27 Ocak 2026, Salı

Üniversite hocası olmanın kötü yanı şu bence: çevrendeki çoğu kişi dersler bitince senin de işinin bittiğini ve artık tatilde olduğunu varsayıyor. Halbuki derslerin bitmesi demek, okunacak final ve bütünleme kağıtları, jüri üyesi olunacak lisans, yüksek lisans ve doktora savunmaları ile lisansüstü mülakatları, dönem içinde çok yoğun olduğun için yapamadığın birikmiş makale revizyonları, yazılması gereken raporlar ve bölüm toplantıları demek. Hele bu ara, o kadar çok ders dışı iş geldi ki arka arkaya, "yeteeer" diye bağırmamak için zor tutuyorum kendimi. Neyse ki "sakin ol, halledersin sen" diyen motive edici bir iç sesim var :P

Bu ara mutfakta işlenirken, youtube'da iki güzel video izledim. İlki Emrah Kolukısa'nın Nejat Yavaşoğulları ile yaptığı sohbetti. Yavuzer Çetinnkaya ile, ki kendisi benim ennnn sevdiğim sanatçılardan biridir, birlikte de çalmışlar bir grupta mesela,  hiç bilmiyordum. 

İkincisi de Özlem Gürses'le Psikiyatr Dr.Gülcan Özer'in sohbetiydi. Gülcan hanımı zaten çok beğeniyorum, bu söyleşi de çok iyiydi bence. Eşe dosta gönderdim, ama burada da dursun, belki dinlemek istersiniz:


Bu arada yârim, yazlıkta baya bir tadilat işine girişti malum. Aslında aklım da kalbim de onun yanında. Hem merak ediyorum onu ve evde yapılanları, hem de o yalnız başına uğraşıyor ustalarla ve yoruluyor diye üzülüyorum. Bir de çok özlüyorum itiraf edeyim ki! Pof! 

Neyse ne yapıyorduk hasretle başa çıkmak için? Şiire sığınıyorduk elbette :) Bu dizeleri Haydar Ergülen karısı İdil için yazmış, benim kimi düşünerek okuduğumu siz biliyorsunuz zaten :)

"Bak yüzüne karşı değil
arkandan söylüyorum
ben senin gölgeni bile
övüp alkışlarım"


23 Ocak 2026, Cuma

120 sınav kağıdı ile cebelleştiğim bir günü daha geride bıraktım sevgili blog :) Akademisyenliğin en sevmediğim yanı bu kağıt okuma süreci. Eskiden de sevmezdim ama son yıllarda resmen içim bulanıyor o kağıtları görünce! Bir de notlar daha iyi olsaydı, daha çekilir olacaktı bu süreç ama sınıfın yarısından çoğu bütünlemeye kaldı, bedbahtım vallahi! Öğrencilerin komik notları da olmasa hiç çekilir yanı yok :P 

Bu arada salı günü, canım K.cığım Amerika'dan annesini ziyaret için ülkemize ayak basınca, kısacık bir zaman için de olsa buluştuk kendisiyle. Çok özlemişim arkadaşımı, 2 saatçik ama hızlı hızlı sohbet ettik, şenlendirdik gönlümüzü. Fotoğraf çektirmeyi de unutmadık tabii :) Yapay zekanın bizi gençleştirip güzelleştirmesinin yanısıra üzerimde gördüğünüz kazağın 30 yıllık olması önemli :) 

Bu haftanın bir diğer güzelliği de E.cuğum bir tanemin yaş günü olmasıydı. Uzakta da olsa, her daim yüreğimde sevgisi, dostluğu, kardeşliği. Çok yaşasın! 

18 Ocak 2026, Pazar

3-4 günlük bir Bergama kaçamağı sonrası merhaba :) Dönemin son dersini yaptıktan ve oğluşun son final sınavına girmesinden sonra kendimi yazlıkta tadilat işlerine girişen zarif eşimin yanına attım. Biraz ustalarla mesai yaptık, biraz akraba ziyaretlerinde bulunduk, biraz annemizin gönlünü eyledik ve bir akşam da arkadaşlarımızla sahilde yürüyüş sonrası kuzine sobanın başında şarkılı türkülü ve anılarla dolu bir gece geçirdik. Daha ne olsun :)

.

Bu arada Yenal Bilgici'nin "Sıfır Sayı" adını verdiği podcast programının "Türkiye'yi Değiştiren Kitaplar" bölümünü dinleyip bayıldım. Deniz Yüce Başarır'ın "Ben Okurum" serisinin son söyleşisi olan "Yarın Yapayalnız" bölümü ve Selim İleri külliyatı hakkındaki söyleşi de gayet doyurucu ve "okumadığım Selim İleri kitaplarına en kısa zamanda dalmalıyım" hissiyatı vermesi açısından güzeldi.

Küçük mola sonrası, yarın yeni bir haftaya huzurla ve mutlulukla başlayacağım. Şükürler olsun.


12 Ocak 2026, Pazartesi

Oğluş final sınavlarına çalışırken ben de bol bol makale revizyonu işi ile ilgilendim son günlerde. Çok çalışkanız anne-oğul, nazar değmesin :) 

Cuma günü İ.ciğime uğradım, geçmiş olsun demek için. Önümüzdeki cuma geçireceği kalp operasyonu öncesi moral kahvesi içtik birlikte, dertleştik, biricik zarif eşi S.hanımcığımızın yaptığı kekten yedik, eski günleri yadettik, geleceğe dair hayaller kurduk. Arkadaşlık tam da bu değil midir zaten :) 

Bunun dışında neler yaptın derseniz, pek bir şey yapmadım vallahi. Youtube'a yüklenen "Var bunlar"ın 3.sezonunu izledim fırsat buldukça. Bir de iki sezondur izlemediğim bir diziye, Uzak Şehir'e dadandım. Töre-aşiret dizilerini sevmem aslında, bunu da o yüzden seyretmiyordum zaten ama bizimkiler sürekli olarak pek övünce, yine youtube'dan töre-aşiret kısmını olabildiğince atlayıp sevda hikayesine odaklanarak seyrettim. Bir tür "guilty pleasure" oldu benim için. Çok saçma ilişkiler var evet, uzun uzun bakışmalar, silahlar, kaçakçılık faaliyetleri ve kötü kayınvalide beni benden alıyor, ama Cihan ve Alya'nın ufak tefek flörtleşmelerini de sevdim, itiraf ediyorum :) Bu akşamki bölümünü tv'den izleyeceğim artık.

Bugün sabahtan teyzemi ziyarete gittim. Yanındaki görevli, teyzeme "Şule hanım gelmiş" deyince bir sevindi anlatamam. Ben de beni tanıdı sandım ama sonra görevliye "eskilerden, komşumun kızı" diye tanıttı beni :( Ne diyeyim, buna da şükür. Sonra da sohbet ettik, anlamlı anlamsız bir şeyler anlattı bana. İnsan beyni çok ilginç gerçekten. Teyzem de konuşuyor mesela ama kurduğu cümleler o kadar anlamsız, kopuk ve bir yere bağlanmayan nitelikte ki insan bazen ne diyeceğini şaşırıyor... Mutlaka tatlı bir şeyler alıyorum giderken. Bu sefer de acıbadem kurabiyesi almıştım, nazlanıyor ama ben yedirince yiyor. Canım teyzoşum...

Günün ve haftanın güzelliği ise hafta sonu ablamın bana ördüğü parmaksız eldiven :)  Bu ara görüp sağda solda, çok beğeniyor ama yorulmasın diye söylemiyordum. İçine doğmuş herhalde, pek sevindim vallahi. İnsanın becerikli bir ablası olması şahane bir şey :P


 

8 Ocak 2026, Perşembe

İstanbul "uçuyor" bugün, daha doğrusu: "uçuruyor" ! Hayatımda ilk defa kilolu bir insan olmanın avantajını kullanarak korkmadan pazara gittim :P Mazallah incecik biri olsam, sürüklenebilirdim rüzgardan, o derece!

Bizim evde farklı müzikler duyulur çoğu zaman. Farklı derken benim normalde dinlemeyeceğim türden. Oğlumla birlikte yaşamanın en sevdiğim yanlarından biridir bu; onun dinlediği müzikleri dinleyebilmek, izlediği dizileri/filmleri bilmek, ve tabii siyaseti sayesinde birebir takip edebilmek! İzlediklerinin/ dinlediklerinin hepsini beğenmesem de bazıları çarpıyor beni. Şu şarkı da onlardan biri. Önce müziğini beğendim, sonra hikayesini öğrenip sözlerine bakınca daha da sevdim. "Pes etmiyoruz" diyenlerin şarkısı olarak geçiyor, ve evet, pes etmiyoruz :)


Kasım ayının sonlarına doğru yazdığım yazıda: "Bir de dilerim ki Haydar Ergülen'le Birhan Keskin bu yıl artık yeni şiir kitabı çıkarsınlar, ruhumuzu doyursunlar" demiştim. Dileğim oldu, Haydar Ergülen "cömert Gül" adlı bir şiir kitabı yayınladı, Mesudum :)

Bugünkü yazıyı Ergülen'den bir şiirle bitireyim o halde:

Kedi güneşte daha kedi
insan insanda daha mavi
kedideki ışık mırıldanıyor
benim yerime bu şiiri

Kedi dediğin bir sokak ermişi
güneşi açıyor sevildiğinden
insan da severken daha güneşli
kedi bıyıkaltından mavi çelebi

Kediyi bıraksan buradan
İzmir'e kadar gerinir
kedi İzmir'de daha mavi
insan insanda daha kedi

Kedinin içi güneş, gönlü mavi
ruhumuz kar topluyor, çelebi sevgi
çok yaşasın kedimiz, bıyıklımız, pirimiz
kedi bizim yuvamız, dergahımız, evimiz

 

3 Ocak 2026, Cumartesi

Çocukluktan gelen bir "kış günleri" modum var benim sanırım. Soğuk kış günlerinde dışarı çıkıl(a)madığı için bizim evde bir "altın günü" konsepti olurdu. Annecim kısırdır, kektir, börektir, kreptir, artık canımız ne çekiyorsa yapar, masayı donatırdı. Ben de benzer bir anne modeli olarak, 2-3 gündür aynı moddayım. Zira, hem İstanbul'da deli bir rüzgar ve soğuk var, hem de oğluşum finallere hazırlanırken "ona motivasyon olsun diye sevdiği yiyecekleri yapıyorum" şeklinde öne sürebileceğim bir mazeretim var :) Böylece son 3-4 aydır dikkat ettiğim yeme-içme alışkanlarımı da rafa kaldırmış oldum, ama olacak o kadar. Bu pazartesi şekersiz ve hamur işsiz moda dönme sözü verdim yine kendime.  Bakalım, kısmet :P...

Yine bu 2-3 gündür her gün anneme gidip biraz oturup, onunla ve ablamla çene yapmak dışında hemen hemen hiç dışarı çıkmadım. "Ne yaptın peki" derseniz, oturup dizi izledim, internette gezindim ve aylaklık yaptım. İzlediklerim içinde en güzeli Kenan Doğulu ile yapılan söyleşi ve alfabenin tüm harflerini içeren potporisiydi, kesin. Bir de İbrahim Selim-Teoman sohbeti de çok içten ve güzeldi. Dinlediklerim içinde de "Yıllar sonra: Hümeyra" seçkisindeki Şirin Soysal ve Ali Erenus'un şu yorumunu çok beğendim

Bir de bugün, eczaneye ilaçlarımı almaya giderken sevgili İlhan abi'den (-köy-ümüzün gazetecisi) Milliyet Sanat'ımı aldım. "Çok zam geldi, tahmin et ne kadar oldu" dedi bana dergiyi uzatırken. Ama ben Elifciğimin blog yazısından Varlık dergisine gelen zammı bildiğimden, hazırlıklıydım, gayet uçuk bir fiyat söyledim. Neyse ki o kadar olmamış. Derken lafladık biraz ayaküstü. Bana, o küçükken Bülent Ecevit'lere, Erdal İnönü'lere ve daha pek çok tanınmış simaya günlük gazeteleri götürüp, gazete parasından çok daha fazla bahşiş topladığı zamanları anlattı. "Şimdi insanlar gazetenin parasını veremiyorlar bazen" dedi sonra da, iç çekerek...Sohbetimiz iç açıcı bir konu üzerinde olmasa da gülümseyerek ayrıldım yanından. Zira, sanırım bu mahalleye ben 3 yaşındayken ailecek taşındığımız o günden bugüne, burası ile en çok sevdiğim bu "mahalle kültürü". Esnafla sohbet etmek, alışveriş edip eve gelirken mahallenin bakkalı-kasabı-berberi-koltuk döşemecisi ile selamlaşmak; kocaman İstanbul'un göbeğinde bir tür Perihan Abla mahallesinde yaşamak ayrıcalığı. Tüm  o korkunç kentsel dönüşüm çılgınlığına rağmen hem de...(Benzer ortamları hemen hemen aynı zamanlarda yaşadığım, okuldaşım, dönem arkadaşım sevgili Fuat Sevimay'ın yazısı geldi yine aklıma. Okumak isterseniz: İlk aşk Erenköy)   

Dergiyi alıp eve yürürken şunu düşündüm bir de: Ben sevdiğim insanlardan, eşyalardan, kıyafetlerden  kolay kolay vazgeç(e)mediğim gibi sevdiğim dergilerden de vazgeçemiyorum:) '89 yılında başladım bu dergiyi okumaya. Yazılarını dört gözle beklediğim Yavuzer Çetinkaya'nın ani ölümüne çok üzülüp, elimin satın almaya ermediği bir yıla yakın süreyi saymazsak, 36 yıldır tek bir sayısını kaçırmadım. Benim ruhum böyle demek, vazgeçmemek üzerine kurulu :) 

Bu da böyle bir yazı olsun. Dünya ve ülke gündemindeki abukluklar bir kenarda dursun...

1 Ocak 2026, Perşembe

Yılın ilk gününü dolu dolu geçirdim. Yârimle aheste bir kahvaltı yaptık önce. Sonra onu bizim ailenin küçümeninin final sınavlarına destek olması için Ankara'ya geçirdim. Ardından mahalle pazarından alışveriş yapıp evi temizleyip, çamaşır yıkadım. Sonra da final sınavlarına hazırlanan ailenin büyük oğluna motivasyon olsun diye brownie yaptım.  An itibari ile ayaklarımı uzatıp keyif yapma aşamasındayım. Bu arada kar yağdı bir de, gözümüz gönlümüz şenlendi :) 

Eskiden İzmirliler böyle azıcık karla mutlu olurlardı. Biz de onlara benzedik yahu:)