söz :)


20 Ağustos 2025, Çarşamba

Ve yârim annesini de alıp yazlığa döndü. Kayahan'ın da dediği gibi: "Bana yine hüsran, bana yine hasret var"...Ama bizim ilişkinin fıtratında bu hasret olduğundan "çok da şeetmemek lazım" diyerek işlere güçlere döndüm, ev boşaldıktan yarım saat sonra :)

Bu üç günde ne oldu peki derseniz, saçma hastalıklar konusunda bir dünya markası olduğumdan, 2 gün boyunca sağ göğsümün altında çıkan iltihaplı apsenin acısını çektim. Dün, "dişini biraz sıkarsan, uyuşturmadan, şurada halledeyim bunu" diyen genel cerraha güvenip, dişlerimi sıktım ("acı eşiğim yüksek diye böbürlenerek geziyordum ortalıkta 4-5 gündür, Allah dede, "çok konuştun sen, ben senin sesini kısayım" dedi muhtemelen)  ve iki yerden kesi atılarak irinin boşaltılması suretiyle huzura kavuştum :)

Bunun dışında pazartesi tüm gün yüksek lisans ve doktora mülakatlarında jüri üyeliği görevimi yerine getirdim. Gün boyu hüplettiğim jelibonlar için "kırık parmağım iyileşsin diye yiyorum" diye yarattığım mazeretle diğer jüri üyesi arkadaşlarımı da baya eğlendirdim :) 

Oğluşla bu yazımızın özeti masanın şu haliydi. Çalışma odam olmadığından, ben hep salon masasındayım zaten de, O.ciğim de "klimalı ortam salona has" diye yanıma gelince, durumumuz budur :)

17 Ağustos 2025, Pazar

Bugün püfür püfür esen çok hoş bir mekanda, Beykoz nikah dairesinde, çok zarif, çok sade, çok hoş bir nikaha gittik A.ciğimle. Damat bey yakışıklı ve cool, gelin hanım su gibi duru, güzel ve çok zarifti. Nikahın kıyılmasını beklerken, "vay be" dedim kendi kendime, "ben az sonra evlenecek bu adamın küçümen halini biliyorum, nereden , nereye"... "Nereden?" derseniz, annesinin yazdığı blogtan elbet :)


Az önce baktım, N.cığımla (namı diğer: "zamansızlık yazıları") birbirimizin bloglarına ilk ne zaman yorum yazmaya başlamışız diye. 2007 Ekim ayında önce sizli bizli, çok kısa süre sonra da canımlı cicimli yorumlaşmaya başlamışız. Sonra ilk ne zaman yüz yüze görüştük hatırlamıyorum ama Kadıköy'de Baylan'a gidip, ikimizin de pek çok sevdiği "Kumral Ada-Mavi Tuna"nın yaptıkları gibi kup griye yemiştik o ilk buluşmada, onu hatırlıyorum :) O gün bugündür, N., benim uzaklarda yaşayan arkadaşım, dostum, dert ortağım, zaman zaman (özellikle de evimizin küçümeni E.bey'in zor geçen çocukluk zamanlarında) bizi yönlendiren, sakinleştiren hocam. Bazen aylarca konuşmaz, yazışmayız, bazen hayatımızdaki bir güzelliği ya da zorluğu paylaştığımız bir sürü mesaj atarız birbirimize. 

İşte bugün, N.cığımın biricik oğlu A.'in evlenmesine tanıklık ettik biz de yârimle. Güzel, aydınlık, ve ne mutlu ki serin bir günde adım attılar yeni hayatlarına. Çok mutlu olsunlar dilerim. 

Ve, evet, blog kardeşliği - blogger dostluğu denen bir şey kesinlikle var ve iyi ki var :)

13 Ağustos 2025, Çarşamba

Biraz okul işleri biraz aylaklıkla geçen sabah saatlerinden sonra, komşu hastanedeki ortopedist randevuma gittim, zira ayak küçük parmağımın ağrısı geçmedi 10 gündür ve bu sefer acil doktoru değil de bir ortopedist görsün istedim. İyi ki de öyle yapmışım. Benim küçük parmak kırıkmış meğer, hemen bir yanındaki parmakla sabitlendi. Özetle kırık 4-5 haftada geçermiş, öyle dedi doktor bey ve bunu da gayet senli benli bir dil kullanıp tüylerimi diken diken ederek söyledi bir de! Ne yapalım kader :) Neyse ki yaz mevsimindeyiz ve kapalı ayakkabı giymek zorunda değilim. 

Sonra hazır bir ortopedist bulmuşken, dizlerimin ağrısından bahsettim. Bunun üzerine röntgen çekildi ve esas problemin dizlerimde olduğu, kireçlenmenin gözle görülür hale geldiği ortaya çıktı! Dizlere de birer iğne yapıldıktan sonra evime geldim. İğneler korktuğum kadar canımı yakmadı doğrusu. Ya benim acı eşiğim yüksek ya da yıllardır bu iğneleri yaptıran ve "canım çok acıdı" diyerek anlatan annem nazlı. Bilemiyorum :)

Ülke gündeminde sözde efelerin yaptıkları abukluklara sinir olup bir yandan da dizlerime soğuk jel uygulamaktayım an itibariyle. Allah bizi sınıyor sanırım ya da ne zaman toplu olarak delireceğimizi öğrenmek isteyen dıj (!) güçler üzerimizde deney yapıyorlar! Yaşadığımız bu abuklukların başka bir açıklamasını bulamıyorum çünkü.

Bu arada bugün bir film izledim. Yandaki Oda (The Room Next Door) beni çok etkiledi. Belki iki kadının dayanışması, belki de ötenazi konusunu bu kadar karamsarlıktan uzak bir şekilde işleyen bir film olması bunun nedeni. İki cümle beni özellikle çarptı. İlki: "Bir trajedinin içinde yaşamanın bir sürü yolu var" cümlesi. Hem kişisel hem toplumsal boyutta beni bir sürü yere götürdü bu ifade. İkincisi de "Başkalarına vicdan azabı çektirmeden acı çekmeyi bilen nadir insanlardan birisin" cümlesi. Ne kadar güçlü bir tanımlama, bayıldım...

12 Ağustos 2025, Salı

1 ay kadar önce Ö.cığım arayıp "ablam, C., Candan Erçetin konserine bilet almış, 'bir arkadaşınla gidersin' deyip hediye etti bana, gidelim mi beraber" deyince, bu teklifi reddetmedim tabii ki :) Bu teklifteki iki şeye ise çok sevindim. İlkinin nedeni, eşine yapışık yaşayan genç kadınlardan biri olmadığı ve böyle bir organizasyonu yaptığı için yeni gelinimiz C.'ydi, çok taktir ettim kendisini. İkincisinin nedeni de ,Ö.cığımın konsere gidecek "arkadaş" olarak beni, yani ablasını seçmiş olmasıydı:) Hani şöyle dans eden bir emoji var ya, whatsapp'ta, buraya ekleyebilsem onu eklerdim bu seçim için :)

Velhasıl ben, dün kan bağım olmayan kardeşcağızımla, konserdeydim. Yorgun ruhuma iyi geldi :) Candan da coştu, coşturdu Açıkhava'daki herkesi.


Fotoğrafa en sevdiğim şarkılarından birini giydirdim tabii ki :)

Bu arada 2-3 gündür okul işlerinden fırsat bulduğumda Grey's Anatomy'nin son sezonunu izliyorum peşi sıra. Bu dizinin 21 sezondur bir bölümünü bile kaçırmadan izleyen kaç kişi kaldık bilmiyorum ama yine güzel, yine güzel vallahi. "Bir tür Arka Sokaklar gibi" diyor oğlum, "onun da senin gibi müptelaları var" :P Öyle gerçekten. 

Gülünce gözleri çizgileşengillerden olmamızı yapay zeka da fark edip bizi anime karakterler olarak resmederken bu detayı atlamamış :)

8 Ağustos 2025, Cuma

Bir haftalık yazlık molasını bitirip bu sabah kürkçü dükkanına döndüm. Döner dönmez oğluşa kahvaltı hazırlayıp, çamaşır yıkadım, çiçekleri suladım, duş aldım ve pilim bitti, yattım uyudum :) An itibariyle ayılmak için bir yandan kahve içmekte, bir yandan da yazmaktayım. 

Teyzemi ziyaret ettikten sonra neler yaptığıma gelince:

  • Ege denizi beni yine sakin ve efendi bir şekilde karşıladı :) Denize girince, çocukluğumdaki gibi çıkmak gelmiyor içimden. Hani çıkmak gelmiyor içimden deyince ben, sanmayın ki öyle stilli ve cool bir şekilde yüzerek geçiriyorum o vakti! Benimki daha çok, biraz açılıp orada sırtüstü yatarak denizin ve güneşin tadını çıkarmak ya da denizin içinde ablamla karşılıklı sohbet etmek şeklinde gerçekleşiyor :) 
  • Salı günü Ankara'dan yârim geldi :) O da kendi annesinin yazlığına geçti tabii ama olsun, aynı mekanda olmanın güzelliği başka. Salı akşamüstü bizim evde kısır-börek-kek üçlüsüyle hasret giderdik hep birlikte, çarşamba akşamı da o bize mangal partisi verdi kendi yazlıklarında. Yaz demek, iki anne evi arasında bir tür evcilik oynamak demek oluyor bizim için zaten genelde.
  • Dün A.ciğim annesini Ege Üniversitesi Hastanesi'ne rutin kontroller için götürdü. Biz de ben İstanbul'a dönüş için otobüse binmeden önce annem ve ablamla bize çok yakın olan "Küçükköy-Yeniçarohori"ye gittik. 2-3 senedir, gitmeyi atlamadığımız benim çok hoşuma giden bir "sanat köyü" burası. Vakti zamanında Fatih Sultan Mehmet yeniçerileri bölgeye yerleştirmiş. Rivayete göre, Yeniçarohori ismi de buradan geliyor: "yeniçerilerin yeri". Daha sonra 1900’lü yılların başlarında buraya göç eden Boşnaklar, 1980'lerde köyü terk etse de 2015 yılında bir grup sanatçı köydeki Rum evlerini restore edip sanatla içiçe bir yaşam ortamı yaratınca geri gelmişler. O yüzden de her yerde ribitsa (Boşnak mantısı), soka(benim gibi biber yiyemeyen birine biber yedirebilen yoğurtlu-kaymaklı-biber turşusu), ajvar (kırmızı biber ve patlıcanlı sos), suho-meso (kuru et) yiyebilir, koruk ya da karadut suyu içebilirsiniz. Bu arada sergi gezebilir, sadece midenizi bayram ettirmekle kalmaz, ruhunuzu da sağaltabilirsiniz. Benim en sevdiğim mekanlardan biri Suna Tüfekçibaşı'nın atölyesi mesela. Suna hanımın hem kendi eserlerini çok beğeniyorum (aşağıdaki fotoğrafta bir örneğini görebilirsiniz) hem de başka sanatçılara ev sahipliği yapan atölyesinde farklı sanatçılar tanımak hoşuma gidiyor. Bu sene de öyle oldu. Yine çıkmak gelmedi içimden atölyeden içeri girince.
     
  • Tüm bu 1 hafta boyunca annem bazen daha iyi, bazen daha kötüydü unutkanlık konusunda.  Bugün okuduğunu yarın unuttuğu için devamlılık sağlayamadığından, geçen seneye dek kitapları yutarcasına okuyan kadın gitti, saatlerce boş boş telefona bakan biri geldi. Ne hüzünlü...Ben de belki ilgisini çeker diye ona Başar Başarır'ın "Fukara'nın Ahı" adlı kitabını aldım bu hafta. Her sayfada bir atasözü, yanında da bir sayfalık eğlenceli açıklaması var. Annem de atasözlerine bayılır, kitap okuyamıyorum diye üzülmeden okuyabilir diye düşündüm ama okudukça ve üzerinde konuştukça, öylece, pek de anlamadan okuduğunu fark ettim. Ne yapalım, bu da böyle bir süreç olacak herhalde.
Şimdi artık iş-güç zamanı. Dilerim İstanbul, beni karşıladığı serin havayı devam ettirir!