Bu ara ruh halim inişli çıkışlı. Bazen yerlerde, bazen biraz daha ortalamada. Kendimi tanıyamıyorum çoğu zaman, o kadar durgunum. Ailedeki hastalıklar, neyi, nasıl kotarabilirim soruları her an beynimde. Yürürken, yemek yaparken, çalışırken, yatarken...Aklımda sürekli sorular...Huzursuzum. Belki o yüzden buraya daha çok yazmaya çalışıyorum. Yazarsam rahatlarım diye, umutla. Bir de güzellikler defterinin salgın sırasında ortaya çıkma nedeni de tam olarak buydu zaten: hayat içindeki küçük güzel anlara odaklanıp ruh halimi korumak. Ne diyeyim...Hadi inşallah :)
Dün akşam canım hemşirem/kardeşim G.cuğum geldi mesela. Malum pazar günüydü, ben de palamut almıştım. Oğluş yanımızda, yemekteyken, Amerikan seçimlerinden, genel dünya/ülke problemlerinden konuştuk bolca. O ders çalışmaya odaya çekilince de bol ağlamalı/gülmeli/dertleşmeli bir sohbete bıraktık kendimizi. İyi geldi dostluğun güvenli ortamı...
Sonbaharın renkleri bu ara beni en çok mutlu eden şeylerin başında geliyor. Bizim üniversite yerleşkesi aslında şahane bir yer ama İstanbul'un bütününde olan inşaat halinden nasibini bolca almakta son yıllarda. Yine de sabah bizim fakülte binasına doğru yürürken, durup her köşe başında fotoğraf çekesim geliyor. Gerçeği kadar güzel olmuyor hiç bir zaman (en azından benim çektiklerim :P) ama olsun, şöyle bir manzara eşlikçim oluyor okul sabahlarıma:


.jpeg)











.jpeg)
.jpeg)





.jpeg)

