Bayramın ilk günün sabahı her zamanki şarkıyla uyandırdım O.Beyi: "Bugün bayram erken kalkın çocuklar". Gerçi öyle çok da erken değildi, saat sabah 9 civarıydı kalktığımızda ama olsun, rutinler önemlidir hayatımda :P. Aheste ve bolca telefon görüşmeleri ile kesilen bir bayram kahvaltı yaptık önce, annem, ablam, ben ve O.ciğim.
Sonrasında sabah kahvesine A.beyciğim ve ailesi geldiler, kahveler içildi, tatlılar yenildi, yeni sözlenmiş E.ciğimizin odak noktası olduğu sohbetler yapıldı. Ailenin geri kalanı eve yollanırken A.ve E.bizimle kaldı (bu bayramda böyle bir düzen yaptık, bayramın ilk sabahı ve akşam yemeğinde annemlerle olmak istedim ben zira). Gün bizim orada sakin geçer, yine öyle oldu, yiyip içtik ve eş, dost, akraba ile telefonla görüştük genel olarak. Hava da şurup gibiydi, esintili ve bunaltıcılıktan uzak eski Dikili günlerini hatırlatan bir güzellikte...Akşam annemin şahane sofrasına oturduk hep birlikte. E.bey, kezlerce "H.teyze çok güzel olmuş yemekler" diyerek annemi mest etti :)
Akşam yemeğinden sonra ise "tebdil-i mekanda ferahlık vardır" diyerek O.cığımı babasının yazlığına bırakarak A.'lerin yazlığına geçtik.
Bayramın geri kalanı daha geniş bir aile ile geçti böylece. Evin kızı rolünden evin gelini rolüne geçiş yaptım hızlıca :) O.cığımın "E.ailesi misafirperverliği" olarak adlandırdığı ve genel hatlarıyla "yoldan geçen herkesi tanıyıp, yemeğe, hiç olmadı kahveye davet etme" olarak tanımlayabileceğimiz tarza son iki yazdır salgın nedeniyle ara veren kayınvalidemlerin evine yine de gelen giden bolcaydı tabii (eski yıllara kıyasla daha az olsa da!) :)
Bayram boyunca sabahları daha kimsenin afyonu patlamamış ve ortalık sakinken denize gittik mutlaka. Sakin ve ılıktı hep, iyi oldu. Onun dışında bolca gürültülü İtalyan ailelerinin sofralarına benzer sofralar kurduk, kaldırdık, güldük, eğlendik, yedik, içtik, e daha ne olsun... Ha bir de Bergama'ya gittiğimiz gün zarif eşimin lise arkadaşları olan M.ve iki ergenusuyla ile dönüşte Dikili'de A.'le buluştuk. Bayramın 3. günü İstanbul'a dönüş yolunda olan K.cığımız ve eşi uğradılar, onlarla hasret giderdik. Ne çok özlemişiz... Bugünü de canım T. ile görüşerek güzelleştirdim (87 yazında İzmir'e taşındığımızda annemin ilk işi ortaokuldan en yakın dostunu arayıp bulmak olmuştu. Heyecanla eve dönüşünü ve bana "biliyor musun, G.'in de oğlu seninle yaşıtmış ve o da BAL'da lise 2'ye geçmiş senin gibi" dediğini hatırlıyorum. İzmir'e istemeye istemeye gitmiş ve bir daha KAL'daki kadar güzel dostluklar yaşamayacağıma 16 yaşın bilmişliğiyle inanmış olmanın hüznüyle "tabii, tabii, koskoca okulda senin arkadaşının oğluyla aynı sınıfa düşer hatta kanka bile oluruz" demiştim ters ters. Sonra ne mi oldu? Tahmin ettiniz tabii. Biz annemin en yakın dostunun oğluyla aynı sınıfa düştük ve evet, kanka olduk. Birlikte konserlere, sinemalara gittik, Karşıyaka-Bostanlı yürüyüşleri yaptık, dertleştik, gülüştük. İstanbul'da farklı üniversitelerde okuduk, zaman zaman koptuk, zaman zaman tekrar buluştuk. Mezun olduk, yakın yerlerde çalıştık, öğle yemeklerinde buluştuk. Eminim yine tahmin etmişsinizdir, onların da yazlığı Dikili'de :) Böylece yurtdışında yaşasa da bir süredir, arada sırada yazlık ortamında buluşabiliyoruz. Bugün de o kadar iyi geldi ki T.'nın dostluğunu yaşamamak. Onun sıcaklığını, içtenliğini, çocukca merakını çok özlemişim...)
Kurban bayramını sevmiyorum ve genel olarak Birhan Keskin'e ait olan "Kuşkusuz ki ipini koparıp kaçan dananın tarafını tutarız..." cümlesini benimsiyorum ama yine de sevdiklerimizle beraber geçirdiğimiz her bayram gününü de kıymetli buluyorum :) Nice bayramlar görelim, sağlıkla, mutlulukla, huzurla...
Bayram şekeri almaz mısınız?