11 Mayıs 2026, Pazartesi

Baya bir süredir yazmadığımı canım S.ciğim telefonla arayıp "iyi misin, sesin çıkmıyor" deyince fark ettim. Günler birbirine benzer şekilde geçince yazma motivasyonu bulamadıysam demek :P

"Ne yaptın peki bu yazmadan geçen son 10 günde" derseniz;

  • Yeğenim, daha doğrusu eşim beyin yeğeni E.bey "Şule teyze çok özledim seni" diyerek bir akşam yemeğe geldi bize, oğluşla birlikte üçümüz sohbet ettik, yedik, içtik, iyi oldu. Dizi, film, müzik muhabbeti yaptık. Gençlerle konuşmak hep iyi gelir bana zaten, bilmediğim müzikler, filmlerle ilgili fikrim olur böylece hem de, yine öyle oldu. Ama bu sefer, E.ciğim, bilmediğim değil de bilerek uzak durduğum ve beni hiç çekmeyen bir dizi (Muhteşem Yüzyıl) ile ilgili, oğluşla bir olup izlemem için beni ikna etti ve bu ülkede yaşayıp bu dizinin hiç bir bölümünü seyretmemiş olmamı ise şaşkınlıkla karşıladı.  Bir de beni yaptığı yorumlarla ("bence sende şeytan tüyü var Şule teyze") güldürdü yine, sağ olsun :)
  • Hafta içi yine, annemle zaman geçirme, okula gidip ders verme, araştırma grubu ile çalışma, bitirme öğrencileri ile çevrimiçi toplantılar yapma ve M.un tahlil ve ilaçları ile ilgilenme ile geçti. 
  • Salı akşamı Hıdrellez rutinlerimi yapmayı atlamadım tabii ki :) Yazıp çizdiğim dilekleri mutfak penceremin önündeki çiçeklere astım, ve ateş yakamasam da mum alevinin üzerinden dilek dileyerek atladım, hatta oğluşu da atlattım :) Böyle konularda bana itiraz etmenin işe yaramadığını bilecek kadar uzun zamandır yaşıyor benimle :P

  • Cuma akşamı İTÜ'lü dörtlü kız grubumuzla Terminal Kadıköy'de buluştuk. Çocuklar, yeğenler, anneler ve bayıcı ülke gerçekleri merkezli bir sohbetti ama birbirini anlayan ve 37 yıldır dost olan 4 kadın bir araya gelince en sıkıcı konuları konuşmak bile eğlenceli olabiliyor tabii ki :)
  • Cuma akşamı bir son dakika sürprizi ile gelen yârimle cumartesi günümüzü Burgazada'ya  ayırdık. Her erik mevsimi adamıza gitmezsek, aklımız kalır malum :) Yine yürüdüğümüz yollardaki ağaçlardan erik toplayıp yiyerek ve söyleşerek gezdik adamızı. Ve her zamanki gibi burada kısa süreli olsa da yaşama hayalimizi besledik, evlere bakarken :)
  • Dün de anneler günü nedeniyle önce bizde kahvaltı hazırladık yârimle. Annem ve ablam geldiler. Bu anneler günü muhabbetine hayatımın hiç bir döneminde çok anlam yüklemedim ama yıllar geçtikçe ve "kutsal annelik" tanımları havada uçuştukça daha da uzaklaştım. Ama tabii annemiz sultanımızı şımartmak şart olduğundan akşam da yemeğe çıkarak tamamladık günü, maksat gönlü olsun :)
  • Bu arada Kimler Geldi Kimler Geçti'yi seyretmeyi de ihmal etmedik. Biraz "kimin eli kimin cebinde belli değil" şeklinde nitelendirebileceğim ilişkiler de olsa, o arkadaşlık ortamı hoşuma gidiyor, yalan yok :) Bir de ben Serenay Sarıkaya'yı yine çok beğendim, çok hoştu. Zarif eşim ise benim pek beğendiğim diğer karakter olan Ali'yi Behzat amirimden ayrı düşünemediği için biraz söylendi izlerken ama olacak o kadar :P    
"Son zamanlarda hep anneannemle fotoğrafım var, senle çekilmiyoruz, bugün sadece ikimizin bir fotoğrafı olsun" diyen O.beyin kanatlarının altındayım :)


1 Mayıs 2026, Cuma

Dün bir koşturmaca içinde, nasıl geçti gün anlamadım vallahi. Önce pilatese gittim, ki günün en sakin zamanı orada geçirdiğim 50 dakikaydı diyebilirim. Pilates sonrası hızlı bir pazar turu ve alınanları karbonatlı suda yıka-durula-kurula-yerleştir seremonisinden sonra kan bağım olmayan ikizim E.cuğumun annesi M.u alıp doktora götürdüm. Uzun uzun anlatabilirim doktor maceramızı ama "yaşlılık zor" diyeyim, yetsin...Sonrasında M.'u eve bırakma, ilaçlarını alıp teslim etme ve tansiyonu yükselmiş olan annemi ziyaret etmeyi de atlamadım. Annemin iyi olduğundan emin olmamın ardından da bakımda olan arabamın teslime hazır olduğunu öğrenip arabamı almaya gittim. 15 ayın çarşambası bir araya geldi derler ya büyükler, öyle bir gündü gerçekten. Peki böylece bitti mi? Tabii ki hayır :o Akşamüstünün sürprizi, M.'un arayıp ocağının çalışmadığını söylemesiydi. Neyse, onu da bir şekilde çözümledikten sonra canım kardeşcağızım G.cuğumla buluşup yemek yedik, dertleştik, bize gelip çay-erik-çilek keyfi bile yaptık. Yatağa girdiğimde yorgun ama huzurluydum nitekim.

Bugünse tam bahar geldi derken, yine yağmurlu serin hava ile karşılaştık. Hem de tam 1 mayısta, ablamın yaş gününde ve oğlum da bayrama katılmak üzere dışardayken...Eh, İstanbul'un havasına ve parasına güven olmaz demiş atalarımız! Hava güzel olsaydı aslında, kafamdaki plan, annem ve ablamla bizde yaş günü kahvaltısı yaptıktan sonra, dışarı çıkarmaktı onları, Göztepe parkına lale seyrine gitmek istiyordum ama onun yerine, yağan yağmur nedeniyle planlar suya düşünce evde pinekledik. Kahvaltı sonrasında mini bir pasta eşliğinde kahvemizi içtik, annem ve ben ablama hediyelerimizi verdik, biraz televizyon izledik, yaş günü çocuğu gelen telefonlara yanıt verdi, annem arada uyukladı, ben oğlumun söz verdiği üzere attığı "iyiyim" mesajlarını beklerken öğrencilerimin ara raporlarını okudum. Akşam O.bey de sağ salim (bolca biber gazı yemiş ama bu kargaşada olabilecek en hafif şekilde atlatmış yine de, şükür...) gelince yaş günü yemeğine de giderek günü kapadık. İyi ki doğmuş Ş.cuğum...Nice sağlıklı yaşları olsun inşallah...

Bu da, bu hafta sevgili elticiğimle, kayınbiraderimin resim sergisinden...Bu ara yapay zeka bana kıyak geçip gözlerimi açık çizmeyi uygun buluyor :) 

25 Nisan 2026, Cumartesi

Bizim üniversitede vize haftası yer kısıtı nedeniyle iki hafta oluyor, benim sınavım da ilk hafta olunca, ikinci hafta bana ara tatil gibi oluyor :) Bu hafta, o haftaydı işte. Ne yaptın derseniz, pek bir şey yapmadım ama evde sakin sakin geçen günler de bana iyi geldi, ne yalan söyleyeyim. Tabii bir de bahar geldi, hiç bir şey olmasa da mutlu oluyor insan zaten :) 

Pazartesi-salı annemle birlikteydim tüm gün. İki kez pilatese gittim, (10 seanstır gidiyorum ama hâlâ bacaklarım, kollarım ağrıyor vallahi, nasıl hamlamışsam artık...) evimle ilgilendim, dolapları yerleştirdim, her gün anneme uğrayıp lafladım, lisansüstü sınıfın ödevlerini okudum, bir akşamüstü de Ekmekçimle buluşup A.ciğimize gittik geçmiş olsuna.  

Bu ara kendimi türkülere vurdum bir de. Dönüp dolaşım dinlediklerim arasında Trio Aksak'tan Men onu sevmişem var. Onu Nim Sofyan'dan Senden bana yar olmaz takip ediyor. Size son zamanlarda benim için bir tür "guilty pleasure" olan diziden bahsetmiştim. Onun başrolündeki Ozan Akbaba'nın Cem Erdost İleri ile birlikte söyledikleri Üç telli turnam da dilimde hep. Pek çok sevdiğim Ezginin Günlüğünün kurucularından ve solistlerinden olan Hakan Yılmaz'ın Ben seni ararım'ını da es geçemem tabii bu arada. 

Bu kadar çok, türkü demişken Nazım'ı anmadan da olmaz:

"İnsanların türküleri kendilerinden güzel,
kendilerinden umutlu,
kendilerinden kederli,
daha uzun ömürlü kendilerinden.
Sevdim insanlardan çok türkülerini.
İnsansız yaşayabildim
türküsüz hiçbir zaman.
Hiçbir zaman beni aldatmadı türküler de
Türküleri anladım hangi dilde söylenirse söylensin.

Bu dünyada yiyip içtiklerimin,
gezip tozduklarımın,
görüp işittiklerimin,
dokunduklarımın, anladıklarımın
hiçbiri, hiçbiri
beni bahtiyar etmedi türküler kadar..."

Mutfak penceremin önüne de bahar geldi tabii ki, 23 Nisan'da astığımız bayrağımızla birlikte daha da şenlendi evim...


20 Nisan 2026, Pazartesi

Hızlandırılmış bir hafta sonuna daha imzamızı attık zarif eşimle, hazırsanız, anlatacağım :)

Cumartesi saat 01.30'da evimizin yakınlarındaki metro durağından tur otobüsümüze binerek başladı iki günlük gezimiz. Yarı uyur yarı uyanık geçen bir gece sonrasında saat sabah 8.00 civarı Salihli'deki mola yerimize varmıştık bile. Manisa il sınırlarına girince yol boyu güzelim bağlar eşlik etmişti bize zaten, bir tür şenlik gibi. Kahvaltımızı yaparken grubun geri kalanı ile tanıştık, ki onlar daha önce birlikte birçok geziye katıldıklarından tanışıp kaynaşmış durumdaydılar.

Kahvaltı sonrası durağımız Lidyalıların başkenti olan Sardes antik kentiydi. Lise yıllarında bir kez babamlarla bir kez de üniversite sınavı sonrası kutlamalar kapsamında arkadaşlarımla gitmiştim ama hayal meyal hatırlıyordum. Bir de tabii bu işin uzmanı bir arkeolog eşliğinde gezmemiştim daha önce. Soğuğa ve yağan yağmura rağmen müthiş bir antik şehirdi bizi karşılayan, tek kelimeyle bayıldım. 

Sardes antik kentini gezdikten sonra antik kentin çok yakınlarındaki Artemis tapınağına gittik. Bu tapınak tamamlanmamış olsa da, Anadolu’nun en büyük İyon tapınaklarından biri olarak geçiyor. Ben ağrıyan dizlerime rağmen, inatla, çıkılabilecek her yere çıktım, indim vallahi. Neyse ki yanımda ağrı kesici haplar, jeller ve eli elimde olan yârim vardı da idare edebildim:P

Sonrasında gruptaki herkesin getirdiği nevaleler büyük bir köy kahvesine yayılıp, çay eşliğinde gülüş ahenk tüketildikten sonra bir sonraki durağımız için yola çıktık.

Uşak sınırları içindeki Blaundus'a giderken yol üstündeki Kuladokya'ya da uğramayı ihmal etmedi tur rehberimiz neyse ki. Kapadokya'ya benzerliği nedeniyle bu şekilde adlandırılan mekan, Türkiye'nin ilk UNESCO tescilli volkanik jeoparkıymış aynı zamanda. 

Blaundus'a vardığımızda hava iyice sertleşmişti ama ne gam! Geçmişi M.Ö. 4. yüzyıla uzanan bu antik kent, derin vadilerle çevrili stratejik bir plato üzerine kurulmuş vakti zamanında. Buluntular İngiltere'deki meşhur Stonehedge 'i çağrıştırıyor ama ondan fazlasına sahip! Tiyatrosu, kaya mezarları, şehir kapısı, su kemerleri görünenler...Henüz tam anlamıyla kazılıp ortaya çıkarılmamış daha birçok tarihi eser olması insanı heyecanlandırıyor gerçekten...

Blaundus'ta yeterince üşüyüp yorulduktan ve adım adım gezdikten sonra otelimize ulaştık. Hızlı bir yemek sonrası saat 21.00 civarı uyuduk, hatta ve daha doğrusu yorgunluktan sızdık diyebilirim. 

Pazar sabahına kahvaltı sonrası Uşak müzesi gezisi ile başladık. Karun hazinelerinin de sergilendiği müze, müthişti. Ayrılmak istemedim. Lidyalılar estetik duyguları gelişmiş, gümüş ve altın işlemeciliğinde şimdiki ustaların ellerine su dökemeyecekleri kadar mahir insanlarmış anladığım...

Uşak müzesinden sonraki durağımız gezinin son tarihi bölgesi olan Aizonai antik kentiydi. Kütahya'da bulunan Aizonai de ayrı güzeldi. Anadolu'nun en iyi korunmuş Zeus tapınağı, dünyada pek benzeri olmayan bir şekilde inşa edilmiş bütünleşik stadyum-tiyatrosu kompleksi ve M.S. 301 yılında “tavan fiyat fermanı”nın kazındığı taş blokları ile beni benden aldı. 


Pazar akşamı saat 23.00'de evimize ulaştık. Yol boyu da başka gezilerin planlarını yaptık yârimle. Herkesin yaklaşan ayrılık hüznüyle mücadele yöntemi farklı, bizim bulduğumuz çözüm yolu da işlerimiz, çocuklarımız ve annelerimizle ilgili sorumluluklar arasında yaptığımız yeni planlar oluyor genelde :)

Haftasonu burada noktalanmadı tabii, biraz oturduktan sonra arabamıza atlayıp A.ciğimi annesinin doktor kontrollerini yaptırmak için Bergama'ya gitmek üzere bineceği otobüsüne götürdüm. Dönüp hızlı bir duş aldıktan sonra, son hatırladığım yatağımdaki yastıkların gözüme ne kadar güzel göründüğüydü inanın. Yine sızmışım :)

Bu sabah da oğluşa kahvaltısını hazırlayıp annemin yanına gittim. Bir yandan sohbet muhabbet, bir yandan sınav kağıtlarımın okumasını bitirme telaşı içinde aklım hafta sonunda kaldığından bu yazıyı da araya sıkıştırdım :)

Ne diyelim, darısı diğer gezilerin başına. Sağlıkla, huzurla...

13 Nisan 2026, Pazartesi

12 Nisan itibariyle 14 yılı devirdik yârimle :) Sadece çok yakınlarımızın ve çocuklarımızın davetli olduğu bir nikah töreniyle evlenivermiştik. "İyi ki" diyorum düşündükçe, "iyi ki yılların, yolların ve eski eşlerin varlığı yolumuzdan çevirmemiş bizi" :)

Yıldönümümüzü günübirlik İznik gezisi ile taçlandıralım dedik, hava da iyiydi şansımıza. Sabah kahvaltı yapmadan çıktık evden. İznik ne kadar yol ki zaten, gidiverdik. Sonrasında ayaklarımıza kara sular inene dek yürüdük. Ayasofya Camiisini,  Lefke Kapıyı, Roma Tiyatrosunu, Nilüfer Hatun Medresesini, Yenişehir Kapıyı, İznik Müzesini gezdik. Süleyman Paşa Medresesinde kendimize kahve ısmarlarken günün anısı olsun diye, yazlıktaki odamıza çini işlemeli bir ayna aldık. Ve tabii oğluşun "özellikle benim için gidin görün" dediği, Aziz Neophytos Bazilikası Kalıntısını ziyaret ettik. 

Günün güzelliklerinden biri ailemizin ortancası ve biricik prensesinin telefonla arayıp, iyi dileklerini ilettikten sonra "bugün 12 Nisan, neşe doluyor insan" diye başlayarak okuduğu çok özgün(!) şiirdi, güldürdü bizi ve tabii ki çok mutlu etti. Bir de O.ciğimle telefonlaşıp resmi olarak kardeş oldukları günü kutlamışlar. 14 yıldır iki ayrı şehirde yaşıyor olabiliriz, yoruluyor da olabiliriz ama çocuklarımızın bu evliliğe bakış açılarının bu kadar olumlu olması bir ömre bedel, söylemeden edemeyeceğim. Nazar değmesin ama lütfen, tamam mı :P

7 Nisan 2026, Salı

Yine uzun bir ara verdim. Kritik bir şey olduğundan da değil ama zaman olduğunda yazacak bir şey bulamadım, yazacak şeyler olduğunda da zamanım olmadı. Yenim dardı velhasıl :P

Hemen kısa kısa yazacak olursam:

Yârimle kendimizi filmlere adadık bu hafta. Ankara'dayken Mubi'den "Gündüz Apollon, gece Athena"yı izledik önce. Ben beğendim doğrusu. Özellikle Selen Uçer'i. Bu kadının böyle içli ama pervasız karakterleri çok iyi canlandırdığına inanıyorum.

Pazartesi günü annemdeydim, her zaman olduğu gibi. Öğlen bir misafirimiz vardı: 5 yıl evvel ayrıldığım vakıf üniversitesinden bir arkadaşım geldi. Kendisi benim oradan ayrılmadan önce dekanlık yaptığım fakülteye yeni dekan olarak atanmış. Benimle konuşup, bu konuda tavsiyelerimi almak istediğini söylediğinde biraz duralamıştım doğrusu, neyi, nasıl anlatacağımı bilemediğimden. Ama madem istemiş, geri çevirmek olmaz diyerek anneme davet etmiştim. Geldi, her zamanki nezaketiyle, oturduk konuştuk. Nasıl bir yardımım oldu bilemiyorum ama söyleştik bolca, eskileri ve "eski güzel günleri" de yad etmeyi atlamayarak :)

Pazartesi akşamı ise KAL'lı arkadaşlarımla rahmetli anneannemin "her gün gelen soğan gibi, ayda gelen doğan gibi" özdeyişi üzerine baya bir konuşup (yazışıp) eğlendik. Vefatının üzerinden 42 yıl geçse de anneannem hep benimle :)

Bu hafta bir gece rüyamda Yaşar Kemal'i görüp Türk ve Rus edebiyatı üzerinde konuştum; bir akşam da Sırrı Süreyya Önder'le hasbıhal etme fırsatı buldum. İki rüyam da birbirinden şahaneydi :) 

Cumartesi günü yârimle "Sarı Zarflar"a gittik ve çok beğendik. İtiraf edeyim ki, ben hem izlerken, hem de çıkışta, üzerinde konuşurken ağladım baya. Çok dokundu yüreğime...

Pazar günü ise "Bildiğin Gibi Değil"i izledik evde. Hazal Türesan'ı zaten pek çok severim. Yine çok iyiydi. Filmi de çok beğendik. İzlemediyseniz, öneririm.

Son olarak, yine hasta olmayı başardım! Bugün okula zar zor gittim geldim, bakalım yarın ne yapacağım...Grip aşısı ol(a)mamanın ceremesini çekiyorum resmen. Bu sene hasta olmaktan yoruldum vallahi!


Mutfak pencereme gelen misafir :)

28 Mart 2026, Cumartesi

Zarif eşim bu yıl ücretsiz izin alınca, daha çok o geldi benim yanıma, İstanbul'a, ben daha az gittim Ankara'ya. Ama bu hafta sonu baktım, o Ankara'da, benim de nispeten rahat olduğum bir hafta sonu, Ankara kaçamağı yapmanın zamanıdır dedim kendi kendime, geldim :) Ankara da beni özlemiş zannımca, günlük güneşlik bir hava ile karşıladı sağ olsun :)

Yolda gelirken, yine bilgisayarımı açtım, bir sürü iş hallettim. Trenin en çok bu rahatlığını seviyorum sanırım. Bostancı'da biniyorum, Ankara Garında iniyorum, kesinti yok, sis-kar nedeniyle gecikme yok, sıkışık koltuklar yok. Çay-kahve de var, daha ne olsun :) Mis gibi yolculuk. Biraz daha kısa olsa şahane olacak ama buna da razıyım.

Bu hafta Deniz Yüce Başarır'ın Wilhelm Schmid’in "Mutsuz Olmak, Bir Yüreklendirme" adlı kitabı hakkında Evrim Kuran ile yaptığı sohbeti dinledim ve çok beğendim. Daha önce de Schmid'in "Arkadaşlığa Dair" ve "Salınmak" adlı kitaplarını da altını çize çize, çok beğenerek okumuştum. Hemen  iki kitabını daha ısmarladım, başladım okumaya.

Neler dinledim başlığı altında sevgili Radyo Z'nin Spotify'daki sadece kadınların söylediği şarkılardan oluşturduğu "her yaşın ayrı bir güzelliği var" seçkisine takıldığımı söyleyebilirim. Amália Rodrigues'in söylediği fadoya da Deniz Tekin'in Ahmet Kaya şarkısına yaptığı yorumu da çok severek dinledim. 

Peki ne seyrettim? Önce "All her fault"u bitirdik yârimle, çok beğendik. Bir de "Mira"ya başladık, şimdilik yayınlanan 3 bölümünü izledik. Fena değil o da.

Bu akşam Ankara'da yaşayan Bergama Lisesi 89 mezunları bizde toplanacak, kalkıp biraz hazırlık yapsam iyi olur (şimdiye dek hiç bir şey yapmadığımızı düşünmeniz beni üzer :P) 

Son söz: Arkadaşlar iyidir. Gecemizin teması da bu olacak. Öyle çünkü. Arkadaşlar iyidir :)

24 Mart 2026, Salı

Bir haftadır yazmamışım yine, hemen telafi çabasına gireyim :)

Çarşamba günü  okul sonrası Saraçhaneye gidip 1 yıl sonra yine o kalabalık içinde yer alma isteğimle baya savaştım. Ama topuk dikenimin orada saatlerce ayakta kalma sonrasında vereceği ağrıyı çekmeyi gözüm yemediğinden, paşa paşa eve gelip, televizyondan izlemeyi ve tabii ki orada olan oğlumun paylaşımlarından olan biteni takip etmeyi seçtim. Özgürüm Özelime hayranlığım bir kat daha arttı, söylemeden geçemeyeceğim :)

Perşembe günü pazar alışverişi, pilates dersi, evde bayram yemeklerini hazırlama, evimizin biricik temizlik gücü S.ciğimin umrede olması nedeniyle başıma kalan temizlik işleri ile geçti.  Akşamına koltuğa serilip kıpırdamadan internette gezinip aylaklık etme dışında bir şey yapacak halim yoktu!

Cuma sabah önce ablamla babamı ziyarete gittik, gidip gelirken temel konumuz annemdi, çoğu zaman olduğu gibi. 1,5 yıldır, yani anneme teşhis konduğundan beri, pazartesi-salı günleri ablamın resim kursuna iç huzuruyla gitmesini sağlamak için bilgisayarımı alıp annemin yanına gitmemle ilgili "neden bilmem, yeni bir moda çıkardı Şule, gelip burada benimle oturuyor tüm gün, bilgisayarında çalışıyor falan. Öğrencilik günlerini mi özledi nedir" diyormuş, çok güldüm. Bu hastalığın tek iyi yanı, hastanın içinde bulunduğu durumun farkında olmaması sanırım...Mezar ziyareti sonrası, annemde kahvaltı ve eş-dost, akrabalarla telefonlaşma, bayram ziyaretine gelen ağabeyimlerle hasret giderme şeklinde geçti. Akşam yemeği istediğim gibi, tam bayramlıktı. Annem, ablam, A.ciğim ve annesi ile canım BAL hemşirelerim Y.cığımla G.um, hep birlikte yedik, içtik, anılara daldık, güldük. Bayram, kalabalık bir aile ile daha bayram gibi geliyor bana, çocukluk alışkanlığı sanırım...

Hayatım boyunca bu kadar büyük gözlerim olmadı, hele de gülümserken, ama olsun, hem ne kadar da genç çizmiş beni yapay zeka, pek beğendim :P

Bayramın geri kalan iki gününde iki ağabeyi ziyaret etmenin dışında pek bir şey yapmadık doğrusu. A tabii bir de, evimizin büyük oğlu Ö.cığımız ve pek sevgili gelinimiz C.ciğimiz geldiler bize. Kalan zamanda ise yârimle "All her fault"u izledik damardan, pek beğendik. 

Dün yine anne günüydü benim için, A.ciğim de eşlik etti. Birlikte oturduk, söyleştik. Öğlen yemeğinde yeni keşfim olan eve yakın şahane bir kokoreççi var, oraya gittik. Anacığımın da nazlanmadan yediği şeylerden biridir kokoreç, ona da iyi oldu bu değişiklik. 

Bu sabahsa oğlumu okula, yârimi Ankara'ya uğurlayıp anneme geldim. Çalışma molamda da blogumu boşlamış olmanın verdiği vicdan azabını gidereyim dedim gördüğünüz gibi :)

Geçtiğimiz cumartesi yani, 21 Mart,  Dünya Şiir Günüydü. O yüzden Can Yücel'in dizeleri ile bitireyim bu yazıyı: 

"...Bayram nedir ki dedim kendi kendime

Bayram bir ömürdür ben gibi bir deliye ..."


17 Mart 2026, Salı

Bu bloga 5 yıl evvel canım Ekmekçimin verdiği motivasyonla başladığımda, her gün hayatımda gerçekleşen 3 güzel şeyi yazmaya çalışıyordum. Sonra işler tavsadı malum, her gün yazmayı beceremedim ama yine de ipin ucunu bırakmadan yazdım, öyle 3 güzel şey bulacağım diye de kasmadım kendimi, olanı biteni yazdım. Ama bugüne yazacak 3 güzel şeyim var, bunu kaçırmadan yazayım dedim :)

İlki bugün pilatese başladım, haftada iki gün gideceğim inşallah. Bel fıtığıma da, ruhuma da iyi geleceğini umut ediyorum :)

İkincisi, güz dönemi ders anket sonuçlarım geldi. Buraya da yazmıştım, 130 kişilik sınıfta sadece 70 kişinin geçtiği, sınıfın yaklaşık yarısının döküldüğü bir ders olmuştu bu sefer. "Anketlerde batıracaklar beni" diyordum. Oysa tersi olmuş :) 1-5 ölçeğinde değerlendirilen ankette, "bu öğretim görevlisinden tekrar ders almak ister misiniz?" sorusuna verilen yanıtların ortalaması 4.28, ki bölüm ortalaması 3.9'muş :) Açık uçlu değerlendirme sorusuna verilen yanıtlar da şahane. Biri "Bu dersi iki defa aldım ve aldığım her iki senede de çok memnun kaldım. Bu dersin bölümümüzde en iyi işlenen derslerden biri olduğunu düşünüyorum" demiş, ki bu yorum benim için en değerlilerinden. Aynı hocadan, alttan aldığı ders için bile bunu yazabilmek için beni gerçekten seviyor olması gerek, bu yüce gönüllü ergenin :) Diğeri "Bütün derslere Şule Hocam girsin:) Sizden ders almak için bu dersi bir daha alttan almayı bile düşünürüm" diye yazmış. Bu gencimizin de kim olduğunu bilmesem de bana olan sevgisi nedeniyle gidip öpesim geldi yanacıklarından :) "Şule hoca'dan başkasından bu kadar iyi anlayamazdım" diyen de var, "Şule Hoca, Türkiye'deki herhangi bir üniversitede alabileceğim en iyi "Operation Research" eğitimini verdi." diyen de...Zannetmeyin ki herkes böyle şahane yorumlar yazmış tabii, "final çok zordu" diye mızırdanan da olmuş, "ikinci dünya savaşı yıllarında mıyız, bu ders böyle mi işlenir, sınavlar bilgisayar başında yapılmalı" diyen de (bu yoruma da çok güldüm, istediği gibi işlesem başarı %50'den %10 düşecek zira farkında değil ama kızmış bir kere çocukcağız, ne yapalım)...Bu öğretmenlik mesleği gazla çalışan bir meslek biliyorsunuz. Ben de gazımı aldım tabii, yarın derse girdiğimde hepsini öpesim var, öyle diyeyim :) 

Üçüncü güzel haber de şu: zarif eşim bayramın ikinci günü gelecekken bir plan değişikliği yapıp, ilk gün sabah çocuklarla kahvaltı yaptıktan sonra anneciğini de alıp bayram yemeğine İstanbul'a geleceklerini bildirdi. Pek çok sevindim. "İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti" demiş ya şair, öyle işte...

Dün Amerika'dan bir kaç günlüğüne gelmiş lise ikideki sıra arkadaşım I.hanımcığımla buluştuk, G. ve Y.hemşirelerimle birlikte. Yemek yedik, söyleştik ve itiraf edeyim, biraz dedikodu yaptık. Sonra da çok geç olmadan evlere dağıldık hafiflemiş olarak. Mekandan ayrılırken aynayı görünce farklı bir özçekime imza atayım dedim. Aynadan yansıyan benim yani, diğerleri de canım BAL kızlarım.
Ağlayarak gittiğim şehirde kan bağım olmayan kardeşlerimi bulacağımı kim bilebilirdi ki 39 yıl önce...

14 Mart 2026, Cumartesi

Bugün, o gün! O kutlu gün. Oğluşumun doğduğu, benim anne olduğum gün :) Her yıl 13 mart akşamı aynı heyecanla yatıp, 14 mart sabahı aynı heyecanla kalkıyorum. Sanki az sonra doğuma gireceğim, sonra da gözümü açtığımda kucağıma verecekler koca kafalı, T cetveli kılıklı bir oğlan çocuğunu, öyle bir heyecan. 

Anne olmak çok acayip bir şey. Çelişkili hislerle yaşamak demek, bir ömür... Çok endişe duymak ama çok sevmek. Çok kaygı duymak ama çok mutlu olmak. Çok üzülmek ama çok da sevinmek. Çok yorulmak ama çok enerjik olmak, hepsi aynı paketin içinde. Bu kafayla 29 yaşıma dönsem anne olmazdım, bunu biliyorum, akıllı insan işi değil çünkü bence, ama işte anne olduğum için de çok mutluyum. Çelişkilerle dolu bir his benim için annelik, demiştim, değil mi :)

Oğluşumun bu yaşı için farklı şeyler hayal etmiştim. Olmadı. Hayat onu da beni de zorladı son yıllarda ama bu da paketin içindeymiş deyip alıp kabul ettik anne-oğul. O her zamanki güleç haliyle, ben, konu o olduğu her zaman olduğu gibi, endişelerimi gülümseyerek bastırmaya çalışarak...

Dilerim bu hayatta yaşayacağı zorlukların bütününü yaşamış ve bitmiştir. Bundan sonrası su gibi akıp gitsin, istediği yönde, onu mutlu edecek şekilde. 

O mutluyken, ben de mutluyum çünkü :)

11 Mart 2026, Çarşamba

Bir süredir sevdiklerime yaş günlerinde deneyim hediye etmeyi seviyorum.  Canım hemşirem G.cuğumun ocak sonundaki yaş günü için de Mert Fırat-Binnur Kaya'nın "İki kişilik oyun"una bilet almıştım. Dün de hediyemin günü gelmişti, birlikte önce yemek yedik ve çan çan çene çaldık tabii ki, sonra da oyunu izledik, güldük, bazı anlarda birbirimizi dürtüp eski anılarımıza binaen kıkırdadık. Hafiflemiş hissederek döndüm eve.

Bugün ise biri doktora biri lisans seviyesinde iki dersim vardı. Çarşamba akşamları bayılayazarak eve dönüyorum genelde, yine öyle oldu. Yaşlandım artık dostlar, emekli olmak istiyorum!

Günün geri kalanında az önce demlediğim çayımı yudumlayıp Hikmet Hükümenoğlu'nu son kitabına başlamayı düşünüyorum. 

Alper Hasanoğlu, hafta sonunda okuyup bitirdiğim, Günler adlı kitabında "Dünyayı şiirin kurtaracağını iddia etmenin romantik bir hareket olmadığını düşünüyorum artık" diye yazmış. Ben bu cümlenin fazlasıyla ütopik olduğunu düşünsem de bir insanın şiir okumayı bu kadar sevmesi hoşuma gitmedi desem yalan olur. Kitap Berlin-İstanbul hattında yazılmış günlük yazılardan oluşuyor. Bazı yerleri altını çizerek okudum tabii ki. Yazıları daha da güzelleştiren şey, bazı günlerin sonunda Hasanoğlu'nun "günün süsü" diyerek paylaştığı dizeler...Ben de bir ara her yazımın sonuna eklerdim bir şiirden birkaç dize. Yine bu moda dönsem iyi olur diye düşündüm ve ilk paylaşımın bu fikri veren Alper Bey'in de kitabında paylaştığı dizeler olmasını istedim. Oktay Rıfat'tan:

Öyle sevdalar vardır, biter biter başlar; 

Buruk tatlar vardır, ağızda sürüp giden;

Bir aşka vuran güneş kolayca batmıyor"...

Mutfak penceremin önündeki güzellikler, baharın geldiğini müjdeler gibiler...



8 Mart 2026, Pazar

Birlikte büyüdüğün arkadaşlarından kopmamış olmak bir insanın başına gelebilecek en güzel şeylerden biri bence! Hafta içinde canım Aslıcığım (ki kendisini eski blog camiası Aslı Hayvanı olarak bilecektir), mesaj attı, "şehre gelebilirim, uygun musun" diye. Atladım tabii ki hemen üzerine, "sen gel yeter ki, ayarlarım" diyerek. Yer ve zaman belirledikten sonra sınıf grubuna da yazınca hemen 8 kişi dün D.çığımızın hazırladığı sofrada bir araya geliverdik. Sohbet her zamanki gibi şahaneydi. Çocuklarımızdan ve ebeveyn olmanın insanı zaman zaman bezdiren zorluğundan ve tabii ki bitmeyen ergenlik denen çileden, anne-babaların hastalıklarından ve daha pek çok şeyden konuştuk. Sohbetin sadece kişisel gündemlerimizle sınırlı olduğunu düşünmeniz beni üzer ama :P Nitekim, ülke ve dolayısıyla dünya gündeminden konuşurken Edison ve Tesla'nın çalışmalarına daha doğrusu doğru akım ve alternatif akım farkına ne ara geldik, ya da bizim sınıftakilerin beşte birinin kova burcu olduğu gerçeğinden yola çıkmışken Y kromozomunun daha hafif olduğu bilgisine nasıl vardık inanın bilmiyorum :) Bildiğim, her zamanki gibi çok güvenli, çok huzurlu, çok neşeli bir kaç saat geçirdik birlikte, şükürler olsun. Aslım beni evden alıp eve bırakırken de yolda çan çan çene yapmayı ihmal etmedik tabii, o da günün bonusuydu :)

Bu da günün fotoğrafı :) Fotoğrafların gerçek hallerini anime karakterlere dönüştürüyorum zira, orijinalini arkadaşlarımdan izin almadan paylaşmak içime sinmiyor ama doğrusu ya, bu daha genç anime karakterleri de çok seviyorum. Hem zaten, ben bu kadın ve adamları 11 yaşından beri tanıdığım için bana pek de büyümüş görünmüyorlar :P  

Bugüne yakışan en güzel şarkılardan birini ekleyeyim buraya. Cuma akşamı gittiğim BÜ ve İEL mezunlar korolarının ortak konserinde de son parçaydı ve o geceden beri dilimde zaten!



4 Mart 2026, Çarşamba

3 günlük akreditasyon değerlendirmemiz dün bitti. Akşam evimdeydim. Bugün de  okula gidip, 5 saat ders anlattım o yorgunluğun üzerine ve pert halde eve attım kendimi akşamüstü. Yemek sonrası doktora öğrencimin yazıp gönderdiği bir bölümü okuyup düzeltmelerimi de gönderdim. Biraz bloglarda dolaşıp, bir şeyler yazıp uyurum artık. Hak ettim netekim :P 

Ankara'da kaldığımız otel (evet otelde kaldım zira hem zarif eşim Bergama'da annesinin yanındaydı, hem de bu değerlendirmelerin böyle bir standardı var, aynı şehirde yaşasan bile otelde kalıyorsun ekiple çünkü gece gündüz çalışmak gerekiyor), tren garının da bulunduğu AVM'nin içindeydi. Perdeyi açtığınızda AVM'deki dükkanları görmek çok garip geldi bana. Neyse ki fakülteye de çok yakın olduğumuzdan trafikle hiç uğraşmadan gidip geldik. Bu ziyaretler yorucu geçmesine geçiyor ama yeni insanlar tanımak hoşuma gidiyor, doğrusu. Bir de tabii, sosyal sorumluluk anlamında bir faaliyette bulunmak insana kendini iyi hissettiriyor. 

Az önce BAL grubundan T.cığımın paylaşımından öğrendiğim kadarıyla efsanevi Mavi Ay dizisinin başlaması üzerinden 41 yıl geçmiş! Yuh dedim. Ne ara yaşlandık yahu bu kadar! Cuma geceleri TRT'de, cumartesi de Yunan televizyonundan orijinal dilinde ve bir bölüm ilerde olarak izlemeye bayılırdım Mavi Ay'ı. Hâlâ bazı bölümleri aklımdadır... Size de tadımlık bir başlangıç müziğini bırakayım buraya. Yaşınız yetiyorsa hatırlarsınız belki :)