29 Ocak 2025, Çarşamba

An itibari ile bütünlemeleri de okumuş ve güz dönemini kapamış bir Şule var karşınızda sevgili herkes, mesudum :) Ders-sınav kargaşası azalınca, kendimi makalelerime verebilirim artık iç huzuruyla. 

Bugün öğleden sonra KAL'dan sıra arkadaşlarım D.ve A.hanımlarla buluşup bira-patates-pizza ziyafeti çektik kendimize. 11 yaşından beri arkadaş, dost olmak bir ayrıcalık gerçekten. Yine biraz güldük, biraz ağlaştık biraz dedikodu yaptık şeklinde geçti zaman. A.hanımı eski blog camiası "Aslı Hayvanı" olarak hatırlayacaktır belki. Şu hayatta en çok güldüğüm insanlardan biridir kendisi. Ne eğlenceli bir blog yazarıydı, keşke yazsa yine. Kızının peşine taşındığı Kocaeli'ne dönmeden önce bir kez daha sözleşmek üzere ayrıldık sonra. 

Bugünün bir diğer güzelliği de eve gelen kargo paketiydi. Bir kaşkol, kedili bir broş ve bir fincan-çaydanlık çıktı içinden. Bu eylül'de mezun olup doktor ünvanı alan sevgili öğrencim B.cuğum, erken bir yaş günü hediyesi yollamış bana. Zarif kızım benim...


 Zarif demişken yarın benim "zarif kardeşim" G.cuğumun yaşgünü. İyi ki doğmuş, iyi ki dostum, içsesim, kardeşim olmuş. Başlı başına bir mutluluk nedeni kendisi hayatımda :) Birhan Keskin'in şu şiiri bana hep onu çağrıştırır:

yol uzun, güzergâh zorlu; ne demeliyim?
zarif kardeşim benim,
seni aldım yanıma, ikizimi almış yürüyor gibiyim.

sana yıldız sana güneş mi demeliyim,
günümde hayret gecemde hayret istedim
yer yer senin gibiyim ben yer yer kendim.

insan olan yerlerim çok ağrıyor,
olsun, yine de sen kapanma, bu sıra benim,
yerine bırak ben incineyim.

27 Ocak 2025, Pazartesi

Hafta sonu misafiri boldu evimizin, en sevdiğim :) 

Ablam bir arkadaşıyla Mısır'a gidince, hem onun aklı kalmasın, tatilin tadını çıkarsın hem de annem evde yalnız kalıp canı sıkılmasın diyerek cumartesi sabah gidip, uykudan uyanan annemi bize getirdim. Nazlansa ve "ben evimde kalırdım, niye geliyorum size" diye mızırdansa da, aslında evde yalnız kalmaktan çok sıkılacağını ve benim de aklımın onda kalacağını bildiğimden pek tınmadım bu nazlanmaları :)

Öğlen saatlerinde de sevgili zarif eşim ve ailemizin küçümeni E.bey geldiler. Karanlık cumartesi gününü evde geçirdik hep birlikte. Çay saatinde evdeki kararmış muzlardan yaptığım kekin yanına hazırladığım çıtır milföy çubukları da pek beğenildi aile efradı tarafından. Akşam yemeği menüsünü de cumadan hazırlamıştım, o yüzden rahat rahat oturduk. Yemek sonrasında televizyonda annemin takip ettiği diziyi izlerken de mısır patlattım bir kış gecesine yaraşır şekilde. Herkesin canı en çok bunu istiyormuş sanırım, ayıla bayıla silip süpürüldü mısır da :)

Pazar sabahı Suadiye sahildeki sevdiğimiz mekanda kahvaltı yaptık, hepimize değişiklik oldu. Çok az da yürüdük, annemi yormayacak şekilde. Onun dışında evdeydik yine. E.bey zaman zaman yaptığı yorumlarla* bizi gülme krizine soktu sağ olsun :) Akşam da malum, Şakir Paşa Ailesi'ni izledik hep birlikte. 


Suadiye sahildeki martılar konseyi :)

Bu sabah yârim, göz kontrolüne giden anne ve ağabeyiyle buluşmak için erkenden hastaneye gitti. Neyse ki her şey yolunda. Anneyi alıp, Ankara'ya yola çıktılar sonra da. 10 gün, iki farklı şehirde, annelerimizle birlikteyiz yani. 

Bugünün şiiri Haydar Ergülen'den. O, karısı İdil için yazmıştır muhtemelen, ben okurken "keşke A.ciğim için ben yazabilmiş olsaydım bu dizeleri" dedim :)

Bak yüzüne karşı değil
arkandan söylüyorum
ben senin gölgeni bile
övüp alkışlarım
  

Bu da 1 senedir karanlık kilerde durup bir iki hafta önce yeşillenen şimdi de mis gibi kokusuyla salonumuzu şenlendiren sümbülüm


* Buraya yazmadan yapamayacağım E.beyin yaptığı yorumlardan bizi en çok güldürenini: cumartesi günü akşam yemeğini hazırlıyoruz yârimle mutfakta. Beni gülümseten bir yorum yaptı, ben de uzanıp yanağından öptüm. E.bey gördü bu anı ve "şşşşt, evde misafir var (annemi kastediyor), flörtleşmeyi bırakın lütfen" :P  

24 Ocak 2025, Cuma

İçinde bulunduğum ruh halini geçelim bir kalem...Blogun adına uygun olarak, hayatımdaki küçük "güzellikler"den bahsedeyim size biraz, ne dersiniz? :)

Hafta sonu yârimle bir gece "Aydınlıkevler" bir gece de "Zengin Mutfağı"nı izledik mesela. Birbirimize aldığımız yılbaşı hediyeleriydi bu oyunlar.  Aydınlıkevler çok vasattı bence. Zengin Mutfağı ise çok güzel. Yıllar önce Kalamış Parkında açık havada, Ekmekçimle filmini de izlemiştim. Şener Şen'in canlı performansı, izlemeye değerdi.

Pazartesi günü yeni aldığımız televizyonumuzun kurulumunu yapsınlar diye servis beklemekle geçti diyebilirim. Ama ödül olarak kendimize Baylan'da tatlı ve üzerine de Vapur Cafe'de kahve ısmarladık. İstanbul yine çok güzeldi...Televizyonumuz ise gördüğünüz üzere pek janjanlı :P

Salı günü bitirme sunumlarını yapan öğrencilerim bana çiçek almayı da ihmal etmemişler. Bölümdeki hocaların nazarı değmemiştir inşallah, hepsi pek imrendi öğrencilerimin bu jestine zira :)

Çarşamba günü ısmarladığım kitaplarım geldi, Yekta Kopan'ın kitabından başlarım okumaya diye düşünüyorum. 

Bugün Y.hemşiremle birlikte İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde, "Boyut Farkı" isimli serginin açılışındaydık. Lale ve Cengiz Akıncı'nın bağışladığı sanat koleksiyonunun ikinci sergisiymiş bu. Çok güzeldi. Sergiden ve açılıştan bizi haberdar eden sevgili lise matematik öğretmenimiz N.hocamıza da bol bol fotoğraf göndermeyi ihmal etmedik tabii :)

En beğendiklerimden bazılarını buraya sizin için de ekleyeyim: 

Salih Acar'ın "Kuşlar" isimli tuval üzerine yağlıboya eseri

Füreya Koral'ın "Anne ve Küçük Kuşlar" adlı seramik çalışması

Naile Akıncı'nın  "Kedilerim" adlı kağıt üzerine karışık teknikle yarattığı çalışması

Elif Aydoğdu Ağatekin'in "Göçmüş Bir Ailenin Kırıklarla Dolu Tarihi" adlı seramik çalışması

Emel Vardar'ın "Red Paris" ve "Cazibe" isimli cam güzelleri :)

Ve son olarak, Atilla Galatalı'nın "Panel" isimli seramik çalışması. 1972'de Fransa'da düzenlenen III.Uluslararası Seramik Bianeli'nde Pablo Picaso'nun başkanlığındaki Jüriden 1.lik ödülü almış.  

Bu vesileyle, yıllar evvel okuduğum ve çok beğendiğim bir Ece Temelkuran yazısından,hislerime tercüman olan kısmı da buraya eklemenin yeridir diye düşünüyorum:

"Kötülükle uğraşmak, sürekli ona doğru bakmak da insanın sağlığını bozuyor. Muhtemelen müzik bu yüzden var, resim, tiyatro, sinema ve The Simpsons. Bir de hormonsuz, kokulu domatesler. Rakı da var, doğru. Daha bir sürü şey bu yüzden var. Sabahları siz uyanmadan kahvaltı hazırlayan sevgililer başta olmak üzere...Bunlar da dünyada kötülüğe karşı savaşan güçler bana kalırsa. Bizim Hacı Bakkal “deftere yazdığı” sürece dünyaya katkıda bulunuyor esasında. Bir çocuk papatyanın yapraklarını “Seviyor, sevmiyor” fallayınca işler biraz düzeliyor. Dünyayı dengede tutuyorlar. Kaç dereceyle duruyorsa dünya uzayda, o ince hesabın tutmasını sağlayan şey, ara sıra çıktığımız tatiller, su buharı üfleyen havalandırma makinelerini icat edenler, Al Pacino filmleri ve Cashew fıstıktır. Louvre Müzesi’nde, Del Prado’da, British Museum’da biriktirilen onca taşın ve resmin de payı var tabii"

22 Ocak 2025, Çarşamba

"Dünyanın hâli gibi halimiz" demiş ya Nazım, "ülkenin hâli gibi halim" diye güncelleyebilirim bu dizeyi rahatlıkla. Ve siz de, nasıl bir ruh hali içinde olduğumu anlarsınız eminim. 

Kişisel gündemimdeki zorluklar, sevgili Miçocuğumun ölüm yıldönümünün verdiği ağırlık ve burnumun direğinin sızım sızım sızlamasını yine kişisel gündemimdeki güzelliklerle dengelemeye çalışırken ben, ülke gündemine 76 canın tatile gittikleri bir otelde yanarak/boğularak öldükleri haberi düştü! Kalakaldım. Detayları okumayayım diyorum, olmuyor. Okuyup izledikçe ise düştüğüm beter ruh halinin içinden kurtulamıyorum. 

Hiç böyle düşünmemiştim bu yaşlarımı. Daha mutlu, daha huzurlu bir hayat düşlemiştim kendime yaş aldıkça. Oysa ne zamandır dolu dolu gülemiyorum bile. Endişeli, durgun biri olup çıktım. Kendimden sıkıldım, inanın!

Bu da böyle bir paylaşım olsun. Ne güzellikler defteri ama!!! 

 Yazının iç karartıcılığını, pazartesi akşamı yârimle yaptığımız Kadıköy turu sırasında çektiğim fotoğrafla kapatma çabamı göz ardı etmezsiniz diye düşünüyorum :)


15 Ocak 2025, Çarşamba

Bugün okulda abuk bir rapor hazırlamaya çalışırken arkadaşlarla, bitirme grubum geldi, "hocam size bir şey vermeye geldik" diyerek. "Verin bakalım" dedim, cuma günü teslim edecekleri projelerinin taslak raporunu kontrol etmem için getirdiler zannederek. Aaa, bir baktım, kırmızı bir hediye paketi var ellerinde. Belli ki içinde bir kitap var. Nasıl mutlu oldum, anlatamam. Açtım ,bir de ne göreyim, canım Haydar Ergülen'in şiir kitabı. Benim sosyal medya hesaplarıma bakıp, şiir sevdiğimi, favori şairlerimden birinin de Haydar Ergülen olduğunu öğrenip bu kitabı seçmişler. E bugünün güzelliği olarak bu deftere bunu yazmayacağım da ne yazacağım :)

Hemen bir sayfayı açıp karşıma çıkan şiiri okudum tabii. Yârimle benim için yazmış sanki Ergülen, sağ olsun, var olsun :)

Biz seninle birbirimize inanarak uzak yaşadık

bir adanın denizden ayrı kalması neyse,

sürgünde şifa olacak sözcükler yetiştirdik

ve birbirimize sakladık

Bugün bir de canım Nazım'ın yaşgünü. Kendimi bildim bileli hayran olduğum canımın içi şair! Çok severim yaşamın içinde, durduk yerde, bir an pat diye aklıma bir dizesinin gelmesini mesela. Sardunyalarımı sularken, motora binmiş balık tutmak için denize açılırken, bir pazar günü güneşin tadını çıkarırken, hep ve çok konuşan politikacıları dinlerken, güzel bir türküye eşlik ederken...İyi ki doğmuş, iyi ki onu, yazdığı dilde okuma şansım olmuş, ne mutlu bana!

Merhaba, çocuklar.

Bir geniş
        bir büyük «merhaba» demek,
sonra bitirmeden sözümü
        yüzünüze bakıp gülerek
- kurnaz ve bahtiyar -
        kırpmak gözümü...

Biz ne mükemmel dostlarız ki
                    kelimesiz ve yazısız
                                    anlaşırız...
Merhaba, çocuklar,
merhaba cümleten...

14 Ocak 2025, Salı

Bugün sabah, her sabah yaptığım gibi, mutfağımdaki Nesin Takvimimin yaprağını koparıp, 14 Ocak gününe ait sayfaya geldim: "Zemheri ayının başlangıcı, Karakancalos Fırtınası" yazıyor. 


Gürcü kökleri olan bir Trabzonlu olarak, Kalandar nedir, Karakancalos kimdir bilirim ama yine de çok bilmiş google'a sorup, okudum, çok da içselleştirmediğim için "anlat" deseniz anlatamayacağım bu eski gelenekleri (o yüzden meraklıları için bağlantılar ekledim). 

Sonra zemheri kelimesine takıldım. Ne güzel bir ifadedir. Bana hep Ahmed Arif'in Diyarbekir Kalesinden Notlar şiirini ve "Zemheri de uzadıkça uzadı / Seni baharmışın gibi düşünüyorum" dizelerini çağrıştırır. Açıp okudum tekrar o uzun ve müthiş şiiri. Buraya da bir kısmını aldım:

Açar, 
Kan kırmızı yediverenler 
Ve kar yağar bir yandan, 
Savrulur Karacadağ, 
Savrulur Zozan... 
Bak, bıyığım buz tuttu, 
Üşüyorum da 
Zemheri de uzadıkça uzadı, 
Seni, baharmışın gibi düşünüyorum, 
Seni, Diyarbekir gibi, 
Nelere, nelere baskın gelmez ki 
Seni düşünmenin tadı...

E o dizeleri düz bir ses tonuyla okuyamadığımı fark edince de Ahmet Kaya bestesini dinledim üzerine, tam oldu :) Gerçi bu şarkıda Ahmet Kaya, Ahmed Arif'in iki şiirini birleştirmiş ama olsun, fena mı, "Hasretinden Prangalar Eskittim"i de böylece hatırlamış oluruz :)


Bir "Şule ile serbest çağrışımlar sabahı"nı daha burada bitiriyoruz sevgili blog okuyucuları. En güzel günler, en güzel geceler hepimizin olsun :)

9 Ocak 2025, Perşembe

Bir sürü iş güç arasında kendi kendimle çeliştiğim, itiştiğim, tartıştığım bir haftayı daha geride bıraktım sevgili dostlar :) Ruh halim, tahmin edebileceğiniz üzere, mutedil dalgalı. Ama bugün inişlerim ve çıkışlarımdan bahsetmek istemiyorum. Onu yerine gelin size, bir yıl boyunca kilerde durup, sanki bana "her şey geçer, her şey kendi kendini yeniler" demek için yeşillenen sümbüllerimi göstereyim :) Mucize gibi...

Bir de tam zamanında çiçeklenen yılbaşı çiçeğim var tabii, o da bugünün güzelliklerine bir katkı sunmalı bence :)

Sonra dedem var, şurada anlatmıştım kendisinin hayatımdaki yerini. 41 yıl önce bugün ayrılsa da bu dünyadan, dedem olduğu, hayatımın en güzel renklerinden olduğu için minnetle anıyorum onu. Az sonra kalkıp helva kavuracağım onun için. Ağlayarak değil merak etmeyin, hayatıma kattıkları için şükrederek :) Dedeciğimin en sevdiği şarkıyı da buraya eklemek isterim. Sözlerini uydurarak söyler, güldürürdü bizi. Nesrin Sipahi yorumunu ise özellikle seçtim. Zira dedem, kendisini "akça pakça" bulur, pek beğenirdi :)

9 Ocak olunca tarih, Cemal Süreya var tabii bir de. Onun için de eski zamanlarda yazdığım yazıyı şuraya iliştirivereyim. Bir de onun şiirlerinden bestelenmiş en güzel şarkılardan birini dinleyelim ki günümüz güzelleşsin :)



7 Ocak 2025, Salı

Yine 3 günlük bir akreditasyon değerlendirme sürecini bitirmenin haklı gururu ile karşınızdayım. Yorgunluktan bayılacak haldeyim ama olsun :)

Bu akreditasyon süreçlerinde akademik hayatta kendimi bildim bileli bir şekilde yer alırım. Ama son 6-7 yıldır, bir tür sosyal sorumluluk olarak baktığım için, değerlendirici olarak da katılıyorum. Sabah 8'den akşam 6'ya dek gittiğimiz üniversitedeki program sorumluları, öğrenciler, mezunlar, idarecilerle yapılan görüşmelerle geçen, sonra da gece yarılarına dek ekiple birlikte rapor yazmak için toplantı odalarında çay ve kahve eşliğinde devam eden çok yoğun, yorucu ama öte yandan insana kendini iyi hissettiği enteresan bir  süreç. 

Az önce de araştırma görevlisi arkadaşımdan pazartesi yaptığı final sınavımın kağıtlarını aldım ve yarın sabahtan itibaren de kağıt okuma maratonunu başlatacağım. Tahmin ettiğiniz üzere, bunu yaparken de zaman zaman sızlanacağım :) Bu konuda en sevdiğim açıklayıcı görseli aşağıya kopyalıyorum. Gördüğünüz gibi, "kağıt notlandırma" işi sırasında zaman kullanımı paylarına bakacak olursak, eşe dosta bu konuda sızlanma, okumadığın kaç kağıt kaldığını sayma, sosyal medyada takılıp, orada da bu konuda şikayette bulunma ve kağıt okurken eşlik etsin diye kahve yapma, uygun kalemi arama gibi bileşenler olduğunu görürsünüz. E ben de sıradan bir akademisyen olduğuma göre bu görselin dışında hareket etmem beklenemez sanırım :P



1 Ocak Çarşamba, 2025

4 yıl önce bugün, "Aydınlık gülüşlü ve aydınlık yürekli Ekmekçim "Her güne üç güzel şey" adında yeni bir blog açtığını duyurdu bize bugün. Okuduğu bir yazıda "her gün hoşunuza giden üç güzel şeyi not edin. Böylece nelerin neden iyi gittiğine odaklanabiliriz, bu da beynin pozitiflikle ilişkilendirilen sol yarım küresini harekete geçirir." diyormuş. Çok hoşuma gitti bu fikir. Salgın döneminin iyice zorlanmaya başladığım bu zamanlarında benim için de iyi olabilir diye düşündüm. Ben de her gün 3 güzel şeyi not edeceğim buraya" diyerek başlamışım yine, yeniden blog yazmaya. Zaman içinde tarzı evrildi gerçi, artık her gün yaz(a)mıyorum, ya da ilk başladığımdaki gibi sadece güzelliklere odaklan(a)mıyorum ama olsun, yazmak ve hayata benzer noktalardan baktığım bloggerları okumak, hep olduğu gibi, iyi geliyor bana.

Nice senelere o zaman sevgili blog :)

Dün akşam annem, ablam, oğlum, yârim ve kayınvalidem bizim evdeydik. Tıka basa yedik, telefon görüşmeleri yaptık, tombala oynadık ve klasik, "nerede o eski yılbaşı akşamı tv eğlenceleri" nostaljisi yaptık :)  Gece 1 olduğunda herkes "tumba yatak" moduna girmişti bile :)

Yeni yıla girerken üzerimizde yeni bir şey olmalı diyerek herkese bir çorap çekilişi etkinliği yaptım. Ev ahalisi, sağ olsunlar kırmadılar beni, çorapları giyip bir de üstüne bu pozu verdiler :) 

Bugün kahvaltı sonrası zarif eşim, annesini Bergama'ya götürdü, yarın doktor kontrolleri olacak. Sonrasına, sonra bakacağız artık... Onları yolculadıktan sonra çamaşır yıkadım bol bol, yılbaşı süslerini kaldırdım, çiçeklerime baktım, anneme uğrayıp çay keyfine ortak oldum. Akşam da "yüzyıllık yalnızlık"a devam ettim.

2025'in ilk yazısını sevgili Afşar Timuçin'den bir şiirle kapamak istedim. Yolumuzu hep güzellikler aydınlatsın diye...

Sen bilirsin 
Ne denizler dağlardan bu kadar yüksek 
Ne sevinçler acılardan bu kadar ayrı 
Daha önce dökülmesi yaprakların 
Doğrudur 
Yoksa neye benzer gül dönemi kiraz zamanı 

Umutsuzluk bile ne güzel bilir misin 
İkide bir umudu getirir karşımıza 
Ölüm büyük bir saçmalık olurdu 
Işık yüzlü bebekler doğmasa 

Sen bilirsin 
Ne denizler dağlardan bu kadar yüksek
 Ne sevinçler acılardan bu kadar ayrı 
Sen bilirsin 
Ne ben senden iyice başka biriyim 
Ne bu kuşlar göklerden başka bir şey

29 Aralık Pazar, 2024

Bir yıl daha bitiyor. Zor bir yıldı, doğruya doğru..."Yıkılmadım ama ayakta da değilim" şeklinde özetleyebilirim geçen günleri sanırım :)  Geçenlerde "32-33 yaşlarım çok zorlamıştı beni, 20 yıl sonra farklı alanlarda ama yine benzer bir zorluk seviyesi ile sınanıyorum" diye düşündüm. İlkini atlatmıştım, bunu da atlatacağım, evet :) 

Yarın dönemin son dersini yapacağım. Sonrasında zarif eşim gelmiş olacak, birlikte yılbaşı sofrası hazırlıklarına girişiriz. Yeni yıla annem, ablam, oğlum, yârim ve kayınvalidem ile gireceğiz. Daha iyisi Şam'da kayısı :) 

Sonrasında yine bir dizi sağlık sorunları ile iştigal edeceğiz (bu sefer özne, kayınvalidem) ama şimdilik bu konuyu düşünmek istemiyorum. Hayatın akışı ne gösterecekse, yaşayacağız birlikte. 

Gelelim yeni yıl dileklerine:

2025 için önce sağlık diliyorum, oğlum ve tüm sevdiklerim için. Tüm yıl boyunca dostlarımız, sevdiklerimiz yanımızda olsun, vicdanlı, merhametli insanlarla çevrelensin hayatımız. Güzel kitaplar, etkileyici filmler, dilimize dolanan ezgiler eşlik etsin bize. Daha çok gezelim, daha çok "şükür" diyelim, daha çok gülelim istiyorum bir de. Tabii ki "gülmek, bir halk gülebiliyorsa gülmektir" dizesinin hakkını vererek :) 


26 Aralık 2024, Perşembe

21 yıl önce bu saatlerde onu son kez görmüştüm, son kez olduğunu bilmeden. Babamdı. Çok sevdiğim, çok güvendiğim, çok gülmeyi, çok ağlamayı, kısacası her duyguyu "çok" yaşamayı öğrendiğimdi. Göğsüne yatıp sigarayla karışık kokusunu duyumsamayı sevdiğim, taburenin üzerine çıkıp kelinden öptüğüm, bana da ablama da kız çocuğu olduğu için ne kadar mutlu olduğunu dolu dolu hissettirendi. Birlikte çizgi film izlemeyi çok sevdiğim arkadaşım, elektrikler kesildiğinde ezberinden okuduğu şiirlerle şiir tutkumun temelini atandı.  

Bu yüzden belki, yıllar önce, Haydar Ergülen'in şiir kitabını okurken karşıma çıkan dizeleri "ben yazmış olabilseydim keşke" diyecek kadar içselleştirmeme neden olan adamdı, kahramanımdı...Nurlarda yatsın...

"bu topraklar da, bu can da senin mülkünmüş madem
öyleyse biraz daha kalsın bu dünyada babam
sonra da bu şiire bakıp, bu ne çok mavi desin
çok çocuk, çok ekmek, çok rakı, çok merhamet,
isterim ki herkes babasını sevsin şu hayatta derinden
ben babamı sevdim en çok kelinden

ve bildim ki mavi ustasıymış hayatın babam"

25 Aralık 2024 / Çarşamba

Dönemin bitmesine yakın, işler çok yoğunlaştı. Son ödevler, mazeret sınavları, yazılması gereken raporlar falan...Bu yoğunluğa rağmen mutlu olmamın nedeni, yoğunluğun nedeninin içinde saklı aslında: dönem bitiyor :)

Bu ara, doktor kontrollerine gidiyorum. Genel rutin kontroller, birtakım çekimler falan. Her şey yolunda gibi, nazar değmesin. Sadece ve her zamanki gibi kolesterolüm (ilaç başlama seviyesinin çok az altında olduğu için ilaç verilmese de), oldukça yüksek seyrediyor! Bana düzenli olarak "kilo verin" diyen doktoruma, "5600gr doğmuşum doktorcuğum. Zayıflık konusunda fazla beklentiye girmesek mi acaba" dedim. Adamcağızın gözleri pörtledi sanırım :) 

Şu fotoğraftaki de MR çekimi için sıra beklerken bana sırnaşan güzellik :)

Bugün okul dönüşü ise kendime şu güzelim nergisleri aldım. Bilgisayar başındayken mis gibi kokuları burnuma geliyor. Başlı başına mutluluk nedeni :)

Nergislerimi almış, Marmaray durağından eve yürürken, lise arkadaşım canım E.ciğim, "ben buralardayım" diye yazdı whatsapp'tan. Kendisi başkentimizden, şehrimize gelmiş, bu fırsat kaçmazdı tabii ki. Hemencecik bir buluşma ayarladık. Kahve-çay eşliğinde uzun uzun dertleştik. Ve tabii ki fotoğraf çektirip lise grubumuzu kıskandırdık :) 2 saatlik bu buluşmaya ne çok sığdırdık, iyi geldi ikimize de.

Sonracığıma, bu hafta sevgili Leylak Dalı öğretmenimden gelen yeni yıl kartı, ve canım lise matematik öğretmenim N.hocamdan gelen Arife çantası yeni yılın güzellikler getireceğine dair inancımı yeşertti, buraya da not düşmek isterim :) 

                                        


Ankara’dan dönüş yolunda, trendeyim an itibariyle. Elimde kahvem, önümde cuma günü gelirken başlayıp yarıladığım kitabım…

Önümüzdeki hafta yoğun geçecek ama şu anda yapabileceğim hiç bir şey yok diyerek işleri düşünmemeye çalışıyorum :-) Bir nevi şu guru gibi düşünmeye çalışıyorum :-) Why worry :-)

Cuma günü A.ciğim beni gardan karşıladıktan sonra eve gelip, kahve keyfi yaptık biraz. Sonra o bölümdeki toplantısına gitti, ben de servise binip canım E. ile buluştum. 3 saat çan çan çene yaptık, dertleştik, söyleştik, gülüştük. Özlemişim arkadaşımı. Ne iyi oldu. 

Cumartesi kampüs içinde yaptığımız yarım saatlik yürüyüşü saymazsak evdeydik genelde. Yılbaşı ağacını kurup süsledik yârimle, sonra da akşam gelecek arkadaşlarımız için soframızı hazırladık. Erken yılbaşı yemeğimiz huzurlu ve eğlenceli geçti. Spotify’ın 70ler şarkıları eşliğinde şarkılardan fal tuttuk, mide fesadı geçirecek kadar çok yiyip anılara daldık. Her bir şarkı bir şeyler çağrıştırdı. Dostlarla geçirilen sakin, huzurlu ve bol kahkahalı bir geceden daha güzel az şey var bence hayatta!

Bugün de evdeydik yine. Arada çıkıp yürüdük biraz, onun dışında bol bol dizi izledik. Netflix’deki “Man on the inside”ı bitirdik. Biraz hüzünlü, çokça eğlenceliydi. Beğendik.

Yarın yine okul için sabahın köründe yollara düşeceğim. Aklımda, bu hafta hep aklımda olan soru olacak yine:  Başka başka konular etrafında dolanmak yerine özür dilemek ve gönlümü almak bu kadar mı zor?