Buket Uzuner, geçenlerde de bahsetmiştim, benim için özel bir yazardır. Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları, İki Yeşil Su Samuru, Benim Adım Mayıs, Kumral Ada Mavi Tuna, Gelibolu bir çırpıda sayabileceğim, beni etkilemiş ve gönlümde yer etmiş kitaplarıdır. Ama sonra ne olduysa uzak düştük birbirimizden. Aslında ne olduğunu biliyorum. Fazla didaktik ve tekrarlı geldi yazdıkları, ben de bıraktım okumayı. Ama işte geçenlerde Nilay Örnek'in Buket Uzuner'le yaptığı söyleşiyi dinledikten sonra, Su-Toprak-Hava-Ateş dörtlemesine bir şans vermeye karar verdim. Aslında yıllar önce Su'yu okumuştum ama pek hatırlamıyordum. O nedenle de "Su ile başlayayım, hem de kitabı yazarın kendisi seslendirmiş, ne güzel" dedim. Demez olaydım! Uzuner keşke hiç kalkışmasaymış bu seslendirme işine... İnsan kendi yazdığı metni nasıl bu kadar kötü okur bilmiyorum ama içim kıyıldı dinlerken. "E neden devam ettin" derseniz, dörtlemenin diğer kitaplarını merak ediyorum çünkü ve baktım, Allaha şükür, onları başka insanlar seslendirmiş :) O yüzden bu çileye dayanmalıyım dedim kendi kendime. Bugün itibari ile Su bitti, dinledikçe de hatırladım, hem romanı ve karakterleri hem de okurken de içime oturan o "niye bu kadar didaktik bir tarzda yazmış ki" duygusunu. Ah, bir de sanırım "handiyse" kelimesini kullanma rekoru kırmış yazar :P İkinci kitaba yarın başlarım, bakalım nasıl ilerleyecek...
Bu arada, cumartesi akşamı canım Ö.cığım ile C. geldiler, yemeğe ve Behzat Ç'nin son bölümünü birlikte izlemeye. Bir külliyatı böylece tamamladık. Son bölümler aşırı küfürlüydü ama Behzat amirimi sevdiğimiz için, dikenine katlandık :)
Bu akşam da oğlumla "Inside Out II"ye gittik. Yıllardan sonra ilk defa birlikte bir animasyonu sinemada izledik, ikimizin de hoşuna gitti. Küçükken en sevdiğim faaliyetlerden biri babamla çizgi film izlemekti, sinemada ya da evde. Büyüyüp de oğlum olduğunda, bu sevgim değişmedi. Ice Age, Toy Story, Up, Nemo, Cars...Hepsini müthiş bir keyifle izledim(k). Inside-Out'daki fikir de müthiş geliyor bana, hayranım bu yaratıcılığa! Hem bu sefer, beynimizde yer alan neşe, üzüntü, öfke, korku ve tiksinti rollerine bu sefer kaygı, gıpta, bıkkınlık ve utanç da eklenmiş. Ben en çok Neşe'yi seviyorum aslında ama yeni eklenen Bıkkınlık ve Kaygı da şahaneydiler. Film sonrası oğluşla kendimizi ve çevremizdeki insanları bu duygular temelinde değerlendirdik, hangimizde hangi duygu baskın diye. O.'ın gözlem gücü beni hep çok etkiler, yaptığı yorumlara yine şapka çıkardım :)








