27 Ocak 2026, Salı

Üniversite hocası olmanın kötü yanı şu bence: çevrendeki çoğu kişi dersler bitince senin de işinin bittiğini ve artık tatilde olduğunu varsayıyor. Halbuki derslerin bitmesi demek, okunacak final ve bütünleme kağıtları, jüri üyesi olunacak lisans, yüksek lisans ve doktora savunmaları ile lisansüstü mülakatları, dönem içinde çok yoğun olduğun için yapamadığın birikmiş makale revizyonları, yazılması gereken raporlar ve bölüm toplantıları demek. Hele bu ara, o kadar çok ders dışı iş geldi ki arka arkaya, "yeteeer" diye bağırmamak için zor tutuyorum kendimi. Neyse ki "sakin ol, halledersin sen" diyen motive edici bir iç sesim var :P

Bu ara mutfakta işlenirken, youtube'da iki güzel video izledim. İlki Emrah Kolukısa'nın Nejat Yavaşoğulları ile yaptığı sohbetti. Yavuzer Çetinnkaya ile, ki kendisi benim ennnn sevdiğim sanatçılardan biridir, birlikte de çalmışlar bir grupta mesela,  hiç bilmiyordum. 

İkincisi de Özlem Gürses'le Psikiyatr Dr.Gülcan Özer'in sohbetiydi. Gülcan hanımı zaten çok beğeniyorum, bu söyleşi de çok iyiydi bence. Eşe dosta gönderdim, ama burada da dursun, belki dinlemek istersiniz:


Bu arada yârim, yazlıkta baya bir tadilat işine girişti malum. Aslında aklım da kalbim de onun yanında. Hem merak ediyorum onu ve evde yapılanları, hem de o yalnız başına uğraşıyor ustalarla ve yoruluyor diye üzülüyorum. Bir de çok özlüyorum itiraf edeyim ki! Pof! 

Neyse ne yapıyorduk hasretle başa çıkmak için? Şiire sığınıyorduk elbette :) Bu dizeleri Haydar Ergülen karısı İdil için yazmış, benim kimi düşünerek okuduğumu siz biliyorsunuz zaten :)

"Bak yüzüne karşı değil
arkandan söylüyorum
ben senin gölgeni bile
övüp alkışlarım"


23 Ocak 2026, Cuma

120 sınav kağıdı ile cebelleştiğim bir günü daha geride bıraktım sevgili blog :) Akademisyenliğin en sevmediğim yanı bu kağıt okuma süreci. Eskiden de sevmezdim ama son yıllarda resmen içim bulanıyor o kağıtları görünce! Bir de notlar daha iyi olsaydı, daha çekilir olacaktı bu süreç ama sınıfın yarısından çoğu bütünlemeye kaldı, bedbahtım vallahi! Öğrencilerin komik notları da olmasa hiç çekilir yanı yok :P 

Bu arada salı günü, canım K.cığım Amerika'dan annesini ziyaret için ülkemize ayak basınca, kısacık bir zaman için de olsa buluştuk kendisiyle. Çok özlemişim arkadaşımı, 2 saatçik ama hızlı hızlı sohbet ettik, şenlendirdik gönlümüzü. Fotoğraf çektirmeyi de unutmadık tabii :) Yapay zekanın bizi gençleştirip güzelleştirmesinin yanısıra üzerimde gördüğünüz kazağın 30 yıllık olması önemli :) 

Bu haftanın bir diğer güzelliği de E.cuğum bir tanemin yaş günü olmasıydı. Uzakta da olsa, her daim yüreğimde sevgisi, dostluğu, kardeşliği. Çok yaşasın! 

18 Ocak 2026, Pazar

3-4 günlük bir Bergama kaçamağı sonrası merhaba :) Dönemin son dersini yaptıktan ve oğluşun son final sınavına girmesinden sonra kendimi yazlıkta tadilat işlerine girişen zarif eşimin yanına attım. Biraz ustalarla mesai yaptık, biraz akraba ziyaretlerinde bulunduk, biraz annemizin gönlünü eyledik ve bir akşam da arkadaşlarımızla sahilde yürüyüş sonrası kuzine sobanın başında şarkılı türkülü ve anılarla dolu bir gece geçirdik. Daha ne olsun :)

.

Bu arada Yenal Bilgici'nin "Sıfır Sayı" adını verdiği podcast programının "Türkiye'yi Değiştiren Kitaplar" bölümünü dinleyip bayıldım. Deniz Yüce Başarır'ın "Ben Okurum" serisinin son söyleşisi olan "Yarın Yapayalnız" bölümü ve Selim İleri külliyatı hakkındaki söyleşi de gayet doyurucu ve "okumadığım Selim İleri kitaplarına en kısa zamanda dalmalıyım" hissiyatı vermesi açısından güzeldi.

Küçük mola sonrası, yarın yeni bir haftaya huzurla ve mutlulukla başlayacağım. Şükürler olsun.


12 Ocak 2026, Pazartesi

Oğluş final sınavlarına çalışırken ben de bol bol makale revizyonu işi ile ilgilendim son günlerde. Çok çalışkanız anne-oğul, nazar değmesin :) 

Cuma günü İ.ciğime uğradım, geçmiş olsun demek için. Önümüzdeki cuma geçireceği kalp operasyonu öncesi moral kahvesi içtik birlikte, dertleştik, biricik zarif eşi S.hanımcığımızın yaptığı kekten yedik, eski günleri yadettik, geleceğe dair hayaller kurduk. Arkadaşlık tam da bu değil midir zaten :) 

Bunun dışında neler yaptın derseniz, pek bir şey yapmadım vallahi. Youtube'a yüklenen "Var bunlar"ın 3.sezonunu izledim fırsat buldukça. Bir de iki sezondur izlemediğim bir diziye, Uzak Şehir'e dadandım. Töre-aşiret dizilerini sevmem aslında, bunu da o yüzden seyretmiyordum zaten ama bizimkiler sürekli olarak pek övünce, yine youtube'dan töre-aşiret kısmını olabildiğince atlayıp sevda hikayesine odaklanarak seyrettim. Bir tür "guilty pleasure" oldu benim için. Çok saçma ilişkiler var evet, uzun uzun bakışmalar, silahlar, kaçakçılık faaliyetleri ve kötü kayınvalide beni benden alıyor, ama Cihan ve Alya'nın ufak tefek flörtleşmelerini de sevdim, itiraf ediyorum :) Bu akşamki bölümünü tv'den izleyeceğim artık.

Bugün sabahtan teyzemi ziyarete gittim. Yanındaki görevli, teyzeme "Şule hanım gelmiş" deyince bir sevindi anlatamam. Ben de beni tanıdı sandım ama sonra görevliye "eskilerden, komşumun kızı" diye tanıttı beni :( Ne diyeyim, buna da şükür. Sonra da sohbet ettik, anlamlı anlamsız bir şeyler anlattı bana. İnsan beyni çok ilginç gerçekten. Teyzem de konuşuyor mesela ama kurduğu cümleler o kadar anlamsız, kopuk ve bir yere bağlanmayan nitelikte ki insan bazen ne diyeceğini şaşırıyor... Mutlaka tatlı bir şeyler alıyorum giderken. Bu sefer de acıbadem kurabiyesi almıştım, nazlanıyor ama ben yedirince yiyor. Canım teyzoşum...

Günün ve haftanın güzelliği ise hafta sonu ablamın bana ördüğü parmaksız eldiven :)  Bu ara görüp sağda solda, çok beğeniyor ama yorulmasın diye söylemiyordum. İçine doğmuş herhalde, pek sevindim vallahi. İnsanın becerikli bir ablası olması şahane bir şey :P


 

8 Ocak 2026, Perşembe

İstanbul "uçuyor" bugün, daha doğrusu: "uçuruyor" ! Hayatımda ilk defa kilolu bir insan olmanın avantajını kullanarak korkmadan pazara gittim :P Mazallah incecik biri olsam, sürüklenebilirdim rüzgardan, o derece!

Bizim evde farklı müzikler duyulur çoğu zaman. Farklı derken benim normalde dinlemeyeceğim türden. Oğlumla birlikte yaşamanın en sevdiğim yanlarından biridir bu; onun dinlediği müzikleri dinleyebilmek, izlediği dizileri/filmleri bilmek, ve tabii siyaseti sayesinde birebir takip edebilmek! İzlediklerinin/ dinlediklerinin hepsini beğenmesem de bazıları çarpıyor beni. Şu şarkı da onlardan biri. Önce müziğini beğendim, sonra hikayesini öğrenip sözlerine bakınca daha da sevdim. "Pes etmiyoruz" diyenlerin şarkısı olarak geçiyor, ve evet, pes etmiyoruz :)


Kasım ayının sonlarına doğru yazdığım yazıda: "Bir de dilerim ki Haydar Ergülen'le Birhan Keskin bu yıl artık yeni şiir kitabı çıkarsınlar, ruhumuzu doyursunlar" demiştim. Dileğim oldu, Haydar Ergülen "cömert Gül" adlı bir şiir kitabı yayınladı, Mesudum :)

Bugünkü yazıyı Ergülen'den bir şiirle bitireyim o halde:

Kedi güneşte daha kedi
insan insanda daha mavi
kedideki ışık mırıldanıyor
benim yerime bu şiiri

Kedi dediğin bir sokak ermişi
güneşi açıyor sevildiğinden
insan da severken daha güneşli
kedi bıyıkaltından mavi çelebi

Kediyi bıraksan buradan
İzmir'e kadar gerinir
kedi İzmir'de daha mavi
insan insanda daha kedi

Kedinin içi güneş, gönlü mavi
ruhumuz kar topluyor, çelebi sevgi
çok yaşasın kedimiz, bıyıklımız, pirimiz
kedi bizim yuvamız, dergahımız, evimiz

 

3 Ocak 2026, Cumartesi

Çocukluktan gelen bir "kış günleri" modum var benim sanırım. Soğuk kış günlerinde dışarı çıkıl(a)madığı için bizim evde bir "altın günü" konsepti olurdu. Annecim kısırdır, kektir, börektir, kreptir, artık canımız ne çekiyorsa yapar, masayı donatırdı. Ben de benzer bir anne modeli olarak, 2-3 gündür aynı moddayım. Zira, hem İstanbul'da deli bir rüzgar ve soğuk var, hem de oğluşum finallere hazırlanırken "ona motivasyon olsun diye sevdiği yiyecekleri yapıyorum" şeklinde öne sürebileceğim bir mazeretim var :) Böylece son 3-4 aydır dikkat ettiğim yeme-içme alışkanlarımı da rafa kaldırmış oldum, ama olacak o kadar. Bu pazartesi şekersiz ve hamur işsiz moda dönme sözü verdim yine kendime.  Bakalım, kısmet :P...

Yine bu 2-3 gündür her gün anneme gidip biraz oturup, onunla ve ablamla çene yapmak dışında hemen hemen hiç dışarı çıkmadım. "Ne yaptın peki" derseniz, oturup dizi izledim, internette gezindim ve aylaklık yaptım. İzlediklerim içinde en güzeli Kenan Doğulu ile yapılan söyleşi ve alfabenin tüm harflerini içeren potporisiydi, kesin. Bir de İbrahim Selim-Teoman sohbeti de çok içten ve güzeldi. Dinlediklerim içinde de "Yıllar sonra: Hümeyra" seçkisindeki Şirin Soysal ve Ali Erenus'un şu yorumunu çok beğendim

Bir de bugün, eczaneye ilaçlarımı almaya giderken sevgili İlhan abi'den (-köy-ümüzün gazetecisi) Milliyet Sanat'ımı aldım. "Çok zam geldi, tahmin et ne kadar oldu" dedi bana dergiyi uzatırken. Ama ben Elifciğimin blog yazısından Varlık dergisine gelen zammı bildiğimden, hazırlıklıydım, gayet uçuk bir fiyat söyledim. Neyse ki o kadar olmamış. Derken lafladık biraz ayaküstü. Bana, o küçükken Bülent Ecevit'lere, Erdal İnönü'lere ve daha pek çok tanınmış simaya günlük gazeteleri götürüp, gazete parasından çok daha fazla bahşiş topladığı zamanları anlattı. "Şimdi insanlar gazetenin parasını veremiyorlar bazen" dedi sonra da, iç çekerek...Sohbetimiz iç açıcı bir konu üzerinde olmasa da gülümseyerek ayrıldım yanından. Zira, sanırım bu mahalleye ben 3 yaşındayken ailecek taşındığımız o günden bugüne, burası ile en çok sevdiğim bu "mahalle kültürü". Esnafla sohbet etmek, alışveriş edip eve gelirken mahallenin bakkalı-kasabı-berberi-koltuk döşemecisi ile selamlaşmak; kocaman İstanbul'un göbeğinde bir tür Perihan Abla mahallesinde yaşamak ayrıcalığı. Tüm  o korkunç kentsel dönüşüm çılgınlığına rağmen hem de...(Benzer ortamları hemen hemen aynı zamanlarda yaşadığım, okuldaşım, dönem arkadaşım sevgili Fuat Sevimay'ın yazısı geldi yine aklıma. Okumak isterseniz: İlk aşk Erenköy)   

Dergiyi alıp eve yürürken şunu düşündüm bir de: Ben sevdiğim insanlardan, eşyalardan, kıyafetlerden  kolay kolay vazgeç(e)mediğim gibi sevdiğim dergilerden de vazgeçemiyorum:) '89 yılında başladım bu dergiyi okumaya. Yazılarını dört gözle beklediğim Yavuzer Çetinkaya'nın ani ölümüne çok üzülüp, elimin satın almaya ermediği bir yıla yakın süreyi saymazsak, 36 yıldır tek bir sayısını kaçırmadım. Benim ruhum böyle demek, vazgeçmemek üzerine kurulu :) 

Bu da böyle bir yazı olsun. Dünya ve ülke gündemindeki abukluklar bir kenarda dursun...

1 Ocak 2026, Perşembe

Yılın ilk gününü dolu dolu geçirdim. Yârimle aheste bir kahvaltı yaptık önce. Sonra onu bizim ailenin küçümeninin final sınavlarına destek olması için Ankara'ya geçirdim. Ardından mahalle pazarından alışveriş yapıp evi temizleyip, çamaşır yıkadım. Sonra da final sınavlarına hazırlanan ailenin büyük oğluna motivasyon olsun diye brownie yaptım.  An itibari ile ayaklarımı uzatıp keyif yapma aşamasındayım. Bu arada kar yağdı bir de, gözümüz gönlümüz şenlendi :) 

Eskiden İzmirliler böyle azıcık karla mutlu olurlardı. Biz de onlara benzedik yahu:)

31 Aralık 2025, Çarşamba

Bir yıl daha bitiyor. Zor bir seneydi. Yine! 

19 Martta başlayan süreç zaten pek de normal olmayan ülkemizi, şehrimizi ve dolayısıyla kişisel hayatlarımızı iyice allak bullak etti. Protestolar, sabahlamalar, endişeler...Oğlumdan gurur duymakla endişeden çatlayacak hale gelmek arasında çok gece geçirdim. "Şükür ki eve döndü, yanımda" demeye bile utanarak, şükrettim. 

Bu yıl annemle daha çok zaman geçirdim. Ona yoldaşlık etmeye çalıştım. Bazen öylece balkonda oturup gelene geçene baktık birlikte, bazen ben bilgisayarda çalışırken o bana meyve soydu, çay koydu, bazen o uyurken ben de yanında kitap okudum, bazen birlikte bize gelip televizyonda bir şeyler izledik (dizi değil, artık dizi takip edemiyor ama söyleşi programları falan çoğunlukla) bazen de birlikte sudoku çözdük.  

Okul her zamanki gibiydi. "Yol uzak, öğrenciler eskisi gibi değil, enerjim yok, emekli olmak istiyorum" diye söylendim sık sık ama yine de sürünerek gittiğim derslerden enerji yüklenmiş şekilde çıkabildim :) 

Akıl ve ruh sağlığımı korumak için küçük mutluluklara sığındım tabii, hep yaptığım gibi...İyi kitaplar okuyup, güzel filmler izledim. Arkadaşlarımla buluştum, sevdiceğimle kısa kısa da olsa, gezilere çıktım, oğlumla birlikte aynı evde yaşamanın keyfini çıkardım.  

Yılı hafta sonundaki "büyük aile" toplaşması ile kapadık. Büyük aile, gerçek ailem değil biliyorsunuz. Onlar benim kan bağım olmayan kardeşlerim ve aslında taaa İTÜ günlerinden beri yanımda olan çalışma arkadaşlarım. Bu sefer Ö.lardaydık. C.ciğimin donattığı muhteşem bir masada (gastronomi bölümünde hoca olmasının getirdiği bir -damak çatlatan lezzet-le karşılaştık) çok yedik, çok güldük, çok konuştuk yine.

Bu akşam ise yârim, oğlum, annem, ablam ve ben, bizde olacağız yılbaşı yemeğinde. Çoğunlukla olduğu gibi.  Çok büyük beklentilerim yok 2026'dan. Sağlık istiyorum hepimiz için. Oğlum mutlu olsun, başarılı olsun, yolunu çizsin istiyorum. Yârimle daha çok birlikte olalım istiyorum. Ülkem biraz nefes alabilsin, güzel günlerin kapısı aralansın istiyorum bir de..."İyi ki -çok bir şey- istemedin" dediğinizi duyar gibiyim. Çoksa da çok yahu, istiyorum bunları, evet! 

Bir Nesin takviminin daha sonuna geldik. Nicelerine, sağlıkla, mutlulukla, huzurla...

26 Aralık 2025, Cuma

Birlikte büyümek diye bir şey var gerçekten. Dün bunu bir kez daha hissettim. KAL'dan bir grup arkadaş toplanıp yemek yedik dün akşam. 12 kişiydik. Hem çok güldük, hem dertleştik, yedik, içtik. Gece eve dönerken bu kadar rahat, beni anlayacaklarına bu kadar inanarak, içimdekileri çekincesiz anlatabildiğim dostlarım olduğu için şükrettim, yine. Restoran çıkışında hemen hepimiz trene bindik, eve dönüş yolunda. Sanki lisedeyiz de okuldan dönüyoruz gibi hissettim. Oysa tanışalı 43, mezun olalı 36 yıl olmuş. Bir ömür resmen...

Bugün de annem ve ablamla birlikte "Bak Postacı Geliyor" adlı filme gittik. Muğla'da geçen, yönetmen Yüksel Aksu'nun kendi anne-babasının hikayesini anlattığı hoş bir filmdi. Annem ne kadar takip edebildi bilmiyorum ama yine de eğlendi, sevdi. Önemli olan da bu.

Yarın babamın ölüm yıldönümü. 22 yıl önce bu akşam görmüştüm onu en son. O gün bu gün, onu anmadan geçen bir tek günüm yok. " Okuduğum her cümlede / Konuştuğum her insanda / Gördüğüm her güzellikte / Sen de varsın, sen hep varsın" diyor ya şarkıda, öyle işte...

22 Aralık 2025, Pazartesi

Yârimle birbirimize vereceğimiz yılbaşı hediyemizi bu sene  "Büyükada'da bir gece konaklamak" olarak belirlemiştik. Cuma öğle saatlerinde vapura binip adaya geçtik ve Beltur'un Aya Nikola koyundaki tesislerine gittik. Tesis gayet güzeldi doğrusu ama orada konaklamak bize Ada'nın bugüne dek pek de gitmediğimiz tarafını keşfetme şansı da vermiş oldu. İlk iş olarak, yakındaki Adalar Müzesini gezdik, bahçesindeki kafede kahvelerimizi içtik, mekanı da çok beğendik. 

Oradan Heybeli'ye geçtik, milli parkın içinde yürüdük uzun uzun, dönüşte de güzel bir yemek yedik. Bundan iyi yılbaşı hediyesi mi olur :) Cumartesi sabahsa tesisin Sedef Adası manzaralı kahvaltı salonunda keyif yaptıktan sonra yürüye yürüye iskeleye giderken, yine bir çok köşke hayran hayran baktık, kedilere yoldaşlık ettik. Hava da şansımıza çok güzeldi gerçekten.

Akşamına annemle biricik komşusu A.teyzemizi sinemaya götürme planımız vardı aslında ama annem sultanımın başı ağrıdığından "ben evde olmak istiyorum" deyince, ne zamandır izlemek istediğimiz "Yan Yana"ya gittik bu sefer. Haluk Bilginer'e bir kez daha hayran kalıp, Feyyaz Yiğit'i de daha bir sevip geri geldik :) Görüştüğümüz kısıtlı zamanlara bir çok faaliyet sığdırmakla tanınan bir ikiliyizdir zaten, hakkını verdik yine bu tanınırlığın :P

Bu sabah ise kargalar kahvaltısını yapmadan Ankara'ya geçirdim zarif eşimi. Sonrasında kahvemi içip yoğun bir hafta için enerji depoladım! An itibari ile 2 posta çamaşır yıkanıp asıldı, bir öğrencim ile de öğleden sonra çalışmak için sözleşildi, daha ne olsun. Birazdan anneme gider, ona yoldaşlık ederim gün boyu. Sonrasına, sonra bakarız artık :) 

19 Aralık, 2025, Cuma

Ne çok gün geçmiş son yazının üzerinden, çok ayıpladım kendimi. Dün Ekmekçim taa Londralardan bu sessizliği fark edip "her şey yolunda mı" mesajı atınca ayıldım :)  Son 10 günde neler yaptığıma gelince:

  • Çarşamba ders arasında odama çıkıp iki yudum çay içtikten sonra, artık nasıl bir acelecilik içindeysem, çıkarken gümm diye dizimi sehpanın köşesine çarptım.  Sonrası biraz buz kompresi ve topallayarak ders anlatma şeklinde geçti. Neyse ki kırık falan yok, bir iki gün ağrıdı o kadar, ucuz atlattım. Kurşun mu döktürsem nedir...
  • Perşembe-cuma günleri rutin, yıllık doktor kontrollerim ile geçti. Her şey yolunda, aldığım ilaç sayesinde kolesterolüm de makul bir seviyeye indi yıllar sonra. Şükür...
  • Cumartesi İTÜ'den 4 kişilik kız grubumuzla buluşup 5 saat yedik, içtik ve çene yaptık. Çokça anneler, biraz çocuklar ve eşler derken zaman geçip gidiverdi ama bana çok iyi geldi arkadaşlarımla olmak, dertleşmek...
  • Pazar günü annemle kuaföre gittik, saçlarımızı boyattık, kestirdik. Bu saç boyatma işi kadar sinir bozucu az iş var. Beyazları bırakmayı ciddi ciddi düşünüyor ama henüz cesaret edemiyorum! Bir gün mutlaka!:P
  • Pazartesi tüm gün annemleydim. Biraz yanımda götürdüğüm bilgisayarımda çalıştım, ama çoğunlukla annemi "eyledim". Yemek yaptık, sütü mayaladık, çay içtik, kahve içtik, sohbet ettik derken akşamüstü, otobüsle Bergama'dan gelen yârimi karşılamak için evden çıkarken, keyfi yerindeydi.
  • Salı günü ders sonrası, ne zamandır planladığımız Behzat Ç.günüydü. Zarif eşim ve büyük oğlum/küçük kardeşim/daimi iş arkadaşım Ö.cığımla "Behzat birlikte izlenir" rutinimizi bozmamak için ne zamandır beklettiğimiz son sezonu, 7 bölüm tekmili birden izledik. Arada C.ciğimizin hazırladığı masada yedik, içtik, söyleştik de tabii :) Gece 1.30'du yattığımızda. Sonu hüzünlü bitse de, küfürler yine havada uçuşsa da, amirimizi özlemiştik, iyi oldu :) 
  • Dün ise, önce yârimin yüzünde çıkan yağ bezelerini yaktırmak için hastanedeydik. Kolaycacık oldu bitti neyse ki. Sonra da yeni işi için ağabeyini ziyarete gittik Zincirlikuyu'daki yeni bankasına. Ortamı, çalışanları falan görünce kurumsal hayattan ne kadar kopuk olduğumu bir kez daha anladım! 
  • Bu hafta yârimle bir de "Kasaba"yı izledik. Okan Yalabık'ın gönlümüzdeki yeri hep özeldir. Bence yine gayet iyiydi, hem Yalabık, hem de tüm gerilime rağmen dizinin kendisi.   
  • İçimde öyle eskilerde olduğu gibi bir yeni yıl neşesi falan yok ama belki salonu biraz şenlendirirsem ruhuma da iyi gelir diyerek bir iki küçük dokunuş yaptım tabii, fena da olmadı :)


9 Aralık 2025, Salı

Toplandık, taşındık, yerleştik :) Bu hafta sonunun en önemli haberi buydu sanırım :) "Ev, dev" derdi rahmetli anneannem, buna bir de zarif eşimin "lazım olur, saklayayım"cılığı ile benim bir önceki evden lojmana gönderdiklerim ve 2 gencin eşyaları eklenince, ev, gerçekten dev oluyor ve bir devi bir yerden diğer bir yere götürmek zor oluyor taktir edersiniz ki :P Neyse ki arkadaşlarımız vardı yardıma koşan ve de evimizin temizlik perisi G.cüğümüz de pazar günü gelip üzerimizden bir ton yük aldı derken, yerleştik tam anlamıyla. Tabloları bile astık, öyle diyeyim :) 

Artık şahane manzaralı (ülkemizin ana muhalefet partisi genel merkez binasına bakıyoruz) sahip bir evimiz var. Ankara'da olanları (kızım sana söylüyorum Deli'ciğim sen anla), yazları Antalya sıcağından kaçanları (Öğretmenim orda mısınız :P) ve bir gün elbet trene binip birlikte Ankara'ya gitme umudumu koruduğum canım mahalle komşumu (anladın sen onu Ekmekçim) ve tabii yolu Ankara'ya düşenleri bekleriz :)

Aşağıdaki söyleşi de günün bonusu olsun. Ayfer Tunç'un özellikle akademi ile söyledikleri can acıtıcı ama çok doğru. Dinlemek isterseniz : 



4 Aralık 2025, Perşembe

Bu sezon hastalıklar konusunda bir markayım vallahi. Dün 3 saat dersi güle oynaya yaptıktan sonra, bu sabah sıfır sesle uyandım! Yok abarttım, sıfır değil de, 100 üzerinden 4-5 belki. Kendi söylediğimi ancak kendim duyabiliyorum diyeyim, siz anlayın :) Aile hekimimiz, şu sıralar bu şikayetle gelenlerin çoğaldığını söyledi, bir iki ilaç verip, "sesinizi dinlendirin" dedi. "Oldu" dedim, "aryalarıma bir süre ara vereceğim mecburen" :)

Bugün yazmak istememin nedeni bu değil ama! 

Dün hiç beklemediğim bir video gönderdi eski bir tanıdık, "Biraz uzun, uygun olduğunda izlemeni rica ediyorum" notuyla. Video, narsist bireylerle ilgili. Önce "neden bunu bana yollamış" diye düşünsem de izledim videoyu. Sonra bana ayrılmak üzere olduğu eşinin narsist olduğunu düşündüğünden bahsetti. "Ben tabii tanımıyorum kendisini çok fazla, ama eğer öyleyse, kurtulman senin için hayırlı olmuş" diye yazdım, tam da ne diyeceğimi bilemeden. Sonra biraz daha yazıştık. "Seninle paylaşmamın nedeni bunu senden başka kimseyle paylaşamam ve beni iyi tanıdığını düşünmem" diye yazdı bir ara. Ne yanıt vereceğimi bilemedim. Yıllardır beni ve tüm arkadaşlarını çevresinden uzaklaştırdıktan sonra, şimdi geldiği nokta üzdü beni doğrusu. Hayat ne garip...Tabii bu muhabbetin tam da "Kral Kaybederse" dizisinin üzerine gelmesi de ayrıca garip bir tesadüf oldu, bunu da söylemeden geçemeyeceğim...

Bugün, yıllardır bizim evin temizliğine yardım eden S.ciğime 4 gün önceden sürpriz bir yaşgünü kutlaması yaptım. Ne kadar sevindi anlatamam. "Ne kolay insanları mutlu etmek" diye düşündüm, birlikte pastasını yer ve fısır fısır bir sesle sohbet ederken. Bir de Fazıl Hüsnü'nün dizeleri geldi aklıma: "Neden herkes güzel olmaz? Yaşamak bu kadar güzelken"...