31 Aralık 2025, Çarşamba

Bir yıl daha bitiyor. Zor bir seneydi. Yine! 

19 Martta başlayan süreç zaten pek de normal olmayan ülkemizi, şehrimizi ve dolayısıyla kişisel hayatlarımızı iyice allak bullak etti. Protestolar, sabahlamalar, endişeler...Oğlumdan gurur duymakla endişeden çatlayacak hale gelmek arasında çok gece geçirdim. "Şükür ki eve döndü, yanımda" demeye bile utanarak, şükrettim. 

Bu yıl annemle daha çok zaman geçirdim. Ona yoldaşlık etmeye çalıştım. Bazen öylece balkonda oturup gelene geçene baktık birlikte, bazen ben bilgisayarda çalışırken o bana meyve soydu, çay koydu, bazen o uyurken ben de yanında kitap okudum, bazen birlikte bize gelip televizyonda bir şeyler izledik (dizi değil, artık dizi takip edemiyor ama söyleşi programları falan çoğunlukla) bazen de birlikte sudoku çözdük.  

Okul her zamanki gibiydi. "Yol uzak, öğrenciler eskisi gibi değil, enerjim yok, emekli olmak istiyorum" diye söylendim sık sık ama yine de sürünerek gittiğim derslerden enerji yüklenmiş şekilde çıkabildim :) 

Akıl ve ruh sağlığımı korumak için küçük mutluluklara sığındım tabii, hep yaptığım gibi...İyi kitaplar okuyup, güzel filmler izledim. Arkadaşlarımla buluştum, sevdiceğimle kısa kısa da olsa, gezilere çıktım, oğlumla birlikte aynı evde yaşamanın keyfini çıkardım.  

Yılı hafta sonundaki "büyük aile" toplaşması ile kapadık. Büyük aile, gerçek ailem değil biliyorsunuz. Onlar benim kan bağım olmayan kardeşlerim ve aslında taaa İTÜ günlerinden beri yanımda olan çalışma arkadaşlarım. Bu sefer Ö.lardaydık. C.ciğimin donattığı muhteşem bir masada (gastronomi bölümünde hoca olmasının getirdiği bir -damak çatlatan lezzet-le karşılaştık) çok yedik, çok güldük, çok konuştuk yine.

Bu akşam ise yârim, oğlum, annem, ablam ve ben, bizde olacağız yılbaşı yemeğinde. Çoğunlukla olduğu gibi.  Çok büyük beklentilerim yok 2026'dan. Sağlık istiyorum hepimiz için. Oğlum mutlu olsun, başarılı olsun, yolunu çizsin istiyorum. Yârimle daha çok birlikte olalım istiyorum. Ülkem biraz nefes alabilsin, güzel günlerin kapısı aralansın istiyorum bir de..."İyi ki -çok bir şey- istemedin" dediğinizi duyar gibiyim. Çoksa da çok yahu, istiyorum bunları, evet! 

Bir Nesin takviminin daha sonuna geldik. Nicelerine, sağlıkla, mutlulukla, huzurla...

26 Aralık 2025, Cuma

Birlikte büyümek diye bir şey var gerçekten. Dün bunu bir kez daha hissettim. KAL'dan bir grup arkadaş toplanıp yemek yedik dün akşam. 12 kişiydik. Hem çok güldük, hem dertleştik, yedik, içtik. Gece eve dönerken bu kadar rahat, beni anlayacaklarına bu kadar inanarak, içimdekileri çekincesiz anlatabildiğim dostlarım olduğu için şükrettim, yine. Restoran çıkışında hemen hepimiz trene bindik, eve dönüş yolunda. Sanki lisedeyiz de okuldan dönüyoruz gibi hissettim. Oysa tanışalı 43, mezun olalı 36 yıl olmuş. Bir ömür resmen...

Bugün de annem ve ablamla birlikte "Bak Postacı Geliyor" adlı filme gittik. Muğla'da geçen, yönetmen Yüksel Aksu'nun kendi anne-babasının hikayesini anlattığı hoş bir filmdi. Annem ne kadar takip edebildi bilmiyorum ama yine de eğlendi, sevdi. Önemli olan da bu.

Yarın babamın ölüm yıldönümü. 22 yıl önce bu akşam görmüştüm onu en son. O gün bu gün, onu anmadan geçen bir tek günüm yok. " Okuduğum her cümlede / Konuştuğum her insanda / Gördüğüm her güzellikte / Sen de varsın, sen hep varsın" diyor ya şarkıda, öyle işte...

22 Aralık 2025, Pazartesi

Yârimle birbirimize vereceğimiz yılbaşı hediyemizi bu sene  "Büyükada'da bir gece konaklamak" olarak belirlemiştik. Cuma öğle saatlerinde vapura binip adaya geçtik ve Beltur'un Aya Nikola koyundaki tesislerine gittik. Tesis gayet güzeldi doğrusu ama orada konaklamak bize Ada'nın bugüne dek pek de gitmediğimiz tarafını keşfetme şansı da vermiş oldu. İlk iş olarak, yakındaki Adalar Müzesini gezdik, bahçesindeki kafede kahvelerimizi içtik, mekanı da çok beğendik. 

Oradan Heybeli'ye geçtik, milli parkın içinde yürüdük uzun uzun, dönüşte de güzel bir yemek yedik. Bundan iyi yılbaşı hediyesi mi olur :) Cumartesi sabahsa tesisin Sedef Adası manzaralı kahvaltı salonunda keyif yaptıktan sonra yürüye yürüye iskeleye giderken, yine bir çok köşke hayran hayran baktık, kedilere yoldaşlık ettik. Hava da şansımıza çok güzeldi gerçekten.

Akşamına annemle biricik komşusu A.teyzemizi sinemaya götürme planımız vardı aslında ama annem sultanımın başı ağrıdığından "ben evde olmak istiyorum" deyince, ne zamandır izlemek istediğimiz "Yan Yana"ya gittik bu sefer. Haluk Bilginer'e bir kez daha hayran kalıp, Feyyaz Yiğit'i de daha bir sevip geri geldik :) Görüştüğümüz kısıtlı zamanlara bir çok faaliyet sığdırmakla tanınan bir ikiliyizdir zaten, hakkını verdik yine bu tanınırlığın :P

Bu sabah ise kargalar kahvaltısını yapmadan Ankara'ya geçirdim zarif eşimi. Sonrasında kahvemi içip yoğun bir hafta için enerji depoladım! An itibari ile 2 posta çamaşır yıkanıp asıldı, bir öğrencim ile de öğleden sonra çalışmak için sözleşildi, daha ne olsun. Birazdan anneme gider, ona yoldaşlık ederim gün boyu. Sonrasına, sonra bakarız artık :) 

19 Aralık, 2025, Cuma

Ne çok gün geçmiş son yazının üzerinden, çok ayıpladım kendimi. Dün Ekmekçim taa Londralardan bu sessizliği fark edip "her şey yolunda mı" mesajı atınca ayıldım :)  Son 10 günde neler yaptığıma gelince:

  • Çarşamba ders arasında odama çıkıp iki yudum çay içtikten sonra, artık nasıl bir acelecilik içindeysem, çıkarken gümm diye dizimi sehpanın köşesine çarptım.  Sonrası biraz buz kompresi ve topallayarak ders anlatma şeklinde geçti. Neyse ki kırık falan yok, bir iki gün ağrıdı o kadar, ucuz atlattım. Kurşun mu döktürsem nedir...
  • Perşembe-cuma günleri rutin, yıllık doktor kontrollerim ile geçti. Her şey yolunda, aldığım ilaç sayesinde kolesterolüm de makul bir seviyeye indi yıllar sonra. Şükür...
  • Cumartesi İTÜ'den 4 kişilik kız grubumuzla buluşup 5 saat yedik, içtik ve çene yaptık. Çokça anneler, biraz çocuklar ve eşler derken zaman geçip gidiverdi ama bana çok iyi geldi arkadaşlarımla olmak, dertleşmek...
  • Pazar günü annemle kuaföre gittik, saçlarımızı boyattık, kestirdik. Bu saç boyatma işi kadar sinir bozucu az iş var. Beyazları bırakmayı ciddi ciddi düşünüyor ama henüz cesaret edemiyorum! Bir gün mutlaka!:P
  • Pazartesi tüm gün annemleydim. Biraz yanımda götürdüğüm bilgisayarımda çalıştım, ama çoğunlukla annemi "eyledim". Yemek yaptık, sütü mayaladık, çay içtik, kahve içtik, sohbet ettik derken akşamüstü, otobüsle Bergama'dan gelen yârimi karşılamak için evden çıkarken, keyfi yerindeydi.
  • Salı günü ders sonrası, ne zamandır planladığımız Behzat Ç.günüydü. Zarif eşim ve büyük oğlum/küçük kardeşim/daimi iş arkadaşım Ö.cığımla "Behzat birlikte izlenir" rutinimizi bozmamak için ne zamandır beklettiğimiz son sezonu, 7 bölüm tekmili birden izledik. Arada C.ciğimizin hazırladığı masada yedik, içtik, söyleştik de tabii :) Gece 1.30'du yattığımızda. Sonu hüzünlü bitse de, küfürler yine havada uçuşsa da, amirimizi özlemiştik, iyi oldu :) 
  • Dün ise, önce yârimin yüzünde çıkan yağ bezelerini yaktırmak için hastanedeydik. Kolaycacık oldu bitti neyse ki. Sonra da yeni işi için ağabeyini ziyarete gittik Zincirlikuyu'daki yeni bankasına. Ortamı, çalışanları falan görünce kurumsal hayattan ne kadar kopuk olduğumu bir kez daha anladım! 
  • Bu hafta yârimle bir de "Kasaba"yı izledik. Okan Yalabık'ın gönlümüzdeki yeri hep özeldir. Bence yine gayet iyiydi, hem Yalabık, hem de tüm gerilime rağmen dizinin kendisi.   
  • İçimde öyle eskilerde olduğu gibi bir yeni yıl neşesi falan yok ama belki salonu biraz şenlendirirsem ruhuma da iyi gelir diyerek bir iki küçük dokunuş yaptım tabii, fena da olmadı :)


9 Aralık 2025, Salı

Toplandık, taşındık, yerleştik :) Bu hafta sonunun en önemli haberi buydu sanırım :) "Ev, dev" derdi rahmetli anneannem, buna bir de zarif eşimin "lazım olur, saklayayım"cılığı ile benim bir önceki evden lojmana gönderdiklerim ve 2 gencin eşyaları eklenince, ev, gerçekten dev oluyor ve bir devi bir yerden diğer bir yere götürmek zor oluyor taktir edersiniz ki :P Neyse ki arkadaşlarımız vardı yardıma koşan ve de evimizin temizlik perisi G.cüğümüz de pazar günü gelip üzerimizden bir ton yük aldı derken, yerleştik tam anlamıyla. Tabloları bile astık, öyle diyeyim :) 

Artık şahane manzaralı (ülkemizin ana muhalefet partisi genel merkez binasına bakıyoruz) sahip bir evimiz var. Ankara'da olanları (kızım sana söylüyorum Deli'ciğim sen anla), yazları Antalya sıcağından kaçanları (Öğretmenim orda mısınız :P) ve bir gün elbet trene binip birlikte Ankara'ya gitme umudumu koruduğum canım mahalle komşumu (anladın sen onu Ekmekçim) ve tabii yolu Ankara'ya düşenleri bekleriz :)

Aşağıdaki söyleşi de günün bonusu olsun. Ayfer Tunç'un özellikle akademi ile söyledikleri can acıtıcı ama çok doğru. Dinlemek isterseniz : 



4 Aralık 2025, Perşembe

Bu sezon hastalıklar konusunda bir markayım vallahi. Dün 3 saat dersi güle oynaya yaptıktan sonra, bu sabah sıfır sesle uyandım! Yok abarttım, sıfır değil de, 100 üzerinden 4-5 belki. Kendi söylediğimi ancak kendim duyabiliyorum diyeyim, siz anlayın :) Aile hekimimiz, şu sıralar bu şikayetle gelenlerin çoğaldığını söyledi, bir iki ilaç verip, "sesinizi dinlendirin" dedi. "Oldu" dedim, "aryalarıma bir süre ara vereceğim mecburen" :)

Bugün yazmak istememin nedeni bu değil ama! 

Dün hiç beklemediğim bir video gönderdi eski bir tanıdık, "Biraz uzun, uygun olduğunda izlemeni rica ediyorum" notuyla. Video, narsist bireylerle ilgili. Önce "neden bunu bana yollamış" diye düşünsem de izledim videoyu. Sonra bana ayrılmak üzere olduğu eşinin narsist olduğunu düşündüğünden bahsetti. "Ben tabii tanımıyorum kendisini çok fazla, ama eğer öyleyse, kurtulman senin için hayırlı olmuş" diye yazdım, tam da ne diyeceğimi bilemeden. Sonra biraz daha yazıştık. "Seninle paylaşmamın nedeni bunu senden başka kimseyle paylaşamam ve beni iyi tanıdığını düşünmem" diye yazdı bir ara. Ne yanıt vereceğimi bilemedim. Yıllardır beni ve tüm arkadaşlarını çevresinden uzaklaştırdıktan sonra, şimdi geldiği nokta üzdü beni doğrusu. Hayat ne garip...Tabii bu muhabbetin tam da "Kral Kaybederse" dizisinin üzerine gelmesi de ayrıca garip bir tesadüf oldu, bunu da söylemeden geçemeyeceğim...

Bugün, yıllardır bizim evin temizliğine yardım eden S.ciğime 4 gün önceden sürpriz bir yaşgünü kutlaması yaptım. Ne kadar sevindi anlatamam. "Ne kolay insanları mutlu etmek" diye düşündüm, birlikte pastasını yer ve fısır fısır bir sesle sohbet ederken. Bir de Fazıl Hüsnü'nün dizeleri geldi aklıma: "Neden herkes güzel olmaz? Yaşamak bu kadar güzelken"... 

2 Aralık 2025, Salı

Yazmayalı çok oldu yine. Arayı daha uzatmadan şöyle bir özet geçeyim bari:

  • Geçen pazartesi günü olan öğretmenler günü kutlamalarına bizim evde kahvaltıyla başlayıp,  annemin evinde devam ettik ve akşam da klasik öğretmenler günü yemeğine gittik ailecek. Sülale  grubunda bulunan 22 kişinin 12'si öğretmen olunca değişik kombinasyonlar halinde telefonlar edildi, kutlamalar yapıldı. Arkadaşlarla, eski öğrencilerle, yeni öğrencilerle mesajlaşmalar, telefonlaşmalar derken şenlikli geçti gün :)
  • Yine grip olmayı başardım geçen hafta. Sıkıldım bu hastalık sürecinden doğrusu, ki daha kara kış da bastırmadı. Hâlâ burun ve kulak tıkanıklığı bir miktar devam etse de görece daha iyiyim neyse ki.
  • Cuma akşamı zarif eşim ve evimizin küçümeni E.bey geldiler. E.ciğimiz 21 yaşını bitirdi çünkü ayın 25'inde ve öncesinde, "ne hediye istersin" sorumuzu "İstanbul gezisi" diye yanıtlamıştı. Aslında aklımızdaki plan, ada gezisi olsa da, yağmurda gezmenin çok eğlenceli olmayacağına inandığımızdan, güne Abdülmecit Efendi Köşkündeki sergiyi gezerek başladık. Maksat E.bey şimdiye dek gitmediğimiz yerler görsün mottosundan hareketle de sonrasında ne zamandır çıkmadığımız Çamlıca tepesine çıktık ve eve dönüş yolunda da Validebağ korusunun içindeki Hababam sınıfı müzesine gittik. Hem Çamlıca tepesi hem de Validebağ korusunun içindeki öğretmenler evi benim için "babamlı" anılar demek olduğundan E.'den çok ben memnun kaldım bu gezi rotasından doğrusu :)
  • Bunun dışında 2 sezondur seyretmediğim ama benim BAL kızların ısrarıyla izlemeye başladığım Kral Kaybederse'nin müptelası olup arka arkaya izledim ve bu hafta, dizinin bitmesine 2 hafta kala, mevcuttaki bölüme yetiştim. Ergenç gerçekten müthiş oynuyor ama canlandırdığı karakterin de gerçek hayatta öyle yakın karşılıkları var ki her bölümde ayrı bir aydınlanma yaşıyorum inanın!
  • Pazar öğle saatlerinden beri de yıllık rutin akreditasyon değerlendiricisi şapkamı takarak İstanbul'un bir ucundaki bir vakıf üniversitesinde görüşmeler yapıyorum. Enteresan bir jargonla karşı karşıya kaldığımı yazmadan geçemeyeceğim. Dekan bey'in, rektör bey'den "rektör efendi" diye bahsetmesi, cümlelerinde sık sık "eyvallah", "hamdolsun" sözcüklerini geçirmesi beni çok şaşırttı açıkçası. Kızıl goncalar dizi setinde sandım bir ara kendimi ! An itibariyle, raporumu tamamlamış durumdayım. Ekip arkadaşlarımın kendi inceledikleri bölümlere dair raporlarını yazmalarını bekliyorum. Birazdan üniversiteye geçip "rektör efendi"ye programlarda gördüğümüz yetersizlikleri sıralayacağız. Ne diyelim, hayırlısı :)