Yazlığı topladık, İstanbul'a geldik, yerleştik ama sorsanız "ne haldesiniz" diye, "perişan" derim çünkü hepimiz hastayız. Annemden önce ablama bulaşan hastalık sonra bana bulaştı ve bugün de oğluş pek halsiz ve burnu tıkalı! Üzüntü ve muz kabuğu! Bu arada, annem iyileşti şükür, ama biz ablamla ciğerimiz çıkacak gibi öksürüyoruz. Yeni öğretim yılına şahane bir giriş, beni bekliyor yani ! Çarşamba günü öğrencilerimin karşısına Ekmekçimin deyişi ile "sahne sesimle" çıkacağım :P
Bu arada ben doğrudan annemin evine geldim yazlık sonrası. Oğluşum da benimle birlikte tabii. Anneme "O.bey anneannesini çok özlemiş, senin bizde kalmanı istedi ama rahat etmiyorsun öyle diye, biz sende kalalım onun okulu başlayana dek" dedim. Asıl niyetim, ablamın kendi evinde vakit geçirmesini, ve biraz olsun dinlenmesini ve kendisine zaman ayırmasını sağlamaktı tabii. Annem de ablam da hık mık deyip, itiraz etmek istedilerse de bu itirazlar duymazdan geldim.
Annemin itirazı "niye bende kalıyorsun, bende bir anormallik mi var" şeklinde oldu. Alzheimer hastalığının en güzel yanı, hastanın durumunun farkında olmaması sanırım. O yüzden "yooo, hiç bir şey yok, senle daha çok zaman geçirmek istedik, artık yoruluyorsun yemek yaparken falan, yardım edeyim diye" şeklinde bir yanıt verdim. Doğrusu, yemek falan yapamıyor artık annem. Hatta yemek yapmayı bırak, kahve bile yapmayı unuttu ama ona kalsa, her şeyi yapıyor, herkese öyle anlatıyor...
Ablamın itirazı ise, "düzenini bozuyorsun ne gerek var" şeklinde oldu ama ona da "kendine biraz zaman ayır, enerjini şarj et, bak kolay değil sürekli annemle olmak" yanıtını verdim, ki bu gerçek. Alzheimer hastası ile 7 gün 24 saat birlikte olmak gerçekten zor. Ben anneme teşhis konduğundan beri elimden geldiğince destek olsam da (haftanın iki günü, ablam resim kursundayken annemle olmak, İstanbul'da olduğum hemen her gün uğrayıp birlikte çay-kahve içmek gibi) yükün çoğu onun sırtında ve çok yıpranıyor gözümün önünde, kıyamıyorum.
Neyse, çarşamba günü öğle saatlerinde eve gelmiştik bile. Önce internet çektirdim, zira geçen iki senede haftada iki gün annemde çalışırken bile internet sorun oluyordu zaten, ki bu sene daha çok ihtiyacım olacak belli ki. Sonra bana perşembeleri temizliğe yardıma gelen S.ciğime "bana değil, anneme gelir misin bu hafta" mesajı yazdım, böylece temizlik işi hallolmuş oldu. Olmazsa olmaz, evde mutlak bir sorun çıkar, bu sefer de rezervuar akıtıyordu, pek sevgili E.ustamızı arayıp "gel beni şu dere sesinden kurtar" diye yazdım, ikiletmedi her zamanki gibi sağ olsun. Uydu frekanslarını bir türlü ayarlayamadığımız salon televizyonu için de pek sevdiğim mobil uygulamadan usta bulup o işi de hallettim. Bir de oğluş bey rahat okuyup çalışabilsin diye onun kalacağı odaya portatif bir masa ısmarladım. Her şey gayet yolunda ve tıkırında ilerledi işin özeti ve biz oğlumla birlikte ayın 28'ine dek annemde yatılı kalıyoruz, kalacağız ama bu düzen değişikliği ne işe yaradı, herkes mutlu mu derseniz, bakın ondan hiç emin değilim...Ne diyorduk, neyse :)
Bugün ders hazırlıklarımı yaptım, birinde 85 diğerinde 135 öğrenci olan 2 lisans dersim var bu dönem. Dersi anlatmak sorun değil de, sınavları okurken mızırdanmalarımı çekersiniz artık :P
Benim için yeni yıl, hep okul açıldığında başlar. Öğretmen ailesinde büyümenin ve ucundan kıyısından da olsa öğretmen olmanın doğal sonucu bu sanırım. O yüzden, hepimize mutlu yeni yıllar :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder