23 Ocak 2024, Salı

Geçen haftaki iç sıkıntım boşuna değilmiş, hafta sonu sağlıkla ilgili problemler baş gösterdi ama neyse ki, pazartesi moraller düzeldi, ortalık biraz daha süt liman oldu. Ne diyor şarkıda sevgili Bulutsuzluk Özlemi: "Hiç bir kere hayat bayram olmadı, ya da her yaşadığımız bayramdı" :) Ben cümlenin ikinci kısmında salınıyorum daha çok, ya da bunun için çabalıyorum diyelim, ama annem sağ olsun, ilk kısma daha meyilli oluyor genelde ve bu da beni sarsıyor zaman zaman. 

Aslında hafta sonu Ankara hafta sonusuydu ve dolu dolu geçti. Cuma günü kayınvalidemi götürme bahanesiyle Kelime Müzesine gidip, bir kez daha hayran oldum hem müzeye, hem de bunu akıl eden Şermin Yaşar'a. Akşamına sevgili R.lara gidipi oğullarının uzman doktorluğunu kutladık. Cumartesi akşam Z.ler bizdeydi, rakı-balık gecesi yaptık. Pazar sabah da canım A.ve S. ile buluşup yeni evlerini kutladık, gelecek hayalleri kurduk, mutlu olduk. Daha ne olsun :)

Dün tüm gün masa başındaydım, sınav okudum. İçim dışım kağıt oldu ama neyse ki gece yarısı olmadan öğrencilerime notlarını duyurdum. Bu hafta sonuna dek vakit var aslında ama bütünlemeye kalanlar bir an önce öğrensinler de çalışmaya başlasınlar diye dertleniyordum, iyi oldu bitirebildiğim. 

Bugünümü de okulda bitirme sözlülerinde geçirdim, notları teslim ettim bir de. Araya bir araştırma grubu proje toplantısı bile sıkıştırdım, verimli bir gündü.

Akşam da Y.hemşirem geldi, Birlikte biraz dizilerden, filmlerden; biraz ailelerden, biraz hayattan ve tabii ki siyasetten konuştuk. İyi geldi ruhuma.

Yılbaşı çiçeğim, tam da yılbaşı zamanı açmaya başladı, şenlikli bir şekilde sürdürüyor şaşaalı çiçek açma seremonisini :)

17 Ocak 2024, Çarşamba

Bir iki gündür ruh halim tam da A.Kadir'in şiirindeki gibi: "Bu akşam içimde tuhaf bir sıkıntı var / Dünyada sanki bir ben kalmışım / Sanki herkes nerde keder varsa bırakmış / Ben nerde bulduysam toplamış almışım"...Ne oldu, neden oldu, anlamlandırıp adlandıramıyorum da...Müthiş yoğun bir tempodan 3-4 günlük bir boşluğa girince bünyem kaldıramadı herhalde rahatlamayı :P

Aslında arada dostlarla yemek de yedim, güzel bir öykü kitabı da okudum (Cemil Kavukçu-Balyozla Balık Avı), hatta seçmeli dersimin sınavını yapıp okudum ve öğrencilerime notlarını da bildirdim bile! Yani her şey olması gerektiği gibi. Neyse...

Salı akşamı oğlumla nostalji yapıp Hatırla Sevgili'yi izledik, gece yarısını baya bir geçmişti yattığımızda. Televizyonlarda böyle bir dizi oynamıştı bir ara, bugünün Türkiye'sinden bakınca ne acayip...

Pazartesi günü okuldan dönerken Küçükçekmece gölünün üzerindeki kuşlar beni benden aldı.  Tablo gibiydi, trene binmeyip orada öylece oturup seyretmek istedim aslında. 
Hatırla Sevgili'yi izleyince, dizide kullanılan müzikleri anmadan olmaz...Fotoğrafa giydirdiğim şarkı, dizide kullanılanlardan.

13 Ocak 2024, Cumartesi

Maddeler halinde (ne derdik eskiden, bulut bulut, ya da balık balık :P) yazmıyordum ne zamandır :)

  • Çook uzun zamandır film izle(ye)miyordum. Dün kendime "iki film birden" hediye ettim :) Önce Murathan Mungan'ın X'deki önerisi ile "Familia"yı izledim. Konudan bağımsız , özellikle zeytin ağaçları içindeki evi, kocaman masa etrafında toplanan aile görüntülerini o kadar çok imrenme nidası ile seyrettim ki oğlum "anne senin emekli olup Ege'ye göçme yaşın gelmiş" dedi :)  Sonrasında bir doçentlik raporu arası verdim, akşamına da "Anatomy of a fall"u gözümü kırpmadan izledim, çok etkileyiciydi. Oyunculuklara da, konunun işlenişine de bayıldım. Bu akşamın filmi ise bir dönem filmiydi: "Promised land". Mads Mikkelsen abimizi zaten pek severim, ama genel olarak tüm oyunculuklar ve film çok etkileyiciydi. 
  • Oğluşun benden uzakta okuduğu zamanda yemek yapma alışkanlığımı bir ölçüde kaybetmiştim. Gelmesi ile mutfağa geri döndüm ! Kulaklarımda Storytel'den bir kitap, ya da Nilay Örnek veya Deniz Yüce Başarır'ın söyleşileri ile  mutfağa girip 3 çeşit yapıp çıkıyorum, bir tür terapi gibi oluyor. Elimin ayarı da (sanırım) geri geldi, yaşasın :)
  • Bu sabah, canım B.cığım beni ve Y.hemşiremi kahvaltıya davet etti. Çocukları Amerika'dan geldiğinde dışarda yedikleri bir yemek sonrasında 3 kişilik bir kahvaltı hediye edilmiş onlara (artık ne kadar yiyip nasıl bir hesap ödedilerse :P). Çocuklar gidince o da sağ olsun bize önerdi, "birlikte gidelim" diye. Benim de nispeten rahat olduğum bir hafta sonuydu, denk geldi. Bir de gelip evimin önünden alıp, mükellef bir kahvaltı ve çok özlediğim içten ve keyifli sohbetinin ardından yine evimin önüne bıraktı. Daha iyisi Şam'da kayısı :)
  • Annemle "her haftaya bir şiir" faaliyetimiz devam ediyor :) Gruba ablam, komşumuz A.teyze ve tabii ki canım E.'m da katıldı. Cemal Süreya'dan "Fotoğraf" ile başlamıştık, Orhan Veli'den "Seyahat" ile devam ettik. Son iki haftanın şiiri Edip Cansever'den "Yerçekimli Karanfil"di. Annemle A.teyze "aaa bu uzun ama, bir haftada ezberleyemeyiz" deyince,bu şiire iki hafta süre verdim. Yaşla beraber düşen zihin performansını birebir gözlemlemek bu süreçte beni üzse de annemin bu olaya nasıl sıkı sıkıya ve hırsla sarıldığını görünce "devam" diyorum. E.mın Amerikalardan çekip gönderdiği şiir videosu da bu faaliyetin bonusu oldu bu arada, durup durup izliyorum :)  
Familia'nın en sevdiğim sahnelerinden biri...Bana da böyle bir ev, bahçe ve kocaman bir masa etrafında toplanan sevdiklerimle geçireceğim yıllar nasip olsun lütfen. Çok amin :)

8 Ocak 2024, Pazartesi

Yeni yıla hızlı bir giriş yaptım. Dönemin son derslerini anlatıp, sunumları dinledim, ödevleri okudum, yatılı misafir ağırladım, anneleri gezdirdim, hem kayınvalidemi hem oğlumu göz doktorlarına götürüp, gözlük seçimlerine eşlik ettim ve sonunda, cuma günü, bir-pardon iki-, imza işi için iki defa Avcılar turu yaparak haftayı kapadım :) Hafta sonu A.ciğim geldiği için daha keyifli, daha eğlenceliydi tabii ki :) Artık biliyorsunuz, onun geldiği hafta sonları, "bir kuş olsa, mavilik derdi buna"* tadında oluyor hep :) 

Bugün sabah ise yârimi ve annesini trene bindirip eve geldiğimde, evi derleyip toparlamak, nevresim değiştirmek, çamaşır yıkamak gibi işler vardı aklımda aslında, ama bir tür "kul kurar kader gülermiş" durumu yaşandı! Eve geldiğimde canım B.hocamdan bizim mini gruba "F. de ben de çok kötüyüz, bizi biriniz acile götürebilir mi?" mesajını okumamla, evden çıkmam arasında 10 dakika falan vardı sanırım. Sonrasında, canım ikiliyi evlerinden alıp doktora götürdüm, röntgendir, serumdur derken 4 saati hastanede oradan oraya giderek geçirdim ve hastalarımızı Ö.cığıma teslim edip okula gittim, yapılan araştırma görevlisi sınavındaki sorularımı okuyup, değerlendirme sürecine katıldım, eve dönüş yolunda da küçük bir tatil kaçamağı yapan Y.hemşiremin biricik kedisi Topaç hanıma uğrayıp evime geldim. Canım evim, canım kahvem, yıkanmak üzere beni bekleyen canım çamaşırlarım :P

Tüm bu koşturmacanın içindeki en güzel haber sanırım, pazar günü sevgili BAL hemşirem A.ciğim ve zarif eşi, canım eniştem S.cığımdan geldi. Bir süredir emeklilikte oturmak üzere kafalarına yatan bir proje arayışı içindeydiler, sonunda buldular ve Allahıma şükürler olsun ki peşinatını verdikleri ev, bizim yazlığa sadece 10 km uzaklıkta! "Yoksa, hep hayalini kurduğumuz, komşuculuk oynama hayalimiz gerçekleşiyor mu ne" diyerek pazar gününü gülümseyerek geçirdim :)  Zira, canım Y.cığım zaten Foça'da ve biricik G.cuğum da geçenlerde Urla'dan bir ev için peşinatı vermişti :) Bir de sevgili A.ciğimizi Urla-Dikili arasında bir mekana aldık mı bu iş tamamdır :).Bu yüzden, bugünün fotoğrafı, bizim BAL kızlar grubunu temsil eden çizim: Kan bağı olmayan canım kızlarım benim. Hayat sizinle güzel :)

Hafta sonu keşfim olan "Süeda sings Sezen" albümünden günün güzelliğine yakışan şarkıyı, bu şeker çizime giydirdim  :) Albümün tümü çok güzel bu arada, öneririm :)

*Edip Cansever'in güzelim "O mavilik derdi" şiirinin son dizesi

2 Ocak 2024, Salı

 Yeni yılın ilk iş gününden merhaba :)

2023'ün son hafta sonunu yılbaşı sofrası için hazırlık yaparak ve oğluşla Crown'ı izleyerek geçirdim. Sakin, koşturmacasız ve güzeldi. Pazar öğleden sonra eşim bey, akşamüstü de annem ve ablam gelince şenlendik. Kendim kurdum diye demiyorum, soframız güzeldi vallahi :) Ama ablam, soğuk algınlığı nedeniyle çok halsizdi ne yazık ki. Yine de yedik, içtik, fotoğraflar çektirdik, sevdiklerimizle telefonlaştık, uzaklarda yaşgünü kutlayan kuzen kardeş için "iyi ki doğduuuun" videoları çektik, televizyondaki programlara bakıp "ah mirim, nerede o eski yılbaşı eğlenceleri" dedik. Ki, yılbaşı dediğin başkaca nedir ki :P 

Oğluş yemek sonrası sevdiceğiyle buluşup Kadıköy'e gecelere akmaya gitti. Saat 10 olmadan ablamla annem de hastalık nedeniyle evlerine dönünce, biz de yârimle masayı toparlayıp, Bağdat Caddesine indik yürüyerek, ve yeni yıla Cadde'de bir çok insanla birlikte girdik. Değişik ve güzel bir yeni yıla giriş deneyimiydi :)

Pazartesi günü, bir "yeni yılın ilk günü klasiği" olarak A.ciğimin ağabeylerine kahvaltıya gittik ama orada da ağabey hastaydı ne yazık ki. Virüsler her yerde! 

Öğleden sonra ise 2-3 haftadır ağabeylerde olan kayınvalidemi alıp bize geldik, bu hafta birlikteyiz yani. Kendisi, zarif eşimin, neden zarif olduğunun ayaklı bir kanıtıdır, o yüzden mutluyum :)

Yarın tüm gün okulda olacağım. Dönemin son derslerini yapacağım. Allah biliyor ya, çok yoruldum bu sene. O yüzden bitiyor diye pek mesudum :)

Yılın ilk iş gününün fotoğrafı için "ne alaka" demeden önce, durup bir alıcı gözüyle bakın şu güzelliğe lütfen! İş Bankası Müzesini gezerken çektiğim bu fotoğraf beni çok etkiledi. Gururlu, çalışkan ve onurlu insanların kurduğu yeni Türkiye Cumhuriyetini temsil eden bu güzelim kadın gibi ışıl ışıl, aydınlık olsun bu ülkede bundan sonra günlerimiz. 

O zaman bugünün dizeleri İlhan Berk'ten olsun:
"Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum.

Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün.

Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
-Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum.

Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün.

Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum.

Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun.

                                                                 Deniz Eskisi"


30 Aralık Cumartesi

Hüzün, gözyaşı, acı, korku, mutluluk, aşk, çaresizlik, umut...Tekmili birden bu senenin özetini veriyor sanırım. Detaya girmeyeyim, yandaki ay dökümlerinde hepsi ve daha fazlası var nasılsa! Önümüze bakalım :)

Bu yıl, sağlık istiyorum önce, hepimiz için. Bakın burası çokomelli: Hem akıl ve ruh sağlığı, hem de fiziksel sağlık istiyorum. Evet, hepimiz için... 

Hepimiz derken arada kaynamasın, özellikle oğlumun sağlıklı, başarılı, mutlu olmasını her şeyden daha çok istiyorum. Çok sevsin, çok sevilsin, hep çok mutlu olsun. Lütfen, lütfen, lütfen!

Sonra gülmek istiyorum bol bol. Ama "gülmek, bir halk gülebiliyorsa gülmektir" dizesinin hakkını vererek, tahmin edersiniz ki :)

Gezmek de istiyorum tabii ki! Yeni yerler görmek, görüp çok beğendiklerime bir daha gitmek istiyorum :) 2023'de, her şeye rağmen, gezme performansımızdan ödün vermedik yârimle. Bu sene de benzer bir performans şahane olur. Gezmek, yeni yerler görmek, yeni planlar yapmak kadar iyi hissettiren az şey var şu hayatta.

Daha az yorgun, daha hareketli, daha dinç olmak istiyorum. Bu kısmen elimde neyse ki! Tatlı yemeyi kestiğim ve IF diyetine tekrar başladığım günlere geri dönmem gerek. Bu bir dilek değil, zorunluluk, farkındayım :)

Daha çok kitap, daha çok müzik, daha çok film, daha çok etkinlik istiyorum hayatımda.    

Bunlar kişisel isteklerimdi. Şimdi gelelim daha büyük ölçeklilere: 

Barış gelsin istiyorum tüm dünyaya. Ülkem daha vicdanlı, daha merhametli, daha adil, daha dürüst ve daha aydınlık insanların memleketi olsun istiyorum. Öğrencilerimin gözlerinde umut görmek istiyorum geleceğe dair. Sokakta yürürken gülümseyen insanlar görmek istiyorum bir de. 

Hadi 2024, bak bir de bu yıl, kovaların yılı olacak diyorlar, yap bir güzellik de şu kovanın dileklerini gerçekleştir, hadi :)

Fotoğrafa, bu yıl öğrencilerimin yeni yıllarını kutladığım e-postaya iliştirdiğim, onlara hediye ettiğim, şarkıyı giydirdim :) Siz de alın, kabul edin lütfen :) 


26 Aralık Salı

"Dilimde yarım bir hece gibi kalan babamın güzel hatırası için"* ...

20 yıl önce bu saatlerde görmüştüm babamı en son. Oturuş şekli bile aklımda, ne garip. Hem çok uzun yıllar geçmiş gibi üstünden, hem de hiç geçmemiş gibi. 

Güzellikler Defterine hüzünlü bir şeyler yazma niyetinde değilim. Aksine babamın kızı olmanın hayatıma kattığı güzellikleri yazmak istedim. 

Ailenin ikinci çocuğu olarak doğduğumda, babam ağlamış hastanede. Etraftakiler "yine kız oldu diye ağlıyor Erşen Bey" diye dedikodu çıkarmışlar. "Şaşkınlar, ben ikinci kez kız babası oldum diye sevinçten ağlıyordum" diye anlatırdı. Ablama da bana da, hep bizim babamız olduğu için kendini ne kadar şanslı hissettiğini bir şekilde belli etti, dile getirdi. Türkiye gibi bir ülkede bir kız için ne büyük bir şans böyle bir babayla büyümek.

Birlikte çizgi film izlemeyi çok severdik biz. Hem televizyonda hem de Akbank'ın çocuklar için düzenlediği sabah sinema matinelerinde. 101 Dalmaçyalı dahil bir çok çizgi filmi birlikte izlemiştik. Hani son yıllarda moda ya "çocuklarla kaliteli zaman geçirme" tanımı, bundan güzel kaliteli zaman mı olur?

Akşamları yerde oturup sırtını koltuğa dayayıp ayaklarını uzatarak oturmayı severdi. Ben de gidip göğsüne yatardım. Daha güvenli bir yer düşünemiyorum. Baba güveni, babama her şeyi anlatabilirim, bir çözüm bulur duygusu ne şahane bir histi...

Otururken gidip kelinden öpmeyi çok severdim. Onunla uğraşmayı da. Anneme dönüp" deli bu kız ya" derdi gülerek. Gülmek yakışırdı babama. 

Sadece dolu dolu gülmezdi ama! Duyguları hep uçtaydı. Ölmeden bir iki gün önce rahmetli dayımla ilgili bir anıyı konuşurken "çok özledim ben o çocuğu" diye katıla katıla ağlaması hâlâ gözümün önünde. Erkekler ağlamaz saçmalığına inanmaması ne kıymetli bir özellikti.

Duygularını uçlarda yaşardı dedim ya, adaletsizliklere çok sinirlenirdi. Çalıştığı fabrikada, işçilerin hakkını vermeyen genel müdürle ettiği kavga ve sonunda işçilerin lehine gelinen nokta,  yıllarca konuşuldu. Yıllar sonra, ben o fabrikada staj yaparken, işçilerin beni bu yüzden el üstünde tutması, efsane gibi anlatılan, işçilerin hakkı için verdiği mücadele, şahane bir şey ve gurur verici bir anıydı. 

Sonra, çok güzel şiir okurdu benim babam. Elektirikler kesildiğinde ezberinden okuduğu şiirlerle günümüzü şenlendirirdi. Şiir tutkumun temelinde babam vardır. 

Özetle, sevgi dolu, sevdiklerine kanat olmayı bilen, koruyan, kollayan, merhametli, adaletten yana olan güzel bir adamdı babam. Cennet varsa, eminim ordadır. 

Nurlarda yat canımın içi... Bu hayatta en büyük şansım sensin...

Fotoğraf, vefatından 1 yıl önce, doktora törenimden. "Bana bugünü de yaşattın ya, ölsem gam yemem" deyişi kulaklarımda hâlâ...

*Birhan Keskin'in "Ba" adlı kitabındaki ithaf...

25 Aralık Pazartesi

 Hafta içi iş-güçle, hafta sonu ise gezmekle doluydu benim için, hâlimden memnunum :) Hemen hızlı bir özet geçip, gidip yatayım artık, gözümden uyku akıyor resmen!

  • Cuma günü sabahtan bitirme öğrencilerimin ara raporlarını okuyup, geri bildirimlerini gönderdikten sonra koşarak Bostancı'ya gittim ve yârimi karşıladım. Hava serin ve yağmurluydu ama bu bizim, Heybeliada'ya gidip mini bir tur sonrası gündüz rakısı ziyafeti çekmemize engel olmadı tabii ki :) 
  • Cumartesi sabah, erkenden kalktık ve 9.30'da Arkeoloji müzesi önündeydik. A.ciğimin bana aldığı yılbaşı hediyesinin ilk parçası, rehber eşliğinde müze gezisiydi zira :) 4 saate yakın gezdik. Çok yorulduk ama bir o kadar keyif aldık. Daha önce en az 3-4 sefer gezdiğim müzenin yeni halini, üstelik arkeoloji doktoralı bir rehberden dinlemek şahaneydi.
  • Akşam ise bizim "büyük aile" ekibi olarak Anadolu yakasında bir kebapçıda, yılbaşı yemeği için buluştuk. 1 eksikle 12 kişi toplanabildik. Yine çok güldük, S.ve İ.'i ne zaman evlenecekleri konusunda sıkıştırdık, çocuklardan, üniversite dedikodularından, eski anılardan konuştuk ve tahmin edilebileceği üzere, gecenin sonunda yine o malum karikatürdeki gibi "ne yedik, iyi yedik" moduna geldik :) Hepsini ayrı ayrı o kadar özlüyorum ki...Aynı ortamda birlikte çalışmayı da...Yine de, 6 farklı üniversiteye dağılmış olsak da, şükürler olsun,  kopmadık birbirimizden diyerek teselli buluyoruz...
  • Pazar sabahı kahvaltı sonrası annemde kahve içip onun gönlünü eyledikten sonra, karşıya geçtik ve öğleden sonrayı A.'in ağabeylerini (ve 3 haftadır orada olan annemizi) ziyaret ederek geçirdik. Akşam ise yılbaşı hediyemin 2.kısmını idrak etmek için "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"ne, Serkan Keskin'in inanılmaz performansını izlemeye gittik. Hayran kaldık ikimiz de. Ne zamandır izlemek istiyordum, A.cim sürpriz yapıp bilet almış sağ olsun. Çok keyifli bir hediyeydi doğrusu :)
  • Bugün ise yoğun ama güzel bir gündü. Öğlen, bölümde yılbaşı kutlaması yaptık. Bölümün gençleri şahane şeyler hazırlamışlardı, kendimizden geçtik yerken. Sonraki derste ise en sevdiğim konuyu (ulaştırma modelleri) anlattım ve tabir yerindeyse "şov yaptım" vallahi, kendi performansımdan kendim de çok memnun kaldım :)
  • Geçen hafta Haluk Şahin'in bir yazısını okuyup çok beğenmiş, ("Şiir girmeyen eve nörolog girer") ve anneme yüksek sesle okurken "nörologlar son yıllarda çok yaygınlaşan bellek zayıflaması ve kaybına karşı insanlara şiir ezberlemesini tavsiye ediyorlar" cümlesinden sonra kendisine,"ister misin sana her hafta kısa bir şiir göndereyim, onu ezberle" demiştim. Annem de hem bir şiir sever hem de bir hırs küpü olarak "tamam" demişti. Geçen haftanın şiiri, Cemal Süreya'dandı, hemen ezberledi bizimki; bu haftanın şiiri de Orhan Veli'den. Bakalım ne zamana dek sürdüreceğiz bu oyunu  annemle...
Arkeoloji Müzesinin binası da içindekiler kadar etkileyici geliyor bana hep...Yeni haline gitmediyseniz, mutlak gidin derim

21 Aralık Perşembe

 Ne zamandır üzerimde bir sıkıntılı hâl var. Nasıl anlatsam bilemiyorum. A.Kadir, pek sevdiğim şiirinde der ya, hani:

"Bu akşam içimde
Tuhaf bir sıkıntı var
Dünyada sanki bir ben kalmışım.
Sanki herkes nerde keder varsa bırakmış
Ben nerde bulduysam toplamış almışım"
diye, tam öyle...

Neyse efendim, biz akademisyenler "amme hizmeti" şeklindeki faaliyetlere bayılırız, malum. Ben de yine bir arkadaşımı kıramayıp, doktora öğrencisinin tez izleme jüri üyeliğini kabul etmiştim ve iki yıldır, belirli aralıklarla toplanıp zoom üzerinden "tez izleme" komitesi olarak öğrencimizi dinliyor, önerilerde bulunuyorduk. Bugün tez sınavına girecekti adayımız ve artık bu son sunum, yüz yüze olmalıydı. Ben de bu yüzden, sabahın köründe kalkıp Marmarayla Üsküdar, motorla Beşiktaş sonrası Galatasaray Üniversitesine vardım. Tez güzel, sunum akıcı, sorulara yanıtlar doyurucuydu. Nur topu gibi bir doktorumuz daha oldu. Sonrasında, aynı güzergahla Üsküdar'a geçmiştim ki, birden şarkı mırıldandığımı ve üzerimdeki hafifliği fark ettim! Anaaaaam, e gitmiş ya, o sıkıntı :) Bendeki sevinci görmeliydiniz :) Nasıl bir hafifleme...Ne oldu derseniz, sanırım olan şu: ben denizi özlemişim :)

Üniversitedeyken Maçka'ya gidiş yolumda bazen indi-bindi yapmaya üşenir, o zamanlar Bostancı-Beşiktaş arasında çalışan 111 ya da 112 numaralı otobüslerle giderdim. Babacım da "kızım vapurla git, deniz iyidir, insanın üzerindeki sıkıntıyı alır" derdi. E doğruymuş işte...Canım babam yaaa, neden daha önce akıl etmedim ben bunu! Nurlarda yat, e mi...

Dönüşte mini bir pazar alışverişi yaptım. Eve gelirken önce çiçekçiden 2-3 demet nergis alıp kendimi, sonra sevdiği böreği yapıp, okuldan dönen oğluşu, son olarak da kapıdan anama uğrayıp, onu da aldığım tatlı ile şımarttım :) Aydınlığın karanlığı yeneceği gece, içimdeki karanlığı yendim işte! Ne mutlu bana :)

Sabah karşıya geçerken manzaram buydu. Ah İstanbul...


18 Aralık Pazartesi

 Ayrı şehirlerde evlilik yürütmek sürekli bir şekilde mobil olmak demek, malum :) Bizim düzenimiz, sıra dışı bir şey olmazsa (hafta sonuna denk gelen bir ders ya da bir sağlık problemi) bir hafta sonu İstanbul'da diğer hafta sonu Ankara'da olmak şeklinde. Geçtiğimiz hafta sonu, Ankara'daydı sıra ve bu sefer bana sevgili Y.hemşirem de eşlik etti. Şansına, Ankara'da hava, hem de Aralık ayının ortasında, şurup gibiydi :)

Cuma günü trenden inince A.ciğim bizi karşıladı ve hızlı bir yemek sonrası Y.'nın özel isteği üzerine Anıtkabir'e götürdü. Kaçıncı defa ziyaret ediyorum burayı, bilmiyorum ama yine etkilendim tabii...

Cumartesi günü ise Cumhuriyetin 100.yılı şerefine, Cumhuriyetin kurulduğu mekanlarda dolaşmayı tercih ettik. İş Bankası müzesinden başlayıp, 1.Meclis ve 2.Meclis'i gezdik. Kale civarındaki cafelerden birinde bir şeyler atıştırıp Resim Heykel Müzesine yollandık ve müze kapanana dek de oradan ayrılmadık. Y'm keyiften dört köşe oldu, biz de  Ankara'nın en sevdiğimiz mekanlarında mutlu mesut dolanmış olduk. 

Cumartesi akşam canım A. ve S. da katıldılar bize. Ne zamandır gitmek istediğimiz meyhanede, "lezzetten ağlamak istiyorum" modunda yedik, içtik, güldük, uzaklarda olan diğer BAL'lı dostlarla görüntülü konuştuk ve gece hiç bitmesin istedik :) Dostlarla geçirilen zaman, hele de bizimki gibi yıllanmış dostluklarda söz konusu olan, daha bir leziz oluyor vallahi, kesin bilgi :)

76. Devlet Resim ve Heykel Yarışmasında ödül kazanan ve Resim Heykel'in alt katındaki salonda sergilenen , benim pek beğendiğim, Derya Ülker'a ait eser  

11 Aralık Pazartesi

Bir pazartesi akşamından daha merhaba sevgili blog:)

Sabahın köründe okul yollarına düşüp, toplantı-ders-toplantı-ders şeklinde bir örüntüyle günü kapadıktan sonra eve döndüm hayırlısı ile. Ameliyatlı iken sırt çantası ile yollarda telef olmayayım diye arabayla gidip geldim, ama doğrusu ya, İstanbul'un iyice zıvanadan çıkan trafiği sayesinde araba kullanırken daha çok yoruldum sanırım. Neyse...

Geçen haftanın özetine gelecek olursam:

Raporluydum, evdeydim dolayısıyla. Derslerimi  çevrim içi yaptım, toplantılara çevrim içi katıldım, sınav okudum, yani baya yoğun çalıştım ama yine de evden dışarı çıkmamak iyi geldi :) 

Bu yoğunluk içinde bir akşam  Mubi'de "İnşallah erkek olur"u seyredip çok etkilendim. Bir de A.ciğimle "Love actually"yi seyrettik, yine beğendik, "ah mirim, artık nerede böyle güzel noel filmleri" dedik :P

Cumartesi günü dikişlerimi aldırdıktan sonra F.ve B.hocalara başsağlığı ziyaretine gittik. Dönerken de güzel bir Moda'dan Kadıköy'e yürüdük, ve tabii ki Kadıköy'e inmişken bir Baylan molası verdik. Bazı mekanlar hep çok özel, hep :) 

Pazar günü ise yeni evimizin ilk "ağır" misafirleri geldi: A.'in annesi, ağabeyi, eşi ve kayınvaldesi. Güzel bir pazar günü oldu sayelerinde. 

Akşam onlar gittikten sonra gelen Ö.beyle ise geleneğimizi bozmadık ve Behzat Ç'nin yeni sezon/ bölümünü izledik.

Son 10 günün en güzel tarafı ise, yârimin bana destek amaçlı, iki gün hariç, hep yanı başımda olmasıydı. Emeklilik günlerinin demo versiyonunu yaşadık birlikte böylece :)  

Baylan'ın vitrini beni benden aldı yine :)

4 Aralık Pazartesi


Her gün yazma rutinini, hafta başı yazma rutinine çevirmişken bundan da taviz vermek istemedim ve oturdum bilgisayarımın başına. Televizyonda Cem Adrian ve Hande Mehan "Sen benim şarkılarımsın"ı söylüyorlar (ki yârimi 10 dakika önce geçirmişken Ankara'ya, ruh halime çok uygun bir şarkı bu); elimin altında bilgisayarım; önümde, hayatımdaki güzel insanlardan gelmiş güzel çiçeklerim; yanımda az önce içtiğim hasta çorbamın boş kasesi ile karşınızdayım :)

Geçen hafta iki lisans dersimin ara sınavlarını yapıp, birini de okuduktan sonra, cuma günü evimizin yakınındaki hastanede safra kesesi ameliyatı oldum. A.ciğim ve ablam her daim başımdaydılar; gelenler, gidenler, merak edip arayıp soranlarla bir ordu vardı arkamda, öyle hissettim :) Nazar değmesin, her şey yolunda ve olması gerektiği gibi gerçekleşti. Sadece damar yolu açmaya çalışan hemşireler damarlarımı bulmakta her zamanki gibi zorlandılar ve sol kolum 5 yerinden deşildi, ama olacak o kadar :) Cumartesi öğlen olmadan taburcu oldum ve o andan beri de evdeyim. Bolca dizi izleyip, ziyarete gelenlerle çene çalmaktayım...yazmıştım ki G.cuğum geldi. Çay ve sütlü tatlı eşliğinde bol dertleşmeli, ağlamalı bir hasret giderme seansı gerçekleştirdik kendisiyle, iyi geldi ikimize de :)

Bu hafta raporluyum, yani evdeyim :) Yine online toplantılara katılacağım, bir doktora, bir de lisans dersimi de uzaktan yapacağım (yoksa konular yetişmeyecek), tabii bir de okumam gereken 90 adet sınav kağıdı var ama olsun, evin dışına burnumu uzatmadan, çalışmayı da çok abartmadan dinleneceğim vallahi. Bu molaya ihtiyacım vardı :)



27 Kasım Pazartesi

Salgın zamanında her gün yazarak başladığım blog, Ekmekçikız kadar dirayetli bir insan olmadığım için haftalık haline geldi, neyse buna da şükür :)

Geçen haftaya ailemizin sporcusu E.beyin, Antalya'da gerçekleştirilen Özel Sporcular Türkiye Atletizm Şampiyonasında 100 metrede Türkiye 2.olduğu haberiyle başladık, pek sevindik, gururlandık. TRT spor kendisiyle röportaj yapmış hatta, çok karizmatik ve havalıydı kuzu, kaç kez izledim, bilmiyorum :)

Okulda sınav haftası olduğundan ders yapmadık hiç, ama doktora yeterlilikti, jüri üyeliğiydi, vizeydi derken sırt çantam ve kulaklıklarımla okul yollarındaydım genelde. Yine de ders vermemek iyi geldi, artık eskisine göre daha çok yoruluyorum zira. Geçenlerde bir arkadaş "vitaminlerin üzerinde neden 50+ yazdığını, 51 olunca anladım" demişti, çok gülüp, çok hak verdim kendisine. 50 yaş bir dönüm oldu bende de gerçekten. Daha çabuk yoruluyorum artık, net! 

Cuma gününe, yani öğretmenler gününe, tabii ki biricik ilkokul öğretmenimizi, yani annemizi, kahvaltıya götürerek başladık ablamla. Günün kalanı, genelde mesajlar, telefonlarla, tebrikleşmelerle geçti. Evet, çıkışı yıllar önceki darbeci paşaların fikri olsa da, sevildiğimizi hissettiğimiz, sevdiklerimize onların bizim için önemini söyleyebildiğimiz her gün güzel ve özeldir bence, bu yüzden öğretmenler gününü seviyorum. Hayatıma dokunmuş öğretmenleri arayıp gönüllerini almayı da! Annem ısrarla "sen öğretmen değil, mühendissin" dese de öğretmen olmayı ve aranıp sorulmayı da :) Eski, yeni öğrencilerimden gelen mesajlarla, telefonlarla yüzüm güldü hep, var olsunlar :) 

Annemle ablamı eve bıraktıktan sonra, Ankara'ya yola çıktım. A.ciğim de ders çıkışı gara, beni karşılamaya gelip "sen seversin" diyerek oto sanayinin içinde bir cağ kebapçısına götürdü beni. Lezzetten ağlamak istiyorum diye diye götürdük kebapları, pek güzeldi :)

Cumartesi günü, önce, 3.sınıflarımla, online bir "sınav öncesi soru-yanıt seansı" yaptım (evet, "yoruluyorum" dedikten 5 dakika sonra başıma ek iş çıkarmaya bayılırım :P). Ardından kuzen F. ile kahve seansı yapıp, dertleştik, hasret giderdik. Akşamına ise daha önceden planladığımız üzere canım hemşirem A.ciğim ve sevgili eniştem S. ile birlikte dışarı çıktık. Bol bol yedik ve de içtik. Ankaralılar hafta sonu kendilerini içmeye vuruyorlar anladığım kadarıyla, zira çarşamba gününden rezervasyon yaptırdığımız halde, yer bulmakta zorlanmıştık. Hatta "gidilecek yerler" listemizdeki ilk 2'de yer olmadığından 3.seçeneğimize kalmıştık ama gittiğimiz meyhaneden de ve mezelerinden de ziyadesiyle memnun kaldık.

Pazar günü ise evimizin küçümeni (küçümen dediğimiz bile 19 yaşını doldurdu gerçi) E.beyin yaşgünü kutlaması vardı. A.ciğimin lise-üniversite arkadaşı M. ve eşi D.de geldiler, güzel bir kahvaltı sonrası E.'nin tek sevdiği pasta olan ve benim cumartesiden yapıp dolaba kaldırdığım mozaik pasta eşliğinde kutlamalar gerçekleştirdik. E.ciğim ilk kez yaş günü pastasını sadece seçmeyip, hapır hupur yedi de böylece, çok mutlu oldum :) Nice yaşları olsun inşallah, sağlıkla, mutlulukla, başarıyla dolu...

Bu da yârimle yazdan kalan bir fotoğrafımızın yapay zeka ile anime karakterlere dönüştürülmüş hali. Pek sevdim  :)