27 Mayıs 2026, Çarşamba

Bayram neşesi bırakmadılar bizde vallahi, ki zaten kurban bayramı hiç sevmediğim bir bayramdır, bir de üstüne son günlerde yaşadıklarımız gelince "bayram mı, o da ne" modundayım genel olarak. Dün akşam yârimle evlere dağılmıştık zaten, o, evin küçümeninin hemen bayram sonrası başlayacak finallerine hazırlanmasına yardımcı olmak için Ankara'ya; ben İstanbul'a, malum...

Kurban bayramını sevmem desem de annem sultanımın beklentilerini karşılamak gerektiğinden sabah kahvaltısına gittik oğlumla önce. Ablam hazırlamıştı sağ olsun, kahvaltımızı yaptıktan sonra babama ziyaret etmek için çıktık, biraz mezar temizliği, biraz dua okuma/dertleşme sonrası da teyzeme gitmekti planımız aslında ama mezarlıktan çıkışımız teyzemin kaldığı bakımevinin yemek saatine denk geldiği için biraz oyalanalım dedik ve Anadolu Hisarındaki öğretmenler evine gidip şöyle deniz kenarındaki masalardan birine kurulduk. Boğaz turkuaz renge bürünmüş yine şov yapıyordu :) Biz de uzaktaki akrabalarımızla telefonla bayramlaşalım dedik ablamla. Ağabeyimi aradım, konuştum, ablama verdim ve o konuşurken ben de onu arayan diğer kuzenimizle onun telefonundan konuşuyordum ki, o sırada ablam telefonumu kapattı ve ne olduğunu anlamadan ben, artık eli mi titredi, terden elinden mi kaydı bilmiyorum güzelim telefonum önce yere, sonra oradan sekerek boğazın sularına düştü, iyi mi?! Biz şok tabii ki! Ş.cuğum helak etti kendini "ben nasıl böyle bir şey yaptım" diye ama onun da suçu yok, olacağı varmış... Üzüldüm tabii ama ablam o kadar üzüldü ki, tabii ki teskin etmek yine bana düştü :) Bir yandan "tamam artık olan oldu, üzülme, alırız yeni bir telefon" diyorum ama bir yandan da "ulan simkart da gitti, ne olacak şimdi" diye dertleniyorum kendi kendime...Neyse efendim, boğazın sularına gömülen telefonuma el sallayıp çıkıp, teyzeme gittik. O da bugün her zamankinden daha kötüydü sanki. Bizi tanımamasına alışığız ama yüzümüze bile bakmadı diyebiliriz... Sonlara doğru ben türlü şebeklikler yaparak güldürmeyi başardım ama, günün en güzel anı oydu sanırım :)

Sonra ne mi oldu? Ablam, bana yeni telefonu kendisinin alacağı konusunda türlü yeminler etti önce. Sonra da gidip  neyse ki açık olan bir mağazadan telefon aldık, mevcut telefon numaram yeni simkarta kopyalanabildi , tüm bilgiler de icloud'da depolandığı için hiç veri kaybı olmadan telefonum durduk yerde yenilenmiş oldu. Ş.cuğum bir sürü paradan oldu ama yapacak bir şey yok artık, buna da şükür dedik...

Bayrama bu hızlı giriş sonrası, yine anama dönüp çayımızı içtik (tipik Türk insanı olduğumuz için her türlü dert ve her türlü mutluluk çayla değerlendirilir bizim evde), ardından bayram yemeğimizi (süzme mercimek çorbası, etli yaprak sarma ve barbunya pilaki yapmış bizimkiler) de yedikten sonra biz oğluşla eve döndük.

Biraz sonra gidip ikizim canım E.cığımı alacağım annesinin evinden. Yarın sabah çok erken olduğu için uçağı, bu akşam bizde olacak, geçen sefer de yaptığımız gibi. Çan çan çene modunda saat 4.30'a kadar oturur, sonra onu havalimanına götürecek taksiye bindirip uyurum diye düşünüyorum.

Gün uzun ve oldukça hareketliydi gördüğünüz üzere :) Yarın daha sakin bir güne uyanmak istiyorum. En azından kişisel gündemim sakin olsun. Ülke zaten aldı başını gidiyor, son hız, freni patlamış kamyon gibi :(

 

Güldüğümüze bakmayın, çok hüzünlü bir ziyaret sonrasında çekilen bir fotoğraf aslında...

23 Mayıs 2026, Cumartesi

Perşembe akşamüstünden beri hop oturup hop kalkıyorum sinirden ve kızgınlıktan...Geçen yıl 19 Marttan bu yana hafif depresif tonlarda gezinen ruh halimin üzerine boca edilen gündem maddeleri, üzerimden silindirle geçti sanki. Yine de yârimle kararlaştırdığımız üzere cuma günü sabah arabama bindim ve Kabakum'a, onun yanına, yazlığa geldim. Yol boyu Timur Soykan ve Özlem Gürses dinleyip, olan bitene kendi kendime sövdüm bolca. 

Buraya gelmek ruhuma iyi geldi ama, net! Etraf tam da rahmetli Aydın Engin'in dediği gibi "körpe yeşil" renge bürünmüş. Hele nar ağacı, o yeşillerin ortasındaki kırmızı çiçekleriyle şenlik gibi...Kuşlar cıvıldıyor bir yandan, sabah kumru sesiyle uyandık mesela. Küçük sevinçler, mutluluklar bulmak bizim işimiz nitekim!  Başka türlü de yaşamak mümkün değil zaten bu iyice zıvanadan çıkmış memlekette... 

A.ciğim bahçeyi yaza hazırlamak için kışın diktiği baklaları sökerken (toprağın azot ihtiyacını gideriyormuş zira bakla (bizim de fava ihtiyacımızı giderecek umarız :P)), ben biraz bilgisayarda iş yaptım, sonra da kendimi bakla temizliğine adadım. Akşamüstü de çalışkanlığımızı ödüllendirmek üzere Ayvalık'a kaçtık. Sanki gündüz deli gibi yağmur yağmamış gibi günlük güneşlik bir havada deniz kenarında rakı-balık yaptık. Ülke gündeminden girip kişisel gündemimizden çıktık, iyi oldu :)

Ayvalık hep güzel, çok güzel...

20 Mayıs 2026, Çarşamba

Bu yılın 16 mayısında zarif eşimle tanışmamızın 35.yılı dolduğundan (30.yılımızı doldurduğumuz gün bloga şu yazıyı yazmışım, tekrar etmeyeceğim o yüzden ayrıntıları) kendimize mini bir yurtdışı gezisi ayarlamıştık. 

Cuma sabah erkenden yola çıktık, uçağımız da zamanında kalkıp zamanında varınca sabah kahvesini Dubrovnik'te içebildik :) Sonrası sakin, huzurlu, mutlu geçen bir 3 gündü. Bol bol yürüdük, merdiven indik, merdiven çıktık, sohbet ettik, güzel yemekler yedik, deniz kenarında uzun uzun oturup güneşlendik. Bir de bolca şükrettik tanışmış olmamıza, birbirimizi kaybetmemiş olmamıza. Ne diyelim, nice yıllarımız olsun sevdiceğimle :)

Denizlere çıkan Dubrovnik sokakları

Bir kale burcundan diğerine bakış :)

Yağmurlu cumartesi gününde deniz daha bir güzeldi sanki...

Şehri çepeçevre saran duvarlarda yürürken fotoğraf çekmeye doyamadık tabii ki :)

Dönüşte de hasta annesini ziyarete gelen E.mla görüştük. Mevsimin en şahane meyvesi olan eriği yedik bolca, dertleştik, söyleştik... Sevdiceğim bir yanımda, ikiz eşim diğer yanımda otururken, "daha ne isterim ki" diye düşündüm. Bin şükür...


11 Mayıs 2026, Pazartesi

Baya bir süredir yazmadığımı canım S.ciğim telefonla arayıp "iyi misin, sesin çıkmıyor" deyince fark ettim. Günler birbirine benzer şekilde geçince yazma motivasyonu bulamadıysam demek :P

"Ne yaptın peki bu yazmadan geçen son 10 günde" derseniz;

  • Yeğenim, daha doğrusu eşim beyin yeğeni E.bey "Şule teyze çok özledim seni" diyerek bir akşam yemeğe geldi bize, oğluşla birlikte üçümüz sohbet ettik, yedik, içtik, iyi oldu. Dizi, film, müzik muhabbeti yaptık. Gençlerle konuşmak hep iyi gelir bana zaten, bilmediğim müzikler, filmlerle ilgili fikrim olur böylece hem de, yine öyle oldu. Ama bu sefer, E.ciğim, bilmediğim değil de bilerek uzak durduğum ve beni hiç çekmeyen bir dizi (Muhteşem Yüzyıl) ile ilgili, oğluşla bir olup izlemem için beni ikna etti ve bu ülkede yaşayıp bu dizinin hiç bir bölümünü seyretmemiş olmamı ise şaşkınlıkla karşıladı.  Bir de beni yaptığı yorumlarla ("bence sende şeytan tüyü var Şule teyze") güldürdü yine, sağ olsun :)
  • Hafta içi yine, annemle zaman geçirme, okula gidip ders verme, araştırma grubu ile çalışma, bitirme öğrencileri ile çevrimiçi toplantılar yapma ve M.un tahlil ve ilaçları ile ilgilenme ile geçti. 
  • Salı akşamı Hıdrellez rutinlerimi yapmayı atlamadım tabii ki :) Yazıp çizdiğim dilekleri mutfak penceremin önündeki çiçeklere astım, ve ateş yakamasam da mum alevinin üzerinden dilek dileyerek atladım, hatta oğluşu da atlattım :) Böyle konularda bana itiraz etmenin işe yaramadığını bilecek kadar uzun zamandır yaşıyor benimle :P

  • Cuma akşamı İTÜ'lü dörtlü kız grubumuzla Terminal Kadıköy'de buluştuk. Çocuklar, yeğenler, anneler ve bayıcı ülke gerçekleri merkezli bir sohbetti ama birbirini anlayan ve 37 yıldır dost olan 4 kadın bir araya gelince en sıkıcı konuları konuşmak bile eğlenceli olabiliyor tabii ki :)
  • Cuma akşamı bir son dakika sürprizi ile gelen yârimle cumartesi günümüzü Burgazada'ya  ayırdık. Her erik mevsimi adamıza gitmezsek, aklımız kalır malum :) Yine yürüdüğümüz yollardaki ağaçlardan erik toplayıp yiyerek ve söyleşerek gezdik adamızı. Ve her zamanki gibi burada kısa süreli olsa da yaşama hayalimizi besledik, evlere bakarken :)
  • Dün de anneler günü nedeniyle önce bizde kahvaltı hazırladık yârimle. Annem ve ablam geldiler. Bu anneler günü muhabbetine hayatımın hiç bir döneminde çok anlam yüklemedim ama yıllar geçtikçe ve "kutsal annelik" tanımları havada uçuştukça daha da uzaklaştım. Ama tabii annemiz sultanımızı şımartmak şart olduğundan akşam da yemeğe çıkarak tamamladık günü, maksat gönlü olsun :)
  • Bu arada Kimler Geldi Kimler Geçti'yi seyretmeyi de ihmal etmedik. Biraz "kimin eli kimin cebinde belli değil" şeklinde nitelendirebileceğim ilişkiler de olsa, o arkadaşlık ortamı hoşuma gidiyor, yalan yok :) Bir de ben Serenay Sarıkaya'yı yine çok beğendim, çok hoştu. Zarif eşim ise benim pek beğendiğim diğer karakter olan Ali'yi Behzat amirimden ayrı düşünemediği için biraz söylendi izlerken ama olacak o kadar :P    
"Son zamanlarda hep anneannemle fotoğrafım var, senle çekilmiyoruz, bugün sadece ikimizin bir fotoğrafı olsun" diyen O.beyin kanatlarının altındayım :)


1 Mayıs 2026, Cuma

Dün bir koşturmaca içinde, nasıl geçti gün anlamadım vallahi. Önce pilatese gittim, ki günün en sakin zamanı orada geçirdiğim 50 dakikaydı diyebilirim. Pilates sonrası hızlı bir pazar turu ve alınanları karbonatlı suda yıka-durula-kurula-yerleştir seremonisinden sonra kan bağım olmayan ikizim E.cuğumun annesi M.u alıp doktora götürdüm. Uzun uzun anlatabilirim doktor maceramızı ama "yaşlılık zor" diyeyim, yetsin...Sonrasında M.'u eve bırakma, ilaçlarını alıp teslim etme ve tansiyonu yükselmiş olan annemi ziyaret etmeyi de atlamadım. Annemin iyi olduğundan emin olmamın ardından da bakımda olan arabamın teslime hazır olduğunu öğrenip arabamı almaya gittim. 15 ayın çarşambası bir araya geldi derler ya büyükler, öyle bir gündü gerçekten. Peki böylece bitti mi? Tabii ki hayır :o Akşamüstünün sürprizi, M.'un arayıp ocağının çalışmadığını söylemesiydi. Neyse, onu da bir şekilde çözümledikten sonra canım kardeşcağızım G.cuğumla buluşup yemek yedik, dertleştik, bize gelip çay-erik-çilek keyfi bile yaptık. Yatağa girdiğimde yorgun ama huzurluydum nitekim.

Bugünse tam bahar geldi derken, yine yağmurlu serin hava ile karşılaştık. Hem de tam 1 mayısta, ablamın yaş gününde ve oğlum da bayrama katılmak üzere dışardayken...Eh, İstanbul'un havasına ve parasına güven olmaz demiş atalarımız! Hava güzel olsaydı aslında, kafamdaki plan, annem ve ablamla bizde yaş günü kahvaltısı yaptıktan sonra, dışarı çıkarmaktı onları, Göztepe parkına lale seyrine gitmek istiyordum ama onun yerine, yağan yağmur nedeniyle planlar suya düşünce evde pinekledik. Kahvaltı sonrasında mini bir pasta eşliğinde kahvemizi içtik, annem ve ben ablama hediyelerimizi verdik, biraz televizyon izledik, yaş günü çocuğu gelen telefonlara yanıt verdi, annem arada uyukladı, ben oğlumun söz verdiği üzere attığı "iyiyim" mesajlarını beklerken öğrencilerimin ara raporlarını okudum. Akşam O.bey de sağ salim (bolca biber gazı yemiş ama bu kargaşada olabilecek en hafif şekilde atlatmış yine de, şükür...) gelince yaş günü yemeğine de giderek günü kapadık. İyi ki doğmuş Ş.cuğum...Nice sağlıklı yaşları olsun inşallah...

Bu da, bu hafta sevgili elticiğimle, kayınbiraderimin resim sergisinden...Bu ara yapay zeka bana kıyak geçip gözlerimi açık çizmeyi uygun buluyor :)