Çok uzun zamandır dedem yok...Ama ben ne zaman kocaman elleri olan bir adam görsem, ne zaman kollarını kocaman kocaman açıp zeybek oynayan bir adam görsem, ne zaman çocukla çocuk olup yollarda koşturan bir adam görsem dedem gelir aklıma.
Bu pazartesi vapurda Ece Temelkuran'ın "İçeriden"ini okurken bir anda ağlamaya başladıysam yani, nedeni dedemdir. Onu çok özlememdir. Bazen bir şarkının, bazen bir yazının insanın yüreğine çok fena dokunmasıdır.
"...
Çocukları ve zeytin ağaçlarını sever, takım elbise giydi mi en fiyakalısından Amerikan filmlerine benzerdi. Alnın iki yanını açarak dökülmüş saçları bilhassa yakışıklıydı. O yürürken rüzgâr mı çıkardı, yoksa bizatihi yürüyüşü mü rüzgârlıydı, hava yarılır, sokak durup yelin dinmesini beklerdi.
Benim dedem, böyle biriydi.
Çocuklukta olan kimi şeyler çok sonraları bir zaman bir anda yakalar sizi. İçinize ılık, hazin bir şey akar. "Neydi bu?" dersiniz, "Neden şimdi böyle oldum?" Ufak tefek şeylerden söz ediyorum. Kahvaltı yapılırken küçük radyonun TRT 1 çalması gibi mesela. Çok sonra bir zaman, artık büyüdüğünüzde yeniden tekrarlandığında bu an, son derece tesadüfen, o anda biraz durmak istersiniz. Bu sabah, bu yazı tam yazılacakken, kahvaltı masada hazırken, bu yazı bambaşka bir şey yazılacakken, birden ve kendiliğinden TRT 1 çıktı radyodan. Bir kadın "Kadifeden kesesi"ni söyledi.
"Oturmuş kumar oynar/ Ah! Ciğerimin köşesi!"
Bu, benim dedemin en sevdiğiydi.
Esmer, uzun ve neşeliydi. Asla çekilemeyecek güzellikte bir filmin efkârlı jönü gibi gidiverdi. Sonra, çok sonra anladım ki, dedelerine uzun uzun bakmış kız çocukları hep böyle adamlara niyetlenecekti..."











