29 Kasım / Pazartesi

Yârimin yanımda olduğu, dolayısıyla sevinçli geçen bir  hafta sonuydu:) 

Ben cumartesi sabahını toplantıda geçirirken A.ciğim sınav kağıdı okumaya devam etti, sonra da akşam yemeğe gelecek olan misafirlerimiz için bir iki çeşit meze hazırladık, abartmadık çünkü K.beyciğimiz "4 çeşit meze ile geleceğiz" mesajını yollamıştı sabahtan gruba, içimiz rahattı. Akşamı rakı-balık-K.'ın süpersonik mezeleri ile bal gibi ve eğlenceli bir sohbetle geçirdik. Ne kadar özlemişiz birbirimizi, çok iyi oldu.

Pazar sabahı Maslak'a geçtik, A.'in abisi A.'ın yaş gününü kutlamaya. Kahvaltı yaptık, pasta kestik, fotoğraflar çektirdik, hediyemizi verdik ama gündem yaş gününden çok, yazın nişanlanan E'ciğimizin düğün hazırlıkları ve aileler arasındaki gerilimdi. Ne mutlu ama aynı zamanda ne zor işler bu düğün dernek işleri! Akşam sürpriz bir yemek organizasyonu olacağından, öğleden sonra abi beyi kandırıp eve gidiyormuşuz gibi çıktık ve yârimle Atatürk Kent Ormanı'na gittik. Yürüdük baya, iyi oldu, ne zamandır görmek istiyorduk, bu bahane ile gün içindeki boşluğu değerlendirmiş olduk. Akşamına da sabaha göre biraz daha büyük bir grupla dışarda bir restoranda buluşup A.abimizin 54 yaşını yine bir sürpriz yemekle kutladık.. 

Bu sabah ise çay keyfinden sonra A.ciğimi yolculadım Ankara'ya. A.gidince bir iki saat sudan çıkmış balığa dönüyorum, sonra kendime geliyorum. Yine öyle oldu. Günün geri kalanında ders hazırlığı yaptım, telefonda sesi halsiz ve sıkkın gelen anneme vitamin (halsizliğini gidersin diye) ve Gazete Oksijen (can sıkıntısını önlesin diye) götürdüm ve eve dönüp çamaşır yıkadım. Cumartesi akşamdan kalan mezeleri bitirmeme yardım etsin diye Y.cığıma "bana gelsene" demiştim, akşam o geldi, birlikte biraz içtik, biraz yedik, çokça dertleştik. Yemek üzerine yanında getirdiği kestaneleri tavada pişirdi Y.hemşirem, şahane ve şipşak şekilde, çay eşliğinde de onları götürdük. E daha ne olsun...

Bu arada İstanbul'da yarınki derslerin uzaktan yapılmasına karar vermiş önce MEB sonra da tüm üniversiteler. Demek yarın daha da fena olacak hava! Bu fırtınada dışarda kalan tüm canlara yardım etsin Allah vallahi, çok korkutucu. 

Cumartesi akşam elbirliğiyle hazırlanmış soframız şöyle bir şeydi :) 


26 Kasım /Cuma

Dün ilk defa çevrim içi ders sonrası kendimi motive edip sahile kadar yürüyüp geri geldim. Hava da şahaneydi, çok iyi geldi kendi kendime konuşarak/dertleşerek yürümek :) Şu yürüme işini sistematik bir hâle getirsem ne iyi olacak...

Ardından kısa bir pazar alışverişi yaptım, biraz evde işlendim. Sonra da çayımı koyup ayaklarımı uzattım ve A.ciğimi beklerken bir önceki gün Ekmekçi'min aldığı Birhan Keskin'in Cemal Süreya seçkisini okuyup bitirdim. Birhan Keskin'in seçkinin girişine yazdığı yazı dahil, tüm seçilmiş şiirler çok güzeldi. 

Sonra A.ciğim geldi, sabah yürüyüşle, akşam da şiirlerle güzelleşen günüm ışıldadı :)

Bugün ise daha önceden karar verdiğimiz üzere İ.bey ve S.hanımcığımızla Kadıköy'de buluşup Karaköy'e geçtik. Kaç aydır adım atmadığım için karşı tarafa, bir turist şaşkınlığı, sevinci ve merakı ile yürüdüm sokaklarda. Galata Port'a kadar gittik, sahilde yürüdük, fotoğraflar çektik, sonra da şöyle oturaklı bir kahvaltı ettik ki bitmeyen çay kaynağı ve dost sohbeti eşliğinde oldukça lezizdi. Dönüş vapurunda şehir hatlarının yeni tasarım bardaklarıyla kahvemizi de içtik, eksik kalmasın istedik bu da :) Ben bardağı atmaya kıyamayıp eve bile getirdim, o derece beğendim :)

Arkadaşlarımızdan ayrıldıktan sonraysa annemlere uğradık, biraz da onların gönüllerini alıp, hoş beş edip, bir şeyler yiyip içip evimize döndük. Ben akreditasyon toplantısına katıldım, eşim bey de salonda sınav kağıtlarını okudu. Tüm gün gezmenin bedeli cuma akşamı ( ki yarın sabah da bir başka toplantım var) çalışmak olarak döndü bize! Olsun, buna da şükür :)

Yazıyı Birhan Keskin'in seçkinin başına yazdığı yazıdan bir alıntı yaparak bitireyim:
 
Aşık olduğumuzda da
Bir şehri çok özlediğimizde de
İşler sarpa sardığında da
Enseyi kararttığımızda da
Üzüldüğümüzde de
Yeniden ayağa kalktığımızda da
Bu seçki bizimle birlikte yürüsün
“günyenisi” gibi ışısın isterim

Bu garip ve zorlu günlerden geçerken hepimize aynı şeyi diliyorum ben de. Hayatımızdaki minik güzellikler "günyenisi" gibi ışıldasın, karanlık ve zorlukları aydınlatsın :)

Kadıköy'e dönüş yolunda eşlik eden martılar :)


24 Kasım / Çarşamba

Matematik öğretmeni olmak istedim hep. Olamadım, hayat beni mühendisliğe yöneltti. Ama sonra bir şekilde, çalışmalarının odak noktası matematik modelleme olan bir mühendis/akademisyen oldum ve mesleğimin öğretmenlik tarafını da hep çok keyif alarak yaptım bu yüzden. Öğrencilerimi çok sevdim, onlar da beni sevdiler biliyorum. Biliyorum, zira çok şanslıyım ki bunu kezlerce, değişik şekillerde söylediler/belirttiler. Hayata bu yüzden de minnettarım.

Bugün de eş, dost, akraba kutlamalarından başka ve beni çok daha mutlu eden eski öğrencilerimden gelen kutlama mesajları/telefonlarıydı. "Güzel hocam, öğretmenler gününüzü kutlarım. Daha uzun yıllar boyunca her daim gülen o yüzünüzle, pozitif enerjinizle sayısız öğrenciye daha ışık olmanızı dilerim. İyi ki varsınız." yazmış biri mesela, "Öğretmenler gününüz kutlu olsun Şule hocam, ışığınızla tanıdığım en iyi öğretmenler arasındasınız, hep var olun." demiş bir diğeri, "Öğretmenler gününüz kutlu olsun canım Şule Hocam🥰🌸 iyi ki öğretmen olmuşsunuz ve iyi ki öğretmenim olmuşsunuz. Çok şanslıyım❤️ bakışınız, duruşunuz, bilgi ve birikiminiz çok kıymetli hocam. Sizi seviyorum" notu ile bolca kalp yollamış öteki.

Ve evet, çıkışı yıllar önceki darbeci paşaların fikri olsa da, sevildiğimizi hissettiğimiz, sevdiklerimize onların bizim için önemini söyleyebildiğimiz her gün güzel ve özeldir. Öğretmenler gününü seviyorum. Öğretmen olmayı da :)

2007 yılında aşağıdaki yazıyı yazmışım eski bloga bir öğretmenler gününde. Hislerim aynen geçerli, o yüzden bugünün anlam ve önemi nedeniyle burada da yer alsın istedim...

İlkini öğretmenim olmadan çok önce tanımıştım: annemdi. Sonra ilkokulda 4 yıl öğretmenim oldu. Okulun kapısına kadar güle oynaya gider, orda büyük bir ciddiyetle anne-kız rolümüzü bırakır, öğretmen-öğrenci kimliklerimize bürünür, okula girerdik. Bir defa bile okulda yanılıp "anne" diye seslenmedim, ama evde yanlışlıkla "öğretmenim" dediğim olurdu. Annemin öğretmenim olmasından her zaman gurur duydum, ama zordu o dengeyi kurmak, hele de küçükken. "Ne de olsa öğretmenin kızı" demesinler diye arka planda durmayı bilmeyi gerektiriyordu. Yine de en zoru ilkokul beşte annemin biz sınav olurken sınıfta bayılmasıydı sanırım. Hâlâ hatırlarım onu o halde gördüğümde nasıl korktuğumu. Fırlayıp çıkmıştım sınıftan, yardım getirmek için ve yan sınıfa dalıp, o durumda bile ciddiyeti elden bırakmadan "öğretmenim, öğretmenimiz bayıldı" demiştim. Annemi ayıltırlarken, bir yandan da bana su içirmişlerdi çok korktum diye. Kolay mı...Herkesin biricik öğretmeniydi o. Ama benim annemdi de...Hayatımın ilk vazgeçilmez öğretmenidir...

İkincisini ağlaya ağlaya gittiğim bir şehirde, İzmir'de tanıdım. Matematik öğretmenimdi. Nakil gelmiş olmamın endişelerini onun yaptığı ilk sınavdan aldığım notla aşmıştım. Sadece iyi bir matematik öğretmeni değil, aynı zamanda entelektüel kimliği, bize aşılamaya çalıştığı dünya görüşü ile de benim unutulmazım oldu her zaman. Lise sonda matematik öğretmeni olacağım diye tutturmamın en temel nedeniydi. Sonra ben matematik öğretmeni olmadım ama onu hiç unutmadım, peşini de bırakmadım. (Sevdiklerime yapışmak gibi bir huyum var sanırım :) ). Ayrı şehirlerde de olsak, mesajlarla, telefonlarla, İzmir buluşmaları ile korunan bir dostluk temelli öğrenci-öğretmen ilişkimiz var çok şükür ki...Ve, evet N.Hocam benim hâlâ biricik öğretmenim.

Üçüncüsünü ise üniversitede tanıdım. Gerçi onu tanıdığımda hayatımda bu denli önemli bir rolü olacağını kesinlikle düşünmemiştim. Genç, idealist, her daim bakımlı ve her zaman ve hep çok çalışkan bir akademisyendi F. Hocam. Önce öğrencisi oldum. Yüksek lisansta tez öğrencisi...Sonra... Sırf o var diye üniversitede kaldım, doktora'da yine birlikteydik. Hayrandım, hâlâ hayranımdır... Öğrenci-öğretmen olarak başlayan ilişkimiz önce hoca-asistan ilişkisine evrildi, sonra arkadaşlığa, meslektaşlığa, dostluğa, sırdaşlığa... Yapılan dedikodular, arada dökülen gözyaşları ya da atılan kahkahalar, dinlenen müzikler ve okunan kitapların eleştirileri arasında araştırma yapıp makale yazmanın keyfini ondan başkası ile yaşayamazdım sanırım. Hayatımın en büyük şanslarından birinin onu tanımış olmak olduğuna inanırım her zaman. Yaşamımın son 15 yılının (*şimdi son 29 yılının diye düzelmek gerek!) en büyük tanığıdır ve şükür ki öyledir...

Hayatımın üç vazgeçilmez öğretmeninin ve tabii ki tüm öğretmenlerin, öğretmenler günü kutlu olsun...

Öğretmenler günü hediyelerim iki blog arkadaşımdan geldi. Birhan Keskin'in Cemal Süreya seçkisi, ki günlerdir yolunu gözlüyordum, Ekmekçi'mden. Mutfağın Hatıra Defteri ise kitabını bana tam da öğretmenler gününde elime geçecek şekilde yollayan Leylak Dalı öğretmenimden. 





23 Kasım /Salı

Dün de, bugün de, genelde ders hazırlıkları ve okul işleri ile geçti. Tabii bir yandan aklım sürekli ülke gündeminde olduğundan ne kadar etkin çalışabildiğim tartışılır. Tanpınar'ın "Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor.” yorumu hep doğru ne yazık ki...

Bugünün güzel olayı Ekmekçikız ve Küçük Joe'nun bana gelmeleriydi bence. Yine bir şeyler yedik, yine Trivial Pursuit oynadık, ben yine "aaa kadın gözümün önünde, aaa şehrin ismi dilimin ucunda" deyip deyip yanıtsız geçtim soruları ve Ekmekçim yine en abuk soruları bile kolaylıkla yanıtladı :) Oyun bahane, sohbet şahaneydi ama, orası net :)

Kızları geçirdikten sonra bilgisayarı açıp instagramdan zarif eşimin bu akşam canlı yayında yaptığı meslek tanıtımını "banttan" dinledim. Bergama'da bizimkiler aracılığı ile tanıştığımız, mesleğini tutkuyla yapan bir rehberlik öğretmeninin ricasıydı bu meslek tanıtım günleri. Dün akşam benle başladık, bu akşam da A.ciğim kendi mesleğini tanıttı aynı rehberlik öğretmeninin yayınında. Dinlerken  onu, "içinin aydınlığı yüzüne vuruyor bu adamın" diye düşündüm yine. Buraya not düşmek isterim ki hayranım kendisine :)  Ki "aşk büyük bir hayranlıktır" diye yazmıştı yıllar önce Buket Uzuner :)

Ekmekçimin tüm alanlardaki soruları bilip turu tamamladığının fotoğrafı burada yer almalıydı tabii ki :)

21 Kasım / Pazar

Dün sabahtan katıldığım çevrimiçi akreditasyon toplantısı haricinde bütün bir hafta sonu işle ilgili hiç bir şey yapmadım. Mutlu ve bilgisayarın başına oturmama dirayetini gösterdiğim için gururluyum :) Biraz mutfakta işlendim (pötibör bisküvi, muz ve çikolata ile bir tatlı denemesi yaptım), biraz yürüdüm (hava güzel ve aydınlıktı), kendime kitap aldım (aslında Birhan Keskin'in Cemal Süreya seçkisini almak için gitmiştim kitapçıya ama daha gelmemişti. ben de Ahmet Altan'ın yeni kitabını aldım: Hayat Hanım), biraz kitap okudum, biraz Miçocuğumla ona yeni aldığım oyuncakla oynadık (oyuncak almak için girdiğim yeni mahallemdeki dükkandaki kadıncağız ile kedilerimizden bahsederken bana Miço'nun cinsini sordu. Benim "beyaz bir sokak kedisi ama annesi üç renkli çok güzel bir kediydi. herhalde babası Ankara ya da Van" demem üzerine bana "bilen kadın" tavrıyla "annesi üç renkliydi demek, üç renkliler dişi olur" demesi sonrası kadıncağızın yüzüne höykürerek gülmemeyi başardım ama eve kadar kendi kendime güle güle geldim :P) ve bir de bir iki de telefon görüşmesi yaptım (benim gibi telefonla konuşmayı sevmeyen biri için bahsedilmesi gereken bir 'faaliyet' telefon konuşması). Cumartesimin özeti buydu :) 

Bugün için ise önemli misafirlerim vardı: Annem ve ablam. Yeni evim asansörsüz bir apartmanda ve 3.katta olunca annem pek gelemiyor doğrusu. Yeni taşındığımız zaman bir akşamüstü uğramıştı. Ama hiç bir şey hatırlamıyordu evle ilgili. Ben de "bir gün sabahtan gel, akşama dek oturalım ki merdiven çıkarken zorladığın dizlerin dinlensin" demiştim. O gün, bugündü :) Sabahtan kahvaltıya geldiler.  Sağ olsun, ablam arabasındaki rejisör koltuğunu da yanına aldı ve hem 1. hem de 2. katta annemi oturtarak 3.kata daha az zorlanarak çıkmasını sağladı. Sonrası sakin ve güzel bir anne-kızları günüydü. Kahvaltı yaptık, kahve içtik, dün yaptığım uyduruk muzlu-çikolatalı tatlılardan yedik, yemek sonrası çayın yanına kestane pişirdik. Bol bol sohbet ettik oradan buradan. Bugün annemin günü diye onun en sevdiği yemeklerden biri olan tavuk graten yapmıştım. Çok iştahsız aslında son yıllarda ama güzel yedi, nazar değmesin :) 

Onlar gidince blogları gezdim biraz. Ekmekçimin bahsettiği "Amelia Rodrigues" belgeselini izledim/dinledim/beğendim. Oradan pek sevdiğim Mariza'ya zıpladım (ki kendisini pek severim) ve akşamı Fado gecesi olarak tamamladım :) 

Yeni haftaya hazırım, evet :)

Muzlu çikolatalı bisküvi toplarımı bence çocuklar çok sevecek. İlk Ankara ziyaretimde yapacağım onlara da!


19 Kasım / Cuma

Allah biliyor ya türlü aktivite ile ve yorucu bir şekilde geçen haftanın son gününü iple çekiyordum...Bu yüzden de sabah uyanınca İstanbul'un karanlık havasına rağmen içim pırpır, evin yanındaki markete gidip alışveriş yaptım önce. Akşam KAL'dan 3 kız arkadaşım gelecekti zira yemeğe. Alışveriş sonrası yemek ve salatamsı bir şeyler hazırlamak için mutfağa girdim. Girerken de heyecanla hem Leylak Dalı Öğretmenimin hem de canım Ekmekçimin bahsettiği "Kefe"yi açtım Spotify'dan. İyi ki şu bloglar ve güzelim bloggerlar var da böyle muhteşem bir yapımdan haberim oldu.

Çocukluğumda okuldan gelip "arkası yarın"ları dinlemeye bayılırdım. Hafta sonları da cumartesi günleri sabah 11:00'de pazarları da 12:00'de başlayan radyo tiyatroları da ders çalışma zamanlarımı şenlendirirlerdi, çok severdim. Yine öyle oldu, bayıla bayıla dinledim Kefe'yi. Kurgusu, efektleri, her şeyi çok iyiydi gerçekten. Şöyle biraz araştırınca Podbee'nin "Karanlık Bölge" ve "Denge" adlı radyo tiyatroları olduğunu da görüp pek sevindim. Aslında bir sonraki Ankara yolculuğuna kadar kendimi tutmayı becerebilirsem yolculuk için süper bir eşlikçi olur bu oyunlar ama ben sevdiğim şeylerden uzak durmayı becerebilen bir yapıya sahip değilim ne yazık ki :)

Neyse efendim, akşam olunca D.cığımın toplantısı uzadığından o gelemedi ne yazık ki ama B.ciğim ve Aslı Hayvanımla (Bu ne biçim hitap demeyin, kendisine bulduğu ad bu, ben ne yapayım :P) yedik, içtik, hasret giderdik. Ne zamandır görüşmemiştik yüzyüze, özleşmiştik, pek şükela oldu :).  B.hanımcığımız bizimle aynı sınıftan değil ama aynı dönemdendi, 1000'e yakın dönem arkadaşı içinde bulmuşuz birbirimizi ne güzel ki :) D.cığım ve Aslı hayvanımla ise 11 yaşımızdan beri arkadaşızdır. Küçücük sıralara sınıfın 3 toraman kızı olarak nasıl sığardık hâlâ bilmiyoruz ama birbirimizi hiç kırmadan, dökmeden sıra arkadaşlığı yaptık yıllarca. Bu gece de eski günleri anmadan olmazdı, tabi ki andık yine :) ama genel olarak geceye ülke gündemi damgasını vurdu diyebilirim. 

Aslı hayvanımla B.ciğim gittikten sonra hızlıca ortalığı toparladım, bloglara göz gezdirip, bu yazıyı yazdım, artık uyku zamanı. Yarın sabah öğlene dek sürecek bir toplantım var zira, nedendir bilinmez! 

                                                

 Bu kahve fincanını D.cığım almıştı bana 3-4 yıl önce, kıyıp kullanamıyordum. Bugün mutfakta işleri hallettikten sonra "nereye kadar" diyerek fincanımı kullanıma soktum, çok da iyi ettim:) 

17 Kasım / Çarşamba

Pazartesi günü çocukları okula, A.ciğimi de memleketinde yapılması gereken bir iki işi halletmesi için Kırşehir'e yolladıktan sonra sabahımı Ankara'daki kuzenlerle uzuuuun bir sabah kahvesi / sohbeti yaparak değerlendirdim. Ardından da eve gelip daha önce kuzulara söz verdiğim üzere kısır, börek, kek yaptım. Böylece onların okul dönüşü yine uzuuuuun ve akşam yemeği ile birleşen bir 5 çayı keyfine imza attık birlikte :) A.beyciğimiz çay eşliğindeki aile gıybetine mesajlarıyla katkıda bulundu ara ara :P

Salı sabah "yolcu yolunda gerek" diyerek O. ve E.'yi okula geçirip yola çıktım. Ünsal Ünlü  dinleyerek ilerlerken tıngır mıngır, annemin çok yakın bir öğretmen arkadaşının vefat haberini aldım. Sevgili G.teyzeye mi üzüleyim, 55  yıllık dostunun ardından yıkılan anneme mi bilemeden geçti yolun geri kalanı. Eve varınca da hızlıca Miço'nun maması/suyu/tuvaleti ile ilgilenip gidip ablamı aldım ve cenazeye gittik Üsküdar'a. Çocukluğumuzun birlikte geçtiği ve ayakta durmaya zorlanan kızlarına destek olmaya çalıştık Ş.cuğumla. Yıllarca çalışıp yüzlerce öğrenci yetiştiren bir öğretmenin cenazesini bir avuç insanla uğurladık neticede. Hüzünlüydü...Eve gelip annemle oturduk sonrasında, biraz ağlaştık, biraz farklı konular açıp biraz havasını değiştirmeye çalıştık çok başarılı olamasak da. Geç vakit evime döndüğümde kendimi doğrudan yatağa attım, az kalsın yorgunluktan bayılacaktım zaten.

Bugünse yüzyüze ders günüm malum, sabah kendimi kazıdım yataktan resmen ama okula gidince derstir, öğrencilerdir derken zaman akıp gitti, gün bitti bile. Çıkışta eve gelirken Y.cığımı aradım, akşam için bir planı olmadığını öğrenince de doğum günü çocuğu ile Kadıköy'de güzel bir yemek yedik ardından Baylan'da bir pasta ile günün anlam ve önemini idrak ettik birlikte :) İkimiz de 6 saat ders vermekten yorgun ama birlikte olmaktan mutlu bir şekilde iki saat geçirdik. Baylan'da Kup Griye eşliğinde bir makale üzerinde çalıştığımız ve garsonların bize acıyarak baktığı zamanları anarak eğlendik. 

Yarın yine yoğun bir gün olacak. Ben yatağa doğru uçuşa geçeyim en iyisi :) İyi geceler, yedi cüceler sevgili herkes :)

Ankara'da kampüste yürüyüş yolum üzerindeki güzellikler :)


14 Kasım / Pazar

 Aziz Nesin hayatıma damgasını vurmuş yazarlardandır. "Böyle gelmiş böyle gitmez"leri okuduğumda ilkokulu yeni bitirmiştim henüz ve çok etkilenmiştim. Hâlâ hayat içinde zaman zaman aklıma gelir bazı bölümleri...Nesin Vakfı'nı bu yüzden de çok önemserim. Çok etkilendiğim bir yazarın bu topluma sunduğu en güzel armağanlardan biridir bence ve o yüzden de elimden geldiğince desteklemeye çalışırım. Kendime almakla yetinmem, her yıl arkadaşlarıma, eşe dosta Nesin Takvimini alır, hediye ederim. Ederdim. Geçtiğimiz sene bunu yapmadım. Sanırım salgın ezip geçtiği için hepimizi, ne yılbaşı hediyesi ne de Nesin Vakfı Takvimini düşünecek hâlim yoktu...İşte tam da bu yüzden, perşembe günü lojmana girdiğimde kitapların yanında 2022'nin Nesin Takvimini görünce pek sevindim, "yârim beni düşünüp almış bu seneninkini, yaşasın" diye geçirdim içimden Allah biliyor ya...Sonra oğlum gelince eve akşamüstü, öğrendim ki takvimi o almış bize gittiği kitap fuarından. Bu senenin en güzel yılbaşı hediyesi böylece belli oldu: oğluşun uzakta olan annesini düşünerek aldığı takvim :)

Dün evdeydik genel olarak. Biraz yürüdük A.ciğimle bir de akşam için bir iki meze hazırladık, akşam ailecek L.'ler geldiler zira rakı-balık keyfine. Yedik içtik, anılara daldık hep birlikte, K.cığımın ve sevgili zevcesinin de olduğu whatsapp grubunda resimler paylaştık, güldük.... İyi geldi hepimize bu gece, ki L.ciğim de zor zamanlardan geçiyor bu ara...L. beyciğim benim ilk evliliğimdeki nikah şahitlerimizden biriydi, zira S.'ın can arkadaşıydı üniversite dönemi ve sonraki zamanlarda. Ama işte boşanma sürecinde taşlar çok fena yerinden oynarken S. için, ayrılık sonrası L.'in ve dahi K.'ın dostlukları benim haneme yazıldı bir şekilde. S. için ara ara üzülsem de, bu durumun biraz kendi vurdumduymazlığına, çokça da geçmişten kopma isteğine bağlı olduğunu anlayınca bu dostlukların keyfini çıkarmak düştü bana. Hayatıma A.'in  girmesi de değiştirmedi dostluğumuzu, şükürler olsun, hep birlikte yola devam ediyoruz işte. Dostluklar özeldir ve öyle bir kalemde siliveren insanlara hep şaşırmışımdır zaten...

Oğlumun hediyesi Nesin Takvimi bu blogta yerini almasa mıydı yani :)


12 Kasım / Cuma

Dün sabah 7:30 gibi çıktım evden ve İstanbul'un sabah trafiğinin içinde yol aldım uzun bir süre. Bolu'ya dek eşlikçim Bulutsuzluk Özlemi'nin yeni albümüydü. Gerçekten çok beğendim bu rock oratoryoyu. Özellikle bazılarını başa alıp tekrar tekrar dinledim. Tam Bolu tüneline girmek üzereyken de yan gözle telefona bakayım dedim ki bir de ne göreyim, Ekmekçim "Sana dün yaptığım simitlerden getirsem, bir kahve içsek mi" diye mesaj atmış bana. Simitleri kaçırdığına üzülse de bir yanım, diğer yanım çok mutlu oldu! İnsanın hayatta onu düşünen / önemseyen dostlarının var olduğunu bilmesi şahane bir duygu! 

Eve vardığımda güzel bir kahvaltı sofrası beni bekliyordu. Malum A.ciğim de ben de "aralıklı oruç" düzenine geçtiğimiz için bir süredir, kahvaltımızı 12 civarı yapıyoruz artık. Ardından o okula gitti dersine, ben de oturup bugünkü toplantı için sunum hazırladım, yetmedi, çarşamba günü yaptığım sınavı okuyup bitirdim (bu sınıfım sadece 18 kişi, dolayısıyla kolay oldu okuması. Sevdiklerime kavuşmanın verdiği enerji de yardım etti tabii). Akşamüstü ev ahalisi birer birer döküldüler. Gece yemek yedik, sohbet ettik, hasret giderdik. Özlemişim 5 kişilik aile olarak geçirdiğimiz zamanları :)

Bu sabah ise akreditasyonla ilgili bir toplantımız vardı. Sunumu yaptım, soruları yanıtladım, bolca konuşup çeşitli şirinlikler yaparak bölüm elemanlarının gözünü korkutmadan nasıl bir yükün altına giriyor olduğumuzun altını çizdim :) Kahvaltı sonrası bahçeye gidip son toparlamaları yaptık A.ciğimle, bal kabaklarımız baya büyümüş, onları da söktük artık. Akşam çocukların okul dönüşü ise yemeğe gittik ailecek, 20 aydan sonra ilk defa. En son kapanma olmadan bir hafta önce yine böyle 5 kişi, dışarda bir restoranda birlikte yemek yemiştik. Şükürler olsun ki bu günleri de gördük...

Bugün bir de dört gözle beklediğim şarkı yayına girdi. Didem Madak şiirinden Hüsnü Arkan bestesi: Beni Anla. 

Ve evet, "Şarkı dediğin şarttır yaşamaya..."



10 Kasım / Çarşamba

9:05'de balkonumda saygı duruşunda bulunurken gözlerim dolu dolu, yine garip hisler içindeydim. Sevgi, saygı, minnet, mahcubiyet, özlem...Ne büyük insanmış...Her geçen gün ona olan hayranlığım artıyor... 

Murat Meriç'in Ekim 2016-Ekim 2017 tarihleri arasında Açık Radyo'da şahane bir programı vardı: "Şarkılarla Memleket Tarihi". Zaman oldu ağlayarak, zaman oldu gülerek, zaman oldu şaşırarak, eskilere giderek, anılara dalarak güne başlamama vesile olurdu Meriç... A.ciğim de Ankara'da dinlerdi, bilirdim. Aynı şeyi aynı anda farklı şehirlerde yapmak hep hoşuma giderdi. 

Bugün sabah uyanınca Murat Meriç'in 10 Kasım programını dinlemek istedim. İyi ki de akıl etmişim. Özlediğimi fark ettim. Bundan sonra her günün programını sabah tekrar dinlemeye karar verdim. Benim gibi balık hafızalı biri için yeni bir şeyi dinler gibi olacak zaten eminim :)

Siz de dinlemek isterseniz, buraya tıklayabilirsiniz 

En sevdiğim fotoğraflarından biri ile anayım Paşamı...Toprak incitmesin onu.


7 Kasım /Pazar

Aylardan sonra ilk defa, temizliğe destek olan S.ciğime gelmesini rica etmiştim bugün için. O da geldi ve cam, koltuk, halı, allah ne verdiyse sildi, temizledi. O çalışma odasındayken (yani O.beyin odası aslında da o yokken çalışma odası olarak oraya konuşlandığımdan böyle adlandırıyorum) salon balkonunda oturup kitap okuyup kahve keyfi yaptım; o evin geri kalan kısmını temizlerken de çalışma odasının hakkını verip bu haftaki sınav sorularımı hazırladım. S., yine atom karınca şeklinde çalıştığı için saat 13:30'da bitirmişti zaten işleri. O gittikten sonra dışarı çıkmak için kendimi motive etmeye çalışıp başaramadım ve evde oturup dizi izledim: Kulüp'ü. Ben beğendim vallahi. Özellikle Salih Bademci döktürmüş...

Akşam da Sibel Oral'ın "İşitiyor musun Memet"ini bitirdim, ki kaç gündür elime alamamıştım. Alınca aktı gitti yine. Hüzünlü bir kitap ama güzeldi bence ("Güzel anılar gibi hüzünlü / Hüzünlü şarkılar gibi güzel"diyen Cemal Süreya dizeleri gibi oldu bu tanım da! Ama öyleydi gerçekten...)

Günün bir diğer güzel olayı da Murat Meriç'in bir tweeti sayesinde Bulutsuzluk Özlemi'nin "Bedreddin" albümünden haberdar olmamdı. Bayıldım. Önümüzdeki hafta sonu Ankara yollarında (en azından bir kısmında) ne dinleyeceğim böylece belli oldu. Öneririm!

Pencere önü güzellerime "hep bir ağızdan" eşlik etsin madem :)

 

6 Kasım / Cumartesi

Cuma günü sabah erkenden kalkıp sınav kağıtlarımı okumaya başladım yine Yeşilçam eşliğinde. İyi ki diziler var, yoksa çekilecek çile değil vallahi sınav kağıdı okumak! Neyse ki dizinin de verdiği gazla öğleye doğru bitirmiştim bile. Bu çalışkanlığımı bir gezi icat ederek taçlandırmam gerekiyordu, ben de gidip annemi aldım ve Z.teyzeye (ki kendisi annemin kankası ve benim ilkokul 1 öğretmenim olur) doğru yola çıktık. Onu da evinden alıp kendimizi sisli olsa da yine de güzel olan Dragos sahile attık. Annemler hasret giderdiler, ben de biraz sohbete eşlik ettim, biraz güneşin tadını çıkardım (yanlış anlaşılmasın, güneşi kış ve bahar aylarında severim sadece) biraz çaydır, kahvedir, atıştırmalıktır, getirip götürerek garsonluk hizmetlerini yerine getirdim. Böylece ilkokul öğretmenlerimle (ilkokul 1'i Z.teyzede okuduktan sonra ev/muhit/okul değişikliği nedeniyle geri kalan sınıfları annemde okumuştum) bir öğleden sonra geçirmiş oldum, güzeldi :)

Akşamında ise benim canım BAL kızlarımla yemeğe çıktık. Yedik, içtik, dedikodu yaptık, hayal kurduk. Yine güzeldi. Canım hemşirelerim benim :) Kendimi şu hayatta hep çok şanslı hissetmemin başlıca nedenleri...

Cumartesi sabah ise erkenden annem ve ablamı da alıp Pendik'e kuaförümüz A.abiye gittik. Benim her ay olan A.abi seferlerime bazen annemle ablam da eşlik ederler, o günlerden biriydi yine. Saçlar kesildi, boyandı, sohbet edilip hasret giderildi, annemin saçı "çok kısa olmayan kısa saç" (!) modelinde kesildi (Bunu sadece A.abi biliyor ve yapabiliyor :P) falan filan. Hazır Pendik'e gitmişken, Gözdağı İBB tesislerine de gidelim dedik (Böylece 4 gün içinde Florya, Dragos ve Gözdağı tesislerini ziyaret etmiş olduk! Telefonuma İstanbul'un farklı köşelerini ardı ardına gezen bir İstanbullu olduğum için teşekkür mesajı gelmesini bekliyorum Başkan'dan :P). İyi ki de demişiz. Ben hayran kaldım buraya. Ulu ağaçlar, tertemiz hava, yine ucuzcacık yiyecek içecek ve sis olmasa göreceğimize emin olduğumuz (!) şahane bir manzara eşliğinde bir süre de orada oturduktan sonra bir cumartesi klasiği olarak trafiğe takılarak eve döndük. 

Akşam üstü G.cuğum uğradı, ateş almaya gelmiş kadar kısacık bir ziyaretti ama olsun, yine iki arada çan çan çene yaptık, eski eşleri çekiştirdik, ben Amerika'dan E.ciğimize gönderilen siparişleri ve kayınvalidemin G.cuğuma gönderdiği salçayı teslim ettim. 

Gecenin kalanı fırında pişirdiğim kuzu kestaneleri eşliğinde Leyla ile Mecnun seyrederek geçecek, bir cumartesi akşamına yakışan şekilde :)

Daha geniş ve sissiz bir zamanda yeniden gelmeli mutlaka!

Fotoğrafa giydirdiğim şarkı dün BAL kızlarla fotoğrafımızı yolladığımızda sevgili N.hocamızın "şimdi İstanbul'da olmak vardı" demesi üzerine dilime dolanan eskilerden bir Melike Demirağ şarkısı...

4 Kasım /Perşembe

 Ay ne güzel gündü yarabbi. Ne çok özlemişim kızları. ("Hangi kızlar?" diyenleriniz için yanıt şurada. Gerçi bu yazıda andığım tüm blog kızları değildik toplanan ama belki bir gün o da kısmet olur :P ).

Moda çay bahçesinde oturduk, güldük, bol bol çay içtik, eski günlerden, dizilerden, çocuklardan, siyasetten, salgın zamanlarındaki delirmelerimizden ve daha pek çok şeyden konuştuk.

A.cuğumla Ankara'ya gitme planı bile yaptık. A.cüğüm (Namı diğer Elektra'm) 15 yıldan sonra bugün, gözlerimin yeşil olduğunu fark etti, "geç olsun güç olmasın" dedik. Ekmekçimle kitap alışverişlerimizi yaptık. Ablamın hemfikir olduğumuz resim yeteneğini fark etmeyip üstelik abuk yorumlar yapan ortaokul resim öğretmenini yad ettik! M.ciğim her zamanki gibi aramızdaki en gencimizdi, onu sorularımızla biraz baydık :) 

Ayrılırken doyamamıştık birbirimize tabii ki, ayda 1 görüşme kararı aldık, bunu da ayrıca pek güzel düşündük :) 

Dönüş yolunda içine düştüğümüz trafik bile keyfimizi bozamadı! Ama itiraf etmeliyim ki trafik sıkışıklığında Ekmekçimin içinden başka biri çıkıyor, çok eğlendim kendisi ile :P

Sohbet ederken çaya da doyamadık gördüğünüz gibi :) 

Bu fotoğrafa da bizim ekibin şarkısı yakışırdı tabii, eklemeden edemedim :P


                

3 Kasım / Çarşamba

Sınav haftasında olduğumuzdan bugün dersim yoktu, rahattım. Bu yüzden, sözleştiğimiz üzere 10:30 gibi annemle ablamı evlerinden aldım ve yola çıktık okula doğru. Annem benim çalıştığım her okula gelip her odamı ziyaret etmiştir bugüne kadar, bu odamı da görmek istiyordu. Kısmet bugüneymiş :)

Okula geçmeden önce Florya Atatürk Köşküne gittik. Nasıl sakin, nasıl sade ve ne güzel bir yer burası. Bıraksalar orada bir kaç gün yaşasam keşke... Yine çok duygulandım Ata'mın hoplaya zıplaya yürüyen Ülkü'nün elinden tutmuşken yürüdüğü yerlerde gezinirken...Bir ara baktım, ablamla annemin de gözleri dolu dolu...Öğretmen ailesi olduğumuz ne kadar belli :)

Sonrasında İBB'nin Florya'daki sosyal tesisine gidip çay içtik. Gitmemiştim buraya daha önce ama çok beğendik hepimiz. Kocaman, yeşil, sakin, huzurlu ve çok ucuzdu :) Bu kadar ucuz bir şeyler yiyip içmeyeli (Çay 1.5 TL idi diyeyim siz anlayın :P) çok olmuştu, şaşırdık haliyle :)

Ardından da yine sahildeki kebapçıların birinde İskender yedik ve okula geçtik. Ben sınavımı yaptım (bu da önümüzdeki 2-3 günde toplam 91 adet sınav kağıdı okumam gerek demek !), odama çiçekleriyle birlikte gelen zarif misafirlerime (:P) birer çay ikram ettim ve eve geri döndük. 

Güzel bir anne ve kızları günüydü. 

Kasımpatları ve arkada Atatürk Deniz Köşkü

Fotoğrafa giydirdiğim şarkı da Atamın sevdiklerinden biri olsun o halde...

1 Kasım /Pazartesi

Yeni bir hafta...Sabah A.ciğimi yolculayıp oturdum bilgisayarın başına. Evde çalışmak garip bir düzen. Sınav sorusu hazırlayıp çamaşır yıkadım, tez öğrencimin yazdıklarının üzerinden geçip, düzeltmeleri yaptıktan sonra yazlık kışlık giysi dönüşümü yaptım mesela. Sanki hep böyleymiş gibi geliyor bazen, hep böyle çalışırdık gibi. Değildi oysa. Bir yandan sıkıcı geliyor bu düzen, öte yandan eskiye dönsek ondan da sıkılacakmışım gibi geliyor. Ne garip...

Akşamüstü ne zamandır okumak istediğim ama bir türlü başlayamadığım kitabı (Sibel Oral'ın "İşitiyor Musun Memet") aldım elime, ve  bırakamadım uzunca bir süre. Nazım benim için çok özeldir, değerlidir malum. Oğlu Mehmet'in hikayesini çok farklı ama akıcı bir şekilde yazmış Sibel Oral, çok beğendim.

Kitap günümü yeterince güzelleştirmemiş ve beni yeterince hüzünlendirmemiş gibi bir de Mubi'den Arkadaş Z. Özger'in anlatıldığı "Merhaba Canım" adlı belgeseli izledim, onu da çok beğendim, ve evet, yine çok hüzünlendim. Belgesel sonrasında Özger'in şiirlerine daldım biraz da. 

Güzel bir gün, haftaya sakin ama güzel bir başlangıç oldu...

Bu akşamı güzelleştiren kitap fotoğrafına, akşamı daha da güzelleştiren belgesele konu olan şairin şiirinden bestelenen şarkıyı giydirdim :)