Bugün, sabahın köründe uyanıp, bilgisayarda yapmam gereken bir analizi tamamlarken, bir yandan da müzik tarihçisi sevgili Murat Meriç'in hazırladığı "Hep ileride şarkılar" adlı podcastinin ilk bölümünü dinledim önce. Sonra da bir şekilde önüme düşen, Gripin'in şu şarkısını benim BAL kızlara yollayıp, "hadi" dedim, "ayaklanalım, neticede çok da şey yapmamak lazım" :)
Ardından evden çıktım ve ne zamandır gitmek istediğim Kadıköy'deki Vapur Cafe'ye gittim. Eski üniversitemden sevgili F.cüğüm ile buluşup hasret giderdik, zorlanarak da olsa, siyasetten uzak tutarak kendimizi , kitaplardan, filmlerden, çocuklardan, eski günlerden konuşup, gelip giden vapurların ardından baktık, hafifledik.
Öğleden sonramı bir öğrenci grubumla toplantı yapıp, gönderdikleri raporu okuyup düzeltmekle ve araştırma grubumla toplantı yaparak geçirsem de genel olarak rahat günlerden biriydi. Hele de dünkü bitmek bilmez ve herkesin aşırı gergin olduğu bölüm toplantısından sonra "oh" dedim kendi kendime, "nazar değmesin"...Değdi bile gerçi! Oğlumun öğleden sonra yazdığı mesajla, çok sevdiğim ve bana her daim umut veren siyasi iki karakterle ilgili haberler günümün hafifliğini olabildiğince ağırlaştırdı ve kendimi yine tam ayağa kalkarken düşeyazan hacıyatmaz gibi hissetmeme neden oldu. Kafam yine kazan gibi. Pof!




