29 Ocak / Cumartesi

Dün sabah fizik tedavimin son seansını aldım, doktoru görüp muayenemi oldum. Herkesten duyduğum "fizik tedavi sonrası çıkar asıl faydası" cümlesini doktorum da söyledi. Buna inanmayı seçerek hastaneden ayrılıp eve gelip güzel bir kahvaltı hazırladım, anne-oğul kahvaltımızı yaptık aheste aheste, keyifliydi :)

Öğleden sonra oğlumu uğurladım. İlk defa uğurlarken, gözyaşlarıma hakim olamadım. Hep içim burkuluyor ayrılırken ama bu sefer daha bir koydu sanki...Ne diyelim, sağlıkla gitsin, sağlıkla, başarıyla okusun ve çok mutlu olsun bu dönem.

Eve dönünce biraz uzanıp dinlendim. Bir yandan da "Sunay Akın ile İşte O Çocuk" programının Sevinç Erbulak bölümünü izledim. Sevinç Erbulak'ı tanıyıp sevmeden çok önce Altan Erbulak'a hayrandım ben. Bu blogta da paylaştığım bir gazete yazısı durur arşivimde. Onun fotoğrafını kızına göndermek istedim. Eminim bir sürü anısı vardır babasıyla ilgili, belki bu da vardır ama olsun hiç tanımadığı 50li yaşlarındaki bir kadının arşivinde babasına ait bir yazının olduğunu görse mutlu olur diye düşündüm. 

Akşam ise G.umun yaşgününü kutlamak üzere G.cuğum ve Y.cığımla bizim evde buluştuk. Yedik içtik, eğlendik, 50 yaş şenliği yaptık. Bu kadının yaşadığı 50 yılın 35 yılını birlikte yaşadığımız için mesudum :) Kardeşim, sırdaşım, dostum olduğu için minnettarım :)

Bugün sabahtan anama gittim kahvaltıya, oradan buradan sohbet ettik, ablamla birlikte anneme wordle Türkçe versiyonunu öğrettik bir de. Hoşuna gitti annemin de. Bakalım devam edecek mi?

Günün kalanı sıradan bir pazar günü dinginliğinde geçti. Son zamanlarda bir çok farklı kişiden duyduğum "İki Şafak Arasında"yı izledim. Avukat rolündeki Erdem Şenocak benim asistanlık yaptığım dönemde bölüm öğrencimizdi. Sonra Seyyar Sahne'de Tehlikeli Oyunlar'da izlemiştim Erdem'i. İyi ki mühendisliği bırakmış demiştim oyunu izlerken, tek başına, başından sonuna dek şahaneydi o oyunda da...Bu filmde de bence çok başarılı. Film de bütün olarak etkileyici bence.

Bugün bir de uzun zamandır bana Ekmekçim'den yatıya kalmaya gelmiş olan "Görünmez Kentler"e başladım :) E daha ne olsun :)

Evimin bahar köşesi :)

27 Ocak / Perşembe

Sabah, eski üniversitemden çekirdek 4 kişilik ekibimizin whatsapp grubunda tamamen başka bir konu ile ilgili konuşurken, birlikte olduğumuz eski günlere duyduğumuz özlem, gelip konuşmanın/yazışmanın merkezine oturdu. Eski fotoğraflar, videolar (ekibimizin biricik arşivcisi Ö.cığım olur olmadık zamanlarda videoya çekerdi bizi, onlardan bazılarını paylaşması iyi geldi hepimize), anılar (asansörde gülme krizine girmişken yaşlı bir hoca tarafından azarlanmamız başta olmak üzere) döküldü ortaya. Çok eğlendik.

Ö.cığımın çektiği fotoğraflardan birini instagram'da paylaştım akşamüstüne doğru, çok kısa bir süre sonra aynı fakültede olmasa da aynı dönemde birlikte çalıştığım benden çok genç, idari kadrodan bir arkadaştan mesaj geldi ve beni o kadar mutlu etti ki. Şöyle yazmış:

"Hocam çiçekler içindeki o güzel resminizi görünce içimden geçenleri ve size karsı düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim ... Herkesin hayatındaki idol kadın genelde annesidir, benim de öyle ama o kozadan çıkıp hele de çalışmaya başlayınca bir de üzerine anne olunca ailenin dışındaki kadınlar insan hayatında çekilmez bir çileye dönüşüyorlar ama bazıları var ki kitap gibi okusan bitmesin diye dua edersin, yaşasan ölmesin diye 😇 sadece bilgisiyle öğreticiliğiyle değil varlığıyla kendini insanlığa adamış kadınlar :) saçma sapan dayatmalara ya da komik kurallara karşı pervasızca gülümseyen kadınlar! Sizi hep bu kadınlardan gördüm hocam, yönetmeyi ezmek olarak görmeyen, öğretmeyi 50 dakikaya sığdırmayan harika bir tanış oldunuz benim hayatımda, evet mühendis değilim yasal olarak hiç öğrenciniz olmadım ve hiç sizin fakültenizde bulunmadım. Buna rağmen sizden çok şey aldığımı düşünüyorum. İyi ki bir şekilde yollarımız kesişmiş hocam.  İyi ki varsınız (: "

Sonra bir doktora öğrencimin bir sorununa çözüm bulmak için eski enstitü sekreterimizi aradım. Sorumu sordum, yanıtımı aldım, ardından hoş beş ederken "hocam sizi her gün anıyoruz, kahkahanızı çok özlüyoruz" dedi P.cığım. 

Bugünü de gülümseyerek ve mutlulukla kapatıyorum böylece. Ne güzel insanlar girmiş hayatıma. Çok şükür :)

Evimin önündeki ağaçtaki fenerler çok güzel görünmüyor mu sizce de? :)

26 Ocak /Çarşamba


Güneşli, karsız ve de ağrılarımın son 1 ay içinde en az olduğu güne uyandım bugün. Şükürler olsun :)  

Dün geceki zoom sohbetinin bir yerinde Haldun Dormen'in Audrey Hepburn ile yaptığı bir röportaja geldi konu (nereden buraya geldiniz demeyiniz :P). Sonra da bu programın yayınlandığı TRT Arşiv'in instagram hesabından bahsetti G.cuğum. Ben de takip etmeye başladım hemen. Bu sabah erken uyanınca yatak keyfi sırasında kendimi arşive adadım. Tam benlik bir hesapmış, nostaljinin dibi, pek beğendim :) M.A.Erbil'in efendi bir adam olduğu, Cem Karaca'nın TRT için program yaptığı, Rüştü Asyalı'nın Ümit Yaşar'dan şiirler okuduğu  güzel günler. Yataktan kalkasım gelmedi oradan oraya zıplarken :)

İş güç ve hastane ziyareti sonrasında kendimi Downtown Abbey'den kurtarıp bir bölüm Leyla ile Mecnun seyrettim bir de, iyi geldi, özlemişim :) İsmail abi mi, Mecnun mu, Erdal Bakkal mı yoksa İskender baba mı hit karakterim bilmiyorum. Hepsini ayrı ayrı çok seviyorum. Birbirlerine "Manava mı gidelim yoksa incire mi düşelim" diye sormalarını seviyorum. Yavuz'un sevdiği kadınlara kitap okumasını seviyorum (Bugünkü bölümde Ferhan Şensoy'un "Kalemimin Sapını Gülle Donattım" adlı kitabını okudu mesela), İsmail abinin her işi yapan atalarını seviyorum, Mecnun'un her ortamda goygoy muhabbete bu kadar çabuk girebilmesini seviyorum :) Seyretmediyseniz seyredin bence. Efsane bir dizi :)

Akşamüstü ise anneme gittim, O.bey de babasından geldi. Oradan buradan konuşurken bir ara gülme krizine girdim. O.'ın baba dedesi için sosyal medyada yaptığı paylaşıma dedesinin eski bir hayranının yazdıklarını (ne densiz insanlar var şu hayatta) okuması ve annemin buna yaptığı şahane yorum gülünmeyecek gibi değildi gerçi :)  Sonra da annemin torunu için buzlukta sakladığı yapraklardan, ablamla yaptıkları minnak minnak yaprak sarması ve mantılı-nohutlu mantıyla kendimizden geçtik.  

Bugün bir öğrencimin gireceği tek ders sınavı için soru hazırlarken eski sınav sorularını karıştırıyordum. İTÜ'de yaptığım bir sınavın sonuna, kar beklentisi olan bir kış günüymüş anlaşılan, Ataol Behramoğlu'ndan dizeler eklemişim . Ne güzel zamanlarmış, kim ne der, hoşuna gitmeyen ve beni şikayet eden öğrenci olur mu diye düşünmeden böyle şeyler yapabiliyormuşum eskiden demek! Artık sınava eklemesem de blogum var şükürler olsun, şiir paylaşabildiğim :)


25 Ocak /Salı

Çocukluğumun efsane kışları gibi olmasa da son zamanların en karlı kış günlerini yaşamaktayız. Neyse ki oğlum yanımda ve işe gitmek zorunda değilim. Tabii bu durum yârimle görüşmemizi bir hafta daha öteledi ama ne yapalım, ayrı şehirlerde evlilik de böyle bir şey!

Dün  fizik tedaviye gidip gelmek dışında yine evde ve yine bir dizi toplantı ile haşır neşirdim. Akşamüstü Uğur Mumcu'un Dikili Festivallerinden birindeki konuşmasını bir kez daha izledim, bir mum yaktım anısına (Uğur Mumcu'nun benim için çok şey ifade ettiğini geçen sene de yazmıştım burada, bir daha tekrar etmeyeceğim o yüzden), bir de kızı Özge Mumcu'nun  Kısa Dalga'daki "Uğur Mumcu'nun Kızı Olmak" isimli podcastini dinledim gözlerim yaşlarla. Bir yerinde "Her sabah babamla uyanıyorum. Her akşam onu düşünerek uyuyorum. Keşke burada olsaydı diyorum her gün" diyor. Ne güzel ifade etmiş...Podcastin bütünü güzel, dinlemenizi öneririm...

Bugünse sabahın köründe başladı toplantılar ve öğlene dek aralıksız devam etti. Toplantılar bitince dünden beri canımın çektiği un helvasını kavurdum. Normalde daha güzel olur ama bu da fena değildi ve nefsimizi köreltti şükür :)

Akşam ise zoom üzerinden toplaştık BAL kızlar ve efsane matematik öğretmenimiz ve uzun bir süredir dostumuz da olan N.hocamız ile. Hem hüzün hem kızgınlık hem neşe ve mutluluk duygusu hakimdi sohbete. Nazım'ın dediği gibi tam "Dünyanın hâli gibi halimiz" :)

Evimizin Bezgin Bekir'i, nam-ı diğer Miço bey :)


23 Ocak /Pazar

Hava buzzzz gibi kaç gündür. Elime dün geçen doğalgaz faturası 952TL olunca (160TL'si 5 aydır taksit taksit ödediğim güvence bedeli, ne bedelmiş arkadaş, hâlâ bitmedi!) öyle çok açayım da sıcacık oturayım demek yerine, "e üzerime hırkamı, ayağıma çorabımı giyer öyle otururum canım, ne olacak" modundayım. (Evet biliyorum, blogun adı "güzellikler defteri" ama bu paragrafı Ekmekçimin deyimiyle "günün realitesi" kotasından kabul edin lütfen :P)

Cuma öğlen O.bey, babası bey'in evine gitti, ben de boşa çıkınca, geçen hafta yapamadığımız kızlar gecesini Y.cığımızın evinde tertip etmek üzere yola düştüm :) Tatlılar benden, geri kalan her şey Y.hanımdandı. Ama geçen sefer temaslı olduğu için gelemeyen G.cuğumuz bu sefer de kardan korkup "çok yağarsa bizim evin yokuşunu çıkamam arabayla" diyerek gelemeyince, yine zoom'a kaldık! Yine de,  birimiz uzakta da olsa çan çan çene modu hepimize iyi geldi. Çocuklar, eski eşler, yeni aşklar, ülkenin hâli (olmazsa olmaz gündem maddesi), salgın bitince nereleri gezsek hayali ile geceyi tamamladık. BAL kızlar candır netekim :) Arada bir de E.mla konuşmak ve canım J.'nın sağlık durumunda her şeyin yolunda olduğunu öğrenmek de kaymaklı ekmek kadayıfı gibi oldu :)

Haftasonunu evde geçirdim genel olarak. Sadece cumartesi günü o da sadece bir ara yarım saatliğine gazete ve bir iki eksiği almak için dışarı çıkıp, üşüyüp geri döndüm.  Damardan dizi izledim (kendimi İngiliz asilzadelerinden biri olarak görmeme çok az kaldı sanırım), kitap ve gazete okudum, gündemdeki abuk haberlere yine şaşırdım, sövdüm saydım, ha bir de bir soğuk hava yemeği olarak pastırmalı kuru fasülye yaptım. Hem O.bey sever hem de bugün annemle ablam geleceklerdi güya, yeriz diye. 

"Geleceklerdi güya" dedim zira gelemediler! Kardan korktuk annem üşütür ve/veya ayağı kayar düşer diye. "Herkes evceğizinde otursun" dedik, iyi de yaptık bence. Bu yüzden günün kalanı yine dün gibi geçti, sakin ve dizi/kitap karması ile. Enteresan bir şekilde, hep evde olmama rağmen, aylardan sonra ilk defa hafta sonu gibi hissettim bu hafta sonunu. Okulla, akademiyle ilgili hiç bir iş yapmadığımdan sanırım! Yaşasın tembellik!

Bugün canım Gülten Akın'ın doğum günüymüş! İyi ki doğmuş diyerek bir şiirini paylaşmak istedim:

Seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim
"Uyandım bir sabah" gibi değil, öyle değil
Nasıl yürür özsu dal uçlarına
Ve günışığı sislerden düşsel ovalara

Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim
Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü
Yitik ceren arayı arayı anasını buldu
Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek
Soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı Ağustos dindi
Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi

Seni sevdim, küçük yuvarlak adamlar
Ve onların yoğun boyunlu kadınları
Düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa
Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce
Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde
Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce
Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz
Senet senet satılmadan önce
Şirketler vakıflar ocaklar kutsal kılınıp
Tanrı parsellenip kapatılmadan önce
Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin
Bu şiirin altına da yârimden gelen "Ankara'da bir pazar günü" başlıklı fotoğraf yakışırdı bence :) 

 İliştirdiğim şarkı ise eski ama benim ilk bugün dinleyip çok beğendiğim bir şarkı: İkiye On Kala'dan









20 Ocak / Perşembe

Dün Y.cığım uğradı, benim hâlimi merak etmiş. Birlikte çay içtik, yemek yedik, dertleştik, gülüştük. Ben ağrıyan ayağımı nereye koyacağımı bilemeden kıpır kıpır kıpırdadım genelde ama yine de ne güzel insanın lise dostuyla mahalle komşusu olması yahu :) 

Bugün sabahtan bütünleme sınavlarını okudum, öğrencilerime duyurdum, fizik tedaviye gidip geldikten sonra da çok gereksiz ve çok erkek yoğun bir toplantıya katılıp "benim bu çok bilmiş erkekler içinde işim ne" diye düşündüm :) Bu arada "mansplaining" Türkçe'ye farklı şekillerde çevriliyor ama en güzellerinden biri "erbilgiçlik"bence! Hay allah nerden aklıma geldiyse bu kelime :P 

20 Ocak, benim canımın içi E.cığımın yaş günü ki bu başlı başına bir mutluluk nedeni :) Tabii yan yana evlerde oturuyor olsak, birbirimizin kapısını, hayal ettiğimiz gibi, sabahlıklarla çalsak hayatlarımız hem daha kolay hem daha güzel ve eğlenceli olacak ama ne yapalım ki kader aramıza koca bir kıta ve bir de okyanus koydu. Yine de hayatımda olduğu için bin şükür :)

Günün şiiri E.hanımcığıma ithafen Özdemir Asaf'tan gelsin o halde:

Seni bende , beni sende arıyorlar 
Beni senden, seni benden tanıyorlar 
Bir birim gibiyiz tümünün gözünde 
Yarım’larımızı bütün sanıyorlar


Orkidelerim bu evimi de sevdiler neyse ki :) 






18 Ocak /Salı

Gün ortasındaki fizik tedavi randevularım gibi bu bel fıtığı da hayatımın ve dolayısıyla yaptığım(ız) planların ortasına daaaaan diye düştü vallahi! Güya bu hafta 3 kişi (İ.ciğim ve zarif sevgilisi S.hanımla birlikte) Ankara'ya gidecek, Resim Heykel senin, 1.Meclis, 2.Meclis benim (ki her gezişimde tekrar tekrar etkilenirim), gezecek, A.beyciğimizin şahane sofralarının tadını çıkaracaktık. Olmadı tabii. Neyse ne diyelim önce sağlık :) Hem böylece İ. ve S. de bensiz romantik bir yolculuk yaparlar :P

Üniversitede dersler bitince rahatlayacağım yanılgısını her dönem yaşar, sonra da kendimi başka türlü acayip bir yoğunluk içinde bulurum. Yine öyle oldu, oluyor. Ama en azından okula düzenli gitmem gerekmiyor, ki bu da bir şey. Zira salgın toplu taşıma kullanımımı etkiliyor, benzin ve otoyol ücretlerine zamlar da araba kullanmamı! İki ucu pis değnek ! (çok terbiyeliyim, evet :P) Bu yüzden, uzaktan çalışmayı sevmesem de toplantıları, mülakatları çevrimiçi yapmak hayatı kolaylaştırıyor, orası net!  

Bu ara kendimi Downtown Abbey'yi izlemeye adadım. Her boşlukta açıp seyrediyorum. Yemek yaparken, dinlenirken...Başlayıp sevince bir kitabı/diziyi, bitirmeden rahatlayamayangillerdenim, malum !

Pazar günü İş Sanat Edebiyat'ın "Yazarının Sesinden" serisinde Haydar Ergülen'in "İdilikler" kitabından seçme şiirler okuduğu bir dinletiye tesadüf edip mest oldum. Sonra da bir süre Haydar Ergülen şiirlerine adadım kendimi. Karısı İdil'e (o "nişanlım" demeyi tercih ediyor gerçi) olan aşkı ve kızı Nar'a olan sevgisini dile getirişi beni çok etkiliyor özellikle.




Fuat, KAL'dan dönem arkadaşım ki o zamanlar tanımazdım, çok sonra 25.yıl kutlamalarımız vesilesi ile tanışıp hemen aynı zamanlarda da "Anarşık" romanını okuyup vurulmuştum tarzına. Sonra "Kapalıçarşı"sını da çok beğenmiştim. Gör Bağır yeni öykü kitabı. Yine beğendim, evet :) Onu okurken sevdiğim başka yazarlara satır aralarında selam vermesini, ince muziplikler yapmasını seviyorum.  
Fotoğrafa giydirdiğim şarkı öykülerden birinde atıf yaptığı Goran Bregoviç ezgisi. Okuduğumdan beri nakaratı dilime dolandı.

   

15 Ocak / Cumartesi

Yaşamak ümitli bir iştir, sevgilim.
Yaşamak :
        seni sevmek gibi ciddi bir iştir.

Bugün Nazım'ın 120.yaş günü. Kendimi bildim bileli hayranım ona, şiirlerine...Benim için bir şairden çok ötedir Nazım: aşktır, umuttur, direnmektir, iyiliktir, zor zamanların, güzel zamanların, acı zamanların yani aslında tüm zamanların şairidir. 

Çok severim yaşamın içinde, durduk yerde, bir an pat diye aklıma bir dizesinin gelmesini mesela. Sardunyalarımı sularken, motora binmiş balık tutmak için denize açılırken, bir pazar günü güneşin tadını çıkarırken, hep ve çok konuşan politikacıları dinlerken, güzel bir türküye eşlik ederken...

İyi ki doğmuşsun Nazım, iyi ki seni, yazdığın dilde okuma şansım olmuş, ne mutlu bana!

Nazım'ın doğum gününde blogta bir şiiri yer almalı ama hangisi diye düşündüm bir süre. Bugünün şiiri "ses" olsun dedim sonra, tüm diğer şiirlerinde aklım kalsa da :) 

Çeneni avuçlarının içine alıp,
duvara dalıp
kalma!.
Çeneni avuçlarının içine alma!.
Kalk!
Pencereye gel!
Bak!
Dışarda gece bir cenup denizi gibi güzel,
çarpıyor pencerene dalgaları..
Gel!
Dinle havaları:
havalar seslerin yoludur,
havalar seslerle doludur:
toprağın, suyun, yıldızların
ve bizim seslerimizle...
Pencereye gel!
Havaları dinle bir:
Sesimiz yanındadır,
sesimiz seninledir...

Nazım'ın pek bilinmeyen ama benim çok sevdiğim pozlarından biri olsun bugünün fotoğrafı :)

Bugünün şarkısı ise eskilerden bir Ezginin Günlüğü melodisi. Söz tabii ki Nazım'a ait :)


14 Ocak / Cuma

Dün müthiş bir soğuk vardı hastaneye gidip gelirken, takırdadım vallahi. Soğuğa ve dün çıldırtıcı boyutta ağrıyan bel ve ayağıma rağmen  ("fizik tedavinin ilk günlerinde ağrılar tetiklenebilir" demişti doktor hanım, haklıymış) annemin yemek davetine yürüyerek gidip geldim, biraz hareket olsun diye. İyi de oldu gerçekten. 

Anam torununun şerefine döktürmüştü yine ama sofranın yıldızı ne zamandır yapmadığı mücverdi, ki beni benden aldı lezzeti :) Bu arada sofrada sürekli şaklabanlık yapıp kendi dediklerime kendim güldüm, eğlendim baya. O.bey ev halkına "ağrısını böyle bastırmaya çalışıyor sanırım" şeklinde açıklama yapma gereği bile hissetti :) 

Bugün sabahtan lisansüstü mülakatları vardı (neyse ki zoom üzerinden). Sonrasında O.'a yılbaşı için A.ciğimle aldığımız kaban küçük geldiğinden gidip onu değiştirdik önce. Onu babasına bıraktıktan sonra da fizik tedavi için hastaneye gittim. Bugün üzerimde sıcacık havlumsu bir örtü ve hem belim hem bacağıma verilen titreşimler eşliğinde uyuyacaktım az kalsın. O kadar iyi geldi. Uyumak bir şey değil, horlarsam rezillik olur diye kendimi uyanık tutmaya zorladım resmen :)

Günün kalanında biraz ev işi ile iştigal ettim, sonra da dün akşam başladığım "Leyla ile Mecnun"un 2. ve 3. bölümlerini izledim. Özellikle 3.bölümüne bayıldım, çok eğlendim.

Yarın hastaneye sabahtan gideceğim bu sefer. Sonrasında evde yatıp dizi izleyesim var, bakalım kısmet :)

Fotoğrafa son günlerde evde sıkça dinlediğim albümden bir şarkı giydirdim, dinleyin, sevecekseniz :)


12 Ocak / Çarşamba

Pazartesi oğlum geldi ve ruhum aydınlandı, neşelendi :) Evdeki boşluk doldu. Ne çok özlüyorum onu. Yıllarca dip dibe aynı evde yaşayıp, genel olarak iki kişilik bir hayatı paylaştık biz. Sonra o üniversiteyi Ankara'da okumaya karar verdi, ki bu kararında en büyük destekçisi bendim. Destek verdiğime bakmayın ama (olması gerekenin bu olduğuna inandığımdandı arkasında duruşum), fena sarsıldım onun gidişiyle. O gün bugündür de genel olarak cool durmaya çalışıyorum. Yine de O.beyciğim eve gelince cool duruş falan kalmıyor, hoplayıp zıplayasım geliyor :) Hoplayıp zıplayıp, şımarıyorum da zaten :)

Dün fizik tedavi sürecim de başladı bu arada. Çift maske ile hastaneye gidip geliyorum öğlenleri. Çok umutluyum bu tedaviden, dilerim ağrılarımı geçirir tez zamanda :)

Bu arada dersler bitti bitmesine ama bu sefer de son hız bitirme sunumları, doktora yeterlilik sözlüleri, lisansüstü sınavları başladı. Bugün mesela sabahtan akşama dek yeterlilik sözlüsündeydim (hastanede bile cep telefonundan zoom ile bağlandım sınava), içim bayıldı. Yine de derslerin bitmiş olması ve notlarımı teslim etmiş olmak başlı başına bir mutluluk nedeni :)

Bu akşam da oğlumla daha önceden sözleştiğimiz üzere, en sevdiğimiz animasyonlardan biri olan Buz Devrini seyrettik birlikte. Yanına mısır da patlattık. Oh gel keyfim gel :) 

Fotoğrafa giydirdiğim şarkının sözlerini biraz(!) değiştirerek söylüyorum 3 gündür :)

10 Ocak / Pazar



Hafta sonu genelde annemleydim. Bol bol çay-kahve içip, gazete-kitap okuduk, ağrılarımızdan yakındık ve "televizyonda da seyredecek hiç bir şey yok" serzenişinde bulunduk birbirimize! 10 yaş birden attım sanırım :)

Cuma akşamı bacağımın ağrısından uyuyamayınca "Kulüp"ün 2.sezonuna başlamış, 2 bölüm izlemiştim zaten. Dün akşam da bitirdim. Özellikle son bölümü içimi dağladı, çok güzeldi bence. Oyuncuların hepsine ama özellikle Fırat Tanış'a bir kez daha hayran oldum. Döktürmüş resmen. Diziyle ilgili yazacak çok şey var, en çok da bu ülkenin bize yüklediği vicdan azabıyla ilgili ama susacağım...Ne söylesem bir eksik kalacak çünkü.

Cumartesi akşam G.cuğumuz yalnız kalmasın diye yemeğe çıkma planı yapmıştık G., Y. ve ben. Vaka sayıları arttıkça tırstık. Benim "bizim eve gelin ama yemek yapasım yok, dışardan söyleyelim" teklifim  kabul gördü ama bu sefer de cumartesi akşamı G.hanımcığımızın temaslı olduğunu öğrenince Y. hemşirem ve ben başbaşa kaldık. Kendimize iki kişilik şahane bir sofra kurduk ve bu pahalılıkta daha çok ev buluşmaları yapmanın makul olduğunda hemfikir olduk :-) BAL grubuna fotoğraf göndermemizden sonra G.umuzun, "E beni teselli için buluşulacaktı güya, çok haksızlık oldu" yazması üzerine de hemen bir zoom görüşmesi tertip edip daha da güzel olduk :)

Bu hafta sonu bir de Seray Şahiner'in "Ülker Abla"sına başladım, su gibi akıyor zaten kitap, bitirmek üzereyim. Okumak da iyi geldi ruh halime doğrusu.

Yarın oğluma kavuşacağım. Ve bu zaten başlı başına bu haftamı güzelleştirecek :) 

Annemin evindeki orkideler de coşmuş durumda bu ara :)

Fotoğrafa dün Kulüp dizisinin son sahnesine damgasını vurmuş Livaneli ezgisini giydirdim.

7 Ocak / Cuma

Nazım'ın "Tuttu yine bacağımın siyatik ağrısı" dizesi bu haftamın genel temasıydı! Ne mendebur bir ağrıymış bu. Bel ağrısı falan yanında solda sıfır kalır vallahi! Fizik tedavi için gün almak da ayrı bir çaba gerektiriyor. Henüz başaramadım ama hakkından geleceğim bir şekilde, hem ağrının hem fizik tedavi randevusunun :)

Bu hafta diğer final sınavımı da yaptım, ve okudum :) Bitirme tezi yazan öğrencilerimin son dakika panikle yazdıklarını okuyup, düzelttim (Ne zamandır yaptığım "son güne bırakmayın" uyarılarımı kulak arkası edip, tez teslimine 1 gün kala saat 12:00'de tezlerini okumam için yollayıp saat 16:00'da "hocam geri dönüş yapmadınız, merak ettim" demelerine gülsem mi kızsam mı şaşırdım yine! Dünya çevrelerinde dönüyor çünkü. Sadece onların bir tanecik tezleri var okumam gereken diye düşünüyorlar herhalde...) . Bunun dışında da bol bol "New Amsterdam" izledim. 4.sezonu bitirmek üzereyim. Seviyorum hastane dizilerini, evet :)

Dün öğleden sonra, önce ablamı Trabzon'a yolculadım (halam iyi değil, 4-5 gün de olsa yanında olmak istedi) , sonra biraz annemle takıldım, akşam da E.hanımı gurbete yolladığı için haklı olarak gayet hüzünlü olan canım G.cuğuma gittim. BAL’ın sıralarında tanıştığımız zamandan bu yana tam 35 yıl geçti...Ne çok şey yaşadık, paylaştık bu 35 yılda. Yüreğimizin kuytu köşelerini açtık birbirimize, dost olduk, kardeş olduk, benzer şeyleri faz farkıyla yaşarken, birbirimize sığındık en çok. Dün de öyle zor günlerden biriydi işte, iyi oldu birlikte olmak, biraz ağladık, biraz güldük, çokça yedik, içtik, havadan sudan, arkadaşlardan, ailelerden, çocuklardan konuştuk...Dilerim E.hanımcığım çok mutlu olur gittiği uzak diyarda da G.umun tek derdi hasret çekmek olur...

Bugün sabahtan, yalnızım deyip kahvaltı yapmayı savsaklamasın diye simit alıp anneme geldim. Sonrasında da salondaki masaya yayılıp çalıştım biraz. Öğleden sonra ise eski mezunlardan biri, sevgili E. "hocam buluşup bir kahve içsek ya" deyip duruyordu ne zamandır, onunla bizim buradaki kafe-kitapçıda buluştuk, hava da şahaneydi hem, dışarda oturduk, iyi oldu... Ne zamandır istediğim kitabı da aldım (Fuat Sevimay: Gör Bağır). Günün bir diğer kârı ise mis kokulu nergisler oldu. Ne şahane bir çiçek bu Allahım!



3 Ocak / Pazartesi

Sabah uyanıp bel hareketlerimi yapıp F. hocamın evinde, ekipçe yılın ilk çalışmasını gerçekleştirmek üzere Moda'ya doğru yollandım :) "Neden yüzyüze buluştunuz da zoom üzerinden toplanmadınız" sorusunun mantıklı bir yanıtı yok sanırım! "Aşılarımıza güveniyoruz ve restoranda yemek yemek için buluşuyorsak evde, balkon kapısı açıkken çalışmak için de toplanabiliriz diye düşündük" diyebilirim belki. Aslında doğru cevap şu: aynı mekanda yiyip içip, arada geyik yaparak çalışmayı özledik! 

Yıllar evvel aynı üniversitede dip dibe çalışarak başlayan maceramız an itibariyle 5 farklı üniversiteye dağılmamıza rağmen sürüyor. Bir insanın hayatında başına gelebilecek en güzel şey birlikte çok eğlenip çok üretebileceği meslektaşları olması sanırım :) Şanslıyım demiştim, değil mi :)

Öğleden sonra ise doktor randevum vardı, zira geçen cuma MR sonuçlarımı gören fizik tedavi uzmanı "2 yerde fıtık var ve biri daha ciddi. Bir beyin cerrahının konsültasyonu gerekli, ameliyat gerekebilir" demişti. Neyse ki beyin cerrahımız, ki tonton bir amcaydı kendisi (aynı hastanede 4 yıl önce acil serviste bana Nazım'dan şiir okuyan doktor kadar olmasa da! (o zaman acil servise gitme nedenim spor ayakkabımı delerek  ve "kırt" diye bir ses çıkarmak suretiyle ayağıma batan kocaman bir ataşın tetanoza sebep olmasını önlemek için aşı olmaktı (ne vesile ile doktor bey bana bir iki dize Nazım okumuştu da ben de şiirin devamını getirmiştim hiç hatırlamıyorum ama hemşirenin ve ablamın yüzlerindeki şaşkınlığı gayet iyi hatırlıyorum (farkındaysanız ben yine aç parantez, kapa çok gereksiz 3.parantez döngüsüne girdim :P (tamam tamam, tek tek kapayacağım merak etmeyiniz )))) "ameliyatlık durum yok, fizik tedavi işe yarar, ağır kaldırma, hareketlerine dikkat et, yoksa bu sefer gerçekten ameliyatlık bir şekilde önüme gelebilirsin" deyip beni postaladı :) Eh buna da şükür değil mi?

Bir de bugün sözleşmiş gibi iki öğrencim (biri lisans diğeri doktora dersimden) bana e-posta atıp yüzümü güldürdüler ki madem bu blogun adı "güzellikler defteri", bu e-postaları (en azından bir kısmını) buraya yazmasam olmaz :)

"Dönem boyunca gösterdiğiniz tüm şefkatlar için çok teşekkür ederim. Bu yaşıma kadar hiç ev dışında yaşamadım ve Türkiye'ye geldiğim zaman çok endişelerim vardı. Ama iyi insanlarla, özellikle de sizinle tanıştığımda tüm endişelerim hafifledi ve kendimi mutlu hissettim." demiş Azeri doktora öğrencim. "tüm şefkatler" ifadesine bayıldım. Gittikçe Adile Naşit'e benzediğime dair hissim kuvvetlendi mesajı okuduğumda :P

"Dönem başladığından beri derslerinizi ilgiyle, seve seve dinledim hep. Dersi anlatışınız, bizler için gösterdiğiniz çaba, idealist oluşunuz bana gelecekte olmak istediğim kişi için yol gösterdi. Bu yüzden size teşekkür etmek istedim. Hayatına dokunduğunuz yüzlerce binlerce gençten biri olduğum için çok mutluyum" demiş lisans 1.sınıf öğrencim. Tüm yorgunluğum dinlendi bu mesaj karşısında , ne yalan söyleyeyim :)
Bu da yeme, içme motifli akademik çalışma masamız. çayı ince belli ile değil de kupayla içen benim tabii ki :P 


2 Ocak / Pazar

Uzay 1999 ile büyüyen çocuklarız biz. 2022 yılı o yüzden de çocukluğumuza ve bize çok uzak bir zamana ait sanki :) Ama işte ilk gününü yedik bile bu yılın da :)

Yılbaşında A.ciğim ve oğulcuğum öğlen gibi çıkıp geldiler. Evim şenlendi. Daha sonra da torun/yeğen hasreti ile yanıp tutuşan annem ve ablam çaldılar kapıyı. Böylece ekip tamamlanmış oldu :) Yılın son günü ziyaretini yapan  Y.hanımcığımın bir kahve içmelik ziyareti ile daha da şenlendik. Akşama dek telefonlar edildi, uzaktaki, yakındaki sevdiklerimizle konuştuk, iyi dilekler havada uçuştu. Arada O.bey babasına gitti, geldi. Gece, klasik "TV'de hiç bir şey yok, eskiden böyle miydi" serzenişlerini yapıp Cem Yılmaz'ın gösterisini izlemede karar kıldık. Ben yine güldüm baya, hele bir yerinde ağzımdaki sodayı püskürmeme ramak kaldı :) Seviyorum bu adamı :)

Cumartesi gününü aheste sabah kahvaltısı sonrası evde "kımkımlanarak" (bu terimi G.cuğum çok kullanır, pek severim) geçirdik. Tüm gün 3.Ocak'taki final  sınavına çalışan O.bey, akşamüstü babasına gitmek için evden çıktıktan sonra biz de A.'le yürüyüş için Cadde'ye attık kendimizi. Nasıl ve nasıl kalabalıktı aman Allahım! Akşam 3.Biontechlerini yaptırmak için annem ve ablamı alıp hastaneye götürdük bir de. Annemle çıkışa yakın havadar bir yerde otururken sırada bekleyen ablama gerekli formu iletmek için her zamanki aculluğumla giderken (acelem neyse!) tasarım harikası bekleme koltuklarından birinin anlamsız yan ahşabına kaval kemiğimi geçirmek suretiyle kendimi yaralayıp bir süre "uğunduktan" sonra (bu tanımlamayı da A.beyciğim ilk defa duymuş, kendisini çok kınadık annemle :P) aşıları tamamlanmış aile fertlerimizi evlerine bırakıp evimize döndük. Yılbaşı gecesinden kalan mezeler eşliğinde (en sevdiğim şeydir bir gece evvelki yemeklerle sofra donatmak :) ) herkesin pek dilinde olan "Don't look up"ı seyrettik. Güzeldi diyebileceğim sadece. Beni öyle çok da etkilemedi doğrusu. Meryl Streep her zamanki gibi döktürmüş yalnız, onu söyleyebilirim :)

Bugün sabah babasından dönen O.ciğimle güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra Ankara yolcuları öğlen gibi evden çıktılar. Her zamanki "sudan çıkmış balık" modunda bir süre gezindim, "gelince hiç gitmemiş gibi, gidince hiç gelmemiş gibi" diyen anneanneciğimi andım, kendime bir kahve yapıp bilgisayarın başına oturdum. İş güce dalmadan önce blog camiasını gezdim, yılın ilk yazısını da yazdığıma göre artık çalışmaya başlayabilirim :) Haydi kolay gelsin, hepimize...

Yıllanmış orkidelerim eve gelen herkesi kıskandıracak kadar güzeller yine :) Hepsi çiçeğe durmuş durumdalar :)
Fotoğrafa eşlik eden şarkı Uzay Yolu 1999'u hayran hayran seyreden bizlere armağan :)