29.Temmuz / Perşembe

Dün çok verimsiz bir gündü! Sıcaktan bunalıp öf pöf demek damgasını vurdu tüm günüme! Çalıştım da ama işte 2 saatlik iş için 6 saat bilgisayar başında kaldım sanki. Sıcaktan bunalıp vantilatöre yapışık yaşayınca sırtım belim de tutuldu, ona da canım sıkıldı derken kolumu kıpırdatmak istemedi canım. Hâl böyle olunca yazacak bir şey de bulamadım sevgili blog, üzgünüm! 

Bugün sabah da benzer modda kalktım, hatta sadece bedenim kalktı diyebilirim O.beye kahvaltı hazırlamak için. Ruhum yatakta kalmayı sürdürdü bir süre daha. Sonra kendi kendime bu böyle gitmez deyip silkindim. Önce kendime güzel bir kahve yaptım. Sonra limonlu soğuk sular hazırlayıp içtim. Ardından da evimizin eni dar ama kuzeye baktığı için nispeten serin olan balkonunda kendime çalışma alanı yarattım. Ütü masasının üzerine güzel bir örtü serip balkondaki sandalyeye göre boyunu ayarladım ve şahane manzaralı ve esintili bir çalışma odası yarattım kendime :) Ortamın verdiği gazla da bir süredir elimde sürünen doçentlik dosyasını (ki çok kötüydü ne yazık ki) sonuçlandırıp yolladım.  Üzerimden yük kalktı resmen.

Akşamüstü oğluş babasına gideceğini söyleyince, birlikte çıktık evden. Babasına kadar arabayı yine o kullandı (yüreğim hop hop ediyor ama sakince ve "aferin çok iyi, biraz daha dikkat etsen virajları alırken şahane olacak" gazlarını vererek yanında oturmayı sürdürüyorum), o inince de ben arabaya atlayıp Cadde'deki yeni açılan Penguen Kitabevi'ne gidip bugün güzel çalıştığım için kitap alıp ödüllendirdim kendimi :) 

Eve geldiğimde de yarın pişirmek üzere karpuz kabuklarını reçel yapmak için doğradım, karbonatlı suya bastım. E daha ne olsun değil mi :)

Vedat Türkali'nin Mavi Karanlık'ını okuduğumda liseye gidiyordum, çok beğenmiştim. Ne zamandır tekrar okumak istiyordum. Bugün görünce dayanamayıp aldım. Ağustos ayı yazlık zamanlarının kitapları bunlar olacak kısmetse :) 


27.Temmuz / Salı

Dün akşam son hatırladığım yatağa uzanırken gördüğüm yastık yüzüydü sanırım, sağdan sola bile dönmeden uyumuşum yine :P Sabah uyandıktan sonra ise sürekli koşturdum vallahi. Ama önce A.beyle yazıştık (evet yazışıyoruz biz genelde, iki telefonda konuşma özürlüsü olarak ). Bana 6 yıl önce bir kongre nedeniyle gittiğimizde kazı çalışmalarını izlediğimiz Laodikya Antik Tiyatrosu'nun çalışmalarının tamamlandığı haberini verdi. Ne güzel gezmiştik sahi. Denizli deyince aklıma hep Pamukkale gelirdi önceden. Oysa onun yanısıra ne muhteşem antik kentlere ev sahipliği yapmış bir kent. Salgın bitse de gezsek yine :)

Sabah sohbeti sonrasında önce sanal marketten alışveriş yaptım. Ardından evdekilerle uyduruk bir kahvaltı hazırladım. Kahvaltı sonrası önce anneme sonra ablama gidip çiçekleri suladım, evleri havalandırdım biraz. Ardından da et, sebze, meyve alışverişini tamamlayıp eve geldim. Gelen siparişlerin de yardımı ile bir iki çeşit yemek hazırlayıp, yüksek lisans tez savunmasına girdim. Gayet iyi hazırlanmış, emek verilmiş bir tezdi, böyle çalışmaları dinlemek de keyifli oluyor. 

Sonrası ise günün en güzel zamanlarındandı: Küçük bir blogger buluşması yapıp Ekmekçim ve Küçük Joe ile caddede buluşup çay-kahve içtik :) 

Bugün babamın yaş günü. Yaşasaydı 84'ü bitirecekti, oysa kutladığımız son doğum günü 66.yaşına ait. Ne gençmiş...Hüzünlenmek istemiyorum, o yüzden akşam O.cığımla dedesinin yaş gününü kutladık. Onun için mum üfledik. Her gün dilimizde ve anıyoruz ama ben yine de O.'ye bir iki dede anısı anlattım. Gülerek ve özlemle andık onu. İyi ki doğmuş canım babam. İyi ki onun kızı olmuşum. İyi ki onun sınırsız sevgisine, merhametine, vicdanına, adalet duygusuna tanıklık ederek büyümüşüm...

Bir tanıdığımızın düğününde çekilmiş sanırım bu fotoğraf. Sadece annemi değil mutlaka ablamı ve beni de dansa kaldırırdı böyle organizasyonlarda ve çok da güzel dans ederdi canım babam...Hep dilimde, hep kalbimde...Nurlarda yatsın

26.Temmuz / Pazartesi

Bir bayram tatilinin daha sonuna geldik ve kürkçü dükkanına döndük bu akşam oğlumla :) Dikili-İstanbul arası yolu geldiğimiz süreye yakın zamanı kayın anne-babayı Maslak'a ağabeylere bırakmak için harcadım desem yalan olmaz vallahi, İstanbul bizi trafik sıkışıklığıyla karşıladı yine! Neyse, yine de sağ salim geldik, şükürler olsun. 

Gelir gelmez Miço beyin maması, suyu, tuvaleti ile ilgilenip hızlıca bir temizlik yaptım, valizi yerleştirdim, çiçekleri suladım, sonra güzel bir çay demledim üzerine tabii ki, yorulmuştum zira...Ve evet, ben o "çay yorgunluğu alır, "çay harareti alır" vb her türlü çay güzellemesine inananlardanım :)

Bayram tatili güzeldi, denize de girdik, yedik içtik de, ailelerle zaman da geçirdik, daha ne olsun. Bu tatilin en güzel yanı E.ciğimizin büyüdüğünü/değiştiğini/geliştiğini birebir gözlemlediğimiz bir zaman dilimi olmasıydı sanırım. Bizimleyken tamam da, diğer insanların yanında da (ki salgın nedeniyle son 1.5 yıldır bu 'sosyal ortam' pek yaşadığımız bir şey değildi)  gayet delikanlı modundaydı. Bayram ziyaretlerinde sohbetlere katılmaya çalıştı, duygularını gayet güzel belli etti, bizi mutlu eden yorumlarda bulundu. Sadece ben ayak bileğimi burktuğumda "daha dikkatli olmalıydın, yazıklar olsun Şule teyze" demesi yerine pek oturmadı ama o kadar kusur kadı kızında da olur :) Son gün, kahvaltı sonrasında, annesine gitmeden önce "iyi ki benim ailemsiniz, çok güzel bir bayram tatiliydi" diyerek hepimizi mutlu etti kuzu :)

Bu hafta yine yoğun bir hafta olacak. Su gibi geçip gitsin dilerim :)

Yazlık civarında bolca var bu "güvercin üzümü" ya da "dağ menekşesi"nden. Meftunum kendisine :) 

22.Temmuz /Perşembe

Bayramın ilk günün sabahı her zamanki şarkıyla uyandırdım O.Beyi: "Bugün bayram erken kalkın çocuklar". Gerçi öyle çok da erken değildi, saat sabah 9 civarıydı kalktığımızda ama olsun, rutinler önemlidir hayatımda :P. Aheste ve bolca telefon görüşmeleri ile kesilen bir bayram kahvaltı yaptık önce, annem, ablam, ben ve O.ciğim.

Sonrasında sabah kahvesine A.beyciğim ve ailesi geldiler, kahveler içildi, tatlılar yenildi, yeni sözlenmiş E.ciğimizin odak noktası olduğu sohbetler yapıldı. Ailenin geri kalanı eve yollanırken A.ve E.bizimle kaldı (bu bayramda böyle bir düzen yaptık, bayramın ilk sabahı ve akşam yemeğinde annemlerle olmak istedim ben zira). Gün bizim orada sakin geçer, yine öyle oldu, yiyip içtik ve eş, dost, akraba ile telefonla görüştük genel olarak. Hava da şurup gibiydi, esintili ve bunaltıcılıktan uzak eski Dikili günlerini hatırlatan bir güzellikte...Akşam annemin şahane sofrasına oturduk hep birlikte. E.bey, kezlerce "H.teyze çok güzel olmuş yemekler" diyerek annemi mest etti :) 

Akşam yemeğinden sonra ise "tebdil-i mekanda ferahlık vardır" diyerek O.cığımı babasının yazlığına bırakarak A.'lerin yazlığına geçtik. 

Bayramın geri kalanı daha geniş bir aile ile geçti böylece. Evin kızı rolünden evin gelini rolüne geçiş yaptım hızlıca :) O.cığımın "E.ailesi misafirperverliği" olarak adlandırdığı ve genel hatlarıyla "yoldan geçen herkesi tanıyıp, yemeğe, hiç olmadı kahveye davet etme" olarak tanımlayabileceğimiz tarza son iki  yazdır salgın nedeniyle ara veren kayınvalidemlerin evine yine de gelen giden bolcaydı tabii (eski yıllara kıyasla daha az olsa da!) :) 

Bayram boyunca sabahları daha kimsenin afyonu patlamamış ve ortalık sakinken denize gittik mutlaka. Sakin ve ılıktı hep, iyi oldu. Onun dışında bolca gürültülü İtalyan ailelerinin sofralarına benzer sofralar kurduk, kaldırdık, güldük, eğlendik, yedik, içtik, e daha ne olsun... Ha bir de Bergama'ya gittiğimiz gün zarif eşimin lise arkadaşları olan M.ve iki ergenusuyla ile dönüşte Dikili'de A.'le buluştuk. Bayramın 3. günü İstanbul'a dönüş yolunda olan K.cığımız ve eşi uğradılar, onlarla hasret giderdik. Ne çok özlemişiz... Bugünü de canım T. ile görüşerek güzelleştirdim (87 yazında İzmir'e taşındığımızda annemin ilk işi ortaokuldan en yakın dostunu arayıp bulmak olmuştu. Heyecanla eve dönüşünü ve bana "biliyor musun, G.'in de oğlu seninle yaşıtmış ve o da BAL'da lise 2'ye geçmiş senin gibi" dediğini hatırlıyorum. İzmir'e istemeye istemeye gitmiş ve bir daha KAL'daki kadar güzel dostluklar yaşamayacağıma 16 yaşın bilmişliğiyle inanmış olmanın hüznüyle "tabii, tabii, koskoca okulda senin arkadaşının oğluyla aynı sınıfa düşer hatta kanka bile oluruz" demiştim ters ters. Sonra ne mi oldu? Tahmin ettiniz tabii. Biz annemin en yakın dostunun oğluyla aynı sınıfa düştük ve evet, kanka olduk. Birlikte konserlere, sinemalara gittik, Karşıyaka-Bostanlı yürüyüşleri yaptık, dertleştik, gülüştük. İstanbul'da farklı üniversitelerde okuduk, zaman zaman koptuk, zaman zaman tekrar buluştuk. Mezun olduk, yakın yerlerde çalıştık, öğle yemeklerinde buluştuk. Eminim yine tahmin etmişsinizdir, onların da yazlığı Dikili'de :) Böylece yurtdışında yaşasa da bir süredir, arada sırada yazlık ortamında buluşabiliyoruz. Bugün de o kadar iyi geldi ki T.'nın dostluğunu yaşamamak. Onun sıcaklığını, içtenliğini, çocukca merakını çok özlemişim...) 

Kurban bayramını sevmiyorum ve genel olarak Birhan Keskin'e ait olan "Kuşkusuz ki ipini koparıp kaçan dananın tarafını tutarız..." cümlesini benimsiyorum ama yine de sevdiklerimizle beraber geçirdiğimiz her bayram gününü de kıymetli buluyorum :) Nice bayramlar görelim, sağlıkla, mutlulukla, huzurla... 

Bayram şekeri almaz mısınız?


19.Temmuz / Pazartesi

Sabah O.bey babasına gitti (önceki yazılarda bahsetmiştim, Dikili bereketlidir bizim için! Bizim yazlık, eski eşin ailesinin yazlığı, yeni eşin ailesinin yazlığı, yeni eşin eski eşinin ailesinin yazlığı hep burada :P Bence bir tür sit-com çevirebilecek malzeme çıkar bu ekipten ama diğer paydaşlar buna henüz hazır değil sanırım :P). 

Biz anne ve kızları olarak kahvaltımızı ettikten sonra alınacaklar için markete/fırına falan gideyim diye evden çıktım. Aman Allahım, bizim bu köyümsü belde bir tür Kadıköy merkez olmuş sanki, nasıl bir kalabalık...Domates alırken manavdan, bir başkası da barbunya alıyordu, annesi "o kadar barbunya kime yeter, evde 22 kişiyiz kızım" dedi. Benim yüreğime iniyordu vallahi :P Allah yardımcıları olsun :)

Biz arada çamaşır yıkama, bayram için kıymalı-patatesli börek yapma ve dün yapılan kalbura bastının şerbetlenmesi işlerini yapıp püfür püfür esen verandada oturduk genelde. Bu kadar kalabalıkta denize gitmek de içimizden gelmedi doğrusu.

Aa, ben bir de bu arada bir proje toplantısına katıldım. Bayram sonrası harıl harıl çalışmam gerekecek ama olsun, hayat pahalı geçim zor, arada proje yapmak da şart netekim :)

Bahçemizin keyif köşesi :)


18.Temmuz / Pazar

Sabah kahvaltısından sonra O.beyciğimiz E.ile buluşup Ayvalık-Cunda turu için evden çıktı. Biz 3 kadın ise evde kendimizi bayram tatlısı yapmaya adadık. Daha doğrusu annem yaptı, biz onu asiste ettik :) Kalbura bastı, bizim ailenin en sevdiği tatlılardan biridir ve annem de şahane yapar. Ben bu sefer adım adım izleyip kızartma tenceresinin teline basarak nasıl kalbur izlenimi verdiğini bile öğrendim, mesudum :) Bu arada bir daha anladım ki 3 kadınlı hayat rahat, işler hemencecik bitiyor herkes bir ucundan tutunca!

Öğleden sonra biraz kitap okudum (Sinem Sal'ın "Bizim Zamanımız"ı) biraz da salıncakta kestirdim. Hava bugün gayet iyiydi, hafif esintili...Geçenlerde instagramda paylaştığım "Canım Ege'me saygımla geldim" pozumdan etkilenmiş olacak Ege ki, o da bana daha serin ve özenli davranıyor bu ara :P 

Akşamüstü ise Ş.cuğumla E.'nin annesi F.'yu da alıp Ayvalık'a gittik biz de. Ara sokaklarında gezindik, çok güzel bir cafede limonçello içtik (Ekmekçimin ve Buraneros'un kulaklarını çınlatarak tabii ki), Macaron konağının içine girip biraz oradakilerle sohbet ettik, konağa yakın fırından beze ve  acıbadem kurabiyesi aldık, sonra da Cunda'ya geçip biraz da orada turladık ve Ayvalık tostu yiyerek günü tamamladık. Dönüşte de iki kafadarı alıp eve geldik. Neyse ki anam çayı demlemişti, ancak ve ancak çay içerek dinlenebilengillerden olduğumuz için çok iyi geldi hepimize :)

Ayvalık sokaklarında dolaşmak ne şenlikli bir şeydir, pek severim :)

17.Temmuz / Cumartesi

Dün akşam hafif bir esinti vardı, mis gibi uyudum vallahi. Akşam oynadığımız eşli okeyde (eşim oğlumdu, annemle ablama karşı) kıl payı da olsa yenen taraf biz olunca sabah kahvaltısında krep yapma işi ablama kalmıştı, keyifli bir kahvaltı ile başladım güne :)

Ardından sabah kahvesi için kayınvalidemlere gittik. Bizim burada hayat biraz evcilik oyunu gibi geçiyor. Onlar bize, biz onlara misafirliğe gidiyoruz ara sıra :) Henüz zarif eşim gelmediğinden ben annemlerleyim. O gelince ise genelde tatili ikiye bölüyoruz, biraz onlarda biraz bizde kalıyoruz...Ama hangi yazlıkta olursak olalım, bu ev ziyaretleri sürüyor. Evliliklerde en zoru aile içi dengeleri kurmak bence. Biz bir şekilde bir yol bulduk ama yine de kaç yıl oldu, hâlâ bu ziyaretler sonrası "oh bu sefer de kimse kimseyi gerecek bir yorumda bulunmadı" diye şükrediyorum (ilk evlilikte ağzım fena yandığından, bu konuda hep biraz tedirginim sanırım)

Bugün denize gitmedik ama akşama doğru hem bisiklete bindim biraz hem de ablamla uzun bir yürüyüş yaptık, iyi geldi. 

Ş.cuğumla yaptığımız yürüyüşten...


16.Temmuz / Cuma

Sabah kahvaltı sonrası "haydi çocuklar aşıya" kampanyası çerçevesinde E.'yi de alıp O.beyin şoförlüğü ile Bergama'ya gittik (Sevgili Buraneros'un bu yazıda da Bergama'yı görüp kendi "Bergama"sını anlatacağı yazısına bir an önce başlayacağını umut ediyorum :P). Annemin aşı heyecanı, torununun araba kullanıyor olması ile katlandı farkındayım ama yine de karışmadan arkada oturmayı başardı :) Aşıları olup biraz bekledikten sonra araba içinde kısa bir Bergama turu yaptık. Kızıl Avlunun, eski Bergama evlerinin yanından geçip Akropol'e uzaktan baktık ve tabii ki bu gezinin olmazsa olmazı şeklinde Bergama tulumu alıp eve döndük :) Hava o kadar sıcaktı ki yürümek, gezmek hiçbirimize cazip gelmedi doğrusu!

Öğleden sonra jüri üyesi olduğum bir yüksek lisans tezini hızlıca okudum. O sırada oğlum ve teyzesi Magnolia yaptılar mutfakta. Pek de güzel olmuş, akşam afiyetle indirdik mideye :) 

Akşamüstü facebook'a girdiğimde ise sevgili Leylak Dalı öğretmenimin paylaştığı bir yazıyı (Çalıkuşu Feride’nin feracesinden çıkan kadınlar) okudum. Çalıkuşu benim için çok özel bir romandır. Kaç kez okuduğumu hatırlamıyorum bile. Bazı yerleri ezberimdedir diyeyim, siz anlayın takıntı boyutumu :) Yazar (ki Leylak Dalı öğretmenimin kız kardeşi imiş yazarı) benim dile getiremeyeceğim kadar güzel yazmış hayatıma dokunan her noktasını sanki. Buradan kendisine teşekkürlerimi sunuyorum :) (öğretmenim iletir eminim :))  Sevdiğinin seni aldattığını öğrendiğinde ona çok aşık olsan bile çekip gidebilmeyi, ayakların üzerinde durabilmeyi, düşsen de eteklerindeki tozu silkeleyip yola devam edebilmeyi, alışılagelen kadın figüründen ayrı bir yerde durmaktan keyif almayı, horlananın, aşağılanın, ezilenin yanında olmayı öğrendiğim figürlerden biridir Feride benim için. Yeniden okumalıyım, evet!

Aşı sonrası arabayla yanından geçerken Anadolu’nun ilk ayaklanmasını başlatan Aristonikos'u selamlamayı ihmal etmedik tabii :) 

Fotoğrafa giydirdiğim şarkı bu kadar "Çalıkuşu" demişken, başkası olamazdı :)

15.Temmuz / Perşembe

Sabahın 6'sında uyandım, yattığım yerden bir süre kuş seslerini dinledim,  sonra elime telefonu alıp sosyal medyaya göz atayım dedim ve 193.gününde mutlu sona eren bir güzel direniş haberi okuyup enerjiyle doldum :) 

Günün sonrası tipik bir yazlık günüydü. Kahvaltıdır, çaydır, kahvedir, yaz günlerinin olmazsa olmazı dondurmadır, artık Allah ne verdiyse yedik, içtik :) Akşamüstü ablamla denize gittik (O.bey hiç sevmiyor denize girmeyi. O anneannesiyle evde kaldı bu yüzden). Kaç yıldır buradayız, ben sahili ilk defa bu kadar kalabalık gördüm doğrusu! Neyse ki kumsalımız gayet geniş olduğundan yine de kimse kimseye çok yakın oturmak zorunda olmuyor bu kalabalıkta bile! Deniz muhteşemdi, nazar değmesin. Yine sakin, ılık ve temiz :) 

Yemek sonrası F.'lar geldiler çaya. Biraz ülkeyi kurtardık, biraz yaptığımız şaşkınlıklara güldük, özleşmişiz. Yarın anamı ve oğlumu Bergama'ya aşıya götürürken F.'ların kızı Ece de gelecek bizimle, ona da randevu aldık. Aşılansınlar, antikorları bol olsun, zira yine vaka sayısı korkutucu şekilde artmaya başladı :(

Fotoğraf 6 yıl önce bugün bir kongre nedeniyle B.'cığımla gittiğimiz Edinburgh'tan...İyi ki gitmişim dediğim yerlerdendi. Hem kongre güzeldi hem de şehir...Ne güzel gezmiş, yiyip içmiştik...Allahım bir daha, bir daha gitmeyi nasip et, süphaneke dinimiz amin :)



14.Temmuz / Çarşamba

Sabah erkenden kalkıp kahvaltıyı yaptıktan sonra annemlerin çiçeklerini sulamaya gittim önce. Sonra eve dönüp kendi çiçeklerimi suladım, Miço'nun sularını, mamasını onu 2-3 gün idare edecek şekilde ayarladım (biz yokken sağolsun Ö.cığım gelip bakacak kendisine). Arabaya eşyaları indirip yerleştirdim, sonra da kendime bir kahve yapıp bir süre sakince oturup dinleneyim demiştim ki o sırada A. ve E. kayınvalidemleri getirdi, O.cığımın dersi bitince de yazlık için yola koyulduk. 

Bu kez geçen seferden akıllandığım için doğrudan paralı yola yöneldim :) Sohbet ede ede yedik yolu. Bergama'ya uğrayıp banka işlerini de hallettik ki içleri rahatlasın. Sonra onları eve bırakıp biz O.beyle annemlere geçtik. Yanımda O. olunca benim esamem okunmaz genelde, yine öyle oldu. Annem ve ablam torun/yeğen hasretini giderirken, ben de fırsat bu fırsat diyerek çayın yanına hazırlanan sigara böreği ve hindistan cevizli tarta gömüldüm :)

Bugün Sezen Aksu'nun  yaş günüymüş. Hayatıma damgasını vuran ne çok şarkısı var, düşündüğümde... Ama ben bugün onun ilk şarkılarından birini giydirdim bizim verandadan çektiğim fotoğrafa. İzmir'de açık hava sinemasında ablam ve kuzenlerimizle gittiğimiz, elimizde külaha konmuş çekirdekleri çitleyerek seyrettiğimiz "minik serçe" filminden bir şarkı: Sensiz içime sinmiyor :) Hem A.beysiz yazlık günlerine de çok yakışıyor :)


13.Temmuz /Salı

 Yaz mevsimini kendimi bildim bileli pek sevmemişimdir. Belki kış çocuğu olduğumdandır bu mesafeli duruşum, bilmiyorum, ama net olan şey şudur ki son yıllarda hiç mi hiç sevmiyorum yazı. İşi gücü bu sıcakta yapmak zaten zor, ama diyelim işin gücün yok, gezesin var ama bu sıcakta imkansız! O yüzden evde oturup sıcaklığın hafiflemesini beklemek gerek! Yok valla benim mevsimim değil yaz!

Neyse yine de bugün güzel bir yaz günüydü. Yine çok sıcaktı ama canım Ekmekçimle kendimize sabah erken saatlerde nispeten serin bir yer bulup çay-kahve eşliğinde sohbet edebildik. İyi geldi ikimize de :) Akşam da BAL kızlardan biricik G.cuğuma gittim. Onun güzelim balkonunda mesafeli mesafeli oturup işlerden girdik eski eşlerden ve yeni sevgililerden çıktık, çocuklardan girdik tatil planlarından çıktık derken konuşmadığımız konu kalmamasına özen gösterdik yine :P Şahaneydi!

Bu iki süper sosyalleşme arasında da biraz okul işi biraz ev işi yaptım. Çiçeklerimin bayramda bensiz ve yalnız kalabilecekleri şekilde bakımlarıyla ilgilendim. En sevdiğim ev işi olan ütü yapma aktivitesini vantilatör karşısında gerçekleştirdim ve tabii ki valiz topladım! E daha ne olsun, bir yaz günü için güzel bir gün kategorisine sokabilirim rahatlıkla :)

G.cuğumun balkonundaki minik orkide yemek ve sohbet keyfimizin eşlikçisiydi bugün :)

12.Temmuz / Cumartesi

Bu bloga/günlüğe yazmaya başladığımdan beri ilk defa iki gün üst üste yazamadım. Kötü bir şey yok, merak etmeyiniz :) 

Cumartesi sabah kahvaltı sonrası önce A.beyciğimin Ankara'daki bahçeden getirdiği kabaklardan "kabak carpaccio" yaptık, sonra da semizotunu da temizleyip yoğurtlanmak üzere buzdolabına kaldırdık. Malum, o akşam ağabeyin büyük kızının sözü olacaktı. Anne-anneanne hazırlık yapmıştı ama biz de giderken böyle salatamsı bir şeyler götürelim dedik, amca-yenge olarak (bu yenge lafı kadar da sevmediğim kelime azdır şu hayatta! (neyse ki E.ciğim bana yenge değil, abla diyor, kendisini bu yüzden bir kat daha seviyorum :P)). Öğleden sonra da yanımıza kıyafetlerimizi, yiyecekleri alıp Silivri'deki yazlığa doğru yola koyulduk (salgın nedeniyle bahçede, açık havada olalım kararı verilmişti). İstanbul trafiği yolun uzunluğu ile birleşince baya bir saat sürdü gidişimiz! Vardıktan sonra hazırlık çalışmalarına yardım etme ve bahçede pinekleme faaliyetleri yaptık :)

Akşam misafirlerin gelişinden sonra ise harala gürele şeklinde geçti zaman. Kahveler yapıldı, yüzükler takıldı, fotoğraflar çekildi, önce herkes gerginken yavaş yavaş rahata erildi, yemekler yendi, pasta kesilip afiyetle mideye indirildi ve erkek tarafı mutlu mesut ayrıldı evden. Sonrasında ayakları uzatıp birer kadeh eşliğinde gecenin değerlendirmesini yaptık tabii! (gıybet ata sporumuzdur netekim :P) Ne ara bu kadar büyüdük de, bu işlerin göbeğinde bulduk kendimizi bilmiyorum! Şaşkınım! 

Pazar günü Silivri'den ayrılmamız ve eve gelişimiz öğleden sonrayı buldu haliyle. Bir iki okul işini tamamladık acele tarafından, akşam da Y.hanımcığım bayramda gelecek misafirleri için yedek yastıkları teslim almaya geldiğinde balkonda çay-ekler eşliğinde oturduk biraz. Hafta sonumuzun genel özeti budur.

Bugünse tipik bir pazartesiydi. A.ciğim bir odada ders verdi 4 saat ard  arda, O.cığım bir diğer odada ders dinledi, sunum yaptı 3 saat boyunca, ben de aynı zaman diliminde salonda doktora tez sınavına katıldım ve müthiş güzel bir çalışma dinledim. Hızlı bir giriş yapmış olduk böylece haftaya.

Öğleden sonra ise O.beyciğim babasının yaş günü kutlaması için ona gitti, A.beyciğim önce kongrenin açılış oturumuna katılıp sonra Ankara'ya yola çıktı. Ben de önce ablamın evindeki panjur tamir işinin başında durup sonra da kendimi çamaşır yıkama işine vakfettim!

Arada da Atypical'ın yeni yüklenen 4.sezonuna başladım. Yine güzel. Otizm bir spektrum ve Sam'le bizim E.beyciğimiz bu spektrumun farklı yerlerindeler ama çok da uzak değiller. O yüzden belki, Sam'i izlemek benim için hem eğlenceli hem öğretici oluyor. Dilerim E.ciğimizin de 3 yıl sonra üniversiteye başladığını görürüz...

Ve evet her aile "atipiktir"! Bizim 5 kişilik çekirdek ailemiz dahil!



9.Temmuz /Cuma

Bugün sabah kahvaltıdan sonra kuaföre gittim. Kuaförüm 10 yıl kadar önce mahallemizden 25 km öteye taşındığından ve ben kendisinden vazgeçemediğimden her ay saç kestirme-boyatma seremonisi için bunca yolu tepip gidiyorum yanına (sevdiğim insanlara yapışma huyum vardır). Kendisi beni lise zamanlarımdan beri bildiğinden sadece kuaför değil abi ve terapist görevlerini de üstlenir. Yine öyle oldu, dertleştik, konuştuk, mutlu mesut ayrıldım yanından. 

Eve gelir gelmez yemek işlerine giriştim. Bir gözüm de sevdiceğimin paylaştığı konum bilgisinde, "nerede şimdi" diye...Neyse yemek hazırlandı, ortalık toparlandı ve A.beyciğim eve giriş yaptı :) Yarın yeğenin sözü var malum, amcasız tören olmaz! (bu söz işi bana yaradı, iki hafta ardardına evim şenlendi :P)

Akşam da önce M.cuğuma kapıdan (daha doğrusu pencereden) uğrayıp hem evdeki birikmiş Milliyet Sanatları verdik, iki lafladık ayaküstü, hem de fatura ücretlerini teslim alarak rahatlattık onu :). Sonrasında da İ.beyciğim ve sevgilisi S:hanımla yine Maltepe sahilde buluştuk, bira-fıstık eşliğinde sohbet ettik ve en önemlisi zavallı S.'yı "e ne zaman evleniyorsunuz artık" sorularımızla bunalttık :) 

Bu cam güzelini İstanbul'a gelmeden önce almıştım yazlıkta. Ablam sabah fotoğrafını çekip paylaşmış, çiçeklerin her biri ayrı güzel gerçekten :)


8.Temmuz / Perşembe

Sabah heyecan içinde uyandım ve kahvaltı sonrası hastaneye gidip 2.Biontech'imi oldum hemen. Şu bilim insanlarına minnettarım. Ne kadar kısa sürede buldular aşıyı. Gerçi şimdi de Delta varyantı çıktı piyasaya ama neyse, şimdi bunu düşünmeyeyim :) 

Aşı sonrası Ö.cığımla (daha önce bahsetmiştim kendisinden, bir tür küçük kardeş ya da büyük oğlumdur Ö.) buluştuk bizim evin önünde ve eski üniversiteme gidip kitap/ıvır zıvır kolilerimi aldık. Tabii gitmişken bir sürü arkadaşla görüşmüş de olduk. Özellikle idari personel ve idari görevi olan hocalar okuldaydı. Özleşmişiz, ayaküstü de olsa, konuştuk, dertleştik. 15 yıl aynı kurumda çalışınca aile gibi oluyorsunuz kimileriyle. Kendimi şanslı hissettim, etrafımı sarmalayan güzel insanları görünce :)

Kolileri yeni odama götürdük sonrasında, dolaplara gelişigüzel dizdik. Ama bu hali bile gayet iyi oldu bence. Bayram sonrası da O.beyciğimle gider daha detaylı yerleştirir, duvarlara asılacakları asarız. O sırada okulda olan sevgili bölüm başkanım, M.cuğumla sohbet ettik biraz, İTÜ'den eski hocalarımızı yad ettik, güldük bol bol...

Çıkışta Ö. da ben de acıkmıştık. 1.5 yıldan sonra ilk defa bir restoranda yemek yeme cesareti buldum kendimde! Florya sahildeki restoranların birinin bahçe kısmına oturup bir şeyler yedik. Hem yemek, hem manzaramız, hem sohbetimiz şahaneydi. Çok özlemişim bir dostla bir restoranda sakin sakin yemek yemeyi...

Eve gelince yatıp uyudum bir fasıl. Artık aşıdan mı yoksa bu kadar saat dışarda olmaktan ve koli taşı/yerleştir faaliyetlerinden mi bilmem gözlerim kapanıyordu zira. Neyse ki ne ağrı ne sızı hiç bir yan etki olmadı vallahi. Uyanınca ütü bile yaptım ki e daha ne olsun yani :) Şükürler olsun :)

Restoranda yemek yerken manzaramız buydu, bakmaya doyamadım :)  

7.Temmuz / Çarşamba

Sabah erken uyandım ve kongre başlayana dek Yeşilçam'ı izleyip 1.sezonu bitirdim. Gerçekten güzeldi. Netflix'e eski Türk filmleri yüklendiği haberini okumuştum geçenlerde, biraz onlara mı dalsam acaba? Çok severim Belgin Doruk'lu, Türkan Şoray'lı, Kadir İnanır'lı, Tarık Akan'lı, Hulusi Kentmen'li, Murat Soydan'lı siyah beyaz Türk filmlerini. 

Kongrenin son günüydü bugün. Eskiden yani kongrelere kanlı canlı gidebildiğimiz zamanlarda arada bazı oturumları kırar gittiğimiz şehri gezerdik. Böyle bir şansımız yok artık ama yine de sürekli bilgisayar başında oturup dinleyemiyorum ben sabahtan akşama, dikkatim dağılıyor. Uzaktan dersleri etkin bir şekilde dinleyen öğrencileri taktir ettim vallahi, büyük emek istiyor bilgisayar başında oturup birşeyler dinlemek :)

Öğlen bir ara kitapçıya gittim (evimize yakın iki yeni bağımsız kitapçı açıldı son zamanda, çok mutluyum). Akgün Akova'nın son kitabı "Günaydın Deme Sanatı"nı almaktı niyetim. Bonus olarak bir de Sinem Sal'ın "Bizim Zamanımız"ını görünce onu da aldım. Nasıl bir nem var havada ama...İki adım yürüyüp geldim diye yorgunluktan bayılayazdım sanki! 

Akşamüstü de okumaya başladım Akova'yı. Ne güzel "günaydınlar" yazmış, çok hoşuma gitti. Sonra kitaba ara verdim, E.cığımla yazıştık bir süre. Yazışma yetmedi, araştık da sonrasında. 1 saatten fazla konuşmuşuz. İyi oldu, bana da basmıştı hava (ve hayat) bugün, dostum (ve de içsesim) ile konuştum, ferahladım biraz :)  

Kitap seçiminde renk uyumuna dikkat ederim :P :P

Fotoğrafa giydirdiğim şarkı 30 yıldır E.hanımcığımla bizim şarkımız. Bugünün anısına dursun burada :)

 

6.Temmuz / Salı

Dün akşam saat 3 civarı uyanıp bir süre yatakta döndüm durdum. Uyuyamadıkça aklıma yapmam gereken işler üşüştü, kalkıp unutmayayım diye notlar aldım, e tabii bu iyice kaçırdı uykumu derken sabahı sabah ettim hayırlısıyla! Sabah olunca ev ahalisi uyanıp toparlandı, Ankara yolcularını geçirdik ("kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir / ben ayrılıkların / kimi insan ezbere sayar yıldızların adını / ben hasretlerin" dizelerini anmamak mümkün mü?).

Alelacele bir kahvaltı hazırlayıp O.cığıma, kongrenin başına geçtim. Bugün sabah hem oturum başkanlığım hem sunumum vardı. Gayet güzel geçti sunum ama oturum sonrasında 5 dakika ara bile veremeden üniversitedeki bitirme projelerinin bütünleme sınavı başlayıp bir de üstüne uzayınca saat 13:00'de henüz bir şey yememiş, sadece 1 fincan kahve içmiş durumdaydım ve başım kazan gibi olmuştu! Neyse ki sonrasında hızlıca bir öğle yemeği hazırlayıp yedik oğluşla, kahvemizi de içtik, ve salim kafa kongreye tekrar dahil oldum :) Ara ara çamaşır makinasında yıkanan çamaşırları asmak dışında başkaca bir şey yapmadan kendimi bilime adadım bugün, mes'ûdum :p

Akşam ise çayımı demleyip balkonda ayağımı uzatıp Yeşilçam'ı izlemeye devam etmeyi uygun buldum (Baktım ki A.beyciğimle birlikte izlemek baya zor olacak bizim için, ben izleyeyim bari dedim. Bir gün o da izlemek isterse bir kez daha izlerim :P). Çağatay Ulusoy'a bir kez daha hayran kaldım...Dizi başlı başına aldı götürdü beni zaten...

Yemek bile yapmadım akşam için, içimden gelmedi, dışardan bir şeyler söyledik O.cığımla. Dinlenmeyi sonuna kadar hak ettim bence! :)

Ben kongredeyken Miço bey'in hali budur :)

Fotoğrafa giydirdiğim müzik bugün hayatını kaybeden duduk sanatçısı Djivan  Gasparyan'a ait...
Mekanı cennet olsun.

5.Temmuz / Pazartesi

Sabah uyanınca ilk iş bir kişilik çay demlemek ve termosa koymak oldu. O sırada A.beyciğim duş alıp hazırlanmıştı, evden çıktık birlikte. Bugün yaz okulunda 4 saat üst üste dersi olduğundan onu ablamın evine götürdüm, çayını, suyunu, poğaçasını da masanın üzerine yerleştirip, ders verecek şekilde mekanı hazırladım :) Ardından eve gelip ev ahalisine kahvaltı hazırladım. Kahvaltı ardından ise Göztepe'ye gidip kayınpederin işitme cihazına pil alıp geldim ve 10:00'da başlayan kongremin açılış oturumuna 15 dakika geç de olsa yetiştim :)

Gün boyu molalar dışında ben çalışma odasında kongredeydim. O.bey kendi odasında dersine girdi-çıktı. Evin diğer mekanlarında da geri kalan ev ahalisi kitap okudu, televizyon izledi ve uyukladı akşamüstüne dek. Kongrenin kahve molalarında kahve - dondurma servisleri ile hizmetlerindeydim yine :)

Akşamüstü giyinip toparlanıp Maslak'ta oturan abilerin ("ağabeylerin" yazmak garip ve doğal değilmiş gibi geliyor ama "abilerin" şeklinde konuşma şekline uygun  yazsam da huzursuz oluyorum aslında!  Neyse siz anladınız işte :P) evine gittik. Günün kalan kısmı salgın nedeniyle 1 yıldır birbirini görememiş ve özlemiş olan aile fertlerinin Ferzan Özpetek filmlerindeki gibi bir masanın etrafındaki sohbetiyle geçti, güzeldi. Akşam anne-babayı orada bırakıp eve döndük. Arabayı gidişte O.bey kullandı, böylece ilk defa arabayla karşı yakaya da geçmiş oldu :)

Fotoğraf dünkü pikniğe ait. Çimlere yayılıp gökyüzüne baktım uzun uzun. 
Bu ana en çok uyan dizeler tabii ki Nazım'dandı: "Bugün pazar / bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar" :)

4.Temmuz / Pazar

Sakin, aylak ve huzurlu bir gündü. Aylardan sonra ilk defa pazar günü sokağa çıkış iznimiz olduğundan bunu değerlendirdik ve dün gidip beğendiğimiz Maltepe sahil'e gittik yine. Bu sefer yanımıza ev yapımı Brownie, meyve ve oturacak sandalyeler falan da almıştık, daha bir piknik havasında takılabildik. Hava da şahaneydi, bir ara yağmur atıştırdı ama sonra hemen açtı. Hepimize iyi geldi çimlere yayılmak. Bir de Maltepe belediyesi "aile bisikleti" diye bir şey kiralıyormuş, bizimkiler hemen bir tane kiraladılar tabii, üçlü olarak gezindiler baya. 

Ben çocukken de piknik yapmayı çok seven bir aileydik biz. Emektar Anadol'umuzun arkasında yere serilecek kilimler ve bir ağaç bulunduğunda bana salıncak yapmak üzere urgan hazır bulunurdu (O zaman bu zamandır salıncaklarla aramda bir aşk vardır, pek severim :P). Bazen Çamlıca sırtlarına, bazen Kuleli Askeri Lisesi'nin önüne, bazen Beykoz'a, bazen Sapanca'ya pikniğe giderdik hafta sonları. Ablamla çoğu zaman ödevlerimizi yanımıza alıp gittiğimiz yerlerde yapardık. O yıllarda çocuklar anne-babaların hayatlarına uyarlarmış demek, bizim kuşakta bu tamamen tersine döndü oysa! Bizler çocuklarımızın derslerine, sınavlarına, spor ya da müzik çalışmalarına ve başka türlü aktivitelerine göre ayarladık hep kendimizi. Ben bunu kendimce çok abartmamaya çalışsam da çok abartan arkadaşlarım oldu, evet :)

Çocukların kiralayıp gezindikleri bisiklet buydu. Çok şeker değil mi :)

Fotoğrafa giydirdiğim şarkı ise bugünkü pikniğin beni götürdüğü eski zamanlara ait, arabada ailecek söylemeyi sevdiklerimizden :)

3.Temmuz / Cumartesi

Korkutucu bir gök gürültüsü ile sabahın köründe uyandım bu sabah. Gök gürültüsü dindi derken bu sefer de çığlık çığlığa martı sesleri başladı, ve tabii ki uyku çekti gitti böylece! Misafirleri uyandırmamak için yatakta keyif yaptım bir süre, dün aldığım Milliyet Sanat'a göz gezdirdim, telefondan sosyal medyada ne var ne yok bakındım. Herkes birer ikişer uyanınca ben de gönül rahatlığıyla kalktım yataktan.

Aheste bir hafta sonu kahvaltısı sonrası anam ve ablamın çiçeklerini sulamaya gittim. 15 günü gayet güzel geçirmişler evde bizim kızlar. Biraz su verdim, biraz da balkon kapısını açıp hava almalarını sağladım :)

Öğleden sonra ise iki araba peş peşe Maltepe sahile gidip biraz yürüdük, biraz çimlere yayıldık. Hepimize iyi geldi bu gezi. Hatta yarın yağmur yağmazsa daha "teçhizatlı" bir şekilde gitme kararı aldık :). Ama esas önemli olan iki arabadan birini O.beyin kullanmasıydı. Ehliyetini aldıktan sonra ilk defa resmi sürücü olarak İstanbul trafiğine çıktı oğlum. Bana da yanındaki koltuğa oturup heyecanla ve mutlulukla onu izlemek düştü. 

Eve geldikten sonra A.ciğimle mutfağa girip bir iki meze ve köfte-pilav hazırladık. Yazlık bahçesinden topladıkları fasulyelerle zeytinyağlı yemeği kayınvalidem sabah yapmıştı zaten. Bir "ortak yapım" sofra kurmuş olduk böylece. Sonra da sağlığa içtik, mutluluğa, huzura, birlikte güzel olmaya... Gelecek güzel günlere içtik bir de. Daha ne olsun...Ağzımızın tadı bozulmasın....

Bu güzellikler ablamın kızları. Yazı iyi geçirmelerini sağlamak ise benim görevim :)

2.Temmuz / Cuma

Çok sıcak ve bayıcı bir akşamdan sonra sabah erkenden uyandık. Kahvaltı sonrası yazlıkla, annemle ve ablamla bir süreliğine vedalaşıp kayınvalidemlere gidip onları evlerinden aldım ve İstanbul'a doğru yola koyulduk. Bu sefer radar sorununu bertaraf etmek için Ekmekçim'in deyişi ile "Deli Dumrul" yolunu kullandım. Sohbet ede ede evden çıkış eve varış 4.5 saatte  geldik :) Yolda 80 yaşında iki insanın atışmaları ve "Akbank'a mı gidiyorsun? Hayır Akbank'a gidiyorum" tadındaki sohbetleri çok eğlenceliydi :P 

Eve gelince Miço bey'in maması-suyu-tuvaleti öncelikli olmak üzere evi yerleştir, çayı koy, herkesin odasını hazırla faaliyetlerine daldım. O sırada A.beyciğim de çocuklarla geldi. Zavallı Miço kaç gündür yalnız takılırken, birden evde 7 kişi yaşamaya başladı. Şaşkın dolu gözlerle bakınıp durdu zavallım ve tabii bir de bol bol söylendi :)

Akşamüstü A.ciğimle alışverişe gittik, ardından da çiçekleri suladım, valizi yerleştirdim ve kendimi çay içmeye adadım. Yoruldum gerçekten. Hayırlısıyla yatıp uyursam dinleneceğim :)

Özlemiş beni kuzum. Bu yazıyı yazarken yanımda şu halde yatıyor :)

1.Temmuz / Perşembe

 Aşı randevusu almanın heyecanıyla geçti sabah. Benim 16 Temmuzda olan 2.Biontech randevumu 8'ine çektim önce. Sonra annemin 3.randevusunu (2 Sinovac'tan sonra 3.Biontech olacak şekilde) 16 Temmuz'a Bergama'ya aldık. O.beyciğiminki de temmuz sonuydu, onu da 16'sına çektik. Anneannesiyle birlikte Bergama'da olacak o da. Enteresan bir his bu. Aşı olmadan sadece randevusunu almak bile insana iyi geliyor :) 

Geçenlerde kayınvalidemler bize gelirken Bergama'dan çekilmiş Türk kahvesi getirmişlerdi. Biz (anne ve kızları olarak) Türk kahvesi konusunda uyuzuz biraz, Kurukahveci Mehmet Efendi haricindekiler damak zevkimize pek uymuyor. Yeni gelen kahveyi de denedik, yine pek beğenmedik. E ne yapalım bu kahveyi diye düşünürken, ablam geçenlerde kahveli kurabiye yaptı ki bence şahane oldu (Tarifi şuraya bırakalım).  Ben de bugün soğuk kahve yapmayı denedim (Refika'nın tarifini denedim). Bence bu da fena olmadı. İstanbul'a gidince oğluşa da yapacağım, kesin beğenir :)    

Öğleden sonra ise bir yandan bütünleme sınavı yaptım (araştırma görevlisi arkadaş sağolsun, o yönetti sınavı, ben sadece başlattım, arada da soru olursa yanıtladım) bir yandan da zoom toplantısına katıldım. Annemin odasındaki ütü masasını çalışma masası haline getirdim. Halim çok komikti :) Akşam da oturup sınav kağıtlarını okudum, bitti bile :) Bütünlemeye kalan zaten çok değildi, bir kısmı da sınava girmeyince sadece 17 kişinin kağıdını okumak kolay oldu tabii :) 

Yarın yazlık günlerinin ilk kısmı bitiyor benim için, yolculuk var. Sabah çok erken olmasa da kahvaltı sonrası oyalanmadan kayınvalide-pederi de evlerinden alıp (İstanbul'da abinin büyük kızı (büyük dediğime bakmayın aslında sadece 24 yaşında) evliliğe ilk adımı atacak zira haftaya, babaanne-dedeyi ben götürüp getireceğim bu önemli olay için) İstanbul'a doğru yola çıkacağım (bu sefer paralı yoldan gideceğim, net!). 

Sanki başkaca yer yokmuş gibi site kapısı önündeki incecik duvarın üzerine kurulmuş bu çocuk da ! 
Kediciklerin hepsi bir başka alem gerçekten :)