25 Haziran 2024, Salı

Buket Uzuner, geçenlerde de bahsetmiştim, benim için özel bir yazardır. Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları, İki Yeşil Su Samuru, Benim Adım Mayıs, Kumral Ada Mavi Tuna, Gelibolu bir çırpıda sayabileceğim, beni etkilemiş ve gönlümde yer etmiş kitaplarıdır. Ama sonra ne olduysa uzak düştük birbirimizden. Aslında ne olduğunu biliyorum. Fazla didaktik ve tekrarlı geldi yazdıkları, ben de bıraktım okumayı. Ama işte geçenlerde Nilay Örnek'in Buket Uzuner'le yaptığı söyleşiyi dinledikten sonra, Su-Toprak-Hava-Ateş dörtlemesine bir şans vermeye karar verdim. Aslında yıllar önce Su'yu okumuştum ama pek hatırlamıyordum. O nedenle de "Su ile başlayayım, hem de kitabı yazarın kendisi seslendirmiş, ne güzel" dedim. Demez olaydım! Uzuner keşke hiç kalkışmasaymış bu seslendirme işine... İnsan kendi yazdığı metni nasıl bu kadar kötü okur bilmiyorum ama içim kıyıldı dinlerken. "E neden devam ettin" derseniz, dörtlemenin diğer kitaplarını merak ediyorum çünkü ve baktım, Allaha şükür, onları başka insanlar seslendirmiş :) O  yüzden bu çileye dayanmalıyım dedim kendi kendime. Bugün itibari ile Su bitti, dinledikçe de hatırladım, hem romanı ve karakterleri hem de okurken de içime oturan o "niye bu kadar didaktik bir tarzda yazmış ki" duygusunu. Ah, bir de sanırım "handiyse" kelimesini kullanma rekoru kırmış yazar :P İkinci kitaba yarın başlarım, bakalım nasıl ilerleyecek...

Bu arada, cumartesi akşamı canım Ö.cığım ile C. geldiler, yemeğe ve Behzat Ç'nin son bölümünü birlikte izlemeye. Bir külliyatı böylece tamamladık. Son bölümler aşırı küfürlüydü ama Behzat amirimi sevdiğimiz için, dikenine katlandık :)

Bu akşam da oğlumla "Inside Out II"ye gittik. Yıllardan sonra ilk defa birlikte bir animasyonu sinemada izledik, ikimizin de hoşuna gitti. Küçükken en sevdiğim faaliyetlerden biri babamla çizgi film izlemekti, sinemada ya da evde. Büyüyüp de oğlum olduğunda, bu sevgim değişmedi. Ice Age, Toy Story, Up, Nemo, Cars...Hepsini müthiş bir keyifle izledim(k). Inside-Out'daki fikir de müthiş geliyor bana, hayranım bu yaratıcılığa! Hem bu sefer, beynimizde yer alan neşe, üzüntü, öfke, korku ve tiksinti rollerine bu sefer kaygı, gıpta, bıkkınlık ve utanç da eklenmiş. Ben en çok Neşe'yi seviyorum aslında ama yeni eklenen Bıkkınlık ve Kaygı da şahaneydiler. Film sonrası oğluşla kendimizi ve çevremizdeki insanları bu duygular temelinde değerlendirdik, hangimizde hangi duygu baskın diye. O.'ın gözlem gücü beni hep çok etkiler, yaptığı yorumlara yine şapka çıkardım :)  


Cumartesi akşam Ö.cığım ve C.ciğim gelirlerken getirmişler bu ortanca buketini. Vuruldum, bu güzelliğe :) 
Fotoğrafa da Duman'ın son şarkısını giydirdim. Dilime dolandı iki gündür. 


21 Haziran 2024, Cuma

Helsinki'ye pazartesi tek başıma gidip, dün, yani perşembe akşamı eşim beyle birlikte döndük. Bahar, bahar olmazsa da kış insanıyım ben, malum. Yaz, en az sevdiğim mevsim. O yüzden yazın 3-4 gününü serin bir coğrafyada geçirmek; hırkalı, montlu dolaşmak bana iyi geldi doğrusu :)

"En iyi kongre, eşin kongresidir" mottosundan hareketle, sadece bizim çalışmamızı sunduğumuz gün, sabahtan öğlene dek kongre katılımı gösterdim. Sunumumuz da, soru-cevap kısmı da güzel geçti. Daha ne olsun :) Bunun dışında, kongrenin sosyal aktivitelerine de katılıp geri kalan zamanda şehri gezdim. Zaten hepi topu 3 günlük bir kongre gezisinin daha fazla zamanımı akademiye ayıramazdım vallahi :P

"Peki neler kaldı aklında bu 3 günden" derseniz; öncelikle Uspenski Katedrali, konumu ve mimarisi ile çok güzeldi diyebilirim.


Sonra şehrin merkezindeki pazar yeri, taptaze görünen meyve ve sebzeleri ile rengarenk ve coşku dolu açmış çiçekleri beni benden aldı, çok beğendim. 

"Home is where art is" sloganı yazılı pankartıyla beni kendine çeken sanat müzeleri de çok hoştu. Rodin ve Van Gogh'u aynı kareye sığdırabilmek çok da karşılaşamayacağım türden bir güzellikti örneğin :)


Çarşamba günü öğleden sonra A.ciğim ve onun doktora öğrencisi (kendisi artık Amerika'da bir hoca olsa da doktora öğrencilerimiz bir tür çocuklarımız gibi oluyor) sevgili F. ile 1.5 saat süren tekne gezisine katıldık. Helsinki'nin küçük adaları etrafında dolaşmak çok hoşumuza gitti :)


Son gün ise kısacık bir süre için de olsa, şehir kütüphanesine de uğradım, ve Fince tek kelime bile anlamasam da o atmosferde olmak iyi geldi bana. 


Bence 3 günlük bir gezi için gayet verimli geçti diyebilirim. Tabii, sosyal medyaya bakmadan edemediğim için ülkenin abuk gündeminden orada da kurtulamadım ama olsun, yine de uzakta olmak iyi geldi :)

Bu yazının son sözü, Ataol Behramoğlu'ndan olsun. Helsinki'de mutlu ve huzurlu bir şekilde gezerken şu dizeleri hep dilimdeydi zira:

"...Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın..."

16 Haziran 2024, Pazar

Öksürüğüm oldukça hafiflese de sesim hâlâ bazen çıkmıyor, bazen de kart kart çıkıp kendime yabancılaşmamı sağlıyor ama baya bir toparlandım çok şükür :)

Cuma günü sabahtan katıldığım doktora tez savunmasından sonra yârim geldi Ankara'dan ve benim için bayram başladı :) Üstüne bir de yağmur yağıp hava biraz normale dönünce keyfim iyice yerine geldi :) A.ciğimle birlikte yine az zamanda bir çok kişi ile görüşme rekorumuzu kırdık birlikte. Cuma akşamı, Ankara'ya yerleşme olasılığı olan bir akademisyen arkadaşımızla buluşup "artılar, eksiler" temalı bir sohbet merkezinde biraları götürdük. Cumartesi, A.'in annesini göz muayenesine götürüp (neyse ki sarı nokta da katarakt da kontrol altında dedi doktorumuz) ardından ağabey, eşi ve oğulları E. ile birlikte kahve-tatlı eşliğinde erken bir bayramlaşma ile annemizin gönlünü yaptık. Akşamında ise bu sefer benim annemi ve ablam ile O.beyi alıp Maltepe sahilde uzun süredir gitmediğimiz kebapçıya gittik. Serin ve güzel bir havada, yedik, içtik, söyleştik. Hepimize iyi geldi doğrusu.

Bugünse önce, zarif eşimi Helsinki'deki kongremize gitmek üzere havalimanına bıraktım. Ardından eve gelip bizimkileri aldım ve babamı ziyarete gittik. Mezarın üzerine diktiğimiz kaz ayakları tutmuş, şükür, pek sevindik. Sonra da eve gelip kahvaltımızı yaptık, eş-dostla bayramlaşma telefonlarımızı gerçekleştirdik. O.bey babasına geçtikten sonra ise anne ve kızlar olarak sıcaktan bolca oflayıp puflarken bayram ziyaretine gelen G.hemşirem günümüzü şenlendirdi sağ olsun.

Akşam yemeğinden sonra eve gelip valizimi hazırladım. Ben de yarın Helsinki yolcusuyum zira. Aslında bugün birlikte gidecektik yârimle ama gidişimizin bayramın ilk gününe denk geldiğini fark edince ben biletimi bir gün sonraya kaydırmıştım. A.ciğim gidip arkadaşlarıyla buluştu bile. Ben de annem ve ablamı yalnız bırakmamış oldum, içime sindi böylesi.

Kurban bayramının kurban kısmını değil bayram kısmını seviyorum ben. Birhan Keskin'in "Kuşkusuz ki ipini  koparıp kaçan dananın tarafını tutarız" dizesini kocaman puntolarla bir pankarta yazıp, sokaklarda dolaşasım geliyor! Bayram iyidir ama, sevdiklerimizi arayıp sormak, aranıp sorulmak iyidir. Velhasıl, hepimize sağlıkla, mutlulukla kutlayacağımız nice bayramlar diliyorum dostlar :)

30 yıl arayla çekilen bu iki fotoğrafa baktım bu sabah uzun uzun. İlki babamın kucağında, ikincisi doktora mezuniyet törenimde, onun koluna girmişken...O kadar çok özlüyorum ki onu, anlatabilmem mümkün değil...
Fotoğrafa giydirdiğim şarkı babamı düşünerek dinlediklerimden. 
"Sen gözlerimde bir renk,  kulaklarımda bir ses ve içimde bir nefes olarak kalacaksın"...
Babalar günün kutlu olsun bu hayattaki kahramanım....

12 Haziran 2024, Çarşamba

Nedeni içtiğim soğuk sular mı, yoksa annemlerin bahçesinde "oh ne güzel esiyor" diye diye oturmalarım mı yoksa klima mı (buna pek ihtimal vermiyorum hem çok az hem de nem alma modunda ve düşükte çalıştırıyoruz günün  belirli zamanlarında) bilmiyorum ama bu sımmmmsıcak yaz günlerinde soğuk algınlığına yakalanmayı başarmış ulvi bir kişiyim! Akan burnum, öksürüğüm ve kalınlaşmış sesimle karşınızdayım :P

Dün tüm gün okuldaydım. Bitirme sözlülerimiz vardı. Sıcaktan ve halsizlikten Marmaray gözümde büyüyünce arabayla gideyim dedim, demez olaydım. Gidişim normal, 1.5 saat sürdü ve fakat 2 saat 40 dakikada eve döndüğümde bitmiş haldeydim! "Neyse, Bahar var bu akşam, izleyip kendime gelirim" demiştim ama o da final sezonunda batırdı resmen, hiç beğenmedim doğrusu!

Bu ara "Bir sürgün ve dostluk hikâyesi" diye tanıtılan "Sazın teli koptu" adlı kitabı okudum. Livaneli ile Erdal Öz'ün 70li yıllar ile 80lerin başında, Livaneli sürgündeyken, mektuplarla süren dostluğu beni çok etkiledi. Bir de Mubi'de "Taste of Things"i izledim. Juliette Binoche hep çok beğendiğim bir oyuncudur zaten de, burada da bayıldım sakinliğine, duruluğuna....

Bir de sabun köpüğü kategorisinde "Irish Wish"i izledim. İrlanda manzaralarına bayıldım, ve o günü, hep kafamın içinde "bir dilek hakkım olsa hayatımın hangi anına gidip neyi değiştirirdim" diye düşünerek geçirdim. Karar veremedim :) Yanlış anlamayın lütfen, değiştirmek istediğim bir şey olmadığından değil, çok fazla şey var, neyi değiştirirdim bilemedim :P Bir de tabii, değiştirdiğim noktalarda, bir şeylerden ya da birilerinden de vazgeçmek zorunda kalacağımdan ve o vazgeçişler bana göre olmadığından, "iyiyim işte böyle ya" kıvamına geldim sonunda :)

Bugün bizim evin ortancasının, E.hanımcığımızın yaş günü. Bu sefer uzağız birbirimizden, telefona ve mesajlara sarılacağız bu durumda, ama olsun, ben onu çok seviyorum, her şeyin en iyisini istiyorum onun için ve E. de bunu biliyor, önemli olan bu!

E.ile ilişkimiz, aman nazar değmesin, beni çok mutlu ediyor. Evet, biyolojik annesi değilim ama hayatındaki önemli insanlardan biriyim. Üzüldüğünde, sevindiğinde ilk aradıklarındanım. Göğsüme yatıp ağladığı da oldu, fısır fısır konuşup gülme krizlerine girdiğimizde. Çok kolay olmadı bu noktaya gelmek ama! Bu ilişki için Buket Uzuner'e minnet borçluyum sanırım. "Ne alaka şimdi?" dediğinizi duyar gibiyim, demeyin :) "İki yeşil su samuru" adlı kitabında Nilsu ve babasının sevgilisi ile olan ilişkisi benim için çok öğretici, yönlendirici olmuş, bunu anladım Ezgi'yle olan ilişkimde.  Geçen yaz okuduğum "Çalınan Dikkat" adlı kitapta şöyle bir paragraf vardı: "çok sayıda roman okuduğunuzda, kağıt üzerinde olmayan insanları da daha iyi anlayabilir hale geliyorsunuz. Kurmaca diğer insanlarla empati kurma yetinizi güçlendiren bir araç, empati yetiniz için bir tür spor salonu olabilir, ki empati de en zengin ve kıymetli odaklanma biçimlerinden biridir" Sanırım İki Yeşil Su Samuru da benim için böyle. Annelik zorken, biyolojik olarak annesi olmadığınız ama evladınız olarak gördüğünüz bir çocukla/gençle ilişkinin tarzını belirlemek, nerede duracağını bilmek önemli. Buket Uzuner'e minnet duyuyorum bu yüzden , bir kitapla zamanında ve bilmeden beni eğitmiş aslında :)

Hasta hasta amma yazdım yahu, dilim şişmiş sanırım. Hadi artık keseyim burada. Daha okunacak tezler duruyor önümde!

Geçen hafta Resim Heykel'in bahçesinde karşılaştığım şu gülün güzelliğine bakar mısınız? 
Fotoğraf giydirdiğim şarkı, hem bu güle bir selam olsun o halde, hem de Livaneli aşkıma :)


6 Haziran 2024, Perşembe

Bazen hayat üzerime üzerime geliyor gibi hissediyorum. Bugün, (aslında dün öğleden sonra başlayan olaylar dizisi ile) o günlerden biriydi. Ama işte sabah izlediğim bir kısa film, o kısa filmi izlememe neden olan canım C.ciğim ile 15-20 dakikalık, değme terapilere bin basacak sohbetimiz ile kendime geldim biraz. Ne demiş atalarımız? "Dostluk iyileştiricidir" :) (Demedilerse kendi ayıpları :P)

Bugün bizim mahalle pazarımız, malum. Pazarı seviyorum aslında ama hava o kadar sıcak ki, önce kendimle savaştım, "pazara çık, hem değişiklik olur, hem de taze meyve sebze alırsın"la "deli misin bu sıcakta ne pazarı, ısmarla sanal marketten acil ihtiyaçları, otur oturduğun yerde" arasında gidip geldim ama pazar ağır bastı :) Çıkıp alışverişimi yaptım,iyi ki de çıkmışım, sadece meyve-sebze değil, bir iki t-shirt de aldım hem oğluş hem kendim için. Çilek reçeli yaptım sonra. Bezelye ayıklayıp buzluğa kaldırdım. Çamaşır yıkadım. Ama sanmayın ki sadece domestik işlerle iştigal ettim, aralarda da öğrencilerimden gelen raporları, tezleri okuyup geri bildirimlerde bulundum, bulunuyorum. 

Ha, bir de yârimle konuştum, telefonda. "İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti" demiş ya Nazım. Telefonu kapattığımda hissim buydu, yine, ve birlikte olduğumuz 15 yıla rağmen :)  

Reçel kaynatırken mutfak penceremin önündeki sardunyalarıma bakmaya doyamadım, bu güzellikleri siz de görün istedim :)

4 Haziran 2024, Salı

Hafta sonu dostluk dolu geçti. Lise arkadaşlarıyla birlikte büyümek, yaş almak, bir kelimenin çağrıştırdığı anılara dalıp gitmek, gülme krizlerine girmek, güzel bir duygu. İnsana güç veriyor. "Onlar varken bana bir şey olmaz" havası belki biraz :)    

Cumartesi sabah G.cuğumu gardan karşıladık yârimle. Küçük bir Ankara seferi sonrası, ve A.ciğim ile canım eniştemin de katılımı ile kendimizi erkenden Tunus'taki pek sevdiğimiz restorana atıp şahane bir sofrada yedik, içtik, güldük, dertleştik, hayaller kurduk. Pazar günü de zarif eşimin mihmandarlığında yine bir Ulus turu attık. Bu arada Ankara'ya gelen arkadaşlarımızla o kadar çok geziyoruz ki aynı yerlerde (evet, Ankara İstanbul gibi değil, çok değil gezilecek yerleri :P), Resim Heykel'in müze görevlisi, "siz buraya bu sene içinde iki kez girmişsiniz zaten, üçüncüye girmek istiyorsunuz şimdi, abartmayın" mealinde bir şeyler söyledi, çok güldük :) Akşamüstü de G.cuğumla trenimize bindik ve şehrimize geri döndük. "Yorulduk, uyuruz" diyorduk güya, ama "bak aklıma ne geldi bir de" cümleleri ile başlayan derin sohbetlerden fırsat bulamadık :)

Dün okul günümdü. Dönem bitiyor artık, final sınavımı yaptım, bitirme ödevlerinin teslim tarihleri yaklaşan öğrenci gruplarıyla toplantılar, lisansüstü tezlerinin teslim öncesi ön okumaları, her bir yüksek lisans-doktora öğrencisi ile ayrı ayrı toplantı derken bu hafta yoğun geçecek sanırım. Ne diyelim, sağlık olsun :) Hem hafta sonu aldığım gazla, bu haftanın üstesinden gelirim bence :)

Bu ara okuduğum güzel kitapların yanısıra, takip ettiğim podcast serilerinde de güzel söyleşiler dinledim. Özellikle Deniz Yüce Başarır'ın "Ben Okurum"unda Mine Söğüt'le Küçük Kara Balık hakkında yaptığı program ile Nilay Örnek'in "Nasıl Olunur"unda Buket Uzuner'le yaptığı söyleşi çok hoşuma gitti. Öneririm :)

Ablam, emekli bir matematik öğretmeni biliyorsunuz. Kendini son yıllarda resim yapmaya adadı. Bu sezonun son tablosu bu. Çok beğendim gerçekten. Blogta da yer bulsun istedim o yüzden.