28 Mart 2024, Perşembe

"11 yaşında bana devasa görünen kapısından girerken, silik, çekingen bir kız çocuğuydum ben. Onları buldum. Ben oldum. Çok güldüm onlarlayken, çok mutlu oldum. Bir insanın en büyük hazinesinin dostları olduğunu öğrendim ben orada...Unutulmaz anılar, unutulmaz arkadaşlıklar kazandırdı bana KAL. Minnettarım" diye yazmışım yıllar evvel, 25.yıl kutlamalarından sonra. Aynı hislerdeyim bugün de!

Dün ortaokul-lise arkadaşlarımla Todori 'de bize ayrılan bir odada, 15 kişi (Amerika'dan,  Avusturya'dan, Ankara'dan gelenlerle daha şenlikliydi bu sefer buluşmamız) yiyip içtik ve ergenler gibi bağıra çağıra konuştuk, gülüştük. Garsonumuz bile gecenin sonuna doğru bizden biri olmuştu, Amerika'ya gidecek olan oğlu için telefonlar alındı, verildi :)

Karnımıza ve yanaklarımıza ağrı girene dek gülmek, dostluktan öte kardeşlik bağıyla bağlandığımıza bir kez daha inanmak, birlikte büyümüş olmanın verdiği güvenle birbirimizi hayatın zorluklarına karşı sarıp sarmalamak, her şeyi konuşmaya, paylaşmaya açık olmak, mezuniyetin 35.yılını idrak ederken (:P) bir hafta sonu buluşması için planlar yapmak, hepimize çok iyi geldi. Ama en çok bana sanırım! Böyle bir geceye çok ihtiyacım vardı gerçekten. Ruhum aydınlandı!

Sonu denize açılan bu ağaçlıklı yoldan kaç kez yürüdüm acaba, bazen dostlarla, bazen yalnız, bazen endişelerle, bazen gülmekten iki büklüm olmuş...Bir okul ancak bu kadar güzel olabilirdi herhalde...

25 Mart 2024, Pazartesi

Önümde 79 sınav kağıdı beni bekliyor okunmak için ama ben bloguma yazıyorum. Neden? Çünkü neden olmasın :) Çünkü kağıt okumak çok zevksiz bir iş ve çünkü benim artık midem bulanıyor okunacak kağıt görünce! Yine de merak buyurmayınız, birazdan başlar, yarın, yarın olmazsa en geç çarşamba günü bitiririm :)

Hafta sonu, bugün sınavını yaptığım ders için bir "problem çözme saati" isteyen kuzucuklarımı kıramayıp yaptığım 2 saat dersi saymazsak akademik hiç bir iş yapmadım! 

Cumartesi öğleden sonra Y.hemşiremle Burgazada'ya gidip uzuuuun bir yürüyüş yapıp, (Sait Faik'i ziyaret etmeyi atlamadan), dertleştik, söyleştik, ağlaşıp gülüştük. Güzel bir öğleden sonra oldu...

Gün içinde üniversiteden canım dostum K.'ın babasının vefat haberini alınca, akşamına başsağlığı ziyaretine gittim, pazar günü de cenazeye katıldım. K.cığım aslında benim değil, oğlumun babasının üniversiteden arkadaşı. Ama işte biz boşanırken, hem oğlum hem arkadaşlarımız bende kaldı :) Dostluklar da özen istiyorlar çünkü! (Tam burada, Nazım'ın "Arkadaşlık ağaca benzer, kurudu mu bir daha yeşermez" dizelerine gönderme yapmazsam olmaz!) Hâl böyle olunca cenazede S.'ın üniversite arkadaşlarıyla görüşmüş oldum. Neticede fahri bir makina mühendisi sayılırım ben de :) Ne çok zamanımı makina fakültesinde geçirirdim...Özellikle A.cığımı çok özlemişim, onunla önce biraz tutuk sonra eskisi gibi içten, sohbet etmek iyi geldi ikimize de.

Pazar akşam ise sonunda "poor things"i izledim ve çok beğendim, çok etkilendim. Ve dedim ki kendi kendime "İyi ki bu filmler var!,Bu romanlar, bu öyküler, bu şiirler, bu şarkılar... Yoksa hayat ne kadar çekilmez olurdu!"
Geçen çarşamba aldığım sümbüller açtı ve evin bütünü (evet, ev biraz küçük :P) missss gibi kokuyor sayelerinde :)

20 Mart 2024, Çarşamba

"Size,
nasılsın diyerek başlayan telefonlarınıza
(garip, tuhaf aslında)
beyaz bembeyaz tabiatımla
'iyiyim' diyorum.
yani aslında korkuyorum
bütün bunlar kıyamet
bütün bunlar cinnet
bütün bunlar cinayet demeye
bir daha düzeltilemeyecek sözler
söylemeye korkuyorum.”
                    Birhan Keskin

Bergama'dan döndüğümden beri içimde kocaman bir sıkıntı ile dolaşıyorum. Oysa ne güzel bir 3 gündü ama işte bazen hayat izin vermiyor içimin hafiflemesine sanki..."Dokunsalar ağlayacağım" şeklindeki modum, perşembe günü oğluşun yaş gününün verdiği mutluluk ile biter gibi olmuştu, ben de sevinmiştim geçti bitti diye, yok cuma günü tekrar döndüm daralma moduna. E bu sıkıntılar, bu iç daralması da bir şekilde çıkmalıydı tabii gün yüzüne, derken, dün, deli bir baş ağrısı ve bel tutulması ile kalktım yataktan, daha doğrusu kalkamadım! Sonra ilaçlar, merhemler ile akşamüstüne doğru kendime geldim ama hırpalandım resmen. 
 
Bu sabah ise, "böyle gitmez bu iç sıkıntısı" deyip, kendi kendime iyi gelecek şeyler bulma kararı ile kalktım yataktan :) Bugün Nevruz bir de, malum, ilk iş, çıkıp çiçekçiye gittim, sümbül almaya. Ama sümbüller nerdeyse bitmiş, bir tane kalmış, o da daha goncada. "Olsun, daha iyi, bizim evde açar, daha uzun zaman sürerim sefasını" diyerek onu aldım, sonra mavişleri görünce dayanamayıp bir de ondan aldım (her şey gibi çiçekler de ateş pahası bu arada!), eve dönerken de kahve yanında yemek üzere kendime bir çikolata ısmarladım. Ardından da çevrim içi derslerimi yapıp, kendimi yine dışarı attım. Yürüyüş en iyi ilaçtır zira...

Daha iyiyim, merak etmeyin :) Bu hayatta düzeltemeyeceğim şeyler var, farkındayım bunun, ama işte bazen fena çarpıyorum duvara. Bu da böyle bir zamandı, geçti, bitti. 

Nerde kalmıştık :)
"Nevruza uygun sümbül bulamadıysanız mavişle idare edin, dilek dilemek için her yol mübahtır" demiş atalarımız. 
Yani, demişlerdir sanırım :)



14 Mart 2024, Perşembe

Bugün benim oğlumun yaş günü. 24 yıl önce bugün kucağıma almıştım ilk defa onu. Sabah 10.20'de. O gün bugündür, yüreğimdeki en büyük sevinçlerin, en derin endişelerin, en güçlü umudun biricik öznesi kendisi. Hayata daima olumlu gözlerle bakmamı sağlayan, en zorlu zamanları dimdik atlatabilme gücü veren, esprileriyle ve taklitleriyle beni gülme krizlerine sokan, birlikte gezmekten, sohbet etmekten keyif aldığım canım oğlum, gözümün bebeği...İyi ki doğmuş yahu.

Tek dileğim, mutlu, sevdikleriyle sarmalanmış, hayallerine ulaştığı bir hayatı olması. Dualarım hep onun için. Ayağına taş değmesin...

Oğluşun her doğum gününde ondan daha çok ben mutlu olur, heyecanlanırım. Bu fotoğraf da bunun ilk örneklerinden. 2.yaşgünü anısı...

(Babacığımın yüzündeki ifadeye ayrıca bakmaya da doyamıyorum bu fotoğrafta)

11 Mart 2024, Pazartesi

Bu hafta dersler, tez öğrencileri ile rutin görüşmeler ve bölüm toplantıları arasında bizim malum ekip olarak bir proje başvurusunu tamamladık, e-imzalarımızı da atıp gönderdik. Tez zamanda kabul alalım inşallah, yareppim dinimiz süphaneke amin :) 

Bu hafta sonunu yârimle Bergama'da anne ziyareti olarak planlamıştık , ben de anama "hadi gel, seninle gidelim, ben Bergama'dayken sen de teyzemle İzmir'de olursun, dönerken de seni alırım" demiştim. Bizimki biraz nazlansa da kafasına yattı bu plan. Hâl böyle olunca, perşembe günü okul sonrası eve gelip annemi aldım ve İzmir'e doğru yola çıktık arabayla. Sohbetle, şiirle, şarkıyla geçirdik yolculuğu, güzeldi. Teyzoşum da dört gözle bizi bekliyordu, keyifli bir buluşma oldu, o akşam hep birlikteydik. 

Cuma sabah bizim kızlar uykudayken, ben erkenden kalkıp yola çıktım ve Bergama'ya gittim. Hızlı bir kahvaltı sonrası, lise son öğrencilerine yönelik bir üniversite tanıtım toplantısına katıldık A.ciğimle. Daha dün şu sıralarda oturup "hangi bölümü yazsam" diye düşünen biz değil miydik? Hangi ara emeklilik zamanı gelmiş hocalar olduk bilemiyorum vallahi! :P 

Günün geri kalanında Çiçeksever'de misss gibi köftelerimizi mideye indirip Çınaraltı'nda çay içtik, evde biraz dinlendik ve akşama da kadınlar günü kutlaması için F.yengemizi de alıp yemeğe çıktık.  

Cumartesi ise hava o kadar güzeldi ki evde olmak makul gelmedi ve Kozak Yaylasına kahvaltıya gittik. Hava şurup gibiydi, fıstık çamları ve sarı-beyaz papatyalar her yerdeydi, mest olduk. Kahvaltı sonrası Ayvalık'a giden yol üzerinde "Tor kayaları seyir tepesi" okunu görünce daldık sapağa ve "iyi ki de dalmışız" dedik sonrasında. O büyük Tor kayalarına, ve seyir tepesinden görünen fıstık çamları denizine bakmak çok iyi geldi. Ardından Cunda adasında Taş Kahve'de kahvemizi, Ayvalık sahilde çayımızı içtik. Bu arada ben sonunda, Cunda sokaklarında gezerken marteniçkamı bileğime takıp, dileğimi dilemiş, "iş leylek görmeye kaldı" demiştim ki dönüş yolunda arabamızın tam önünden bir leylek uçarak geçip şovunu yaptı. Ben de Marteniçkayı en kısa süre bileğimde tutma rekorunu kırdım böylece :) 

Pazar günü annemiz evde toparlanırken, biz yârimle yazlığa gittik. O, bahçe ile ilgilenirken ben arabayı yıkadım, sonra da gidip cips-bira alıp yazlık bahçesinde keyif yaptık. Bahar ne güzel bir mevsim yahu, sevdiceğimle baharda bir arada yazlıkta olmak en güzeli tabii :)

Bugünse, önce hep birlikte İzmir'e teyzeme gidip bir aile kahvaltısı yaptık, teyzoşun gönlünü aldık. Ardından A.ciğimi havalimanından Ankara'ya uğurlayıp, biz, iki anneyle birlikte, İstanbul'a geldik. 

Akşam, ben çevrim içi koro çalışması için yatak odamda, O. bey ders tekrarı için kendi odasında, E.annem de dizisini izlemek için salondaydı. Neyse ki 3 kişiyiz ve evde toplamda 3 oda var :)


 

4 Mart 2024, Pazartesi

Geçtiğimiz haftanın ilk 3 işgününü ek internet paketim ve annemle geçirdim. Hafta sonu atlattığı hastalığın bitkinliğini yaşarken yanında olmak istedim. Biraz iş, biraz sohbet, "bir şeyler yemelisin anne, böyle olmaz", "ilaçlarını aldın mı", "hadi sen yat, benim şimdi bir toplantım var", "şu işim bitsin, kahve içeriz", "tuvalete gittin mi? her şey yolunda mı?" cümleleri havada uçuştu. Yaşlanmak zor, anne-çocuk ilişkisinde değişen rollere adapte olmak da...Neyse...Sağlık olsun da gerisi kolay...

Perşembe günü okul günümdü, o yüzden sabahın köründe yollara düştüm. Okul sonrası toplantılar, dönüş yolunda pazar alışverişi, eve gelip yemek yapma derken saat 20.00 itibariyle pilim bitmişti. Salondaki koltuğa serildim. Belim, dizlerim, ve sol kolum sözleşmiş gibi çok ağrıdı o gece, sinirlerim zıpladı. Neyse ki Berkun Oya'nın "Kuvvetli Bir Alkış"ı imdadıma yetişti. Bu absürt dizi pek hoşuma gitti, gecemi aydınlattı.

Cuma sabahı, ilk iş doktora gidip "tenisçi dirseği" teşhisi ile ve ilaçlarım, iğnelerimle eve döndüm. Özellikle iğneden sonra sadece kolum değil, belim ve dizlerim de daha iyi olunca, kendime geldim :) Bir de işte bahar geliyor, tomurcuklanan ağaçlarla, yavaş yavaş yüzünü gösteren bahar dallarıyla rastlaşmak ruhuma iyi geliyor. Akşamına da vizyondayken seyredemediğim "Kuru Otlar Üstüne"yi seyrettim. Çok beğendim, Merve Dizdar'ın yanı sıra Deniz Celiloğlu da çok iyiydi bence ve sanırım ilk defa bir NBC filmi bana uzun gelmedi, aktı gitti.

Cumartesi sabah, canım Ekmekçimle kahve içmek üzere buluştuk. Kahve mekanına doğru yürürken, "ne iyi bir şey, Ekmekçimle bu kadar yakın oturmamız birbirimize ve "hadi" deyince buluşabilmemiz" diye düşündüm. Şükürler olsun :)

Akşamında ise sevdiceğimi tren çıkışı karşılayıp canım F.ve B.hocalarımıza gittik, akşam yemeğine. Yardımcıları Z.cüğüm Türkmen mantısı yapmıştı. Balkabaklı, semiz otlu ve kıymalı olmak üzere 3 farklı çeşidiyle "lezzetten ağlamak istiyorum" kıvamında bir gece yaşadık. Biraz dedikodu, biraz ülke gündemi, biraz okul haberleri ve tabii ki ponçik hanımın hepimizi yalama, hepimize sırnaşma ve oyun oynamak için çeşitli numaralar sergileme çabası geceye damgasını vurdu :)     

Şehirlerarası evlilik ilginç bir deneyim. Her gün bir arada olmayınca, birlikte olabildiğimiz hafta sonları genelde yoğun ve gezmekle, dostlarla geçiyor. Fenerbahçe'de BALlı kızlarla kahvaltı yaparak başlayan pazar günümüz, anne-abla ziyareti ile devam edip, akşam evimizin büyük oğlu Ö.bey ile Behzat Ç. seyrederek bitti. Birbirimize sözümüz var, birlikteyken izleyeceğiz diye. Ne zamandır, böyle bir "üçümüz bir arada" gecesi yapamamıştık. Pazar akşamı bu şansı yakalayınca kaçırmadık ve 3 bölüm ardarda izledik. Eskiden de mi bu kadar küfür vardı bu dizide bilmiyorum ama amirim yine efsaneydi :)

Fenerbahçe parkına gidip bu güzellikleri görüp fotoğraflamamak olmazdı tabii ki :)