28 Haziran 2026, Pazar

Geçtiğimiz pazar günü 3 üniversitelinin de final sınavlarının iyi geçtiği haberi gelince zarif eşim ani bir tatil planı attı ortaya, ben de hemen kabul ettim tabii, bana "gezelim" deyin, yeter :) 

Pazartesi-salı, annem ve ablamlaydım genelde. Çarşamba günü de final sınavımı yaptım. Sonrasında, perşembe sabah deniz otobüsüne binip Avşa adasına gittik ailecek. Önümüzde oturan 3 yetişkin ve 2 çocuk o kadar yüksek sesle konuşup rahatsız edici bir şekilde bağırarak oyun oynadılar ki, 4.5 saatlik yol, işkenceye dönüştü hepimiz için. Neyse ki rezervasyon yaptırdığımız otel fena değildi de, hemen havuza attık kendimizi, rahatladık. Akşam da güzel bir yemek ve sohbetle noktaladık geceyi. 

Bizim çocuklar :) 
Soldaki O.bey, sağdaki ailemizin küçümeni E.bey, ortadaki de biricik prempesimiz E.hanım :)

Cuma günü Avşa'nın denizini deneyelim dedik. Soğuk ama güzeldi. Deniz kenarında bir şeyler atıştırdık, güneşlendik derken, öğle yemeği sonrası otele dönen oğluştan haber geldi, "midem bulanıyor, kusuyorum" diye. Haydaaaa, ilaç alıp döndük hemen yanına. Ama yok, ilaç alacak kadar bile sakin durmuyor midesi. Öyle olunca da hastaneye gitmek zorunlu oldu. Önce bulantıyı önleyici iğne, 2 saat sonra hâlâ devam eden bulantı nedeniyle serum yiyince kendine geldi bizimki. Yine de içimize sinmedi, pazar akşamüstü döneriz diye düşünürken, bir gün önceye çektik dönüşümüzü. Dün sabahtan yine havuz keyfi yaptık, oğluş bey gölgede oturup müzik dinledi, kitap okudu, akşamüstü de çıkıp geldik evimize. 

Elimde Filiz Aygündüz'ün "Nisa"sı vardı, kolay okunan, güzel bir kitaptı. Hüzünlü bir kitaptı genel olarak zaten de, sonlara doğru gözyaşlarımı tutamadım okurken. 

Bu arada Kadir İnanır'ın ölüm haberini aldık, ona da çok üzüldüm... “Sevgi neydi, sevgi emekti” cümlesini kafamıza kazıyan filmin yakışıklı ama hayırsız jönü İlyas…”Atom fiziğine de profesörlüğe de lanet olsun” repliğini akademiden soğuduğumuz her an paylaştığımız  Ali…Dila Hanım’ın Karadağlı Rıza’sı, Kırık Bir Aşk Hikayesi’nin Fuat’ı, Yılanların Öcü’nün Kara Bayram’ı, Kapı’nın Süryani marangozu…Sinema emekçilerinin direnişinde hep önlerde yer alan, koşulsuz şartsız  barış yanlısı olan canım insan…Nurlarda yatsın…

19 Haziran 2026, Cuma

Nazar değmesin ama bu ara "konser ya kulum" dedi bana evren sanırım :P Nitekim dün de Sertab Erener konserinde kurtlarımı döktüm son anda ortaya çıkan sürpriz bir biletle :) Bu arada Sertab'ın benden yaklaşık 10 yaş büyük olmasına rağmen bu kadar çıtır görünmesine biraz (!) bozulmuş olsam da( :P) şahane bir konserdi vallahi :)

Öncesinde de sevgili doktora öğrencim N'ciğim doktora tez savunmasını gayet başarılı bir şekilde verdi ve doktor unvanını hak etti. Tezini bana ithaf etmesine çok duygulandım, yalan yok. Böyle bir şey hayatta başıma ilk defa geliyor çünkü. Hani önsözde teşekkür ederler öğrencilerim sağ olsunlar da tezin bana ithaf edilmesini ilk defa yaşıyorum :)

Bugün ablamla birlikte, canım F.cığım ile (ağabeyimizin eşini en az ağabeyimiz kadar sevme keyfini yaşatan sevgili kadın) geleneksel kahve buluşmamızı gerçekleştirdik. Annelerden girip, kitaplardan çıktık. Özleşmiştik, iyi oldu.

Az sonra zarif eşim 1 haftadır bir kongre nedeniyle bulunduğu Denver'dan dönecek. Ağzım kulaklarımda, tahmin edebileceğiniz gibi. Cahit Sıtkı'nın dediği gibi: 

"Bir gerçek içindeyim düşten güzel

Sevdiğim gülüyor yanı başımda" 

12 Haziran 2026, Cuma

İki gecedir sosyal kelebek modundayım :)

Çarşamba gecesi oğlumun davetiyle bir arkadaşının da korist olarak yer aldığı Canola koronun "İz" ismini verdikleri konserindeydim. Seslendirilen şarkılar Norveç'ten, Estonya'dan, Güney Afrika'dan ilahiler, ağıtlar falan olunca çok sarmadı beni, (O.bey kadar niş zevkleri olan biri değilim tabii :P) ama oğluşla Kadıköy seferi yapmak, konser öncesi Nazım kafede oturup bir şeyler içmek, söyleşmek şahaneydi. 

Konser öncesi oğlunun kanatları altında mutlu bir Şule görüyorsunuz :)

Dün gece ise canım BAL kızlarım G.ve A. ile Kardeş Türküler konserine gittik. Müthişti. Türkçe, Kürtçe, Ermenice, Çerkezce türküler, Roman dansları, Kırşehir Abdalları'nın gösterileri, Kafkas Halk Dansları ekibi derken nasıl geçti 2.5 saat anlamadık. Yan yana durmanın, birlikte, kardeşce yaşamanın güzelliğini damarlarımızda hissettiğimiz bir geceydi. 

Bu da 40 yıllık dostlar olarak konser öncesi neşemiz :)


9 Haziran 2026, Salı

Oğluş yarıyıl sonu sınavlarına hazırlanıp girip çıkmakla meşgulken ben de kayınvalidemle 24 saat Halk TV izleyerek/Halk TV'ye maruz kalarak geçirdim bu haftayı :) Gündem zaten hepimizin içini karartırken bir de olan biteni uyumadığımız her an izlemek/gündemle ilgili yorumları dinlemek insanı depresyona sürüklüyor gerçekten! 

Mesela bu sabah ben bilgisayar başında çalışırken, baktım, başını elinin arasına almış, öyle duruyor, ben panik "anne bir şey mi oldu" dedim. Yanıt şu oldu: "bu ülkenin durumu nasıl düzelecek"...Gülsem mi ağlasam mı bilemedim vallahi. "Anacığım, böyle kara kara düşünerek mi bulacaksın çözümü" demedim tabii, "hadi kalk, yürüyelim biraz, açılalım" dedim :) Bu ülkenin gençlerine bir gelecek borçlu olduğumuz gibi yaşlılarına da huzur dolu bir emeklilik yaşatamadık neticede...Ne diyeyim...

Sıcaktan dışarı çıkmak zor gelince pazar günü "Yaz Evi" diye gayet sabun köpüğü bir film izledik birlikte ("yaz evi" ne zorlama bir başlık bu arada, biz Türkler "yazlık" diyoruz ayol ona :P Sanki film yabancı da İngilizce'den doğrudan çevrilmiş hissi veriyor bu haliyle). Filmin konusu özet olarak: "21 yaşındaki Selin, kendini bir anda 1996 yazında bulur ve genç annesinin en yakın arkadaşına dönüşür." şeklinde özetlenmiş platformda. Bu güzel konu, çok daha güzel işlenebilirdi (nitekim 3-4 yıl önce izleyip bayıldığım "Küçük Anne" isimli Fransız filmi benzer bir konuyu şahane bir şekilde anlatmıştı), ama bu haliyle de bir pazar rehaveti içinde izlenebilir bir filmdi. Benim içinse filmin en güzel ve en hüzünlü tarafı Selin'in geçmişe döndüğünde çok sevdiği ve hep özlemle anımsadığı anneannesi ile olan karşılaşması ve paylaşımlarıydı. Gözüm doldu izlerken.

Tabii kayınvalidem bende olunca, annem de geri planda kalmış gibi hissetmesin kendini diye ekstra çaba harcamak gerekiyor (küçük, sevgiye aç bir çocuk gibi benim annem zira). Bunun için bir gün annemi bize yemeğe çağırdım, bir akşamüstü onların apartmanının bahçesine gidip birlikte çay içtik, bir sabah anneme kahveye gittik, dün  de biraz bizde biraz annemde ama hep birlikteydik. Kahvaltıdır, kahvedir, çaydır, kısırdır, uzun bir güne imza attık birlikte :P Biri alzheimer hastası, iki 80+ kadın ile birlikte olmak ilginç bir deneyim, o kadar diyeyim, siz anlayın beni :) 

Bu arada bir de bitirme ödevlerini teslime yaklaşan öğrencilerimle yazıştım, konuştum, yönlendirmeye çalıştım onları. Son olarak da bu hafta 3.sınıf öğrencilerime ödev verme zamanıydı. Ödev sorularının sonuna bir şeyler yazmayı, ya bir şarkı bağlantısı ya da bir şiir, severim ezelden beri. Bu sene de bu alışkanlığımı bozmadım. Şöyle bitirdim ödevi:

Lisans öğrenim hayatınızda benden aldığınız üçüncü dersin ve bu dönemin son ödevinin altına size küçük bir hediye iliştirmek istedim. Son yıllarda Yöneylem Araştırması dersini anlatırken en çok keyif aldığım sınıflardan biri sizinki oldu zira 😊

Bu şarkı benim gençliğimden; ama bana göre “zamansız” eserlerden biri. Hayat karşınıza ne çıkarırsa çıkarsın, gülümsemeyi hiç unutmayın diye paylaşmak istedim 😊

Sınavlarınızda başarılar diliyorum gençler! Sevgilerimle,


Dilerim beğenirler. 

Dilerim size de iyi gelir 90lı yıllara dönmek :)


3 Haziran 2026, Çarşamba

Teoman'ın çok sevdiğim şarkısında dediği gibi tam, "Nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken / Yıllar, hayatlar geçiyor" :) Nitekim, son yazımdan bu yana 1 hafta geçmiş bile. İnanamadım yahu! 

Bayramın 2. ve 4. günlerinde kayınbiraderlere gittim. Ailenin gençlerinin yarattığı bir boşanma krizi ile ilgili sinir bozucu gelişmeler damgasını vurdu bu bayram ziyaretine. Başkaca bir şey yoktu gündemimizde. Ne diyelim, herkese akıl fikir ihsan etsin Yarabbim… Sonraki günde de canım hocoşlarım F.ve B.lere gittim, balkonda çay-kahve keyfi yaptık, oradan buradan konuştuk, özleşmişiz, üçümüze de iyi geldi görüşmek.

Bayramın 3.günü ise, annem sultanımın yaşgünüydü. Önce bizim evde mükellef bir kahvaltı ile kutlamaları başlattık. Sonra pasta kesimine sevgili  A.teyzemizi de çağırdık, birlikte mum üflettik yaş günü çocuğuna, pasta yedik. Akşam da yaş günü yemeğine çıktık. Ben arada kaçıp A.ciğimin yaşgünü kutlamasına bile yetiştim, pek güzel oldu.

Tatil bitmeden yazlık-kışlık dönüşümü yaptım bir de, en sevmediğim işler arasında kesinlikle dereceye giren bu işi bitirmenin huzuruyla gezindim sonrasında :P 

Aaa unutmadan, pazar günü de saçlarımı kestirdim, yaz sıcaklarına hazırım artık (yalaaaaan:P)

Dört Mevsim'in ikinci sezonuna başlayıp bitirdim, yine çok beğendim. Dostlar iyidir, iyileştiricidir ya, bir dizide dostlukları izlemek bile güzeldir bence. Bu dizi bunun kanıtı :)

Pazartesi günü anacığımla birlikteydik malum. Biz sakin sakin balkonda oturup çay kahve tükettik her zaman olduğu gibi, akşamüstü ablam dudağı hafif şiş gelince de şaşırdık. Meğer Ş.cuğum resim kursuna giderken bindiği minibüs kaza yapmış. Bizimkinin dudağının üstü patlamış, burnu kanamış falan. Sonrasında neden bilmem, hastaneye gideceğine ya da eve döneceğine kursa gitmiş. Oradakilerin ısrarıyla hastaneye gidip tomografi çektirmiş, neyse ki bir şey çıkmamış ama ruhen de fiziken de hırpalanmış. Allah beterinden saklamış dedik. Gerçekten de daha kötü olabilirdi. Daha ciddi yaralananlar olmuş nitekim, ambulans falan gelmiş...

Salı günü önce annemi yakın bir öğretmen arkadaşının cenaze törenine götürüp getirdim (arkadaş kaybı kaç yaşında olursan ol hüzünlü gerçekten) sonra da gidip ağabeylerden kayınvalidemi alıp bize getirdim.  Bu hafta ağır bir misafirim var yani. Neyse ki ve şükürler olsun ki, geçinmesi/birlikte yaşaması kolay bir insan kendisi (Ya da annemin nazlarına ve kaprislerine çok alışık olduğumdan bana kolay geliyor, bilmiyorum :P)

Son olarak bugün 3 Haziran, canım Nazım'ın ölüm yıldönümü. Dün de Ahmed Arif'inkiydi. Hayatımı güzelleştirdikleri, şiirleriyle yüreğimi büyüttükleri, en zor zamanlarda dayanma gücü verdikleri için minnettarım onlara...O yüzden bir Nazım şiiri iliştireyim şuraya izninizle. Fotoğrafa da Ahmed Arif'in dizelerine yapılmış bestelerden birini giydireyim. İkisi de nurlarda yatsın. 

"kardeşim
sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana

uçak sağ salim inebilsin meydana

doktor gülerek çıksın ameliyattan
kör çocuğun açılsın gözleri

delikanlı kurtarılsın kurşuna dizilirken

birbirine kavuşsun yavuklular
düğün dernek yapılsın hem de

susuzluk da suya kavuşsun
ekmek de hürriyete

kardeşim
sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
onların dediği çıkacak
eninde de sonunda da..."