21 Eylül Perşembe

Perşembe günleri sosyal medyada #tbt günleri malum. Ben de bunun farklı bir versiyonunu yapayım dedim blogta. Bu arada evet, okulda kayıt zamanındayız (dün 30 küsur öğrencinin not belgelerini incelemekten beynim uyuştu mesela) ve evet, yarın taşınıyoruz (evde koli, koli üstüne) ama kendime terapi niyetine oturdum bilgisayar başına :)

Biliyorsunuz, artık kapalı da olsa, ben ilk blogumu 2006'da, biraz da oğlumla ilgili bir tür günce gibi düşünerek açıp, sonra sadece O.beyle ilgili değil,kendimle ve hayatla ilgili de bir sürü şey yazmaya başladım ve oğluşun 18 yaşına dek de azalan bir ivmeyle devam ettim yazmaya. 

Bugün, 2007 yılının Eylül ayında ne yazmışım acaba diye düşünüp girdim eski bloga. Aşağıdaki yazı karşıladı beni. Burada da "Thow Back Thursday" kapsamında dursun istedim :) 

Şimdi efendim, sevgili elektracığım beni sobelemiş sayfasında. Hatta atlarım belki diye gelip haber bile vermiş…E, ben de yazayım o zaman…
Çikolatayı severim. Hem de öyle böyle değil, çok…Çalışırken, okurken, televizyon izlerken bir elimde genelde şokella kavanozu vardır.
Nazım’ı severim. Ama sadece severim demek yetmez aslında. Çok severim. Öyle ki, hani kitap okurken bir roman kahramanıyla kendinizi özdeşleştirirsiniz ya bazen, Nazım’ın hayatında kendimi yerine koyduğum kişi Piraye’dir. Bu yüzden çok eski zamanlardan birinde Vera’nın anılarını okurken bir sabah okulda kimsecikler yokken, Nazım’ın Piraye için söylediği çok özel ve sevgi dolu ifadeleri okuyup katıla katıla ağlamışlığım vardır.
Nazım’dan başlamışken şiir okumayı severim. Bir şiiri çok beğenip, onlarca kez okurken kendiliğinden ezberimde yer etmesini ayrıca severim.
İstanbul’u severim. Aşk üzerine kurulu bir ilişkim vardır bu şehirle. Trafiğinden bunalıp kaçsam bile hemen özler, dönmek isterim. O beni, iyi bir sevgili olarak, çok zorlamaz genelde. Ben de onun, iyi bir aşık gibi, suyuna giderim çoğunlukla…
Her çarşamba Penguen’imi alıp okumayı severim. Şimdi bir de Uykusuz eklendi yanına gerçi. Genelde ciddi bir ifadeyle okurum ama zaman zaman otobüslerde kahkaha atmışlığım da vardır.
Adalar’ı, özellikle de Burgazada’yı çok severim. İstanbul’un hem bu kadar merkezinde hem de bu kadar özel bir yerini sevmeyen var mıdır zaten, bilemem. Kalpazankaya’da Sait Faik’le karşılıklı şarap içmeye bayılırım :)
Kahvaltı yapmayı severim. Ama öyle hafta içi bir telaş içinde yapılanları değil, haftasonları aheste bir şekilde yapılan sabah kahvaltılarını…Bitsin istemem hiç. Hele de yanımda sevdiklerim varsa keyfime diyecek olmaz…
Gezmeyi, uzun yolculukları severim. Yola sabahın köründe daha herkes uykudayken çıkmaya, gün ağarırken bir yerde çay içmeye ve sevinçle yola koyulmaya bayılırım.
Şarkı söylemeyi, hele de arabada yalnız başımayken avaz avaz şarkı söylemeyi severim. Bir tür terapi gibi gelir bana.
Bahçemdeki kiraz ve erik ağaçlarını severim. Her bahar çiçeğe duruşlarını heyecanla bekler sonra da hani hayatımda olmasını istediğim her şey gerçekleşmiş, hiç sorun kalmamış gibi tuhaf bir iyimserlikle dolaşırım uzunca bir süre.
Annemi ve ablamı kan bağından bağımsız bir şekilde çok severim. Annem komşu teyzem, ablam da okuldan arkadaşım olsalardı da ben onları yine çok severdim diye düşünürüm. Yaşam içindeki en büyük şansımın onlar olduğuna inanırım.
İkinci en önemli şansım olan dostlarımla sohbet etmeyi, gezmeyi, dedikodu yapmayı, gülmeyi, ağlamayı yani yaşamı paylaşmayı çok severim.
Akşamları herkes uyuduktan sonra gecenin sessizliğinde kendime bir kahve yapıp ayaklarımı da altıma alıp kitap okumayı çok severim.
Kar yağarken oğlumla evde pencere kenarında sıçak çikolata içip yağan karı seyretmeyi sonra da dışarı çıkıp kartopu oynamayı severim.
Oğlumu mıncırmayı, onunla sarılıp koklaşmayı çok ama çok severim.
Ooooo, daha çok vardır emimin, bunlar hemen aklıma gelenler.

deyip bir başka blogger'ı sobelemişim ben de. Yazıyı okurken aynı kalanları (çikolata tutkum, Nazım sevgim, Burgazada aşkım), artık hayatımda olmayanları (mizah dergileri, bahçemdeki kiraz ve erik ağaçları) ve tabii ki yeni eklenenleri (zarif eşim A.bey listede yok mesela o yıllarda. Oysa "herkesin bir mucizesi vardır, benimki de o" cümlesine hayatımda en çok yakışan kişi olarak bu "severim" listesinde yer alırdı muhakkak, şimdi yazsam..." onunla gezmeyi, film izlemeyi, mutfakta yemek yapmayı, uzun yürüyüşlere çıkmayı, uzaktayken yazışmayı..."diye bir çok şey eklerdim sanırım) düşündüm. E, 35 yaş Şulesi ile 52 yaş Şulesi arasında o kadar fark olsun bence :P

Madem yazı #tbt'lik fotoğraf da öyle olsun madem. 2007 yılında oğluş, annemler ve BAL'lı hemşirelerimden A.lerle gittiğimiz Ağva tatilinde, çok sevdiğim salkım söğütleri, dereyi çekmişim.


13 yorum:

  1. Ne iyi yaptın da bu blog tbt'sini yazdın. :))
    Eski yıllarda çalışırken ben de aynen senin gibi işlerin arasında daralıp daralıp hızla bloga girer yazar çıkardım. :)
    Senin "Sevdiklerim" sobesinin Elektra'dan önceki zinciri bendeymiş, meğerse. Ben de benim yazıyı ekleyeyim akşama. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet, ben de tahmin ettim, seni ebelemediğime göre senden gelmiştir bu mim zinciri diye :) bininci kez demekten şeref duyarım ki iyi ki yazmışız şu blogları :)

      Sil
  2. 2007 yılında ben buralarda değildim:) 2009 girişliyim:)
    Okulda ve taşınma işinde kolaylıklar dilerim bu arada. İkisi de zor ama bitirince gelen ferahlaması şahane olacaktır:)
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kaç girişli olduğumuzdan çok devam önemli sevgili sezer ki o da bende değil, sende var :)

      Sil
  3. Yaaa evet bir zamanlar mimler vardı:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. birbirimizi tanımak için eşsiz bir yoldu bence. bir iki defa yazmıştım ben de :)

      Sil
  4. Yanıtlar
    1. evet değil mi? ben de tekrar okuyunca yine sevdim :)

      Sil
  5. Çok güzelmiş ve eveeet arabada avaz avaz şarkı söylemek candır!!!!

    YanıtlaSil
  6. ya negzel olmuş bu :) Bi de buradan yazamazsın belki tabii de merak ettim ne taşınması ist'da mı ank'da mı acep?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kentsel dönüşümde yıkılan evimiz yapıldı, ona geri döndük cancağızım

      Sil
    2. he bunu da en en son görmem iyi oldu. :D

      Sil