31.Mayıs /Pazartesi

Haftaya hızlı bir giriş yaptım :) Sabah erkenden uyanıp O.beyciğimle cildiyeciye gittik önce. Onun ağzının kenarında, yanaklarında döküntüler var son zamanlarda. Benimse cilt lekelerim abarttı sanki (ya da uzuuuun zoom toplantıları ve uzaktan dersler sırasında kendime baka baka pimpiriklenmiş de olabilirim :P)  O.cığımınki egzamaymış, ona bir merhem verdi doktor. Benimki için ise leke giderici krem verdi ama tabii bir mucize beklemek yersiz....Ben bilmiş bilmiş, "ben aslında sadece güneşlenirken değil araba kullanırken BİLE kullanırım güneş kremi" deyince de "-bile- denecek bir şey değil bu, zaten en çok o zaman kullanmalısınız, hatta evde bile güneş kremi sürmelisiniz, cildiniz açık renk zira" deyip utandırdı beni!.  (Vakti zamanında Pippi Uzunçorap Korsan idolümdü. Onun gibi çilli bir yüz istiyordum, oysa benim cildim bembeyazdı! Güneş kremi sürmeden güneşe çıkınca çillerim oluştu ama bir süre sonra beraberinde lekeleri de getirdiler. Neyse, belki Pippi de büyüyünce çilli ve lekeli bir yüze sahip olmuştur, kim bilir :P)  

Günün sonrası son hafta derste çözeceğim problemleri hazırlamak, ablamı alıp onun 2.doz aşısının vurulması için hastaneye götürmek (darısı başımıza!), aşı sonrası caddeye inip anneme yaş günü hediyesi olarak aldığım ama ona küçük gelen bluzu bir büyük bedeniyle değiştirmek, tabii ki oraya gidince hızlı (ve verimli) bir kitapçı turu yapmak (gerçi Livaneli'nin ve Ahmet Ümit'in kitapları hâlâ çıkmamış) ve son olarak Miço'yu veterinere aşıya götürüp getirmekle geçti. 

Akşam da İş Sanat'ın kapanış konseri eşliğinde kendimi yeni aldığım kitaplarıma ve dergilerime adadım :) Gayet verimli bir gündü vallahi, mesudum :)

"Hangisinden başladın" derseniz, Murathan Mungan adının geçtiği her şey (ister şiir kitabı olsun ister roman, ister hazırladığı bir seçki ya da şiirlerinden bestelenmiş şarkılar) net bir şekilde önceliklidir benim için :)


30.Mayıs /Pazar

Erkenden uyandım yine ama yataktan kalkacak enerjiyi toplamam zaman aldı :) Fırına gidip simit aldım, güzel bir sofra hazırladım, oğlumla aheste bir pazar kahvaltısı yaptık. Sonrasında ise birlikte temizliğe giriştik. O.beyciğim süpürdü, ben toz alıp sildim derken evi tertemiz yaptık :) 

Öğleden sonra ise benim de O.cığımın da zoom toplantılarımız vardı, odalara dağıldık. Günün kalanında biraz daha çalıştım, sanal Migros'tan yaptığım alışverişi yerleştirdim, whatsapp'ten arkadaşlarımla yazıştım :) 

Aaa bir de komik bir şey oldu, eski öğrencilerimden biri instagramdan hâl-hatır sordu, yanıtladım. Ama o kadarla kalmadı baya bir şey anlattı işiyle ilgili, hayatıyla ilgili falan. Bir şey soracak hissediyorum ama konuya giremiyor. Sorsam, ayıp olacak, belki sadece kendini yalnız hissediyordur, sohbet etmek istemiştir diye düşünüp soramıyorum da! neyse sonunda sadede geldi! Eski öğrencilerimden birini sordu bana. "Hah" dedim içimden "işe başvuru yaptı herhalde çocuk, bizimki referans isteyecek" ama çocukcağızı da hatırlıyorum, kendi işi var, o ihtimâl de yok öte yandan. Derken konu anlaşıldı, bizim kız referans istedi benden ama özel arkadaşlık için :) Çok güldüm. "Efendi çocuktur hatırladığım kadarıyla ama iyi sevgili olur mu bilemem" dedim :) Bu da kaç yıllık hocalık hayatımda bir ilk oldu galiba! Ne âlemler :)

Bu akşamımın planı The Kominsky Method'un 3.sezonuna başlamak. İlk iki sezonu çok güzeldi. Geçen sene bir bunu, bir "After Life"ı bir de "Anne with an E"yi bayıla bayıla izlemiştim. Keşke diğerlerinin de devamı çekilse :)

 

Annemlerin apartmanının bahçesindeki yaseminler bir şenlik gibi bu ara. Ayrılmak gelmiyor içimden yanlarından geçerken :) 

29.Mayıs / Cumartesi

 Bugün benim annemin yaş günü. Hayatta tanıdığım en sosyal kelebek, en mükemmelliyetçi, en entelektüel, en özverili ve en eğlenceli insanlardan biridir. Ya da belki cümlenin son kısmı için "biriydi" demem gerek,  zira "eğlenceli" kısmının büyük bir parçasını babamın vefatıyla birlikte yitirdik sanki ne yazık ki...

40'lı yılların başında Ege'nin bir kasabasında doğmuş, zor koşullarda okumuş, öğretmen olmuş, sevdiği adamın peşinden İstanbul'a gelmiş sonrasında. Bana okuma aşkını kazandıran (hâlâ benden daha seri bir şekilde okur), çocukluğumun yaz günlerini eğlenceli kılmak için çeşitli ev aktiviteleri yaratan (sonra oğlumu da öyle büyüttüğü için O.bey anaokulunu sıkıcı bir yer olarak nitelendirmişti başladığında :P), çok çalışkan (gecenin körlerinde cam silip perde yıkadığını hatırlarım), gezmeyi seven (hâlâ öyle aslında ama artık ne dizleri ne beli çok da izin vermiyor ne yazık ki), çok hırslı (70'li yıllarda ehliyet sınavını birinci hakkında geçeceğim diye teybe okuduğu kitabı ev işi yaparken dinlediğini hatırlarım ki gerçekten 1.seferde geçmişti. Emekli olduktan sonra Açık Öğretim Fakültesini dışardan bitirip (hem de lisede yabancı dili Fransızcayken sil baştan İngilizce öğrenerek) ön lisans diploması almış sonra da 2.kez öğretmenliğe başlamıştı), insan canlısı (lisede, üniversitede ve sonrasında bizim evin kapısı sadece kendi arkadaşlarına, akrabalarımıza değil benim arkadaşlarıma da hep sonuna kadar açık olmuştur), cumhuriyete ve onun değerlerine sonuna kadar bağlı sevgili annem/ilk öğretmenim. Dilerim nice sağlıklı yaşları olsun...

Kahvaltı sonrası pastamızı, hediyelerimizi alıp gittik oğluşla. Tüm gün birlikteydik. Sabah biraz hüzünlüymüş yaşlandım diye ama gün içinde gayet iyiydi nazar değmesin.  Arayanlar soranlarla, sosyal medyadan kutlayanlarla daha da mutlu oldu. Güzel bir gün geçirdik. Daha ne olsun :)

Annemle en sevdiğim pozumuz

28.Mayıs / Cuma

 Aslında bugün öğleden sonra yola çıkıp İstanbul'a dönmeyi planlıyordum ama bugün tüm öğleden sonraya yayılan doktora yeterlilik sözlüsünde jüri üyeliğim olduğunu unutmuşum (yaşlandım ve emeklilik zamanım geldi bence :P). Dün bu programın farkına varınca, bu sabah bir tost-bir kahve şeklinde kahvaltı yapıp attım kendimi yola. Yol boyunca BAL kızlarla son oluşturduğumuz "film/dizi müzikleri ile çiçek adları içeren şarkılar "başlığında topladığımız şarkıları dinledim, eşlik ettim, yol nasıl geçti anlamadım vallahi. Canım hemşirelerim, iyi ki varlar :) 

İstanbul trafiği sözlünün başlama saatini evde yakalama planımı bir miktar bozdu. Böyle olunca ben de ilk öğrencinin 1.sorusunu Ataşehir'de arabayı kenara çekip sordum, 2.soru için de otoparktan bağlandım. Ne enteresan şeyler yaşıyoruz şu salgın döneminde. Daha önce aklıma bile gelmezdi böyle bir şey... Sonrasında eve gelip 17:30'a dek de jüri üyeliğimi sürdürdüm, yoldan çok bu sözlü yordu beni itiraf etmeliyim!

O.beyciğim babasındaydı, öğleden sonra da ilk-ortaokuldan yakın bir arkadaşıyla parkta buluşacaklardı. Sonrasında ondan rica ettiğim Oksijen gazetesini alıp geldi. Biraz hasret giderdik, biraz konuştuk, dertleştik oğlumla. Sonrasında ben bu dönem keyifle seyrettiğim "Son Yaz"ı izlerken bir yandan da gazetemi okudum. Ece Temelkuran'ın yazısını basılı bir gazetede okumayı özlemişim :) 

Son olarak, bugünün şiiri Edip Cansever'den. Bugün ölüm yıldönümüymüş şairin...Nurlarda yatsın. Hayatımızı, aşklarımızı, isyanlarımızı güzelleştiren ne çok şiir hediye etmiş bize... 

"ve ağzım ağzını öptü ise
çünkü için sözle doludur
elim eline değdi ise
çünkü elin yaratılmış işler doğurur
gözlerine baktım ise
ki bakmışımdır
onlar bir denizi sezme derinliğindedir
ve saçlarına
ve boynuna
ve omuzlarına
baktım ise
ki bakmışımdır
onlar bir kuşun uçuşunu
sezme derinliğindedir

ey sözlerim benim
onlar ki bana her zaman
bir diriliş verenedir

meselim bitmeyendedir."
  

Balkonumuzdaki güzelim yıldız çiçeği :)

27.Mayıs / Perşembe

Sabah balkonda aheste bir kahvaltı yapıp odalara dağıldık. A.'in bir toplantısı vardı. Günün kalanında sınav kağıdı okudu. Benimse dersim vardı ve bir de ara sınav mazeret sınavım. Ben ders verirken A.beyciğim geçenlerde Evren Aybars'ın Birgün'de yazdığı "bahar kokulu köfte" tarifini denemiş. Akşam yemeğimizin menüsü belli oldu böylece :) Köfte gerçekten lezizdi, hayatta da içine limon kabuğu koymayı akıl etmem ama baya yakışmıştı. Ayıla bayıla yedik, öneririm. 

Akşamüstü işlerimiz bitince yine bir bahçe ziyareti yaptık. Ben kurutmak üzere nane topladım baya. A. son bir iki dikim işini yaptı. Kampüste olmayı, lojmanda yaşamayı seviyorum. Kuş seslerinin hakim olduğu huzurlu bir ortam burası. Hayatın biraz daha sakin ve yavaş aktığı bir yer.

Akşam yemek yerken de benim en sevdiğim ve izlemekten hiç bıkmayacağım dizilerden "mutlu ol yeter"in 1.bölümünü izledik tekrar. Ertan Saban'ın oynadığı Babür karakteri beni en mutsuz zamanlarımda bile güldürebilen bir tip. Ali Atay'ın canlandırdığı kronik mutsuz ve bezgin Ali de öyle. Yine izledik, yine güldük :)

Bugünün fotoğrafı balkondaki çiçeklerimiz olacaktı aslında ama neden bilmem blog izin vermedi fotoğraf ekleme. Bugün de böyle olsun o halde. Sadece onlara yakışan şiirle kapatayım günü. Özdemir Asaf'tan "çiçek senfonisi"

Çiçeklerin akşamlarını
Akşamların çiçekleri
Aydınlatır..

Çiçeklerin adlarını
Birbirlerine benzemezlikleri
Adlandırır.

Biri alır bir güneşi
Öbürüne yıldız sunar,
Biri öbürünü yağmurlandırır.

Bir başkası bir güzelliği
Akıl almaz çalımıyla
Karanlıklandırır.

Bir düğünü aklandırır biri,
Biri bir yalanı silerken
Biri bir ölümü anılandırır.

Biri bekler sabahları,
Biri gündüz diye çıldırır
Bir başkası aydınlığı akşamlandırır.

Biri bağlar-bahçeler içinde nazlı,
Biri kendi kendini doğurur bayırlarda,
Biri kayalıkları ayaklandırır.

Pencereden bakar biri,
Biri el sürdürmez kimseye,
Biri kendini ağaçlandırır.

Tırmanır biri el ermez dikliklere.
Biri yerlere yaslar yüzünü
Topraklandırır.

Biri ordusunu yayar birdenbire
Tarlalara, öbek öbek,
Kanlandırır.

Biri şarkılarla gözleri besler,
Yeşillikleri ve sevgilileri
Umutlandırır.

Çiçekler hep bekler gibidir,
Oysa hiç beklemezler;
Biri arılandırır, biri kuşlandırır.

Biri rüzgârlandırır gönülleri,
Biri kızdırır soğumuş külleri..
Biri de kendini kucaklandırır.

Biri tek başına yürür yazgısında,
Biri sepetlerde demet demet
Ününü kaldırımlandırır.

Biri vazolandırır kendini salonlarda,
Biri kurur bir kitabın içinde,
Biri de kafes arkasında saksılandırır.

Çiçekler bir şölen yaşamda,
Renklerin en büyük orkestrası..
Dursuz-duraksız çalar her insanda
Sevinci, aldanıyı, ölümü ve yası.

26.Mayıs / Çarşamba

Sabah, çayımızı termosa koyup, kahvaltılıklarımızı da yanımıza alıp bahçeye gittik. Yolumuz üzerindeki marketten de çıtır simitlerimizi alınca her şey tamam oldu :) Kahvaltımızı açık havada yaptık, ben A.ciğimin haftalardır emek verdiği bahçeyi yerinde görmüş oldum, o bir iki ekim dikim işi de yaptı, gayet verimli ve keyifli bir sabah oldu velhasıl :) 

Sonrasında biraz okul işi ile ilgilendim ve misafirlerimiz için hazırlık yaptım. Önce Moğolistan'dan kesin dönüş yapan Z.ciğim ve A.ciğim ikinci doz aşılarını olup bize geldiler. 2 yıldır hiç görüşmemiştik. Çok özleşmişiz, balkonda, açık havada ve mesafeli mesafeli oturup hasret giderdik.

Sonra da A.ciğimle S.beyciğim geldiler. Şarap, peynir, limonçello derken uzun zamandır içmediğim kadar çok içtim. Ama nasıl özlemişim arkadaşlarımı. Ülke gündeminden, çocuklardan, kedilerden, hayallerden, olası projelerden, dizilerden derken çan çan çene yaptık. 

Uzun zamandır bu kadar sosyalleştiğim bir gün olmamıştı. "Over doz" oldum sanırım :) Yüzümde sabit bir gülümseme ile oturuyorum şimdi :)  

Zarif eşimin bahçesi. Nasıl bir emek var şuncacık bahçede...
Çiftçilerin hakkı ödenmez vallahi... 


25.Mayıs / Salı

Aheste bir kahvaltı sonrası işe güce daldık A.beyciğimle. Onun bir toplantısı ve bir sınavı vardı bugün. Benimse doktora dersim ve bir de öğrencilerimle görüşmem...Okulla ilgili işlerin arasında gidip çiçek aldık balkon çiçekliklerine dikmek için. Onları diktik, balkonu yıkadık, sildik, temizledik ve resmi olarak balkon sezonunu Ankara'da da açtık :) Akşam geç saate dek balkondaydık. Bizimle birlikte komşumuzun kedisi Benek hanım da hemen minder konmuş sandalyelerde yerini aldı ki daha ne olsun! Bu arada A.beyciğimin yaptığı limonçelloya dadandım ben akşam keyfi sırasında, gerçekten güzel olmuş :)

Balkona sardunya ve yıldız çiçeği aldık çoğunlukla ama tabii ki fesleğensiz olmazdı...Beni bilen bilir, en sevdiklerimden biridir fesleğen.  Bir sürü güzellik çağrıştırır bana. En başta Ege'yi. Çocukluğumun yazlarını, sıcak yaz akşamları taraçayı yıkayıp kilimleri serip yıldızlara bakarak kocaman aile olarak sohbet etmeyi, gülüşmeyi. Ve tabi sivrisinekleri uzak tutsun diye saksı olarak kullanılan tenekelere dikilmiş fesleğenleri... Sonra Ahmet Telli şiirini ve Tolga Çandar'ın bestesini (fotoğrafa giydirdim bu güzelim şarkıyı). Ve tabii Dinçer Sümer'in uzun ve muhteşem destansı şiirini (bir bölümünü burada da yazmadan edemedim).

Merhaba be Alekos’un oğlu, komşum hey, merhaba!
Önce mahsus selam eder, cümlenizin
-ki cümleniz şu güzelim Ege suyunun iki yanında,
dünyanın en bilge güneşinin altında yaşamaktayız
ve üstündeki eski görkemli toprakların-
gözlerinizden öper, ellerinizden sıkarız
Bizi sual edecek olursanız, şükür yaşamaktayız
ve su taşımaktayız bir barış gülüne.
Üzüm ezen, tütün dizen, sevda ile bez dokuyan,
harç karan, şiir yazan, aylak gezen, işçimiz, katibimiz,
yüreğimiz yağma, yangın komşum hey,
düşmanlıklardan, eğrilerden yana değiliz.
Evet, değiliz, Çünkü biz
fesleğensiz, menekşesiz edemeyiz. Çünkü biz
güvercin yağar gibi ölürken insanlar dar dünyada,
Sokrates’in Yunus’un çocuklarıysak bu aydınlık kıyılarda,
üzgün gidişini, Nazım’ın, Ritsos’un Lemnos’a düşüşünü
bir güzel düşünmeliyiz.
Bak komşum, tumturaklı ve çetrefil
ve uzun cümlelerle değil, halkça söyleşmeliyiz.
İşte bu yüzden cümbüşler, laternalar bir köşede,
komşuluk bu kıyıda kaldı, kardeşlik öte yakada.
Barış dersen cızırdayıp duruyorken eski gramofonda,
rakılar, rokalar, çipuralar, razakiler bezirganların sofrasında.
Düşmanlıklar, eğrilikler bezirgan tuzağıdır.
Kurşun ile yiğit bitirmek, kıran sokmak buğdaya,
geceye, ölüme, yalnızlığa, korkuya açılan bir yelkenli gibi Küda’da
İşçilerimiz Almanya’da, Hollanda’da, şurada burada
düşüyorlarsa hasrete, sevgisizliğe, ikinci sınıf insanlığa;
Tuzaktır Alekos’un oğlu, vallaha da billaha da.
...

24.Mayıs /Pazartesi

Sabahtan O.beyciğim son sınavına girdi, ben biraz çalıştım. Öğle yemeğinden sonra ise o arkadaşlarıyla buluşmak için dışarı attı kendini ben de yârimin yanına gelmek için yola koyuldum :) 

Bolu'ya kadar Ünsal Ünlü'nün son bir iki videosunu izledim, gündemi takip edebileyim diye. Bolu'da benzin molası verdikten sonra da kızlarla hazırladığımız şarkı listesini dinleyerek, bazen eşlik ederek 4.5 saatte lojmanın önüne vardım :)  Aydın Engin (ki kendisini pek çok severim) baharda ağaçların büründüğü yeşil renge "körpe yeşil" demişti bir yazısında. Tam da öyleydi yol boyunca (özellikle Bolu'ya kadar), ağaçlar körpe yeşildi, muhteşemdi, niye fotoğraf çekmediysem, kızdım kendime  bu satırları yazarken! Cuma günü dönerken atlamayıp çekeceğim, söz :)

Bugünün şiiri Bedri Rahmi'den olsun:

Yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden 
Rabbim ne güzel çıldırır. 
Yılda bir kere uzatır avuçlarını yaprak; 
Sevincinden titreyerek. 
Yılda bir kere kendini verir toprak 
Yılda bir kere yarılır bahçeler hazdan 
Rabbim ne güzel yarılır. 
Biz de bir kere sevinebilseydik. 
Çiçek açmış ağaçlar gibi çıldırasıya. 
Kimbilir belki bir gün sulh olunca 
Biz de deliler gibi seviniriz, 
Ağaçları ve baharı taklit ederiz 
Renkli bez parçalarıyla donatırız şehri
 Renkli ampuller asarız pencerelerden 
Kimbilir belki bir gün sulh olunca 
Biz de çatır çatır çatlarız binbir yerimizden 
Ağaçlar gibi.

Dün akşam canım A.cüğümün önerisiyle izlediğim film, "Umudun Dili" çok etkileyiciydi. Öneririm.  


23.Mayıs /Pazar

Sevgili blog, bir itirafta bulunmalıyım :) Geçenlerde Leylak Dalı öğretmenimin katıldığı şarkılarla meydan okumaya katılmasam da (takip etmek çok eğlenceliydi ama itiraf etmeliyim :P) bu fikri benim 6 kişilik çekirdek BAL kızlar whatsapp grubunda duyurmayı ihmal etmedim ve sevgili hemşirelerime "Bloggerlar böyle bir oyun oynuyorlar. Biz de kendi aramızda oynasak ya" deyip ilk paylaşımı 12 Mayıs'ta yaptım (seni aldatmış gibi hissediyorum kendimi ama vallahi öyle değil blogcuğum :P).

Biz şarkı sınırı koymadık, o yüzden örneğin "içinde renk geçen şarkı"temasında 6 kişilik gruptan 20 şarkı toplanabildi :) Sorularda değişiklikler yaptık, bazılarını çıkardık, yeni bazı temalar ekledik. Bununla da yetinmedik, bu şarkıları spotify'da topladık. An itibariyle 221 şarkıdan oluşan ve 15 saatlik bir listemiz oldu :) Salgın bitince kendimizi gezmeye vuracağız ya, işte o gezilerde dinleyeceğiz bu listeyi. Tabii, şarkılar bahane, şarkıların yarattığı çağrışımlar, anılar şahane! Çok eğleniyoruz. Bu vesile ile sana herkesin huzurunda teşekkür etmek istedim. Yine hayatımı şenlendirdin sevgili blog :)

Evet, itirafımı yaptığıma göre bugünüme dönebilirim :) Sabah erkenden ve bel ağrım çok hafiflemiş uyandım. Kahvaltı sonrası O.beyi çalışma odasına uğurlayıp ben de anama gittim, çaydır, kahvedir, balkon keyfidir derken oturduk baya. Sonra da ablamla bir mahalle turu yapıp evlere dağıldık. O.cığımın bu akşam 17:30'daki sınavı vardı. O sınavdayken ben de sessiz sakin balkonda kitabımı okudum, Mümtaz Taylan'ın kitabını bitirip Napoli serisinin ikinci kitabına başladım. Beklentilerim çok büyük, bakın söyleyeyim şimdiden :) 

Arada çalıştım da ama çok verimli olmadı doğrusu, pazar günü olduğundan sanırım. Ve saçımı boyadım, iyice çıkmıştı beyazlarım artık zira. Bir gün, cesaretimi toplarsam saçımı boyamama kararı da alacağım ama bakalım ne zaman?!

Bugünümün en güzel haberini ise instagramda takip ettiğim Akgün Akova verdi: Murathan Mungan bir şiir seçkisi yapmış. Metis'ten de çıkmış. E şimdi buna sevinilmez de ne yapılır :)

Fotoğraf altı şarkısı hayatımın neşesi, dayanağı, ortağı canım BAL kızlara: 
Bülent Ortaçgil'den "Benimle Oynar Mısın?"

  

22.Mayıs / Cumartesi

Yine sabahın köründe uyandım ama bu sefer bir bel ağrısıyla. Ne zamandır iyiydim ve bel hareketlerimi de her gün yapmaya özen gösteriyorum oysa. Neyse yine de kalktım, kahvaltı hazırladım, anneme kapıdan uğrayıp vitamin bıraktım (o da dünden beri çok halsiz ve yorgun hissediyormuş kendini), eve dönüp temizlik yaptım, gazete okudum, bir zoom toplantısına katıldım. Sıradan bir gündü. Yani öyle olacaktı bu filmi seyretmesem...

Ne zamandır bekliyordum MUBİ'de gösterime girmesini, toplantıdan sonra kendime bir kahve yaptım ve oturdum başına. Günüm aydınlandı. Ümit Ünal'dan: "Aşk, büyü,vs"

Film başladı. Büyükada...Çarpıldım. Allahım, ne çok özlemişim ada'yı ...Yokuşlarını, köşklerini, mini minnacık evlerini, çiçeklerini, sakinliğini...Aklım uçtu gitti resmen. Filmi, bir yandan bu ada hasreti içimde kabarırken izledim...

Çok beğendim. Beklediğime değmiş. Selen Uçer nasıl güzel bir oyunculuk sergilemiş. Ece Dizdar da çok iyi ama Uçer döktürmüş...

Ve bence filmin 3.başrolü Büyükada :) Her zamanki gibi çok güzel...Hep öyleydi, eminim hâlâ öyle...Bir de...Ah Aya Yorgi bir daha yoruldum demeyeceğim sana gelirken :)

21.Mayıs / Cuma

Nazara inanır mısınız? Ben inanırım. Oğlum küçükken "bugün çok sakin" dediğim günün akşamına uyumaz, sabahı sabah ederdi(k). İnce çorap giyince, "güzel durdu ayağımda" dersem, evden çıkmadan kaçmış olur!  "Bugün de güzel çalıştım" diye düşünürüm, bilgisayar kitlenir, ben yazdıklarımı kayıt etmemiş olurum, her şey çöpe gider. Örnekleri çoğaltabilirim :) 

Ne alaka demeyin, dün dedim ya "Sabahın erken saatlerinde kalkıp yürüyüş yapmayı sevmeye başladım" diye, bugün kalkamadım tabii ki! :P Yani aslında kalktım da sabah ezanı okunuyordu ve ben "çok erken" deyip yataktan çıkmayınca uyuyakalmışım ve uyandığımda saat 8'di. Yine çok geç değil ama O.beye kahvaltı hazırlamam, saat 10'da bir toplantıya katılmam gerektiği için, tabii bir de yağmur yağdı yağacak gibi olduğundan çıkamadım yürüyüşe! 

Bugünün en önemli olayı evi kentsel dönüşüme vermek için müteahhite noter aracılığıyla vekalet vermemizdi. Hayırlı olsun inşallah. Çok güzel anılar verdi bana bu ev, minnettarım :)

İki-üç gündür elimde Ahmet Mümtaz Taylan'ın Irmak Zileli (ki onu da ayrıca severim)  ile yaptığı nehir söyleşi kitabı var. Mümtaz Taylan sevdiğim bir oyuncudur, özellikle son aylarda Leyle ile Mecnun'daki rolüyle gönlümde taht kurmuş durumda! Bu söyleşiyi merak ediyordum. Doğrusu ya kitap, onun bende yarattığı izlenimi güçlendirdi. Güzel bir insan olduğuna inanıyordum zaten, bu söyleşi sayesinde emin oldum :) 

Zileli'nin yetenekle ilgili bir sorusunu şöyle yanıtlamış: "Yeteneğe tanık olduğum anlarda o insanları tanımış kadar yakınlık duyuyorum onlara. Çok yüksek bir empati nöbeti gibi tarif edebilirim bunu. Ben Tolstoy'un yazdığı gibi yazamayabilirim ama onu okuduğum zaman onu yazmış kadar hayrete düşüp sevinçten ağlayacak hâle gelebiliyorum...Bunu sergileyen bir insan gördüğüm zaman başkalarının anlayabileceği, fark edebileceği düzeyde o cevheri biçimlendirmiş sunabilmiş insanlar gördüğüm zaman derin bir mutluluk hissediyorum, hayatta daha heyecan verici bir şey yok. İşte bu, yaşamaya devam etmek için iyi bir sebep"...Tam da benim hissettiğim şey bu, o yüzden çok beğendim! Kendimi sanatsal hiç bir konuda yetenekli bulmam ama bu yeteneğe sahip insanların ortaya koydukları eserleri izlemek, işitmek, okumak bende tam da bu duyguyu uyandırıyor: sevinçten ağlayacak gibi oluyorum ve "yaşamak güzel" hissi dolduruyor içimi :)

Şu şiiri okuyunca mesela, "iyi ki benim anadilimde yazmış Ahmed Arif, iyi ki bu şiiri okumuşum, iyi ki bu şiiri böyle besteleyen bir sanatçıyla aynı çağda yaşıyorum" demiyor musunuz siz de?

Rüya, bütün çektiğimiz. 
Rüya kahrım, rüya zindan. 
Nasıl da yılları buldu, 
Bir mısra boyu maceram... 
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi, 
Bilmezler nasıl sevdik, 
İki yitik hasret, 
İki parça can. 
Çatladı yüreği çakmaktaşının, 
Ağıyor gök kuşaklarının serinliğinde 
Çağlardır boğulmuş bir su... 
Ağıyor yeşil. 
...
Sus, kimseler duymasın, 
Duymasın, ölürüm ha. 
 Aymışam yarı gece, 
Seni bulmuşam sonra. 
Seni, kaburgamın altın parçası. 
Seni, dişlerinde elma kokusu. 
Bir daha hangi ana doğurur bizi? 

Ruhum... 
Mısra çekiyorum, haberin olsun. 
Çarşıların en küçük meyhanesi bu, 
Saçları yüzümde kardeş, çocuksu. 
Derimizin altında o ölüm namussuzu... 
Ve Ahmedin işi ilk rasgidiyor. 
İlktir dost elinin hançersizliği... 
Ağlıyor yeşil.

Fotoğrafa tabii ki bir şarkı giydirdim yine: Fikret Kızılok'tan "Rüya"

20.Mayıs / Perşembe

Sabahın erken saatlerinde kalkıp yürüyüş yapmayı sevmeye başladım. Mahalleden çok kopmadan genelde kullanmadığım ara sokaklara girip çıkıyorum. Hoşuma gidiyor eski evler, köşkler, baharda iyice coşmuş güller, yaseminler, filbahriler arasında yürümek. 

Ben 3 yaşımdaymışım bu yakaya taşındığımızda, 5 yaşındaydım da şimdi oturduğum evin karşısındaki eve taşındığımızda. Bir ömür (iki yıllık İzmir , bir de ilk evliliğin ilk 2 yılını çıkarırsak) aynı mahallede geçti yani. Çok severim buraları. Eskiden (sitenin sonu şimdiki gibi çevre yoluna bağlanmazdı o zamanlar) iyice Perihan abla mahallesi gibiydik. Ki hâlâ, tüm kentsel dönüşüm furyasına rağmen yine de öyle bir havası var ve ben bunu çok seviyorum. Yürüyüş yaparken eczacıyla laflamak, kasaba el sallamak, erkek kuaförü ile (az mı götürdüm O.beyi küçükken) merhabalaşmak hoşuma gidiyor. Bahçelerinde oynadığımız 3-4 katlı apartmanlar yerlerini 10-15 katlılara bıraksa da, okuduğum ilkokul imam hatip olsa da, arkadaki korunun yerinde yeller esse de, burası, benim büyüdüğüm, yaz geceleri hava kararana dek arkadaşlarımla oyunlar oynadığım, büyüyüp gece dışarı çıkma izni aldığımda babamın eve dönüşümü pencerede beklediği mahallem...Anılar bir yere gitmiyor. Neyse ki!

Yürüyüş sonrası  günün geri kalanı sakin ve tanıdıktı. Çamaşır ve yemek işleri dışında bitirme grubumla çalıştık biraz. Bir de dersim vardı, onu yaptım. Şu çocuklar mezun olmadan yüzyüze görüşebilmek istiyorum onlarla! Kamerasını açan 3-4 öğrenciyi öpeceğim gördüğümde mesela, beni kendi yansımama bakarak ders anlatmaktan kurtarıyorlar. Minnettarım onlara :)

sevdim ben bu fotoğrafa müzik ekleme işini :)

19.Mayıs / Çarşamba

Yoktan var edilmiş bir cumhuriyetin yola çıktığı gün bugün.... Sadece bu bilgi bile bugünü güzel kılıyor zaten. Kutlu olsun :)

Sabah erkenden uyandım yine, yürüyüş ve kahvaltı sonrası ablamla birlikte babama gittik. Bayramda gidememiştik, iyi oldu, temizledik etrafı, biraz konuştuk, dualarımızı okuduk, döndük. Çok özlüyorum onu. Anmadan geçen bir günüm bile yok.

Öğleden sonra ise G.cuğum geldi. Kahve yapıp arka bahçeye indim ben de.  Çan çan çene yaptık, eski eşlerden girdik, çocuklardan çıktık, araya biraz da emeklilik planları kattık, ikimize de çok iyi geldi, çok özleşmiştik :)

Akşamsa ne zamandır aklımda olan filmi izledim: Kapı...Güzeldi. Bazı diyaloglar çok "öğreten adam" kıvamında gibi geldiyse de beğendim genel olarak. Hikaye yürek burkucuydu. Mardin manzaraları ise beni 20li yaşlarıma alıp götürdü...Ablamın Mardin'de öğretmenlik yaptığı yıllar her yaz ben de gider, kalırdım onunla üniversiteler açılana dek. Çok büyülü bir şehir gibi gelirdi bana. Bir çok kültürün birlikte dokuduğu kadim bir kültür. Filmi izlerken yine o duyguyla izledim, bir de tabii "salgın bitse de gitsem yine oralara" diyerek... 

Bugünün şiiri Haydar Ergülen'den babam anısına olsun. Bu şiir çok yakışıyor ona. "Çok çocuk, çok rakı, çok merhamet"e "çok adalet çok sevgi"yi de ekleyebiliriz hatta. O benim bu hayattaki kahramanım. Canım babam...

"bu topraklar da, bu can da senin mülkünmüş madem
öyleyse biraz daha kalsın bu dünyada babam
sonra da bu şiire bakıp, bu ne çok mavi desin
çok çocuk, çok ekmek, çok rakı, çok merhamet,
isterim ki herkes babasını sevsin şu hayatta derinden
ben babamı sevdim en çok kelinden
ve bildim ki mavi ustasıymış hayatın babam"