Böyle
bir pazar günüydü yine. Üniversite sondaydım. Ertesi gün tesis planlama dersimin
finali vardı ve odamda ders çalışıyordum. Ablamın içerden “aman allahım…” diye
haykırışını hatırlıyorum. Radyoda Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü haberi verilmişti.
O günün devamı yok belleğimde. Çok ağladığımı hatırlıyorum sadece. Annemlerin
kendi üzüntülerini bırakıp beni susturmaya çalıştıklarını...
Sınava girdim
ertesi gün, geçmeme yetecek kadar soruyu yanıtlayıp gazetenin önüne gittim koşa
koşa. Hiç tanımadığım insanlarla toplandık, bağırdık, kolkola yürüdük,
ağlaştık…O günden sonra bir süre kendime gelemedim ben. 1 ay boyunca
gazetelerde dergilerde çıkan haberleri saklayıp bir dosya oluşturdum hatta, çok
sevdiğim gazeteci/yazar artık yazamayacaksa onunla ilgili yazılanları
toplamalıyım diye mi düşündüm bilmiyorum. Hâlâ duruyor kütüphanemde o dosya.
Hayrandım ben
ona…Yazılarına, kitaplarına, araştırmalarına… Lise’deyken bir yaz, imza gününde
İzmir’de kitap imzalatmaya gittiğimizde arkadaşımla, nerede okuduğumuzu
sormuştu, konuşmuştuk ayak üstü. Yanındaki Aziz Nesin’e “bunlar akıllı çocuklar
Aziz Bey” deyişi hâlâ kulaklarımda...Akılllı oluşumuz ne işe yaradı bilmesem
de...
En güzel
evlatları hunharca öldürülen/hapsedilen bir ülke burası. Bize de buna tanık
olma cezası kesildi ne yazık ki… Bu sene salgın nedeniyle kızı Özge Mumcu
evlerimizde bir mum yakarak anmamızı istemiş Uğur Mumcu’yu…Yaktım mumu, “sevdiğim
çiçek adları gibi, sevdiğim sokak adları gibi, bütün sevdiklerimin adları gibi,
adınız geliyor aklıma...” diye mırıldanıyorum içimden, oturuyorum, gözümde
yaşlar...